40 Yıl önce 12 Eylül Askeri Darbesi Yazı-7

Ne olmuş oldu? 40 Yıl önce 12 Eylül Askeri Darbesi Yazı-7
10 Eylül 2020 Perşembe Saat 14:06 0

Darbe öncesi ve darbe sürecine ilişkin yazı boyunca aktardıklarımız şüphesiz bu sürecin çok küçük bir kısmı. Olayların tamamını aktarma imkanımız yoktur. Olaylara sağ ya da sol bir görüş açısından da yaklaşmamaya özen gösterdik.

Tekil olarak ayrı ayrı izah getirilebilecek ve yazımızda yer verdiğimiz olayları, bugünden bakıyor olmanın imkanları sayesinde daha bütünlüklü bir bakış açısıyla yorumlamaya çalıştık. Yaşanılan acıları, o günlerde bölünmüş olan toplumun bir kısmının acısı olarak görmeyip, tamamının acısı olarak kabul ettik. Bugün kimi çevrelerce hala birbirini suçlayan ve tek yönlü bir değerlendirme yapan ideolojik ayrışmaları gereksiz bir takıntı olarak kabul ediyoruz. Çatışma halinde olan tarafların niyetlerinin iyiliğinden şüphe duyabilecek konumda değiliz ama giriştikleri olayların kötü olduğunu söyleyebiliriz. Daha önce de belirttiğimiz gibi, süreç bir fikri mücadele olmaktan ziyade kan davasına dönmüş şekildeydi. Sesi çok çıkanın kendini haklı ve çoğunlukta gördüğü bir süreç. Sesi çok çıkanın, bütün sesleri de bastırmaya çalıştığı bir süreç.

Darbe esnasında ve darbe sonrasında Kenan Evren’in açıklamaları, yüzeysel olarak ele alındığında sağcılara ve dindarlara yakın durduğu buna karşın sol görüşte, özellikle Komünizm yandaşı olanlara düşman olduğu izlenimi vermektedir. Bunda haklılık payı olmakla birlikte, eksik bir izlenimdir. Kenan Evren, sağcılar ve dindarların kavramlarını kullanmış olmakla birlikte, bu kavramların anlamlarını da dönüştürmüştür ve zarar vermiştir. Zamanında, darbeyle beraber kendi düşüncelerinin iktidara geldiğini düşünen sağcılar da bu anlamda yanılmıştır. Nitekim kamuda başörtüsü v.b. yasaklar da o dönem getirilmiş ve insanlar dini inançlarına uygun bir şekilde giyinip kamuda görev yapma imkanını kaybetmişlerdir.

Muhafazakar ve dindar olarak bilinen Özal da, bilerek ya da bilmeyerek, ekonomik bir dönüşüm ve kısa süreli rahatlık dışında, asıl olarak Amerikan muhafazakarlığının ve Liberalizmin önünü açmış oldu. Sağcılar kendilerine buna genel olarak yakın hissettiyse de, özü itibariyle yukarıda da değindiğimiz gibi bu benzer kelimelerden oluşan farklı bir düşünce yapısıydı. Dindarlığın bu dönemdeki dönüşümü de, Hıristiyan aklına yaklaşan bir dönüşüm şeklinde olmuştu. Sol görüşlerin büyük kısmında bu tür bir dönüşüm, dünyadaki sosyalist hareketleri, kültürel farkları gözetmeksizin benimseme yoluyla başlamıştı. Tabi bu dediğimiz ne sağın ne solun tamamını kapsayan bir durum değildir fakat büyük oranda bu dönüşüm sürecinin herkesi zamanla da kapsadığı iddia edilebilir. Globalleşme, teknolojinin sunduğu imkanlar, ulaşım araçları v.b. birçok neden de buna sebep olarak sayılmakta hatta çağımızda bunun kaçınılmaz olduğu da iddia edilmektedir. Bütün topluluklar az ya da çok bahsi geçen süreçlerden etkilenmiştir. Darbe süreci Türkiye’deki dönüşümün insanlar tarafından çok düşünülemeden, sindirilmeden, daha kontrolsüz olarak gerçekleşmesini sağlamıştır. 1980’lerden beri toplumun her kesiminde, tüketim alışkanlıklarından insani ilişkilere, eğitimden çalışma hayatına kadar nasıl hızlı bir dönüşüm gerçekleştiğini, yaşı müsait olanlar görmektedir.

