18 Ekim 2014 Cumartesi Saat 12:29 0

Nusaybin Tarihi Miras - GIRNAVAS

TARİHİ MİRAS

GIRNAVAS: Yeterli ilginin gösterilmesi ve gerekli araştırmaların yapılması halinde dünyaya ışık tutacak, medeniyetler tarihine yeni bir sayfa eklenecek olan Gırnavas, Nusaybin'in 4 km kuzeyinde, çağ-çağ vadisinin kuzey Mezopotamya ovasına açıldığı noktada, tam vadi ağzında bir höyüktür. Çağ-Çağ’ın batısında yer alan höyük 350 metre çapında yuvarlak bir alam kaplamaktadır. Şu anda mevcut yüksekliği 25 metredir. Çevresi sulanabilir tarım arazisi ile kaplıdır. Günümüzde basit bir kanal sistemi ile sulanan bu arazide her türlü ağaç ve sebze yetişebilmektedir. Arkeolojik önemi nedeniyle Gırnavas, birçok bilim adamı tarafından ziyaret edilmiştir. 1918 yılında A.T.Olmstead, daha çok yüzey buluntularına dayanarak Gırnavas'ı Asur devri Nasibina'sı ile bir tutmak istemiştir. 1969 yılında E. Locius ve K.Sornig, Gırnavas'ın 2 km güneyinde bulunan (Yakınköy Veysike şu anki A.Kadirpaşa mahhallesi) köyünün ad benzerliği nedeniyle, Mitanni devletinin henüz bulunamayan baş şehri Vaşşuganni (Vaşşukani) için yeni bir arayış noktası saymıştır. 1980 yılında K. Sornig Vaşşuganni'nin lokalizasyonuyla yeniden ilgilenmiş bu sefer tarihi kaynakların ışığında daha emin bir şekilde Gırnavas'ı Vaşşuganni olarak değerlendirmiştir. K. Sornig'in bu görüşü, 3 yıl sonra Prof. Dr. Hayat ERKAN AL tarafından, daha çok arkeolojik ve topografık değerlendirmelerle desteklenmiştir. 1980 yılında itibaren 2 yıl süreyle Prof. Dr. Hayat ERKAN AL tarafından sürdürülen yüzey araştırmalarından toplanan buluntulara göre Gmavas'm geç Uruk çağından yeni Asur devletine kadar, yani M.Ö. 4. yüzyılın sonlarından M.Ö. 7. yüzyıla kadar kesintisiz iskân Yerleşimin en alt kültür tabakasını M.Ö. 4. yüzyılın sonlarına tarihlenen geç Uruk devri oluşturmaktadır. Bu kültür tabakasının üzerinde yer alan M.Ö. 3. yüzyıl ortalarına yerleştiren Ur hanedanlar devri mimari tabakaları daha çok ölü gömme âdetleri açısından araştırılmış ve değerlendirilmiştir. Tespit edilen mezarlara göre ölüler bu devirde Mezopotamya gelenek uygun biçimde, açılan çukurlara dizler karına çekik olarak yatırılmakta sonra yakılan hafif bir ateşle manevi bir temizlik sağlanarak dünyevi ilişkiler kesilmektedir. Daha soma çeşitli eşyalar bırakılmaktadır. Bu eşyalar arasında şahsi eşya olarak metal silahlar, metal süs eşyaları, yan kıymetli taşlardan ve hayvan kemiklerinden yapılan süs eşyaları ve mühürler çok sayıda tespit edilmiştir. Aynı mezarlar içerisinde ayrıca kült eşyaları Tespit edilen mimari özellikler çok büyük boyutlara sahiptir. Bu nedenle mevcut çalışmalar bîr yapının tümünün ortaya çıkarılabilmesi için yeterli olmamıştır. Bu büyük yapılarda avlu sistemine dayanan bir mimari anlayış hâkimdir. Avlulardan bir tanesinin zemini taş kaplıdır. Bu taş kaplama altında atık su içinde kullanılan kanallar mevcuttur. Avlu etrafındaki mekânlar farklı karakterdedir. Bazıları büyük salon şeklinde donatılmış olup, azılarına daha çok mutfak veya atölye görünümündedir. Bunların içinde iri küpler, tandırlar ve ocak yerleri açığa çıkarılmıştır. Atölyelerden biri metal üretimi ile bağlantılı olmalıdır. Burada çeşitli ocak kalıntıları yanında bir tanede cevher zenginleştirme taşı bulunmuştur. Bazı bağımsız mekânlar banyo işlevine sahiptir. Bunlardan birinin tabanı tuğla kaplı olup ayrıca asfalt sıvalıdır. Bu tabanla bağlantılı seramik Gırnavas'daki Mezarda kültlerden