SineMardin’le Hewler Notları

12 Temmuz 2011 Salı Saat 07:10

Hewler namı diğer ismi ile Erbil. Irak’ın Kürt Bölgesi Yönetimi yani Kürdistan’ın başkenti. 2 milyona yaklaşan nüfusu ile bölgede yıldızı en çok parlayan metropol şehir. Gruptaki arkadaşlardan bazılarına göre Dubai olma yolunda hızla ilerleyen bir şehir, ama ben ise içimden Beyrut’a dönüşmemesi için dua ediyorum. 

SineMardin’in bu yıl ki onur konuğu olan İranlı Bahman Gobadi’nin yönetmenliğini yaptığı Kürtçe’de “Kisûye jî dikarin bifirin”, İngilizce’de “Turtles can fly” ve Farsca’da “Lakposhtha parvaz mikonand” filmin konusu olan Kürdistan’ı bir kez daha görmek için heyecanlanmıştım. Çünkü Kürdistan’ın geldiği noktayı görmek, kaderleri adına sevinmek ve Saddam döneminde Kürtleri bir nebze anlayabilmek, çekilen filmi bir daha yaşamak için Erbil’e gidecektim. Saddam döneminden sonra Irak-Türkiye sınırındaki Kürt Mülteci kampında mayın toplayarak hayatlarını sürdürmeye çalışan çocukları anlamak için yola çıkıyordum.

SineMardin Film Festivalinin Erbil ayağını takip etmek üzere festival öncesinden 4 gazeteci arkadaşla beraber Erbil’e gitmek üzere anlaşmıştık. 2002 yılında kısa süreliğine ziyaret etmek imkanı bulduğum Kuzey Irak’ı bu sefer ziyaret etme şansını kaybetmek istemiyordum.

Festival organizatörlerinden Zihni Tümer Bey’le anlaştığımız gibi, gazeteci grubumuzda fire versek de Erbil'e gitmek üzere Artuklu Kervansarayı’nda buluştuk. Sabah saatlerinde Zihni Bey’in de içinde bulunduğu araç sınırdaki işlemleri yapmak üzere erken çıktı. Bizler de öğleden sonra Mardin’de çıkış yaparak ikindi saatlerinde Habur’a vardık.

Yaklaşık 5 yıl boyunca görev yaptığım Şırnak, Cizre ve Silopi’den uzun yıllar aradan sonra geçerken gözüme çarpan en önemli nokta Habur’a kadar bütün yolların duble yola dönüşmüş olması oldu. Zamanında sayısız kaza haberini yaptığım yolların konforunu gördükçe hayatını kaybeden onca şoförün günahını neydi? diye kendi içimden soramadan edemedim. Silopi girişindeki meşhur Botaş Tesislerinin önünden geçerken de araçtaki gazeteci dostum Kadir Üründü, Muzaffer Duru ve üniversiteden Hasan Ekinci ile buradaki asit kuyularını da anmadan geçemedik. 

Habur’da diğer grubumuzla buluştuktan sonra yolun mihmandarlığını yapan Muzaffer Duru ile birlikte Erbil'de bağlantıda olduğumuz kişilerle konuşup, yolla ilgili bilgi aldıktan sonra, Musul yolunda güvenlik sorunu yaşandığı için Musul yoluna sapmadan Erbil’e doğru yola çıkmak üzere Türk tarafında pasaport işlemlerimizi yaptık.

Zamanında burada haber kovalamanın yanında Habur'un bilgisayar ve otomasyon sisteminin kuruluşunda çalışan biri olarak sınır kapısına yabancı değildim. Tabi sınır kapısından geçince de zamanında uzun süre birlikte mesai yaptığım dönemin Habur Mülki İdare Amiri Resul Çelik’i de anmadan geçmek istemiyorum. Gazeteciliğe başladığım ilk dönemlerde görüş ve tavsiyeleri ile ufkumun açılmasında büyük bir emeği geçen kendisine buradan hürmetlerimi sunmak istiyorum. Habur’un yapılanması ve kurumsallaşmasında Resul Çelik’in yanında okuyucularımızın yakından tanıdığı DİKA Genel Sekreteri Abdullah Erin’in de büyük katkısı oldu. Her ikisinin de büyük emekleri ile Habur bugünlere geldi. Tabi bizim sınır kapımız sonraki süre zarfında TOBB’e devr edilip sözde yap-işlet-devret modeli ile tekrardan kendini yenilese de karşı tarafın kendisini modernize ettiği işlevselliğe bugün daha ulaşamadığına inanıyorum.

