Afrika’nın Cennet Ülkesi: Uganda (1)

Geçen hafta Help Yetim ile birlikte Afrika’nın cennet ülkesi Uganda’daydım. Uganda ile birlikte Afrika’nın 2., dünyanın ise 20. ülkesini de gezip görmek nasip oldu.

KÖŞE YAZISI
PAYLAŞ:

Çok gezenin de en az okuyan kadar çok bildiği sözünü doğrulatmak adına bu yazıda sizlerle bu tezatlar ülkesinde gördüklerimi, yaşadıklarımı ve öğrendiklerimi paylaşmak isterim.

 “Evvel Refîk, Bâde'l Tarîk” sözüne binaen çıkacağımız seferde yoldaşım olan Avrupa Merkezli İnsani Yardım Organizasyonu Help Yetim’in Genel Başkanı Cahit Ataş ve insani yardım kuruluşu hakkında biraz bilgi vereyim.  

30 yıla yakındır Avrupa’da ikamet eden Cahit Aktaş, Elazığlı bir aktivist. Kendisi uzun yıllar Avrupa’daki İnsani Yardım Dernek ve kuruluşlarında aktif olarak çalışmış ve bu alanda epey tecrübe sahibi bir isim.

Son bir yıldır bir grup gönüllü arkadaşı ile birlikte kurduğu ve başkanlığını üstlendiği Help Yetim insani yardım organizasyonun başında.

ÖNCELİK YETİM ÇOCUKLAR

Afrika ağırlıklı olarak hizmetlerine devam eden Help Yetim’in önceliği yetim çocuklar.

Dünyanın farklı coğrafyalarında din, dil, ırk, renk, mezhep ayrımı yapmaksızın yetimlere ve ihtiyaç sahiplerine yardım ulaştırmak için yola çıkan Help Yetim, takdir beklemeden, insanlığın evrensel değerlerinin korunmasına yönelik güzel işlere imza atmaya devam ediyor.

Kıta, ülke ve coğrafyasına bakmaksızın yetimlerin kendi ayakları üzerinde durabilmelerine destek olmak, uzun soluklu projelerle sorunlarına kalıcı çözümler üretme hedefi ile yola çıkan Help Yetim, yetim himaye, su kuyusu, gıda, kıyafet, sağlık ve eğitime destek programları ile onurlarını incitmeden yanlarında oluyor ve olduğunu da hissettiriyor.

Cahit Aktaş’ın bir haftalık program boyunca en çok üzerinde durduğu nokta “İnsanlık adına sorumluluk görevimiz, yapılan bağışları, yardımları birer emanet bilip, amacına uygun olarak eşit, adil ve onur kırmadan ihtiyaç sahiplerine ulaştırmaktır” vurgusuydu.

Kendisinin yerinde ve zamanında yaptığı etkili hayırlı hizmetlere şahitlik eden biri olarak kendisine bu yolda Allah’tan muvaffakiyetler diliyorum.

Cahit Aktaş ile İstanbul’da buluşarak sefer bizden Zafer Allah’tandır diyerek Uganda yoluna koyulduk.

İNGİLİZ SÖMÜRGESİ BİR ÜLKE

İngiliz sömürgesinden 1962 yılında sözde kurtularak bağımsızlığını ilan eden Uganda üzerinde İngilizlerin ticaretten sağlığa, eğitimden ulaşıma her alanda sömürü zihniyeti halen devam ediyor.

Kanlı Elmas filmini izleyenleriniz bilir. Afrika’nın hemen her ülkesi başta altın ve elmas olmak üzere doğalgaz, petrol, uranyum, kobalt ve magnezyum gibi yeraltı zenginliklerine sahip. Anlayacağınız Kanlı elmas her ne kadar Sierra Leone’da çekilmiş olsa da Uganda gibi bütün Afrika ülkelerinde durum aynı.

Dünyada en fazla elmas ve altın üreten 20 ülkeden 15’inin Afrika kıtasında yer alması bile Afrika’daki sömürü düzenini ortaya koymaya yeter. Birileri de çıkıp Türkiye’nin ne işi var Afrika’da? diyerek zihinleri bulandıra dursun.