oluşan bir suyolu, tahliye havuzuna açılmaktadır. Bulunan seramikler Diğer bir mekân içinde taban içine gömülü seramik küvetler tespit edilmiştir. Gırnavas yeni Asur devri mimari kalıntıları, inşaat malzemesi ve yapı tekniği bakımından Mezopotamya geleneklerini yansıtmaktadır. İnşaatlarda malzeme olarak sadece kare şeklinde kerpiçler kullanılmıştır. Yapıların duvarları kerpiç veya kerpiç harcından oluşturulan geniş kaideler üzerine oturtulmuştur. Böylece duvar ağırlığı daha büyük bir alana dağılmakta, duvarın yumuşak bir zemin içine gömülmesi önlenmektedir. Taş temeller nadiren görülmektedir. Seramik buluntular dışında bu kültür tabakasın üç veya dört ayaklı taş kaplar, bir taş insan heykelciği, silindir mühürler, fayans mühürler, seramik heykelcikler, fildişi eserler açığa çıkarılmıştır. Tüm bu buluntular kuzey Mezopotamya kültür bölgesine aittir. Ayrıca altın, demir ve bronzdan yapılan takılar, silahlar, çeşitli eşyalar dönemin karakteristik özelliklerini yansıtmaktadır. Gırnavas'da ele geçen en önemli buluntu grubunu, dört tane yeni Asur tableti oluşturmaktadır. Bu tabletlerden biri bahçe satışı ile ilgili bir anlaşmadır. Bu anlaşmada satılacak olan bahçenin tanımı yapılırken kral yoluyla, başka bir bahçe ile derenin hızlı akan kesimi ile sınır teşkil ettiği ifade edilmektedir. Fakat en önemlisi bu bahçenin Nabula kenti içinde yer aldığının açık bir şekilde belirtilmesidir. Bu belge K. Kessler'in görüşünü doğrulamış ve Gırnavas'ın Asur kaynaklarındaki Nabula ile aynı kent olduğunu kesin bir şekilde ortaya koymuştur. Nabula, orta ve yeni Asur devirleri yazılı belgelerinde oldukça sık bir şekilde yer alır. Gırnavas'ın eski adının ortaya çıkması, tarihi açıdan bağlantılı olduğu daha başka merkezlerinde tanımlanmasına ışık tutacaktır. Gırnavas'ın kuzey terasında açılan bir sondaj çukurundan M.Ö. 2. yüzyıl tabakalarına da ulaşılmıştır. Orta Asur devri seramiği ve Habur seramiği örnekleri sayesinde, Gırnavas da tüm M.Ö. 2.yüzyılda Kuzey Mezopotamya kültürlerinin temsil edildiği anlaşılmıştır. Orta Asur devri tabakalarında ele geçen beşinci bir tablet, dönemin krallarından I. Tiglatpileser'e (M.Ö. 1117 -1177) aittir. Bu tablet üzerinde ayrıca komşu kent Midyat'ın, yani Matiate'nin adı da geçmektedir. Çeşitli çalışmalar ve araştırmalar sonucunda Gırnavas'ın arkeolojik önemi çıkmıştır. Bilim adamları, Gırnavas'da bilimsel çalışma ve kazıların bir an önce başlatılması düşüncesinde hem fikirler. Gırnavas, arkeolojik değerleri dışında halk bilim açısından da önem taşır. Yöre halkı için höyük cinlerin toplu halde bulunduğu bir merkez durumundadır. Birçok hastanın ziyaret ettiği höyüğe özellikle akıl hastaları götürülmekte, bunların bir gecelik konaklama sonucunda cinler tarafından iyileştirileceklerine inanılmaktadır. Yöre haklına göre Gırnavas, adını ünlü Arap şairi Ebu Nuvaz'dan almaktadır. Elimizde bu konu ile ilgili yazılı bir belge olmamakla birlikte halk arasındaki söylentiye göre Ebu Nuvaz, Harun Reşid'i yeren bir şiirini okuyunca Harun Reşid buna çok sinirlenir ve onu uzak bir yere sürgün etmeye karar verir. Böylece Ebu Nuvaz Gırnavas'a gönderilir ve burada uzun bir süre kaldıktan sonra geri çağrılır. O günden sonra höyük, "Nuvaz'ın tepesi" anlamına gelen "Gırnavas" adıyla anılmaya başlanmış. Öte yandan, şair Ebu Nuvaz'ın (şu ana kadar ulaşamadığımız) Nusaybin'i öven bir şiiri olduğu da söylemektedir.

YORUMLAR :::

Yorum Yaz GİRİŞ YAP

SON EKLENEN :::