Sınır geçişlerinde gözümüze en çok çarpan ticari taksiler oldu. Bazen günde iki-üç sefer sınırı geçip Irak'tan şeker, çay, sigara ve cep telefonu getiriyorlar. Karşı tarafta daha ucuz oldukları için Türkiye’de satıp geçimlerini bu şekilde sağlıyorlar.

           

KÜRDİSTAN BAYRAĞI İLE IRAK’A GİRDİK

Habur'daki işlemlerimizi bitirdikten sonra Habur Çayı üzerindeki köprüyü geçip Halil İbrahim sınır kapısına giriş yapıyoruz. Kapıda Kürdistan bayrağı ve haritasıyla karşılaşıyoruz. Kürdistan bayrağının yanında Irak Bayrağı ve KDP'nin kocaman amblemi asılı. ''Welcome to Kürdistan of lraq'' yazıyor sınır kapısının üzerinde. Elimizde fotoğraf makinesi olmasından mıdır? Bilmiyorum ama sınırı koruyan peşmergeler, bizlere daha sempatik yaklaşıyorlar. Hatta birlikte fotoğraf çekelim mi? teklifimizi bile kabul ettiler. Türkiye’de olsa elinde fotoğraf makinesi olan biri ile bırakın birlikte fotoğraf çektirmeyi, askerler sizi kendilerine 10 metre yakına bile yaklaştırmazlar.

            Bizimle Kürtçe konuşan ve ilk olarak İbrahim Tatlıses’in sağlık durumunu soran askerlerin bize sıcak davranışlarından ötürü olacak ki Irak Kürdistan’ına ayağımızı basmamızla daha önceden gittiğim diğer ülkelerde yaşadığım tedirginliğin aksine kendimi daha güvende hissettim.

VİZELER 10 GÜNLÜĞÜNE GEÇERLİ

Sınırdan geçmek için önceden vize almaya da gerek yok, pasaportunuzun yanında kimlik fotokopinizi vermenizle pasaporta Irak Kürdistan Yönetimi damgasını basıp bir nevi sizlere vize vermiş oluyorlar. Yalnız bu vize 10 günlüğüne geçerli. Daha uzun kalmak istiyorsanız, herhangi bir Türk konsolosluğuna gidip bunu önce bir aylığına, sonra üç daha sonra da 6 ay ve bir yıllığına kadar uzatabiliyormuşsunuz. Bir yıldan sonra Kürdistan yönetiminden daimi oturma izni alma imkanınız doğuyor. Oradaki Türklerden edindiğim bilgiye göre 3 yıl aradan sonra da oranın vatandaşlığını geçmek için başvurabiliyormuşsunuz.    

Bu kısa bilgiden sonra Irak sınırında araçların triptik işlemleri ile uğraşırken zaman da hayli geçiyordu. İşlemleri beklerken önümüzden geçenlerin ellerindeki ekmek poşetlerini görünce Hasan Hoca ile birlikte onların geldiği yönden fırın aramaya çıktık. Sora sora bulduğumuz fırında Türk parası ile az tuzlu iki ekmek alarak karnımızı zilini dindirmeye çalıştık. 

İşlemleri bitirip sınırdan çıkmaya hazırlandığımız da bizlere el kaldıran 3 kişiyi hem bizlere rehberlik etmeleri hem de onları istedikleri kapının dışına bırakmak üzere aldık. Kendileri ile yaptığımız kısa süreli sohbette, ikisinin Gürcü olduğunu ve sınır kapısının yemek ihalesini aldıklarını öğrendik. Dîxtor(Doktor) ismindeki Kürt genci ise kendisine verilen doktor isminden dolayı okulu bitirdiğinde doktor olmak istediğini bize aktarması buradaki anne ve babaların özlemini taşıdığı meslekleri çocuklarının isminde yaşattıklarını bir an düşündüm. Onları istedikleri yere bırakıp bizler Zaho’nun içinden Erbil’e doğru ilerlemeye devam ettik. Akşam karanlığı bastığı için sadece ışıklı olan Türk levhalarının çokluğuna şahit olmuştum. Dönüş yolu gündüz aydınlığı olduğu için özellikle Erbil’den Zaho’ya geldikçe en azından yollardaki trafik ışıkları, levhaları, çizgileri, alt ve üst geçitlerin varlığı, orta refüjlerin çiçeklendirilmesi, yerleşim alanlarındaki yeşilliğin çokluğu, binaların dış görüntüsü ile daha modern ve bunu içselleştirdiklerini düşündüm. 