Tarih boyunca birçok büyük düşünce ve kültür dönüşümleri, büyük afetler ya da savaşlar sonrasında, yani toplumsal travmalar neticesinde oluşmuştur. Büyük savaşlar ve afetler sonrası dönemler incelendiğinde bu görülebilmektedir. Darbe süreci de, öncesi ve sonrasıyla bu anlamda düşünce ve kültür dönüşümünü sağlayan büyük bir travma olmuştur. Bu dönüşüm süreci çok önceleri, Osmanlı’nın toprak kayıpları ve dağılma süreci ile başlamıştır. İstiklal Savaşı ile milletin bir bütün halinde mücadelesi, dönüşümü yavaşlatmış ama sonraki süreçte bu yeniden devam etmiştir. 1980 darbesi o sürecin son büyük travmatik evrelerinden kabul edilebilir.

Kapitalizm, liberalizm sağı da solu da etkilemiştir ama daha önemlisi, kendini bu şekilde tanımlamayan insanları ve insan ilişkilerini de değiştirmiştir. Sağcı ve solcu olmak insanlar arasında keskin bir ayrım olamaz. İkisinde de insani değerler açısından birçok ortak nokta mevcuttur. Bu ideolojiler temelde daha yaşanabilir bir dünya, daha mutlu ve gelişmiş bir toplum, sağlıklı üretim ve tüketim ilişkileri v.b. birçok konuyu kapsayan siyasal ya da toplumsal düşünceler ya da öğretilerdir. Başka bir ifadeyle, daha insani şartları oluşturma niyetindedirler. Bu görüşlerden insanı soyutladığımız vakit, ideoloji tek başına bir hedef, tanrısal bir amaç haline gelmektedir ve insan hayatı, özellikle bu ideolojiyi benimsemeyen insanların hayatı önemsizleşmeye başlamaktadır. İdeolojik çatışmaların kanlı hale gelmesi, temelde insana ilişkin bilincin zayıflamasından kaynaklanmaktadır. Darbe öncesi süreç, maalesef toplumda bunun yaygınlaşmasını sağlamıştır.

Sağ ya da sol ideolojiler ağırlıklı olarak batıdan ihraç edilmiş ve oradaki toplumsal yapıya uygun şekilde gelişmiş ve kavramsallaştırılmış düşüncelerdir. Batı tarihi boyunca yaşanan muhtelif sınıfsal kavgalar Türkiye için özünde yabancıdır. Kilise ile girişilen iktidar mücadeleleri sonucu ortaya çıkan din dışı ve kilise karşıtı düşünceler, kurumsal olarak Kilise gibi bir yapıya sahip olmayan Türk toplumu için özünde yabancı ve anlaşılması güçtür. Aynı şekilde Sanayi Devrimini yaşamamış, her türlü insan hakkının çiğnendiği bir süreci görmemiş bir toplumun da sosyalist düşünceleri tam anlamıyla anlaması mümkün değildir. Bu düşünceleri savunan bazı batılı metinlerin tercüme yoluyla aktarılması da beraberinde ancak yüzeysel bir anlam aktarmasını gerçekleştirebilmiştir. Sıklıkla farklı görüşteki insanların birbirlerini bu metinler üzerinden eleştirdiklerinde aslında sağlıklı ve gerçeği yansıtan bir eleştirinin ortaya çıkamamasının sebebi de budur. Sağcılar ya da dindarlar, solcuların bu metinlerine dayalı eleştirilerine, bizde öyle değil diyerek, aynı şekilde sağcı ve dindarların bu metinler üzerinden solculara yaptığı eleştirilere, bizde öyle değil diyerek itiraz etmektedir. Maalesef, ideolojik çatışmalar da hızla fikir tartışması zemininden çıkıp silahlı eylemlere dönüştüğünden, kendilerini anlatma ve bu topraklara uygun fikirlerin geliştirilebilmesinde yetersiz kalınmıştır. Ne sağ, ne sol, ne de İslamcılar sağlam ideolojik metinler, devam eden ekoller çıkartamamıştır. Bazı büyük isimlerin ve eserlerin maalesef devamlılığı sağlanamamıştır.