Unutulmasın ki Türkiye’nin çok değil 10 yıl önce büyükelçilik açmaya karar verdiği Uganda’da İngilizler iki asırdır bütün dünyanın gözü önünde hem bütün zenginliklerini sömürmeye, hem de gelişimini ve refah seviyesinin yükselmesini engellemeye, beğenmediği yönetimleri ise aşikâr bir şekilde kanlı darbelerle devirmeye devam ediyor.

SÖMÜRGE YERİNE HAMİLİK OYUNU

Sömürü düzenine bakın İngilizler nasıl bir çözüm bulmuş. İngilizler, Uganda-İngiltere ilişkisini “protectorate” olarak tanımlıyor. Yani “başka devletin idaresinde bulunan devlet”olarak tanımlamak isteseler de Uganda, o yıllarda basbayağı İngiliz sömürgesi. Ancak kendilerine, hâmilik sıfatını yakıştırarak kendilerince kelimelerle oynayarak, tarihi sulandırmaya çalışıyorlar.

Hatta bir dönem Afrika, Ortadaoğu ve Uzakdoğu’daki sömürgeler “İngiliz Milletler Topluluğu” adı altında bile toplanmış. Uganda da 1960 yılında İngiltere’de gerçekleştirilen anayasa çalışmalarından sonra 1962 yılında bağımsızlığını ilan ediyor.

Aslında bu bile bir tiyatrondan ibaret sırf “Bakın artık sömürge değilsiniz!” demek için başvurulan oyunla da halkın ve dünya kamuoyunun gazı alınmaya çalışılıyor. Ama kendi istediklerini devlet başkanı yaptıkları ülkede sömürü anlayışı ve zihniyeti ise bire bir uygulanmaya devam ediyor.

İlk olarak boyları kısa Pigme adında bir halkın yerleşim yeri olduğu düşünülen Uganda’da idari oluşum 15. yüzyıla kadar dayanıyor. Buganda Krallığı adı ile kurulan bu ülke o zamanlardan günümüze gelmiş. Savaşlar, işgaller göz önüne alınınca gelmesi kolay olmamış elbet. İngilizlerin işgalinden sonra 1962 yılında bağımsızlığını kazanan ülkenin çilesi bununla da bitmemiş ve başından birçok iç savaş, isyanlar, kanlı darbeler geçmiş. Sadece İdi Amin isminde bir diktatörün ülkeyi yönettiği 1971 ile 1979 yılları arasında, muhalifleri başta olmak toplamda 300 bin kişinin cinayetlere kurban gittiği kayıtlara geçmiş. Varın gerisini siz düşünün.

75 YILDA ÜLKENİN % 75’İNİ HRİSTİYANLAŞTIRMIŞLAR

15. asır döneminde tüccarlar sayesinde İslam’la tanışan Uganda’da İngilizler, 1860 sonrasında başlattıkları işgal ile misyonerlik faaliyetleri sonucunda nüfusun yarısından fazlasını Hristiyanlaştırmayı başarıyor.

   Uganda Orta-doğu Afrika’da yer alan, kuzeyinde Güney Sudan, doğusunda Kenya, güneyinde çoğu sınırı Victoria Gölü ile oluşan Tanzanya, güneybatısında Ruanda ve batısında ise Kongo Demokratik Cumhuriyetinin yer aldığı ve okyanusa kıyısı bulunmayan bir Afrika ülkesidir.

   40’tan fazla etnik yapının birlikte yaşadığı Uganda, dört ayrı bölgeden oluşuyor. Ayrıca özerk bir krallık olan Buganda Krallığı’nın da yer aldığı Uganda ismini de krallıktan almış.

Türkiye yüz ölçümünün çeyreğine (241 bin km²) ve nüfusunun yarısına (43 milyon) sahip olan Uganda başkenti Kampala'dır. Ekvator üzerinde olmasına rağmen mevsimi tropikal olan ülkede ovalarla yağmur ormanları birbirine karışıyor. Ülke topraklarının genelinin plato düzeyinde (1.000 m ortalamasına sahip) olmasından dolayı tropikal iklimin yarattığı sıcaklık hissedilmiyor. Ülkede gezdiğimiz üç ayrı bölgesinde de serin bir hava hakimdi.