YOLLAR ÇOK KÖTÜ

Tabi yolumuza devam ediyoruz. Duhok’a girmeden Musul makasından Erbil’e dönüyoruz. Kendi içimden aradan geçen 5-6 yıllık süreçte Irak Kürdistan’ın da başlatılan kalkınma hamlesinin yolları da kapsadığını ve yollarının en az duble olacağını tahmin etmiştim. Bu yüzden Erbil’e kadar yolun büyük bölümünün kötü olduğu ve tek şeritli olması ise tuhafıma gitmişti. Birçok yerde yol genişletme çalışmaları vardı ama bugüne kadar bunları bitirmiş olmaları gerekiyordu. Tek şeritli ve aslında ışık, işaret, levha gibi hiçbir trafik altyapısı olmayan bu yolda özellikle gece yolculuk yapmak trafik açısından hayli tehlikeli olsa gerek diye düşünmeden edemedim.

Bir saatlik yoldan sonra Duhok sınırları içinde Amed ismindeki bir lokanta mı dinlenme tesisi mi tam olarak kestiremediğimiz bir yerde mola veriyoruz. Bizlere ikram edilen kokulu çayları Haydar Demirtaş yönetmen arkadaşın ikram ettiği Iran yapımı citos eşliğinde yudumladık. 

7 YIL BOYUNCA ASKERLİK YAPMIŞ

Bizlere ilkel tüplerle ısıtılan semaverden çay ikramında bulunan Mahmut ismindeki arkadaşın pazolarını gören Zihni Bey’in spor yapıyor musunuz? Sorusuna yok cevap aldıktan sonra bugüne kadar hiç spor yapmadınız mı? sorusuna da yok deyince hepimiz kısa süreli bir şaşkınlık yaşamıştık. Çünkü pazoları gerçekten şampiyon bir boksörün, haltercininkinden farkı yoktu. Gençle yaptığımız konuşmadan sonradan anladık ki kendisi spor yapmasa da 15 yaşından itibaren 7 yıl boyunca zorunlu olarak önce Saddam’ın ordusunda sonra da peşmerge saflarında askerlik yapmış. Hali ile bize uzun gibi görünse de Türkiye’deki askerlik süresine de şükür ettik.

Kısa süreli moladan sonra yola devam ediyoruz. Geçiş güzergahımızdaki her belde ve ilçeden geçerken peşmerge askerlerinin bulunduğu güvenlik noktalarından geçiyoruz. Yani ister istemez bir dönemlerin Türkiye’si geliyor gözlerimizin önüne. Erbil merkez sınırına girince de bu sefer Irak yönetiminin Kürt asıllı askerlerinin güvenlik sorgulamasından geçiyoruz. Zaho’dan Erbil’e geçtiğimiz 5 güvenlik noktasından da aracımızın Türk plakalı olmasından olacak ki önümüzdeki araçlardakileri indirmelerine rağmen bizleri indirmediler.

Yol levhalarını takip ede ede geldiğimiz Erbil sınırına vardığımızda bizi festivalin Erbil ayağını organize eden Kazım ismindeki arkadaş karşıladı. Kendisi uzun yıllar Erbil’de kalıyormuş. Dar olması hasebi ile tek yönlü trafik akışı sağlanan ve zamanında Saddam askerleri ile peşmergelerin üzerinde uzun süre mücadele verdiği Zap suyunun üzerinde demirden yapılan köprüden geçerek Erbil’e giriş yapıyoruz.

KENDİNİZİ TÜRKİYE’DEYMİŞSİNİZ GİBİ HİSSEDİYORSUNUZ

Erbil’de ilk olarak lokanta aramaya başlıyoruz. Lokanta ararken caddelerdeki ışıklı levhalardan kendimi Türkiye’de hissettim bir an. Yüzde 50’si Türk firmaların dev tabelaları ile süslenen Erbil caddelerinde bir ara sarı-lacivert renklerle boyanan ve üzerinde Fenerbahçe Döner Land yazısı bulunan otobüsün yanında durduk. Ya organizatörlerimizden birileri Fenerbahçeli değildi ya da otobüste bize yetecek derece yemek kalmadığı için olacak ki mecburen başka bir adrese doğru hareket ettik. Son olarak Aya Lokantasında Adana’da ikamet eden Mardinli hemşerimizin mekanında gecenin saat 1’inde saç kavurma ile karnımızı doyuruyoruz. Anlayacağınız burada sabaha kadar insanlar dışarı da rahatlıkla gezebiliyorlar.