Uzun yıllar süren çatışmalarla korkutulan, ekonomik sıkıntılarla zayıflatılan üstüne darbenin şiddetine maruz kalan ve sindirilen halk, ister istemez geleneğinde olandan farklı bir toplumsal yapıya geçiş yapmıştır. Darbeyi yapanlar açısından, kendi ifadeleri ile istenmeyen hadiseler sonlandırılmıştır. Yüzeysel anlamda bu söylenilen kabul edilebilir. Diğer açıdan darbe ve öncesi olayları bir bütün olarak değerlendirince, uzun yıllardır gerçekleştirilmeye çalışılan kültürel değişim kargaşalı bir dönem neticesinde gerçekleştirilmiştir. Bir dış güç etkisinden bahsetmek gerekiyorsa, bu açıdan bahsetmek gerekir fikrindeyiz. Tek tek o dönem yaşayan bireylerin ve ideolojik grupların hedef alınmasından ziyade, bazı kopukluklara rağmen aktarılıp gelen ve millet bilincini oluşturan, millet anlayışı hedef alınmış ve değiştirilmeye çalışılmıştır.

Toplumun sindirilmesi olayına işkenceler iyi bir örnektir. İşkence bireysel olarak işkenceye maruz kalan insanlara karşı işlenmiş büyük bir suç olmak dışında, topluma da bir korku salma biçimidir. İşkencelerle topluma keskin bir mesaj verilmiş ve sindirilmiştir. İşkenceyi yapan için, işkence yapılan kişilerle kendine düşman, bunun korkusu yoluyla kendisine tabi olan kitleler oluşturulabilir. Rejimler her zaman kendisine tabi olanlar kadar düşmanlara da ihtiyaç duymuştur.

Türkiye Cumhuriyeti, dönem dönem devletin yönetimini üstlenen kişilerin aksi düşüncelere sahip olmasına rağmen, Osmanlı İmparatorluğu ve birçok başka Devlet ve Beyliğin varisidir. Uzun yüzyıllardır devam eden bir devlet ve ordu geleneği dışında, toplumsal bir düşünce yapısına, millet anlayışına ve kültürüne de sahiptir. Farklı birçok dini inanç ve etnik kökenden insanın bir arada yaşadığı bir toplum, millet oluşturabilmiştir. Belli dönemlerde lokal bazı çatışma ve anlaşmazlıklara rağmen bu uzun yüzyıllar devam etmiştir. Türkiye batı için doğunun başladığı yer, doğu için ise batının başladığı yer olmuştur. Doğu ve Batı’ya ait kültürel öğeler taşımakla birlikte, ne doğunun ne batının tam anlamıyla bir parçası olmuştur. Bunları da kendi kültürel yapısına uygun dönüştürmüştür. Avrupa’da gelişen Faşist düşüncelerle ve savaşlarda kaybedilen topraklarla beraber, yukarıda da bahsedildiği gibi bu kültürel yapı darbe almaya başlamıştır. Büyük toprak kayıplarından sonra bile İstiklal Savaşı ile farklı etnik gruplarla Anadolu topraklarını korumuş ve uzun yüzyılların mirası ile yeni bir devlet kurulmuştur. Türkiye Cumhuriyeti, aldığı bütün yaralara rağmen uzun yüzyılların birikimine sahip millet anlayışı ile de hala güçlü ve rakip diğer devletler için tehdit sayılırdı. Tarih boyunca farklı kültür ve düşüncelerle kolay iletişim kurabilen ve kendi düşünce zeminine uygun bir şekilde bunları uyarlayıp benimseyen millet, belli bir zaman sonra kendi zemininden kopartılmış bir şekilde yabancı düşünce ve kültürlerin etkisine maruz kalmıştır.

