Miroğlu'ndan Çarpıcı Açıklamalar

Miroğlu'ndan Çarpıcı Açıklamalar
28 Ocak 2019 Pazartesi Saat 11:13 1

Yerel seçimlere yaklaşılırken AK Parti Tanıtım ve Medyadan Sorumlu Başkan Yardımcısı ve eski Mardin Milletvekili Orhan Miroğlu'ndan Kürt oylarıyla ilgili çok çarpıcı açıklamalar geldi.

AK Parti Tanıtım ve Medyadan Sorumlu Başkan Yardımcısı ve Mardin eski Milletvekili Orhan Miroğlu, Habertürk'ten Kübra Par'a konuştu. Miroğlu, yerel seçimlerde aday belirleme sürecini anlatırken, "AK Parti şehirli Kürt seçmenden istediği kadar oy alamıyor" dedi. Suriye'nin kuzeyinde Türkiye sınırında artan gerginlik hakkında konuşan Orhan Miroğlu, "PYD’nin Suriye ütopyasının Türkiye’deki Kürtler üzerinde etkisi yok" ifadelerini kullandı. Kübra Par'ın Orhan Miroğlu röportajı...

Giriş: 28.01.2019 - 08:06 | Güncelleme: 28.01.2019 - 17:05 HABERTURK.COM

31 Mart için hazırlıklar yoğunlaşırken AK Parti Tanıtım ve Medyadan Sorumlu Başkan Yardımcısı ve Mardin eski Milletvekili Orhan Miroğlu Kürtlerin seçmenin beklentilerini analiz eden bir rapor hazırlayıp MKYK toplantısında Cumhurbaşkanı Erdoğan’a sundu. Raporda çarpıcı tespitler kadar önemli özeleştiriler olduğunu da duyunca Miroğlu ile buluşup detaylarını öğrenmek istedim.


AK Parti bu yerel seçimde Kürt seçmene yönelik nasıl bir strateji geliştirecek? Suriye’deki gelişmeler Türkiye’deki Kürtleri nasıl etkiliyor? Özellikle orta sınıf şehirli Kürt seçmen neden AK Parti’den daha çok HDP’ye oy vermeyi tercih ediyor? Kayyum politikası bu seçimde AK Parti oylarına nasıl tesir edecek? Hepsini açıkça sordum, Miroğlu da gerçekçi yanıtlar vermekten çekinmedi…

 

"BÖLGEDEKİ ADAYLARIMIZDA YÜZDE YÜZ AK PARTİ’LİLİK ARAMADIK"


31 Mart’ta yerel seçimlere gidiyoruz. AK Parti Kürt seçmenlerin ağırlıklı olduğu bölgelerde bölgede nasıl bir strateji izleyecek? Siz Cumhurbaşkanı’na sunduğunuz raporda neler önerdiniz?


Cumhurbaşkanımız önemli bir tespitte bulunup, “Halkla aramızdaki terör duvarı çöktü” dedi. Bu duvar çökünce, duvarın bir tarafında kalan Kürtler ile diğer tarafında kalan Kürtler bir yüzleşme yaşıyorlar. Doğu ve Güneydoğu’da gittiğim bütün şehirlerde bunu görüyorum.


Duvarın iki tarafındaki Kürtlerden kastınız ne?


Duvarın bir tarafında; Türkiye’ye kaderini bağlamış, buradaki siyasi partilerle hep işbirliği içinde olmuş, sonrasında AK Parti’yi kendi partisi bilmiş, temel talebi bölgede çatışmanın sona ermesi, refahın yükselmesi olan ve yeni bir Anayasa sürecine dahil olmak gibi bir fikirle hareket eden ve PKK’nin kontrol edemediği kesim. Duvarın öbür tarafındaki kesim ise PKK’nin hem siyasi bakımdan hem psikolojik bakımdan hem de yerel yönetimler üzerinden kontrol ettiği bir kesimdi. Bu süreç içerisinde, 1999’dan kayyım dönemine kadar geçen 18 yılda HDP-PKK çizgisi bir bölgeyi seçim kazanarak yönetti. Bu da aynı halk kesimi içerisinde farklı iki psikolojinin yaşanmasına yol açtı. PKK’nın siyasi bakımdan yönlendirdiği kesim, duvar yıkıldıktan sonra yeni bir muhasebenin içine girdi. Ama bu muhasebe birdenbire seçimlerde AK Parti’nin oy patlaması olarak sonuç vermeyecek. Bu kadar tecrübeden geçen duvarın öbür tarafındakiler mutlaka yerel yönetim seçimlerinde bir muhasebe yapacaktır. AK Parti’nin bölgedeki adaylarını seçerken HDP’li seçmenin bu hissiyatını, onu bir hikâyeye bağlı kılan sebeplerin giderek zayıflamış olmasını siyasete tahvil etmek, bu anlamda normalleşmeyi sağlamak, iç barışı inşa etmek gibi bir vazifesi var. Bunun için, adaylarımızda yüzde yüz AK Parti’lilik aramadık. Mesela Mardin Artuklu belediye başkan adayımız, Doğru Yol Partisi’nden iki dönem belediye başkanlığı yapmış bir arkadaşımız.



Neden böyle bir tercih yaptınız?