Gecenin ilerleyen saatlerinde kalacağımız otele doğru yol alıyoruz. Kendilerine 5 yıldızlı bize göre ise ancak 2 yıldızlı Modern City Hotelinde konaklıyoruz. Gece serinliğinden geldiğimiz Erbil’de gündüz havanın sıcaklığını oteldeki her odada klimanın yanında takılan pervanelerden tahmin ediyorduk artık.

Sabah uyandığımızda oda arkadaşım Kadir’le birlikte otel çevresinde yaptığımız kısa gezide gözlemlediğim hava sıcaklığının 50 dereceyi göstermesine rağmen yıllar geçse de kent merkezindeki insanların yüzünde, hala savaşın soğuk havasını yansıtıyor olmaları. 

Gelir düzeyi Irak ortalamasının üzerinde olan nüfusuyla Erbil, büyük iş hacmiyle Türkiye’den gelen firmalar için önemli fırsatlar barındırıyor. Türkiye sınırına 220 km. uzaklıktaki kentin, Türkiyeli girişimcilerinin vizesiz ziyaretlerine açık yapısıyla, gelişmekte olan ticari yaşamıyla kısa vadede önemli ilerlemeler kaydedeceğine benziyor.

ERBİL DİYARBAKIR’DAN DAHA GÜVENLİ

Erbil, çok güvenli bir yer olmasına karşın gruptaki birçok arkadaş bir türlü kuruntularını geride bırakamadıkları için her zaman tedirgin durumdaydılar. Irak dediğimiz zaman aklınıza hemen güvenlik sıkıntısı gelebilir. Evet, Bağdat, Musul, Necef, Kerkük ve Felluce’de hala güvenlik sıkıntıları var ve bir yabancının orada yalnız gezmesi ciddi bir güvenlik sorunu oluşturuyor. Mesela taksi şoförlerinden veya Erbil’de tanıştığımız üniversite öğrencilerinden aldığımız bilgilere göre Erbil’e en yakın olan Kerkük ve Musul'da oranın yerel halkından biri olmadan giriş yapamazsınız. Bizi götürmesini istediğimiz Türkmen bir şoför bize “Ben sizi şehrin girişine bırakıp geri dönerim”demesi her şeyi anlatıyordu. Yine anlatılanlara göre sırf uzun saçlı veya keçi sakallı olduğu için kaçırılan insanlar var Musul'da.

Ama Erbil en azından Diyarbakır’dan çok daha güvenli bir yer. Yine Erbillilerle yaptığımız bir sohbette öğrendiğim kadarı ile Erbil’de son on yılda sadece birkaç tane hırsızlık olayı yaşanmış. Bu örnekle sanırım ne demek istediğimi daha iyi anlamış oldunuz. Mesela burada gezdiğimiz Kayseriye Pasajında bir zamanlar Türkiye’de olduğu gibi kuyumcular altınlarını işyerlerinde bırakıp kapatıyorlar. Böyle bir şey İstanbul'da veya başka bir yerde olsa tahminimce ikinci gün o kuyumcu soyulurdu. 

TÜKETİM TOPLUMU

Bölgede Amerikan varlığına dair hiçbir görünür işaret görmedik. Irak Kürdistanı’nın geleceği, büyük oranda Bağdat yönetiminden özellikle de Kerkük ve Musul’dan aldığı petrol gelirine bağlı. Burada ciddi anlamda bir üretim, fabrika, sanayileşme yok. Erbil’de hayat tüketim üzerine kurulmuş. Büyük AVM’ler formatında ardı ardına açılan içinde A’den Z’ye her şeyin bulunduğu Mall’ler ardı ardına açılıyor. Büyük oranda Amerika’nın desteği ile ayakta duran Kürdistan Bölgesinin kendi ayakları üzerinde yürümesi için başka bir planının olmaması gelecek açısından bence endişe verici bir unsur. Daha önceki dönemlerde buna benzer irili ufaklı onlarca Kürdistan Devleti kurulmuş ancak güdümünde kurulan ülkelerin desteklerini geri çekmeleri ile hemencecik yıkılı vermişler. Irak Kürdistan’ın da bu ülkelerden çıkaracakları çok ders olduğuna inanıyorum. 