EKVATOR ÜZERİNDE AMA SERİN BİR ÜLKE

Yıl genelinde ortalama sıcaklık yükseltiye bağlı olarak değişkenlik gösteriyor olsa da sıcaklık değerlerinde büyük değişimleri yaşanmamaktadır. Ne aşırı bir sıcaklığın ne de aşırı bir soğukluğun yaşanmadığı ülkede hava sıcaklıkları gündüz 25-30 °C arası, gece ise 17-22 °C civarı ölçülmektedir.

Ruanda konum olarak ekvatora yakın bir konumda olmasına rağmen yükseltilerin çok olması nedeniyle hafif nemli bir iklime sahiptir. Yıllık yağışlarda ki düzensizlik ve buna bağlı yaşanan kuraklık ve yoğun yağışların art arda gelebilmesi tarım ürünleri üzerinde olumsuz etki yaratmakta olup, dönem dönem kıtlık yaşanmasına neden olabilmektedir.

Dünyada bulunması zor canlı türlerine ve doğal güzelliklere ev sahipliği yapan Uganda ekonomisinin en önemli parçasını tarım oluşturmaktadır. Hemen herkesin tarımla uğraştığı ülke nüfusunun yaklaşık olarak yüzde 90'ı direkt ya da dolaylı olarak tarımsal faaliyetler içerisinde yer almaktadır. Bu alanda gerçekleştirilen faaliyetlerin yüzde 75'i ise kişisel tüketimi karşılamak için gerçekleştirilmektedir. Anlayacağınız tarım üretimi daha çok kendi yetiştirdiğini yemekle sınırlı.

Sadece kendi boğazlarına yetebilen bu çiftçiler, hasat kaldıramadıkları yıllarda ise bizzat şahit olduğumuz durumlarda olduğu gibi açlık ve kıtlıkla karşı karşıya kalıyor.

Kahve, çay, pirinç,  manyok, tatlı patates, bezelye, soya, ananas, muz, mısır ekilen ve yetiştirilen en önemli tarım ürünlerini oluşturduğu Uganda’da endüstriyel üretim neredeyse yok gibi bir şey. Bunun dışında para kazandıkları ana ihraç ürünleri çay ve kahve.

DÜZENSİZ BİR YAŞAM ve YERLEŞİM 

Uganda’da şehirlerin altyapıları son derece geri; su ve elektrik binaların çoğunda yok, kırsal alanda ise parmakla gösterilecek kadar az.

Şehirlerdeki yapılaşma, bizdeki gecekondularla bile kıyaslanamayacak kadar düzensiz ve düşük kaliteli. Ortalama bir metre genişliğindeki sokaklarda; derme çatma barakalarda 4-8 metrekarelik alanlardan oluşan yerleşim bölgelerinde su ve kanalizasyon şebekesi ise yok denecek kadar az.

Şehir merkezlerinde insan kalabalığı ve fakirlik kırsal kesimlerde ise yeşillik ve fakirlik hemen göze çarpıyor.

Zengin madenleri, yeşil bitki örtüsü ve geniş tarım arazileri ile sömürgeden sonra ülkede zaten kötü olan ekonomi iş savaşlarla iyice göçmüş, insanların yüzde altmışı fakirlik sınırının altında. Kişi başına düşen yıllık milli gelir 700 $ sınırında.

Bununla birlikte bugün Uganda’da ortalama yaşam süresi 51.  Bizim orta yaşlar dediğimiz yıllar bir Uganda’lı için hayatının son yılları olabiliyor.

 

Nezir Güneş

Mardin Gazeteci ve Yazarlar Derneği Kurucu Başkanı Mardin Life Dergisi ve Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Şırnak AA-TRT Muhabiri 2000-2002 Şırnak İHA Muhabiri 2002-2004 Mardin İHA Temsilcisi 2004-2

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle