# Gecesi gerdanlık gündüzü seyranlık

> Daracık sokaklarında çan ve ezan sesi birbirine karışırken, taşın sertliğini şefkatli dokunuşuyla yumuşatarak masala dönüştüren bir şehir Mardin. Bir Güneydoğu Masalına...

- Kaynak: Mardin Life
- URL: https://www.mardinlife.com/basinda-mardin/gecesi-gerdanlik-gunduzu-seyranlik
- Dil: tr-TR
- Yayın tarihi: 2012-01-27T10:25:06+02:00
- Güncelleme: 2012-01-27T10:25:06+02:00
- Yazar: Mardin Life
- Kategori: BASINDA MARDİN
- Görsel: https://cdn.mardinlife.com/2012/01/gecesi-gerdanlik-gunduzu-seyranlik-3869.jpg

Taşların bir 
dili olsaydı eğer, Mardin’i en güzel onlar anlatırdı herhalde. Bu tarihi şehirde 
kapıları, duvarları değişik motiflerle süslü güzelim taş evlerin arasından 
geçerken, her birinin hikayesini öyle merak ediyorsunuz ki! Mardin’in hikayesi 
biraz da taşın hikayesi çünkü. Dokunup okşamak istiyorsunuz, bir çiçek motifini 
mesela. Kulağınızı dayayıp bir evin duvarına, taşın şiirini dinlemek 
istiyorsunuz ondan. 



Mardin’de 
günbatımı
Mardin, biri 
eski diğeri yeni kent olmak üzere ikiye ayrılmış. Eski kent merkezi 
SİT alanı ilan edilmiş ve 
yeni bina yapılmasına izin verilmiyor. Anadolu Türk mimarisinin en özgün 
örnekleri olarak kabul edilen Mardin evleri, Midyat işi denilen taş işçiliği 
ile; yöreye özgü beyaz, kırmızı, sarı taşlarla inşa edilmiş. Kiremitsiz, düz 
damlı bu evlerde taş oyma sanatının bütün ustalıkları sergileniyor. Bazı 
binaların dış cepheleri kitabeler, çeşitli desenler ve süslemelerle bezenmiş. 
Evler birbirine daracık sokaklarla, merdivenlerle ve yöre halkının “abbara” 
dediği karanlık geçitlerle bağlanıyor. Mimarlık harikası olan abbaralar, kolayca 
bir üst sokağa çıkmanızı sağlıyor. Hatta bu abbaralar Mardinlilerin yaşamında 
öyle bir yer etmiş ki, “Erkeksen abbaraya gel!” sözü yerleşmiş dillerine. Evler 
genellikle yüksek duvarlarla çevrili. Böylece hem sokaktan ayrılmış hem de sert 
iklime karşı korunmuş oluyorlar. Her evin çatısı, bir yukarıdaki eve teras 
olmuş. Mardin, Mezopotamya’yı seyrederken siz de karşısına geçip Mardin’i 
seyredebilirsiniz. Bu şehrin tamamı bir defada görülebiliyor çünkü. Evler 
aşağıdan yukarıya, kaleye doğru tırmanıyor. Akşam güneşinin kızıllığı Mardin’e 
vururken, gün batımını değil, gün batımında bir şehrin güzelliğini izliyoruz 
doya doya… 


Mardin’in 
çarşıları
Şehrin ritmini 
yakalamak için geçen yüzyılların izlerini taşıyan çarşılarında dolaşmak gerek. 
Baharat kokan sokaklardan çarşıya doğru inerken, birden bir evin önünde durup 
kapı tokmağının güzelliğini ya da duvar süslerini seyretmeye dalıp akşamı 
edebilirsiniz. Bakırcılar çarşısında bakır döven ustaların çekiçlerinden çıkan 
sesler, şehrin ritmini size anlatır işte. 

Mardin’in araç 
giremeyen daracık, basamaklı sokaklarından yürürken, yanınızda yük taşıyan bir 
at ya da çöp toplayan bir eşek geçerse sakın şaşırmayın. Taşımacılıkta 
çoğunlukla binek hayvanları kullanıldığından çarşıda dolaşırken semercilere, 
nalbantçılara rastlarsınız. Sonra marangozlar çarşısında takunya yapan ustalar 
çıkar karşınıza. O takunyaları daha kaç nesil giyecek acaba merak 
edersiniz…


Süryaniler’in 
diyarı
Bir rivayete 
göre Mardin kentinin kuruluşu ta Nuh Tufanı’na kadar dayanıyor. Onlarca değişik 
uygarlığı, dini, kültür, farklı mezhepleri barındıran Mardin, Mezopotamya’nın 
yedi bin yıllık, bütün tarihi yükünü taşıyor neredeyse. Tarihin en eski 
Hıristiyan topluluğu olan Süryaniler, Müslümanlar, Yezidiler, Yahudiler, 
Araplar, Ermeniler gibi 
birçok farklı 
din ve etnik kökenle beslenen Mardin belki de bu yüzden böylesine görkemli. 
Camileri, medreseleri, kiliseleri, manastırları, hanları ve tarihi çarşısı ile 
Mardin adeta bir Açıkhava müzesini andırıyor. Tarih boyunca birçok farklı 
kültürün yaşadığı bu topraklar hepsinin zenginliğini ve kültürünü almış. 
Deyrulzafaran Manastırı, kentin her yerinden görülen Ulucami, Midyat Suryani 
Kilisesi, Mar Gabriel Manastırı Mardin’in mutlaka görülmesi gereken 
yerlerinden.