Yazı boyunca birkaç defa değinilen, dünyanın Amerika ve Sovyetler arasında, yani düşünsel anlamda Kapitalist ya da Komünist olmak gibi iki kutuplu bir zorlamaya karşı üçüncü bir bakış açısı geliştirilebilirdi. Bu sadece Türkiye’ye has bir durum değildir, farklı bir bakış açısı başka topluluklar tarafından da geliştirilebilir ya da geliştirilmiştir. Bir devletin ve milletin gücünün de bu bakış açısını sağlayan kültürel zeminde olduğuna inanıyoruz. Bu temel sarsıldıktan sonra, göstermelik kültürel ve milli öğelerin ya da modern düşüncelerin varlığı önemini yitirmektedir. Bu durumda kültürün muhafazası dediğimiz, Sultanahmet meydanında dondurma satanların kostüm olarak eski bazı kıyafetleri giymesi gibi yüzeysel ve gösterişe yönelik olur ancak.

Darbe öncesinde ve darbe esnasında yaşanılan ve daha önce aktardığımız olaylar, tek başına ayrı ayrı bir anlama sahip ve inkar edilemez acılardır. Daha güzel ve yaşanabilir bir Türkiye için, farklı görüşlere sahip insanların büyük çoğunluğunun da bu düşünce ve isteklerinde samimi olduğuna inanmaktayız. Darbenin birilerinin güdümünde gerçekleştiğine ve öncesinde ki olayların da aynı kişilerin güdümüyle olduğuna inanıyoruz. Darbe sonrası gelişmeleri, işsiz bırakılan, muhtelif yasaklara maruz kalan insanları da bunlardan bağımsız olarak göremeyiz. Belirttiğimiz gibi, insanlar korkutularak, fakirlikle zorlanarak, şiddet ve işkence ile baskılanarak farklı bir istikamete sokulmaya çalışılmıştır diye inanıyoruz. Bugün bulunduğumuz noktadan bu fikre daha kolay ulaşabiliriz. Bugün bulunduğumuz noktada, bundan ders almamız gerektiğine de inanmaktayız. Toplumsal birlikteliği, fitne çıkartmak isteyenlere rağmen muhafaza edebilmeliyiz. Yakın zamanda gerçekleştirilmek istenen ve toplumun direnci ile karşılaşılan ve bu yüzden başarısız olan 15 Temmuz darbe girişiminde olduğu gibi, sonrasında da bu birlikteliği muhafaza edebilmeliyiz. Darbeye destek olup bunun için çalışanların cezalandırılması ne kadar gerekli ise, masumu ve iftiraya uğrayanları da korumak o kadar gereklidir. Darbe fitne ile olur ve fitneden beslenir, bu açıdan fitneden zarar görenlerin hakkını koruyamamak da darbecilerin amacına hizmet eder, insanların bir kısmını toplumdan kopartır, dış güçlere fırsat tanınır.

Dış güçler ve zikredilen muhtelif etkiler bütün devletler için geçerlidir. Bir devleti devlet yapan ya da diğer devletlerden ayıran öğelerden biri de dış bir gücün olmasıdır diyebiliriz. Türkiye de başka devletler için doğal olarak bir dış güçtür. Bu anlamda toplumsal bir sıkıntıda, hesap sorulabilecek veya suçlanacak ilk yer dış güçler olamaz. Toplumu oluşturan bireyler arasındaki bağların zayıflığı, toplum ve insan bilincinin uğradığı zarar sebebiyle öncelikle toplumu oluşturan bireylere bakamız gerekir.




YORUMLAR :::

Yorum Yaz GİRİŞ YAP

GÜNCEL HABERLERİ :::

YORUMLANANLAR :::

Genç Çiftlerin hayalini süsleyen kampanya

Mardin’de açılışının ikinci yılını kutlayan bir ge [...]

11 saat önce...

Midyat’ta meydana gelen kazada 4 kişi yaralandı

Mardin’in Midyat ilçesinde hafif ticari aracın odu [...]

21 saat önce...

WhatsApp sohbetlerinde yeni dönem

Facebook'un bünyesinde bulunan mesajlaşma uygulama [...]

21 saat önce...

Dolarda yeni zirve!

Dolar kuru bugün ne kadar? (26 Ekim dolar - euro f [...]

21 saat önce...

Mangal Aşkı, Az kalsın mahalleyi yakıyordu

Derik ilçesinde bir apartmanın çatı katında mangal [...]

18 saat önce...

MARDİNLİFE TV CANLI YAYIN