Çünkü toplumun talepleri bu tercihi yapmamızın doğru olduğunu söylüyordu. Mardin yüzde 20-25 civarında Arap seçmen, yüzde 75 civarında da Kürt seçmenin yaşadığı bir yer. Dolayısıyla biz başından beri böyle kıymetli bir ilçemizde bir melez adayımızın olmasını istiyorduk. Yani bir yanıyla Kürtlere seslenebilecek bir yanıyla da Arap seçmenizi memnun edecek bir aday arayışındaydık. Orta sınıflara da seslenebilecek adaylarımızın olmasını istedik. Van’daki adayımız Necdet Takva tam da böyle bir adayımız. 10-15 yıl Van’ın ekonomik hayatında rol oynamış, Ticaret Odası başkanlığı yapmış, hatta zaman zaman da HDP’nin periferisinde olmuş bir arkadaşımız. Ama hiçbir zaman da HDP’li olmamış. Belki geçmiş seçimlerde böyle bir tercihi de olmuş olabilir, ancak hiçbir şekilde onun profilindeki adayların önünü kesmek gibi bir tavır içerisinde olmadık. Zaten Cumhurbaşkanımız da “Adaylarımızla ilgili güvenlik soruşturması yapıyoruz” diyerek bunu ifade etti. Ama şimdi 10-11 ilde HDP’nin yüzde 50’den fazla oy aldığı bir yerden bahsediyoruz. Burada insanların şu ya da bu biçimde HDP ile ilişki kurmamış olması mümkün değil.


"HDP TABANININ OYUNA TALİBİZ"


Özetle, PKK ve Kandil ile direkt ilişkisi olmayan ama HDP tabanının da sempatiyle bakacağı adaylara yöneldiğinizi söyleyebilir miyiz?


Tabii ki. Çünkü biz onların oyuna talibiz. Hakkari’de “HDP’nin 2 milyon oyuna talibiz” dedim. Referandumda Kandil ‘Hayır’ cephesine oy verilmesini istedi. CHP’den milletvekili arkadaşlarımız da gidip bölgede ‘Hayır’ kampanyalarını yürüttüler ama buna rağmen bölgede 1 milyon 70 binin üzerinde, yine metropolde 1 milyona yakın HDP oyunu aldık. Bu oy Kandil’e rağmen, HDP’nin itirazına rağmen alındı. Bu yüzden bu seçimde de o 2 milyon oyu istiyoruz.


 


"CHP-HDP İTTİFAKI MEŞRU AMA SORUNLU"


Bu sözünüze itirazlar oldu. “CHP çıkıp dese ki ‘HDP’lilerin oyuna talibiz’, ‘Vay! CHP terörle işbirliği yapıyor’ denir. Ama AK Parti’den biri çıkıp ‘HDP tabanının oyuna talibiz’ dediğinde hiçbir şey olmuyor” diyenler var. Bu eleştiriye ne diyorsunuz?



Benim buna itirazım var. HDP’nin oyuna da, CHP’nin oyuna da, AK Parti’nin oyuna da isteyen istediği ölçülerde talip olabilir. HDP ile işbirliği yaparak, partilerin üst düzeyinde bir araya gelerek bir strateji çerçevesinde böyle bir talebimiz olmuyor. Bu da meşru bir şeydir, ancak biz HDP’ye böyle bir teklif yapmıyoruz. HDP’yi yönetenlere, “Gelin sizinle Cumhur İttifakı’nda bir arada olalım” demiyoruz.


HDP’den CHP’ye yönelik mesajlarda bu var; “Millet İttifakı’nın bir partisi olmak istiyoruz” diyorlar. Deneyimli bir politikacıları geçenlerde bunu söyledi: “Biz CHP’ye sürekli elimizi uzatıyoruz ama CHP elimizi tutmuyor” dedi. Yani burada partiler arasındaki resmi görüşmeler ve bu resmi görüşmelerin sonucunda ilan edilecek bir ittifaktan bahsediliyor. Biz böyle bir şey yapmıyoruz; biz, Türkiye’nin siyasi şartlarında HDP’ye oy vermiş seçmenlerimizin demokrasi, refahtan yararlanma , metropolde entegrasyon gibi talepleri konusunda adres olduğumuzu söylüyoruz. “Bize oy vermeniz için eş başkanlarınızın karar vermesi gerekmiyor, bu anlayışımızla sizin de oyunuza talibiz” diyoruz. Bu ikisi farklı şey. HDP ile ittifak ayrı bir şey.


HDP ile CHP’nin partiler düzeyinde ilişki kurması meşru mudur?



Tabii ki meşrudur.


Peki, neden o zaman AK Parti sürekli CHP’yi, “Terörle işbirliği yapıyor” diye suçluyor?


Meşrudur ama sorunludur. Meşru olan her şey sorunsuz anlamına gelmiyor. Sorunludur, çünkü çok iyi biliyoruz ki HDP, bugün kendisine ait bir parti değil. PKK’den özgürleşmiş, PKK’ye rağmen karar alabilen, PKK’ye rağmen seçimlerde tavır koyabilen bir parti olmaktan uzak. Bizim meselemiz HDP’yi yönetenler meselesi değildir. HDP’ye oy veren yurttaşlarımızın dünyasında yeni fikirler olsun, bir değişim benimsensin istiyoruz. Ama bu meşruiyet meselesi kendi içinde, HDP ile PKK arasındaki kadim ilişkiden dolayı ciddi sorunlar barındırıyor. Dolayısıyla, HDP’lilere kalsa hemen yarın CHP ile ittifak yapılacak. Ama CHP tabanı, HDP’nin sırtında taşıdığı PKK yükü nedeniyle bunu taşımaya hazır değil. Bugün diyelim ki bu iş tatlı sonla bitti ve PKK Türkiye’yi terk etti; HDP bağımsız bir Kürt partisi olarak yoluna devam etti. O zaman CHP ile merkezi düzeyde birtakım görüşmeler de yapabilirler.


