# Enver Ercan kimdir? Enver Ercan kitapları ve sözleri

> Editör,yazar Enver Ercan hayatı araştırılıyor. Peki Enver Ercan kimdir? Enver Ercan aslen nerelidir? Enver Ercan ne zaman, nerede doğdu? Enver Ercan hayatta mı? İşte Enver Ercan hayatı...

- Kaynak: Mardin Life
- URL: https://www.mardinlife.com/biyografi/enver-ercan-kimdir-enver-ercan-kitaplari-ve-sozleri
- Dil: tr-TR
- Yayın tarihi: 2022-03-15T02:00:02+03:00
- Güncelleme: 2022-03-15T02:00:02+03:00
- Yazar: Mardin Life
- Kategori: BİYOGRAFİ
- Görsel: https://cdn.mardinlife.com/2022/03/15/enver-ercan-kimdir-enver-ercan-kitaplari-ve-sozleri-176434.jpg

Editör,yazar Enver Ercan edebi kişiliği, hayat hikayesi ve eserleri merak ediliyor. Kitap severler arama motorlarında Enver Ercan hakkında bilgi edinmeye çalışıyor. Enver Ercan hayatını, kitaplarını, sözlerini ve alıntılarını sizler için hazırladık. İşte Enver Ercan hayatı, eserleri, sözleri ve alıntıları...Doğum Tarihi: 21 Ocak 1958
Doğum Yeri: İstanbul
Enver Ercan kimdir?
21 Ocak 1958 tarihinde İstanbul'da doğdu. Haydarpaşa Lisesi'nde okudu. Çeşitli yayınevlerinde editör ve danışman olarak çalıştı, tv ve radyo programları hazırladı. Güneş, Sabah, Yeni Düşün, Varlık gibi gazete ve dergilerde edebiyat sayfaları hazırladı, yayın yönetmenliği yaptı. Varlık dergisine, Yaşar Nabi Nayır ve Kemal Özer'den sonra yayın yönetmeni oldu. Antolojiler hazırladı, çocuk kitapları yazdı. Komşu yayınlarını kurdu, çok sayıda şiir kitabını yayımladı. Halen Yasakmeyve dergisini çıkarmakta. 

Şiirleri ve yazıları; Broy, Gösteri, Milliyet Sanat, Yeni Düşün, Yeni Olgu, Varlık gibi dergilerde yayımlandı. 1980 sonrası şiirimizde beliren özgün şiir adalarından; varolan sözcüklerle yeni ve şaşırtıcı imgeler oluşturuyor, söyleyişi akıcı ve rahat, tedirginlik barındırmıyor; yaşamla ve şiirle hesaplaşmasını sürdürüyor. 

Yapıtları: 
Eksik Yasam (1977) 
Sürçüyor Zaman (1988) 
Geçtiği Her Şeyi Öpüyor Zaman (1997) 

Ödülleri: 
1997 Cemal Süreya Şiir Ödülü 
1997 Yunus Nadi Şiir Ödülü 
1996 Abdi İpekçi Ödülünü (mektup dalında )
--reklam--
Enver Ercan Kitapları - Eserleri
Geçtiği Her Şeyi Öpüyor Zaman
Türkçe'nin Dudaklarısın Sen
İstanbul'un 100 Şiiri
Sürçüyor Zaman
Varlık Şiirleri Antolojisi 1933-2003
Gergin Ruhlar Antolojisi
Kadınların Aklından Geçen Öyküler
Varlık 75. Yıl Seçkisi
Erkeklerin Aklından Geçen Öyküler
Varlık'ta İlk İmzalar
Gülümseyen Anlar
--reklam--
Enver Ercan Alıntıları - Sözleri
Bugünümü uğruna feda ettiğim geleceğin hiç gelmeyeceğini içimde duyuyorum artık. Hiç gelmeyecek olan belli belirsiz bir şeyleri beklemekten umut kestim. Nasıl yürürsem yürüyeyim fark etmiyor, yanlış yola girmişim bir kez, o yol bir zamanlar varmayı istediğim yere çıkmıyor. (Gergin Ruhlar Antolojisi)
"İnanın bana sayın dostum, insan her yerde namuslu olabilir; erdem, tapınağını ne Budha papazının hücresinde ne de çok sevilen kimsenin köpek kulübesinde yükseltir; bu tapınak, iffetli bir kadının kalbindedir." (Erkeklerin Aklından Geçen Öyküler)
bu sabah resmini kaldırdım raftan
günlerdir kaçırıyordu benden gözlerini (Geçtiği Her Şeyi Öpüyor Zaman)
dün sesiniz kalmıştı durakta
arkanızdan yetişemedim
bari şimdi dinleyin lütfen
kanat uçup durmasın adımlarınız (Türkçe'nin Dudaklarısın Sen)
Ah! Güzel şeyler düşünmeme rağmen
Muttasıl ağlamak geliyor içimden. (Varlık Şiirleri Antolojisi 1933-2003)
Doğru! -sinirliydim- çok, pek çok, korkunç derecede sinirliydim, hâlâ da öyleyim.; ama deli olduğumu nereden çıkarıyorsunuz? Hastalık, duyularımı keskinleştirmişti; yıkmış, yok etmiş değildi onları, körleştirmiş de değildi. Hepsinden çok da işitme duyum güçlenmişti. Cennetteki, yeryüzündeki her şeyi duyuyordum. Cehennemdekilerin de birçoğunu duyuyordum. Nasıl, öyleyse nasıl deli dersiniz bana? (Gergin Ruhlar Antolojisi)
Kara dutum çatal karam çingenem
Nar tanem nur tanem bir tanem
Ağaç isem dalımsın salkım saçak
Petek isem balımsın ağulum
 Günahımsın vebalimsin