Midyat ve 
telkari
Mardin’e bir 
buçuk saat uzaklıktaki Midyat’a şehirden kalkan minibüslerle ulaşabilirsiniz. 
Buradaki evler de tıpkı Mardin’dekiler gibi. Ayrıca taş konaklar, kemerli 
geçitler ve Süryani kiliseleriyle eski bir ortaçağ kentini andırıyor Midyat. Bu 
güzel ilçenin bir başka özelliği de, artık tükenmekte olan telkari işçiliğinin 
en güzel örneklerinin burada olması. Sadece birkaç Süryani telkari ustası 
kalmış.Telkari sanatı Mardin’e has bir işçilik. Eritilen altın, gümüş gibi 
madenler tel haline getirilerek işleniyor. Ve bunlardan çeşitli takılar, süs 
eşyaları yapılıyor. Az sayıda telkari ustasından birinin, sihirli parmaklarıyla 
yaptığı kolyeyi boynunuza takarak bu gizemli şehrin tılsımını hep yanınızda 
taşımak istersiniz belki…


Hasankeyf

Mardin’e kadar 
gelmişken Hasankeyf’i de mutlaka görmelisiniz. Mardin’den minibüsle Midyat’a 
gidip oradan Hasankeyf’e ulaşabilirsiniz. Ne zaman ve kimler tarafından 
kurulduğu bilinmeyen bu taş şehir, insanlığın en eski yerleşim yerlerinden 
birisi. Kayaların oyularak ev haline getirildiği Hasankeyf, adı Süryanice kaya 
anlamına gelen Kifo’dan geliyor. Buradaki sayısız mağara, ev olarak kullanılıyor 
hala. Dicle Nehri üzerinde kurulacak baraj yüzünden yakın bir tarihte sular 
altında kalacak bu olağanüstü yeri görmeden dönmeyin Mardin’den. Yörede çok 
güzel el dokumalaraı satılıyor üstelik oldukça ucuz. Biraz yukarılara tırmanıp 
Hasankeyf i bir de tepeden seyredin. Aşağıda sessiz sessiz akan Dicle’yi 
göreceksiniz. Yüzyıllardır süren büyük bir aşkın kahramanlarından biridir o. 
Belli etmez ama acelesi vardır aslında, ileride bir yerlerde sevgilisi Fırat onu 
bekliyor çünkü. Yolu çok uzun…Görmeseniz de bilirsiniz iki sevgili mutlaka 
buluşacak ve sonra birlikte akmaya başlayacaklar…


Mardin mutfağı
Özellikle 
kaburga, işkembe dolması, içli köfte ve etli ekmek gibi Mardin’e özgü yemekler 
var. Mardin’li bir kadının işlettiği Cercis Murat Konağı’nda Mardin mutfağı’nın 
en güzel yemeklerini, ya da onların deyimiyle “Mistik Mardin Lezzetleri” ni 
tadabilirsiniz. Et, bulgur ve sebzelerin nefis uyumuyla, uzun bir zaman 
diliminde, büyük bir emek harcayarak hazırlanan yemeklerden oluşan zengin bir 
mutfak. Güneydoğu denilince çoğumuzun aklına kebap geliyor değil mi? Oysa Mardin 
de daha fazlası var. Ayrıca yörede yetişen baharatların çeşitliliği de Mardin 
yemeklerini zenginleştiriyor, tatlandırıyor. Ama siz ille de kebap diyorsanız 
Mardin’in ana caddesindeki “Kebapçı Rıdo” yu öneriyoruz.
Burada bir de 
tüm Mardinlilerin yakından tanıdığı bir kadın var. Mardinli bir Süryani olan 
Nasra Hanım basma boyama sanatının son temsilcisi. Mardin’deki Süryani 
kiliselerini süsleyen kök boyadan yaptığı melek, Meryem Ana gibi çeşitli dinsel 
motif, kuş ve çiçek desenleriyle bezeli özgün basmaları bir tek o yapıyor. Yaşı 
seksenin üstünde. Bu otantik ve son derece özgün basmalardan satın almak 
isterseniz, fiyatları 25 milyondan başlıyor. 
Dönüş yolunda 
garip bir hüzün kaplıyor içimizi. Sonra buraların şairini, Murathan Mungan’ı 
anımsıyoruz birden. “Mardin’de ben taşların dilini öğrendim. Gökyüzünün 
yakınlığını ve uçsuzluğunu” diyor şair, “Bizler serin fısıltılarla uykuya 
dalarken, parmaklarımız yıldızlarda kalırdı. Yıldızlar bir daha hiç o kadar 
parlak olmadılar.”

BİRGÜL 
KOPUZ - Seninle Dergisi

---
Kaynak: [Mardin Life](https://www.mardinlife.com/basinda-mardin/gecesi-gerdanlik-gunduzu-seyranlik)