PKK’nın Türkiye’den çekilme ihtimali var mı?


Kısa sürede böyle bir ihtimal mümkün görünmüyor, çünkü bu örgüt kendi kararlarını kendi alabilen bir örgüt olmaktan çıktı. Başkalarının yönettiği bir örgüt durumunda; İranlıların, Amerikalıların, Rusların fikirleri bu örgütte önemlidir. Dolayısıyla, CHP ve HDP arasındaki ilişkide, HDP Anayasa’nın güvencesi altında kurulmuş bir parti olduğu için ve bugün Meclis’te de grupla temsil edildiği için tabii ki meşruiyet sorunu görmüyoruz. Ama bunun siyasi sorunlar barındırdığını söylüyoruz ve o siyasi sorunların temel sebebi de HDP’nin PKK’den bağımsız bir politikasının olmamasıdır.


Orhan Miroğlu HDP’li politikacıların tutuklu yargılanıyor olmasına nasıl bakıyor?


Değil AK Parti, ne devlet ne de normal seyrinde yoluna devam eden bir demokrasi, silahlı bir güçle Anayasa’nın güvencesi altında kurulmuş bir partinin ilişkilerini tolere edemez. Tolere ettiği dönemlerde bu hukuk sorunları yaşanmıyordu, çünkü herkes görmezlikten geliyordu. Tıpkı Marquez’in Kırmızı Pazartesi romanındaki gibi; ortada bir suç var, bir adamcağız öldürülecek, herkes biliyor ama kimse müdahale etmiyor. HDP ve PKK arasındaki ilişki de böylesi sancılı bir ilişki. Ama “Bir gün barış olacak”, “Bir gün bu örgüt Türkiye’yi terk edecek”, “Bu örgütün lideri bir gün ‘Çıkın gidin’ diyecek umuduyla Türkiye’nin liberalleri, solcuları, hatta muhafazakârlarının önemli bir kısmı, HDP ve PKK arasındaki bu ilişkiyi görmezden geldiler. Ama Türkiye demokrasisi ve Türkiye’nin şu an uluslararası yükleri, Suriye’deki varlığı, yeni yüzyılda önüne koyduğu hedefler artık PKK şiddetiyle HDP arasındaki ilişkiyi tolere edecek bir durumda değil. Tolere edemediği zaman bu ilişkinin hesabı soruluyor. Hesabı sorulunca da maalesef milletvekilleri, belediye başkanları tutuklanıyor.



"KAYYUMLARDAN BÜYÜK BİR MEMNUNİYET OLDUĞUNU HERKES BİLİYOR AMA

BU HDP’Lİ SEÇMENİN TERCİHİNİ YÜZDE YÜZ DEĞİŞTİRECEK BİR FAKTÖR DEĞİL"


HDP’nin 100’e yakın belediyesi vardı, bunun 96’ya yakını kayyumla yönetiliyor. Bunların 2’sinde kayyumlar aday gösterildi. Kayyum politikasının bu seçimde AK Parti’ye nasıl bir getirisi götürüsü olur sizce?


Kayyum politikası bir kere devlet adına ilan edilmiş bir politika, yani AK Parti’nin siyasi çıkarları bölgede egemen olsun diye ilan edilmiş bir politika değil. İşin çığırından çıktığı, artık belediyelerin bütün mali imkânlarının örgüte aktığı bir süreçten bahsediyoruz. 1000’in üstünde asker ve polisin şehit edildiği, 9 ilçenin işgal edildiği bir dönem. Kayyum atamaları böyle bir sürecin sonunda başladı. Bu meseleye AK Parti’ye getirisi-götürüsü açısından değil, devletin bekası açısından bakıyorum. Ama tabii ki siyasi sonuçları da oldu. Terörle mücadelede güvenlik politikaları sonuç verince burada da müthiş bir siyasi rahatlama sağladı.



HDP seçmeninde kalp kırıklığı yarattı mı?


Kalp kırıklığına dair bir şey gözlemlemedim ama öyle bir durum ortaya çıkmış olabilir. “Bunlar seçilmiş insanlardı” diyenler de mutlaka vardır ama genel olarak, AK Parti’ye oy vermiş ya da vermemiş olsun, hizmet politikalarından büyük bir memnuniyet olduğunu herkes biliyor. Tabii bunlar HDP’li seçmenin tercihini yüzde yüz değiştirecek bir faktör değil.


AK Parti’nin belediyelerine kayyum atadığı Ahmet Türk ve Sırrı Sakık gibi kimi sembolik isimler yeniden aday. Ahmet Türk serbest bırakılmıştı, Sırrı Sakık hiç tutuklanmadı.


HDP’de adaylar belirlenirken hangi kriterlere bakıldığı bilmiyorum ama o kriterlerin HDP tabanı göz önüne alınarak oluşturulduğundan da emin değilim. “Biz belediyeleri yeniden kazanacağız ve götürüp mazbatamızı valilere teslim edeceğiz. Avrupa’dan heyet de çağıracağız” şeklinde argümanlar da duyuyoruz. Bugün Avrupa’dan yükselen HDP lehine söylenmiş sözlerin Türkiye’de büyük sarsıntıya yol açtığını zannediyorlar. Öyle bir durum yok, Türkiye artık kendi gerçekliğine dönmüş bir ülke. Eğer bu arkadaşlarımız seçimleri kazanırlarsa bir muhasebe yapıp yola öyle devam etmeleri gerekiyor. Kimse yeni bir çatışma vaadiyle gelmemeli. Oysa bu tutum, açıkça yeni bir çatışmaya hazırlanma gibi anlaşılabilir. O zaman seçimlere girmenize gerek yok.



Şöyle bir dilemmayla karşı karşıya mısınız: bir yanda seçmenin demokratik iradesinin sandığa yansıması, öteki yanda Kandil’in yönlendirilmesiyle seçilmiş siyasetçilere yönelik tutuklama söylemleri?


Hayır, yaşanmıyor, çünkü bu tutuklamanın gerçek sebebinin hükümetten ya da devletten kaynaklanmadığından bölge halkının yüzde 90’ı emindir. Örneğin Iğdır Belediye Başkanı bir doktor arkadaşımız Murat Bey, HDP’den seçildi ve Iğdır’da hiçbir problem yaşanmadı. Iğdır şu anda HDP’nin şehir statüsünde olup da yönetilen tek belediyesi. Demek ki olabiliyor. Öyleyse bunun bütün şehirlerde uygulanması daha iyi bir tercih olurdu ama HDP’liler bu tercihi yapmadı. Hendekler kazılırken belediye başkanlarından itiraz edenler de oldu. Bunlar kendi partileriyle sorun yaşadılar, içlerinden istifa edenler de oldu. Dolayısıyla, HDP’li seçmen bu meseleye biraz bu siyasi hafıza üzerinden bakacak. Biz de siyaset olarak diyoruz ki AK Parti de geliştireceği politikalarla buna katkı sunabilir.


AK PARTİ ŞEHİRLİ ORTA SINIF KÜRT SEÇMENDEN NEDEN İSTEDİĞİ KADAR OY ALAMIYOR?


Sosyolojik bir perspektiften baktığınız zaman bölgede özellikle şehirlere göç eden orta sınıfın HDP’ye oy vermesini nasıl açıklıyorsunuz?


Bunun iki sebebi var: En önemli sebebi HDP’nin yerel yönetimlerde iktidar olması. Diyarbakır’da yaşıyorsanız, müteahhit de olsanız, ticaretle de uğraşsanız mutlaka yerel yönetimlerle bir ilişkiniz vardır. Burada il genel meclislerinin bir rolü kalmadı. Valilikler, deyim yerindeyse sembolik kurumlara dönüştü. HDP bölgede ekonomik meseleleri, sosyal ve kültürel projelerin hepsini örgütleyebilen bir partiye dönüştü. İkincisi, orta sınıf derken eğer Kürt orta sınıfından bahsediyorsak, bunların kimlik talepleri her zaman önde oldu. Süreç içerisinde bu kimlik taleplerinin iki adresi söz konusu oldu. 1999’da HDP 35-36 belediyede iktidar oldu, 4 yıl sonra AK Parti seçime girince farklı bir seçeneğin olduğu görüldü. Çünkü o dönemde de AK Parti yine parti programında çoğulculuğa, demokrasinin gelişmesine, yeni Anayasa vaadine ilişkin birçok söylemi dile getiriyordu ve birdenbire bölgenin ikinci partisine dönüştü.


HDP’nin 11 metropol şehirde aldığı oylar, Güneydoğu’da yer alan toplam 20 ilde aldığı oylardan fazla. HDP 2011’de 400 bin oyla 3 vekil çıkarıyorken, Kobani olayları sonrasında 11 milletvekili, en son seçimde de 12 milletvekili çıkarıyor. Şehirli Kürtler neden AK Parti’den çok HDP’ye oy vermeyi tercih ediyor?


Bunun da çeşitli sebepleri var. Bugün Kürt seçmen söz konusu olduğunda biz İstanbul’da HDP’den biraz daha fazla oy alıyoruz. Yüzde 8-10 civarında bizim payımıza düşüyor, yüzde 7-8 civarında HDP’ye, yüzde 4-5’i de CHP’ye gidiyor. Burada çok çeşitli faktörler; kimlik talepleri, bu kimlik taleplerinin adresi olma konumu, ama bu konumun da süreç içerisinde giderek sarsılıyor olması devreye giriyor.


"KÜRT ORTA SINIFI DA TECRÜBE ETTİ Kİ KOBANİ’DE OLAN DİYARBAKIR’DA OLAMIYOR"


AK Parti, bütün söylemine rağmen Kürtlerin kimlik taleplerini karşılayamadı mı?


AK Parti kimlik taleplerini karşıladı ama Türkiye’de bu kimlik talepleri AK Parti’nin formüle ettiği çerçevede hayata geçirilirken Türkiye’de özerklik tartışmaları yapılıyordu. Dolayısıyla bütün bu meselelerin gölgesinde kaldı. Yoksa AK Parti’nin Kürt meselesi konusunda başardıkları, aslında gerçekten bir devrim iktidarının başarabildikleriyle neredeyse eşit ölçülerde. Ama bir kamuoyu da vardı ki “Madem Kobani’de özerklik var, Suruç’ta da aynı özerklik olsun” diyordu. Gidip panellerde insanlarla bir araya geliyorduk, bu insanların içerisinde akademisyenler ve öğrenciler de vardı. Bize “Kobani’de ne olacaksa Diyarbakır’da da bu olsun” diyorlardı. Oysa süreç içerisinde orta sınıflar da tecrübe ettiler ki Kobani’de olan Diyarbakır’da olamıyor. Ama tam tersine, bugün tarihi süreç, bölgenin iktisadi dinamikleri, Suriye’nin geleceğinde Türkiye’nin oynayacağı rol, önümüzdeki dönemde bir entegrasyon süreci olacağını gösteriyor ve Türkiye Cumhuriyeti yurttaşlığının da bölge Kürtleri açısından cazip bir yurttaşlık statüsü haline gelecek. 2014’te yerel yönetimler seçiminde Van adayımıza teklif götüremezdik, götürsek de başka bir tercihi olduğu için kendisi de kabul etmezdi. Ama şimdi bu teklifi götürüyoruz ve o da reddetmiyor. Veya Hakkari’deki büyük bir aşiret olan Pinyanişilerden adaylarımız var. Bu aşiretin bir kısmı da HDP’ye oy verir. Dolayısıyla, siyasi bakımdan, moral değerler bakımından, bölgeye hâkim olan siyasi iklim bakımından böyle bir değişim süreci yaşayacağız ama bu değişim sürecinin oya ne kadar tahvil olacağı ayrı bir mesele. Fakat Haziran seçimlerinden sonra da AK Parti oylarının sürekli yükselişte olduğunu görüyoruz. Kasım seçimlerinde Mardin’de 110 bin civarındaydı, referandumda bu oylar 149 bine çıktı. Bütün bölge için aynı şey geçerli. Haziran seçimlerinde birer milletvekili bile çıkaramadığımız illerden Hakkari ve Şırnak’tan şimdi birer milletvekilimiz var. Birer milletvekili çıkardığımız yerlerden şimdi üç milletvekilimiz var. Tabii bu 35-40 yıl sürmüş siyasi hareketlerde, birdenbire çok radikal, derin değişimler de beklememek lazım. Ama biz istikametin iyi olduğu kanaatindeyiz.


Şehirli Kürtlerin AK Parti’ye daha mesafeli durmasında demokrasi, özgürlükler gibi taleplerin de etkisinden söz edebilir miyiz?


Tabii ki var. Frene basmış değiliz. Bizim dışımızda cereyan eden, hiçbir vebalimizin olmadığı birtakım hadiseler Türkiye’deki demokrasi sürecini sekteye uğrattı ve Doğu ve Güneydoğu’daki hak taleplerinin de kısmen de olsa önünü kesti. Orta sınıfların Kürt kimliği ve onun üzerinde şekillenen siyasetle olan münasebetlerinde de bugün bir normalleşme görüyoruz.


"HEPİMİZİN MUHASEBEYE İHTİYACI VAR, BARIŞI İNŞA EDERKEN ÖNYARGILARLA YOLA DEVAM ETMEK MÜMKÜN DEĞİL"


Bu seçim AK Parti’li adaylar hangi argümanlarla sahada olursa daha başarılı olur?


Hizmet sürecinin devam etmesi çok önemli, çünkü bölge halkı bu süreçten son derece memnun. İç barışı bu kadar yara almış, acıları ve yası büyük bir toplumda adaylarımızın üsluba ve dile son derece dikkat etmeleri gerekiyor. Bizim mücadelemiz Türkiye’nin hak etmediği bir biçimde ülkemizi bir çatışma ortamının içinde tutanlara yöneliktir. Her ailede bir acı var. Bununla yüzleşmemiz lazım. En son Hakkari’de bir kadıncağız geldi, “Bir oğlumu yedinci sınıftayken dağa kaçırdılar, diğer oğlumu da öldürdüler. Ben de 15-16 yıldır evime ekmek götürüyorum” dedi. Son bir güvenlik soruşturması yapılmış ve maalesef olumsuz gelmiş; yani oğlu dağda. Tabii o güvenlik raporlarını yazan insan yazmak zorunda. Ama burada sosyal bir realite var. Bu çocuk yedinci sınıfta kendi isteğiyle daha çıkmış olamaz. Bu trajedileri her ailede görebiliyoruz. Bir oğlu dağda, bir oğlu öldürülmüş, bir oğlu cezaevinde… Artık inşallah Türkiye mahalli seçimlerden sonra oturur biraz da kendi içine dönük bir muhasebe yapar. Bu muhasebeyi zaman zaman yaptık; Dersim’le yüzleştik. Bütün bunları Cumhurbaşkanı’nın öncülüğünde yaptık. Meclis’te Dersim’le ilgili o konuşmayı yapmasaydı, bugün kanaatlerimiz eskisi gibi seyrederdi. Ama tam da “Türkiye geçmişiyle yüzleşiyor” dediğimiz zamanlarda karşımıza bir musibet çıkıyordu ve o musibet bu işlerde yola devam etmemizi engelliyordu. Tabii ki HDP’li ailelerin de acısını, yasını anlamak lazım. Şehit ailelerinin de acısını, yasını anlamak lazım. İster AK Parti’li ister MHP’li ister HDP’li olalım, hepimizin bir muhasebeye ihtiyacı var. Biz bu ülkede yaşayacağız ve barış içerisinde yaşayacağız. Barışı inşa ederken de ön yargılarla, katı ideolojik kabullerle yola devam etmek mümkün değil.