Dili mercan dişi mercan dizi mercan
 Yoluna bir can koyduğum
Gökte ararken yerde bulduğum,
 Kara dutum
 Çatal karam çingenem
 Daha nem olacaktın bir tanem
 Gülen ayvam ağlayan narımsın
 Kadınım kısrağım karımsın (Varlık Şiirleri Antolojisi 1933-2003)
“bende bulduğun benim de aradığımdı” (İstanbul'un 100 Şiiri)
sırtlarına bakıyorsun insanların
yüzleri gibi künyesiz (Sürçüyor Zaman)
"Fotoğraf makinesinin merceğinin doğrultulduğu kişi aynı zamanda gözetlenen değil midir? Kusursuz, dayanılmaz bir üçgen: Çeken, çekilen ve resme bakan... ya da yazan, yazılan ve okuyan... Bir okur da röntgenci değil midir?" (Erkeklerin Aklından Geçen Öyküler)
Yaşamak aramaktır içindeki gömüyü (Varlık Şiirleri Antolojisi 1933-2003)
Köroğlu yaşasaydı ne derdi?
piyango icad oldu
güvercin bozuldu (Sürçüyor Zaman)
Soğan doğrarken niçin var olmam gerektiğini düşünüyorum ve dünyanın gerçekliğine dayanamıyorum. Durgunluğa demir atmış paslı bir gemi enkazıyım. Örümcek ağına yakalanmış bir sinek. Çevremde olup biteni ayrıştırma, yeniden yorumlama yetimi kaybettim. Bazen mutlu bir son yerine bitmemiş, acınası bir öyküm olmasını şiddetle istiyorum.
Yoksa var mı? (Gergin Ruhlar Antolojisi)
"bak" diyor "elli sene sonra şiirlerimi okuyanlar tam becerememiş ama meselenin farkına varmış desinler bu bana yeter." (Türkçe'nin Dudaklarısın Sen)
Öldük, ölümden bir şeyler umarak;
Bir büyük boşlukta bozuldu büyü.
Nasıl hatırlamazsın o türküyü.
Gök parçası, dal demeti, kuştüyü,
Alıştığımız bir şeydi yaşamak.

 Sade hatırlıyor ve ağlıyoruz
 Rüzgâr sarsmaz oldu penceremizi;
 Günler gecelere devretti bizi;
 Arasak bulamayız gölgemizi;
 Hangi suya eğilsek namevcuduz. (Varlık Şiirleri Antolojisi 1933-2003)
Gel dayan, bir sürü
Asılsız, uğuldayan boş soru
Dönüp dönüp geliyor kafama doğru
Ellerim
Kafamın hışmından beni sen koru. (Varlık Şiirleri Antolojisi 1933-2003)
rüzgârın anılarını dinledik birlikte
usulca dolaşırken bütün geceyi (Geçtiği Her Şeyi Öpüyor Zaman)
*

Çekilin önümden binalar
Çamura düştü çiçeğim
Şişli, Taksim, Aksaray
Her an bir çılgınlık yapabilirim

Mayısı da gördük, ne oldu
Levent, İkinci Levent, Dört Levent
Hiç mantar yok toplayacak
Ben bu İstanbul'dan gitmeliyim

Sen bu İstanbul'dan gitmeliydin
Yıllar önce, geldiğin gün
Şimdi ancak çeşitli felaketler
Deneyebilirsin, denemeliyim

Nerden uç verdi bende bu
Felaket tutkusu
Beyazıt, Karaköy, Harbiye
Yollarda gelişti belki de, ne bileyim