Her ne kadar BM nezdinde bağımsızlığını lanse etmese de Kürdistan olarak Kuzey Irak’ta resmen kurulmamış bir Kürt devleti var. Irak Kürdistan yönetiminde başbakanlık, meclis, adliye, devlet bakanlıkları, bir devletin sahip olması gereken bütün kurumları var. Bu devletin başkenti belli, merkez bankası ve bankaları var, paraları var, kendi bayrak ve milli marşlarını da zaten kullanıyorlar. Türkiye bu yapılanmayı yakından izledi bugüne kadar. Temel politikası “Irak’ın toprak bütünlüğüne saygı” çerçevesinde yürütüldü, buna göre Irak hâlâ üniter yapıya sahip bir ülke. Teknik durum böyle olsa da fiili durum öyle değil. Irak artık 3 bölgeden oluşuyor ve bundan geri dönmek, Irak’ı yeniden tek ve bütün ülke haline getirmek bence çok zor. Buna karşın alt yapı tamamlanmadığı huzur ve güven ortamı sağlanmadığı için gerçek ilan edilemiyor. Ama kendi içinde tam bir devlet nizamı ile hareket ediyor. Mesela pasaportlara Irak hükümeti yerine kendi mührünü basıyor ve sizler Bağdat üzerinden uçakla Türkiye’ye gelmeye çalıştığınızda Bağdat Gümrüğü, Halil İbrahim Kapısındaki Kürdistan damgasının üstünü çizip bu şekilde bu yönetimi tanımadığını ve kabul etmediğini gösteriyor.

Bölgenin her tarafından yabancı yatırımlar fışkırıyor. Askerlerini Amerikalıların yetiştirmesine, borsasını Amerikalıların yönetmesine gibi hassas konumundaki daha birçok kurum yabancıların elinde olmasına rağmen daha iyi bir gelecek için daha çok çalışmaları gerektiğine inanıyorum. Kervan yolda dizilir mantığı ile kendilerine ait bir stratejileri varsa ancak devlet nizamını halk arasında iyi bir şekilde yerleştirebilirler. Ki söylem ve eylemleri olmadığını gösteriyor.

BİZDEN 30 YIL GERİDELER

Erbil’in sayılı petrol zengini işadamı var ama gündelik yaşıyorlar. Heva ve heveslerine göre hareket ediyorlar. Eğlenceye çok düşkünler. Modernleşmeyi dış görünüşten ibaret görüyorlar. Batılılaşmayı villa tipi bir evde yaşamak, lüks çipe binmek olarak algılıyorlar. Burada petrol zengini işadamlarının adeta bir birileri ile yarıştıkları milyon dolarlarca yapılan bir binanın hemen arkasında o bina değerinde bir mahalle görmeniz mümkün. Özellikle Erbil’de şehir merkezindeki lüks araçları ve son 4-5 yıl içerisinde yapılan modern yapıları kaldırdığımızda karşımıza aile yaşantısı ve imkanları açısından Güneydoğu Anadolu Bölgesinin 30 yıl öncesinin kopyesi olan bir yerin karşımıza çıkacağına inanıyorum.

İstisnalar her yerde olduğu gibi burada da kaideyi bozmaz. Mesela Asuri dedikleri Hıristiyanlar ile Yezidilerin yaşadığı Ankawa dedikleri bir mahalle var. Tamamen batılılaşmış, batı kültürü yoğrulmuş bir yer.

            Erbil’in tarihi mekanları, çarşı ve geri kalan diğer yönleri ile Maxmur Kampı gezisini de başka bir yazıda değerlendirmek üzere kalın huzur ve güvenle...


YORUMLAR :::