Bölgede gençler ne düşünüyor? AK Parti gençlere ne vaat ediyor?


Çatışma kültüründen beslenen geniş bir genç kesim var. Bence Türkiye bunlarla bir karşılaşma yaşamak zorunda. AK Parti’li siyasetçiler de bu karşılaşmanın bir yanını oluşturmalıdır. HDP’li gençleri karşıma alıp onlarla dertleşmeyi çok isterim. Bunu herkesin istemesi lazım, çünkü bu halkın çıkarları boşa çıksın diye AK Parti’li politikacılar hiçbir şey yapmadı. Tam tersine, bu çıkarların savunucusu oldular ve ağır bedeller ödediler. Sırf AK Parti’den aday oldu diye milletvekili adaylarımız öldürüldü. 1990’lı yıllarda HDP’nin yaşadığı o zulmü, AK Parti son 5 yıl içerisinde aynı şekliyle yaşadı. Kayyumlarımız çok önemli işler yaptılar. Mardin valimiz kayyum idarecisi Mustafa Yaman bir gençlik merkezi oluşturdu. Bu gençlik merkezinin binlerce üyesi var ve oraya gelen gençlerimizin uğraştığı alanlara baktığınızda hayranlık içerisinde kalıyorsunuz. Dış politikadan saz çalmaya, her türlü sanat edebiyat faaliyetine, müspet bilimlere ayrılan zamanlar için oluşturulmuş büyük bir merkez. Ben hep “Bu biraz öbür Mardin” diyorum. AK Parti’li politikacılar biraz bu öbür Mardin’e nüfuz etmeli. AK Parti’li gençlerimiz de oraya nüfuz etmeli. Bu bir model ve bu modeli yaygınlaştırmamız lazım.


"SURİYE’DE KUZEY IRAK’TAKİ GİBİ BİR ÖZERK BÖLGE İHTİMALİ YOK"


ABD bölgeden çekildikten sonra, Suriye’nin kuzeyinde nasıl bir tablo çıkacağını öngörüyorsunuz?


Mesele sadece ABD’nin çekilmesi değil. Tahrir el-Şam örgütü gibi yapılara baktığınız zaman, yüzlerce silahlı grubun bir cephede bir araya geldiğini görüyorsunuz. Özgür Suriye Ordusu için de aynı şey geçerli. Bir kere müthiş bir silahlanma var. Anayasa sürecinden bahsediliyor ama bu süreçten önce Suriye’de rejimle şu ya da bu biçimde çatışmaya girmiş kesimlerin silahsızlandırılması lazım, ki Türkiye bu konuda bir misyon üstlendi ve o misyon devam ediyor. Esad, Suriye Ordusu’nun dışında bir askeri yapı istemeyecektir. Burada Kuzey Irak’taki gibi bir durum olmayacak. Kürtlerin o bölgede, PYD’nin liderliğinde özerk bir alan elde edebileceği kanaatinde değilim. Diyelim ki oradaki aktörler biraz daha vicdanlı davrandı, “Burada da böyle bir halk var ve bu halkın çıkarları var” dediler ve bir biçimde o halkın PYD dışındaki temsilcileriyle de diyaloğa geçtiler; bu bile meselenin çözümü anlamına gelmez. Şiddet ve savaş ortamından kurtulmamış bir Suriye’de ne yeni bir anayasa inşa edilebilir ne de bu yeni anayasanın imkânlarından faydalanacak halklarla sağlıklı ilişki kurulabilir. Herkesin elinde silah olan bir yerde bir anayasa süreci yapamazsınız.


Peki, ABD’nin “Türkiye sınırında güvenli bölge” önerisine nasıl bakıyorsunuz?


Çözüm sürecinde HDP’nin anladığı farklıydı, AK Parti adına bu çalışmayı yürüten arkadaşlarımızın anladığı daha farklıydı; Kandil’in aklındaki bambaşkaydı ve Amerikalılar da zaten hiç anlayamadılar. Durum biraz buna benziyor. Türkiye, hem buradaki sivil insanları güvende tutma hem de kendi sınırlarını her türlü terörist yapıya karşı koruma gayesinde. Bu fikir Türkiye açısından iyi ve doğru bir fikir. Ama bu fikre Ruslar, İranlılar ne kadar katılıyor? Tamamen Türkiye’nin inisiyatifinde oluşacak bir güvenli bölge stratejisinin diğer aktörler tarafından çok da iyi algılandığını söyleyemeyiz. Güvenli bölge dediğiniz zaman Rusların aklına Esad’ın kontrol edeceği bir bölge geliyor. Son görüşmede de öyle bir fikir ortaya çıkmış gibi görünüyor. Amerikalılar açısından ise PYD’nin korunacağı bir bölge fikri var. Yani bu, çok sorusu olan bir fikir ve bu soruların önemli bir kısmı da hâlâ cevaplanabilmiş değil. Kuzey Irak’ta durum farklıydı, güvenli bölge Amerika’nın öncülüğünde kuruldu.


Cumhur İttifakı’nın da ortağı, MHP lideri Devlet Bahçeli bu konuda endişelerini dile getiriyor. Bu güvenli bölge tıpkı Irak’ta olduğu gibi Türkiye’nin sınırında bir Kürt otonom bölgesinin oluşmasına ön ayak olur mu?


Şu andaki şartlara baktığınızda, bunun Şam yönetimi bakımından da imkânsızlığı ortada. Kuzey Irak’ta durum biraz daha farklıydı. Bir kere Amerikalılar gelip Saddam’ı devirdiler ve istedikleri gibi bir yönetimi Irak’ın başına getirdiler. Bu yönetim, tabii ki Kuzey Irak Federal Bölgesi’ne çok sıcak bakmasa bile eli mahkûmdu; Amerika’ya karşı direnme şansı yoktu. Ama Suriye örneğinde durum farklı, bir kere Ruslar sürece dahil oldu. Kuzey Irak’ta bu işler inşa edilirken Ruslar henüz Ortadoğu’ya dönmüş değildi; Rusya, ilk defa Suriye süreciyle birlikte Ortadoğu’ya dönmüş oldu.


İyi ama aslında PYD’yle de dirsek temasında olan bir Rusya’dan bahsediyoruz…


Tabii ki bu bir kart. Bu kartı herkes kullanmak istiyor ve kullanıyor da. Kuzey Irak Bölgesel Yönetimi, Mesud Barzani’nin liderliğindeki Kürdistan Demokrat Partisi ve Celal Talabani’nin liderliğini yaptığı Kürdistan Yurtseverler Birliği’ne kurduruldu. Ama bu iki örgütün de Türkiye’ye karşı hasmane bir tavırları yoktu. Hatta rahmetli Molla Mustafa Barzani, Amerikalıların ihanetine uğradıktan sonra yaptığı açıklamalarda, bütün dünyanın kendilerini aldattığını, aldanmayacakları tek halkın Türkiye halkı olduğunu dile getirdi. KDP de buna hep sadık kaldı, Türkiye ile hiçbir zaman çatışma yaşamadı. Bunlar pan-Kürdist partiler değildi. Ama Kuzey Suriye’de PYD eliyle kurulacak bir yapılanmanın gerçek patronu bir kere Kandil olacak.  Kandil de şu an Türkiye’ye karşı mücadele yürüttüğü için Kuzey Irak’tan çok farklı bir tabloyla karşı karşıya kalınacak.


Peki, Türkiye müdahalede geç kaldı mı? Bu saatten sonra PYD’nin oradaki kazanımlarına karşın Türkiye’nin askeri müdahalesi gerçekten başarılı olabilir mi?


Kürtler ve PKK ilişkisi söz konusu olduğunda, Kürt halkı kendi talepleriyle bu örgütün taleplerinin aynı olmadığını görüyor. Bu bakımdan, Kobani’ye ilgisiz kalmayan Kürt kamuoyu, Afrin’e ilgisiz kaldı ve kalacak da. Çünkü burada durum artık çok farklı. Türkiye’nin bu haklı konumu bence artık tüm aktörlerin kabul ettiği bir durum haline geldi. İki yıl önce, “PKK ayrı PYD ayrı, Türkiye neden böyle davranıyor?” diye tartışıyorlardı. Şimdi bu söylem artık geride kaldı, çünkü Türkiye, katıldığı bütün platformlarda bunu anlatmaya çalıştı. 


Eğer PYD-YPG bazı haklar etrafında Esad’la anlaşmayı başarırsa sonraki adım Türkiye’yi karıştırmak, Türkiye içerisinde benzer bir süreç başlatmak olur mu? Bu yönde endişeli misiniz?


Esad’ın Türkiye’ye karşı uzun vadeli olarak böyle bir şey isteyeceğinden emin değilim, çünkü yeteri kadar başı belada olan bir yönetimden bahsediyoruz. Tam da bu aşamada, Türkiye Suriye’deki pozisyonunu güçlendirmişken, haklılığını her yerde anlatabilme diplomasisini başarılı biçimde yürütüyorken, Esad’ın Türkiye’ye karşı PKK’nin yürüttüğü savaşı güçlendirmek üzerine bir anlaşma yapabileceğini sanmıyorum.


Bu bir temenni mi, yoksa analiz mi? Çünkü siz, “PYD ile Esad anlaşmaz” diyerek çok iddialı bir şeyi dile getiriyorsunuz.