Akşam mı oluyor, olursa olsun
Kaybolacak bir cadde bulurum elbet
Önce bir bira, bir daha, bir daha
Ki yılışık vitrinleri görmeyeyim

Tanrısına da güven olmaz bu İstanbul'un
Hep yarına erteliyor kıyameti
Girip bir sinemaya bari, beklemeden geceyi
Kendimi karanlığa gömeyim

İsmail Uyaroğlu / İstanbul (İstanbul'un 100 Şiiri)
*

Kadın ölür hiç bırakılmadığı kalabalıklardan. Saçlarına gelip
 gelip kumrular konar ve sevinir ayrıldığına.
Belki evlenmişti ve yaşamıştı çocukların öldüğü kuytularda, her
 gece adlarını unuttuğu şehirlerde. Hiç bilmediği dağları
 aramıştı o zamanlar, çocukluğunda dinlediği hazineleri.
Kadın ölür, yeniden saçlarına üşüşür kalabalık; uykusundan iki
 kişinin başlattığı eski bir karanlığa azalır, ölmekten hiç
 bıkılmayan çağlar geçer gölgesinden.
Gölgesinden haydutlar geçer, dönüp onu kuyulardan çıkarır bir
 tanesi, atların en iyisini ona verir; özlediği sulardan geçer
 kadın, ama öteki haydutların çadırlarını görür birden,
 yorgun atına bakar ve ağlar belki.
 Ve büyür uykusunda İstanbul.
 İstanbul
 İstanbul bir denizdir lale gemileriyle taşınan,
 Savaşlara, üzüntüye, ve çocuklara taşınan,
 Silahların sandıklara saklandığı evlere,
 Ve insanlara, açıkça yaralanan;
 İstanbul bir sudur akşamların aradığı.

Kalabalık durmadan büyür, kumlar büyür,
Uzanılır altın aşklar kulesinden kanlara,
Sevgilerin eridiği kanlara her yapıyla biraz,
Biraz ağladığı bazı kadınların;
Her kelime artar bir çok kelimelere.

Fenerlerin gerisinde sabahlar ışır
Bir parça sevişmenin anılarına,
Uyanır Osman'lardan bir Kara Osman,
Her yatağı o evlerin, memleketinden
Birer kıl aba olmuş sırtına karşı,
Ağarır saçları sırtına karşı, bulanır,
Oklar bulanır durur içindeki kişiye,
Biner tramvaya önce ayakları,
Bilet ister dudakları, elleri alır,
Kerpiç gölgelerinden tanıdığı kadına,
Parasında Taşlıçay, her sayışta eksilen
Ama kutlu bir yalnızlıkta anılan.

Bırakırsa kazmasını, İstanbul bir kova kan.

İstanbul bir kuyudur geceleri büyüyen;
Yıllara bırakıp erkeğinin sesini
İner kadın karanlığa, nerde eski erkeği?
İner bulamaz, iner ağlar, iner inilder:
Yankılanır sular ve çığlıkları kadının,
 Çelik bıçak halk!
 İliklerime kan doldu, uyan!
 Azalır fısıltım yalnızlığa...

Kuzca'daki evi gider, gelmez artık,
Kuyuya indikçe taşlarda yosun;
Görünür surları yeniden İstanbul'un
Gelir kocası her akşam mezarından,
Yeni taşlar dikerler çocuklarına;
Kadın her uykusunda biraz kin bulur.

Ve şehrin sokakları hep İstanbul'dur.

İstanbul bir çocuktur minarelerde ölen,
Her şeye karşı ve hiç durmadan ölen;
Kalsaydı ninesinin masallarına Çine' de
Ne güzel saçlarına o perinin, hazinesine;
Hiç bilmeseydi annesini, yeni evleri,
Denizi ve balıkları, ara sıra boğulan,
Anardı bir kere yalnız, Allah babasını.

Şimdi yalnız balıklar boğulmuyor İstanbul'da,
Şimdi çocuklar sıra olmuş giderler denize, ,
Ağır ağır boğulurlar, çünkü dalgalar İstanbul'a
 yakındır,
Görünür kayboldukları kulelerden, ağlanır anıldıkça,
Yüreklerden gemiler, kamyonlar, insanlar geçer,
Çiçek yüklü ölümler taşınır İstanbul'a.

* Ülkü Tamer / İstanbul (İstanbul'un 100 Şiiri)
Delilik sandığınız şeyin sadece duyuların fazla keskinleşmesi olduğunu söylememiş miydim ben size? (Gergin Ruhlar Antolojisi)

---
Kaynak: [Mardin Life](https://www.mardinlife.com/biyografi/enver-ercan-kimdir-enver-ercan-kitaplari-ve-sozleri)