  1. KENAN MORTAN
    05 Ağustos 2011 Cuma Saat 07:20 CEVAPLA
    NEZİR BEY, BENDE MEVCUT E POSTADAN SANA ULAŞAMIYORUM. LTF YENİ E POSTA ADRESİNİ YOLLA.
    SEVGİLER.
    KM
  2. Halim yildiz
    18 Temmuz 2011 Pazartesi Saat 20:43 CEVAPLA
    Gittiğin yerlerle ilgili izlenimlerini aktarman ve paylaşman gerçekten güzel teşekkürler. Birde şu Mardin Artuklu Üniversitesi ile ilgili son haber canımızı sıktı. neler dönüyor? Yine yeni kurulan üniversiteler arasından en sonda yerini almış. halbuki yazılıp çizilene göre en iyisi gibi kendilerini lanse ediyorlar. Orda ciddi problem var ve siz bu konuya değinmelisiniz diye düşünüyorum. 2 yıl boyunca Vali duruer ile M.Dilmen yüzünden geri kaldılar deniyordu. ikisi gitti. 3.yıl oldu yine en dipte artuklu.Yerel medya aydınlar siyasiler buna bir şey demeyecekler mi? Yani Sosyal bilimler üniversitesi iddiasında ama sosyal bilimlerde türkiyede tescillendi en sonda ve en geride. Yazık. mardinli olarak sizlerden ricam bu konuya artık eğilin.
  3. memet hazret
    18 Temmuz 2011 Pazartesi Saat 18:14 CEVAPLA
    xoser efendi adam diyor ki erbilde hırsızlık olmuyor sen diyorsun ki dbakir daha güvenli
    ben sana mı inanayım yoksa geçen hafta diyarbakırda kaybettiğim çantama mı?
  4. Xoser
    14 Temmuz 2011 Perşembe Saat 16:03 CEVAPLA
    bana göre diyarbakır daha güvenli güvensiz hale getiren devlet sizin o yorumunuzu beğenmedim!
  5. halim timuroğlu
    14 Temmuz 2011 Perşembe Saat 11:16 CEVAPLA
    daha önce yıllarca erbile giden biri olarak tespitlerinizin hepsinin altına imzamı atarım gerçekten doğru ve sıradışı tespitlerde bulunmuşsunuz.
    birde habur yolunda daha önce hayatlarını kaybeden şoförlerle ilgili sorduğunuz sorunun aynısı bende soruyorm bu şoförlerin günahını kim verecek...
    tabi Kızıltepe'de yaşayan biri olarak buradan urfa'ya kadar ki kısmında tam olarak hizmete açılması ile kazaların tamamen azalacağını düşünüyorum.
  6. SEYDA
    13 Temmuz 2011 Çarşamba Saat 20:45 CEVAPLA
    vala mehe kardeşim doğru soylemiş kürdistan ırak ve turkiyedeki bdp mitinglerinde o kadar bayrak varki ..kürdistan bayrağının rengini hangisidir bizde şaşırdık. mehe kardeşim
  7. Hazan ZAL
    12 Temmuz 2011 Salı Saat 11:04 CEVAPLA
    Tam bir mevlana vari türünde güzel bir yazı ,kendim; gidip görmüş gibi oldum. Akıcı ve sürekleyici bir güzel geziyazısı, hoş olmuş.tebrikler Nezir bey..!!
    vesselam..

Yorum Yaz GİRİŞ YAP

DİĞER YAZILARI :::

Hepsini Gör
# YAZI TARİH
1. MAÜ'den Cevap ve Açıklama 21 Mayıs 2019 Salı Saat 10:59
2. Mardin Artuklu Üniversitesi'nin Makus Talihi (3) 13 Mayıs 2019 Pazartesi Saat 12:10
3. Mardin Artuklu Üniversitesi'nin Makus Talihi (2) 11 Mayıs 2019 Cumartesi Saat 11:59
4. Mardin Artuklu Üniversitesi'nin Makus Talihi (1) 10 Mayıs 2019 Cuma Saat 11:39
5. Aile, toplum ve Ramazan üzerine 08 Mayıs 2019 Çarşamba Saat 14:29
6. Bir şey çok korkunç, diğeri çok garip 01 Mayıs 2019 Çarşamba Saat 17:24
7. Tarihi Mardin, Tarih Olmasın! 18 Nisan 2019 Perşembe Saat 17:10
8. Giderayak asılan tabela; Ağırakça 08 Nisan 2019 Pazartesi Saat 12:25
9. 113 bin 353 seçmen neden oy vermedi? 01 Nisan 2019 Pazartesi Saat 12:18
10. Kazanan Mardin olsun! 31 Mart 2019 Pazar Saat 12:21

YORUMLANANLAR :::

Türk'ten, MARSU borcu ile ilgili açıklama

Mardin Büyükşehir Belediyesi Eşbaşkanı Ahmet Türk, [...]

11 saat önce...

Mardin bisiklet şehri oldu

Bir dönem adı terörle anılan Mardin, son dönemlerd [...]

1 gün önce...

Kaldırım ve yol işgali denetimi

Zabıta Müdürlüğü ekipleri tarafından kaldırım ve y [...]

1 gün önce...

Kaymakamlıktan yetimlere iftar yemeği

Kızıltepe Kaymakamlığı “Dünya Yetimler Günü” münas [...]

1 gün önce...

Yasa dışı bahis operasyonu: 16 gözaltı

Mardin merkezli üç ilde düzenlenen yasa dışı bahis [...]

1 gün önce...

MARDİNLİFE TV CANLI YAYIN