Hayır, anlaşabilir. Ama bu anlaşmanın merkezinde PKK’nin Türkiye’ye karşı savaşı sürdürmesi gibi bir fikir öne geçmez. Bu fikir sürecin başında öne geçti. Esad, PYD’nin önüne iki koşul koydu: Birincisi, Kürtleri devrim hareketinin içinden çekme, ikincisi de Türkiye’ye karşı savaşmaya devam etme idi. Zaten Türkiye’de çözüm süreci bu yüzden bitti. Bu örgüt yüzünü Suriye'deki gelişmelere dönüp buradaki çözüm sürecini baltaladı. Bundan da sonuç alınmadı, çünkü Türkiye’deki güvenlik stratejisi 7 Haziran seçimlerinden sonra gündeme sokuldu ve bugün bölgeye baktığımız zaman psikolojik üstünlüğün artık devletin elinde olduğunu görüyoruz. Dolayısıyla, psikolojik üstünlük hem askeri hem siyasi manada giderek PKK’nin aleyhine işlerken, Esad’ın tutup da işi başa sarma gibi bir fikirle hareket edeceğini düşünmemek lazım.


 

"PYD’NİN SURİYE ÜTOPYASININ TÜRKİYE’DEKİ KÜRTLER ÜZERİNDE ETKİSİ YOK"


“Kürtler PKK’yi artık vekalet savaşlarının parçası haline gelmiş bir örgüt gibi görüyor”


“Psikolojik üstünlük PKK’da değil, devlette” diyorsunuz. PYD’nin Suriye’deki kazanımları PKK’yı da psikolojik olarak üstün hale getiriyor mu?


Hayır, o ütopyayı Kürtler Kobani sürecinde çok konuştu. O ütopya, milliyetçiliği çok güçlü bir biçimde besledi. Bu yüzden HDP’nin İstanbul’da o tarihe kadar 300-350 bin civarında seyreden oyu 1 milyon 50 bine çıktı. Bunun temel nedeni Kobani’ydi. Bu söylediğiniz Kobani için doğru ama sonrasında “Suruç Kobani’ye benzesin”, “Kobani’de ne olacaksa Diyarbakır’da da bu olsun” fikirlerinin HDP’li taban da dahil hiçbir yerde karşılığının olmadığı görülüyor.


Neden yok?


Birinci sebep Amerika ile kurulan ilişkiler. Burada bağımsız bir güçten bahsedilemiyor. Kürtler PKK’yi artık vekalet savaşlarının parçası haline gelmiş bir örgüt gibi görüyorlar.


Yani Türkiye’deki HDP tabanı Suriye’deki Kürtlerin bir emperyalist oyunun parçası olduğunu mu düşünüyor?


Tabii ki. Eğer öyle olmasaydı, bölgedeki oy ortalamamız 7 Haziran’da yüzde 16’lara düşmüşken bugün yüzde 30-35’lerde seyreder miydi? Türkiye’deki Kürt nüfus Kobani özlemiyle hareket etse bu durum sandığa da yansıyacaktı. Ama bu hiçbir şekilde sandığa yansımadı. Tam tersine, Suriye’deki süreç Türkiye’deki Kürt nüfusun endişelerini ve korkularını da büyüttü. Kürt halkının hendeklere PKK saflarında tavır koymamasının da temel sebebi budur. Kürtler yaşananların derin bir kopuşun stratejisi olduğunu fark etti. Bu yüzden, 1 milyonun üstündeki insanın etkilendiği bu stratejiye karşı sivil bir talep gelmedi. Bu kadar insanın yüzde 10’u bu fikri destekleseydi, Türkiye’de maazallah hiç hoş olmayan şeyler olabilirdi. Ama Kürt halkı aradan çekildi ve devlet güçleri ile PKK’yı karşı karşıya bıraktı. Avrupalılar da, Amerikalılar da bu güvenlik stratejisiyle bir başarı elde edildiğini görüyorlar.






YORUMLAR :::

  1. Şehirli
    28 Ocak 2019 Pazartesi Saat 11:19 CEVAPLA
    Sayın Miroğlu Ak parti kürt düşmanı MHP nin yükünü çekiyor değil mi

Yorum Yaz GİRİŞ YAP

POLİTİKA HABERLERİ :::

YORUMLANANLAR :::

AK Parti İlçe Başkanından, MUMDER'e Ziyaret

AK Parti Kızıltepe İlçe Başkanı Mehmet Aydın Yüced [...]

1 gün önce...

Futbol turnuvası sona erdi

Mardin’in Mazıdağı ilçesinde, 15 Temmuz demokrasi [...]

1 gün önce...

6 çocuk babası motosiklet kazasında vefat etti

Hafif ticari aracın çarptığı Suriyeli motosiklet s [...]

1 gün önce...

Demirtaş'tan Erdoğan'a çağrı Bir adım atarsa biz kendisine on adım atarız

142 yıl hapis cezası istemiyle yargılanan Selahatt [...]

1 gün önce...

Korkunç olay! Yılan bu hale getirdi…

Bahçesinde gördüğü yaklaşık 2 metrelik yılanı taşl [...]

1 gün önce...

MARDİNLİFE TV CANLI YAYIN


YAZARLAR :::

Bütün Yazarlar
Mustafa Aydın
Mustafa Aydın

Ahlak Üzerine Denemeler

1
Fırat Ensari
Fırat Ensari

Hayatın Kendisi…

2
Kadir Üründü
Kadir Üründü

Ters Açı...

3
Abdurrahim Akdağ
Abdurrahim Akdağ

Girdi, Sermaye, Kaynak

4
Muhammed Dağ
Muhammed Dağ

Aydın(lık) Sorunsalı

6
Şerefxan Ciziri
Şerefxan Ciziri

Ol Û Ziman

7