# H. İhsan Sönmez kimdir? H. İhsan Sönmez kitapları ve sözleri

> Türk Şair, Yazar H. İhsan Sönmez hayatı araştırılıyor. Peki H. İhsan Sönmez kimdir? H. İhsan Sönmez aslen nerelidir? H. İhsan Sönmez ne zaman, nerede doğdu? H. İhsan Sönmez hayatta mı? İşte H. İhsan Sönmez hayatı...

- Kaynak: Mardin Life
- URL: https://www.mardinlife.com/biyografi/h-ihsan-sonmez-kimdir-h-ihsan-sonmez-kitaplari-ve-sozleri
- Dil: tr-TR
- Yayın tarihi: 2022-07-03T13:00:02+03:00
- Güncelleme: 2022-07-03T13:00:02+03:00
- Yazar: Mardin Life
- Kategori: BİYOGRAFİ
- Görsel: https://cdn.mardinlife.com/2022/07/03/h-ihsan-sonmez-kimdir-h-ihsan-sonmez-kitaplari-ve-sozleri-260919.jpg

Türk Şair, Yazar H. İhsan Sönmez edebi kişiliği, hayat hikayesi ve eserleri merak ediliyor. Kitap severler arama motorlarında H. İhsan Sönmez hakkında bilgi edinmeye çalışıyor. H. İhsan Sönmez hayatını, kitaplarını, sözlerini ve alıntılarını sizler için hazırladık. İşte H. İhsan Sönmez hayatı, eserleri, sözleri ve alıntıları...Tam / Gerçek Adı: Hüseyin İhsan Sönmez
Doğum Tarihi: 1961
Doğum Yeri: Araç, Kastamonu, Türkiye
H. İhsan Sönmez kimdir?
Şiir, gezi, öykü, deneme, inceleme, söyleşileri Gülpınar, Tay, Şehiriçi, Aykırı Sanat, Yaşayan Yarın, Şiiri Özlüyorum, Patikalar, Şehir, Öteki-Siz, Bizim Sanat, Uzak Ülke, Lacivert Sanat; Akademi Gökyüzü, Temrin, Acemi, Aydili Dergileri ile çeşitli gazetelerde yayınlandı.
Aykırısanat Dergisi 2005 yılı şiir yarışmasında "Düşlerin Çağrısı" isimle ikincilik ödülü, Değişen Kocaeli, Kocaeli Oscarları edebiyat kategorisinde 2008 Yılının Edebiyatçısı ödülünü aldı.
Sanat bilinci ve edebiyatla ilgili ulusal ve uluslar arası bildiriler sundu. Eserlerinde kullandığı özgün dil ve anlatımla dikkat çekti. Yaşandıkça kirlenen yeryüzü gerçeğinde, aşk ve sevginin evrensel önemini vurguladı. En büyük gerçekçiliğin düşler olduğuna inandı. Şiir, öykü ve romanlarıyla seçici bir okur kitlesine ulaştı.
Gökkuşağı Yere Düştüğünde (Şiir), Zaman Köprüsü (Şiir), Delmina’ya Aşk Günlüğü (Şiir), Ve Özgürlük Koyun Benim Dünya Adıma (Şiir), Mahcup Denizler (Öykü), İlk Cemreyle Raks (Şiir), Kurşun Gölgesinde Güneydoğu, Gri Tilki (Roman), Yasak Delme Saati (Deneme), Nebula'nın Kuşları (Şiir), Son İda (Roman), Su Yeşili (Deneme), Zaman Tamircisi (Roman) yayımlanmış eserleridir.
--reklam--
H. İhsan Sönmez Kitapları - Eserleri
Son İda
Yasak Delme Saati
Zaman Tamircisi
İlk Cemreyle Raks
Düşkıran Sarkacı
Mahçup Denizler
Su Yeşili
Gri Tilki
Nebula'nın Kuşları
--reklam--
H. İhsan Sönmez Alıntıları - Sözleri
Mutfakla aram iyi değildir harbiden. Yılda iki kez içinden geçerim. Bir balkona çıkmak için diğeri de sigaram bittiğinde bir gece yarısı raflarda bulurum diye.

Neyse efendim geçenlerde eşim iki günlük baba evi yurt içi gezisine çıktı. Giderken de buzdolabını açtı. Bak şurada yumurtalar var. Şu da tereyağı, Tereyağında yumurta yaparsın dedi. Şöyle bir baktım sahiden tereyağı tam iki okka.

Geçen gece yazıya dalmışım. Aşağıdan bir şey vuruyor. Komşular sandım. İşe bakın meğer midemdeki apaçilermiş. Acıktın oğlum acıktın diyerek midemin azizullah meydanında dört dönüyorlar. Tabiiki aklınıza ne gelir? Güzel kadının giderken verdiği talimat. Buzdolabı, yumurta ve tereyağı!

Küçük bir tencereyi aldım. Sonra o tereyağı kalıbını, kocaman vallahi. Bir tatlı kaşığı yağı dolapta bırakarak, tamamını tencereye koydum. Eee… Erimesi zor oldu. Tahta kaşıkla erimesine yardımcı olurken " torbadaki kedi" türküsüyle eşlik ettim inanın. Çok uzatmayayım tereyağı eridikten sonra sekiz santimlik bir derinlik oldu. Birde köpük var ki üzerinde sormayın. Köpük kısmını kaşıkla attım. Derinlik yumurtalar için yeterli. Sonra dönersin dolaba üç tane yumurtayı aldığım gibi öylece içine attım. Yumurtalar döne döne nasıl yüzüyor anlatamam. İşte bu! Alsana tereyağında yumurta.

Yedi dakika kaynattıktan sonra yumurtaları aldım. Suyun altına tuttum. Tereyağı ocakta tencerede duruyor. Atsan atılmaz satsan satılmaz. Derken yumurtaları soydum. Tereyağda yumurta dedikleri bu herhalde. Sırf şu apaçileri susturmak için yedim vesselam. Buraya kadar sorun var mı? Yok. Hafif tereyağ kokusu ama sudan ne farkı var ki!

Yumurtayı yaptım ama sinir katsayımda pi sayısını geçti. Aldım telefonu elime bastım tuşlara. Karşımdaki güzel kadındı. Canım manım seanslarından sonra diyeceğimi dedim.

Sen söyledin diye yumurtayı tereyağında yaptım. Hayatım seni anlamıyorum. Neden su değil, tereyağın espirisi ne? Amma müsrif kadınsın dedim.

Bi dakika durdu. Sonra cevap verdi. Sen ne yaptın dedi. Tereyağında yumurta! Nasıl yaptın dedi. Anlattım. Son sözü şu oldu. Salakkkk

Alınmadım değil. Yoksa salak yeni bir pişirme yöntemi miydi? En son ki mutfak faciamdan sonra müsrifliğinin üstüne gidemedim. Aramız limon makamında kaldı. Şu an ıslak tereyağını bekletiyorum. Tavuk kordon blu yapacağım. Rıza abinin çiftliğine bir tavuk siparişi verdim. Saatçi Cemal'den de iki saat kordonu aldım. Bu blu'yu çözdüğümde yemek yapmaya başlayacağım.

Efendim sonra bunu bir kadın arkadaşıma anlattım. Mutfak bilirkişisi ya! Dinledikten sonra sorusu şu oldu. Yumurtayı bütün mü yoksa kırarak mı tereyağının içine attın? Soruya bak hizaya gel. Kırarak mı içine attın? Demek ki bütün kadınlar aynı. Bu ne müsriflik. Göle yumurtamı çalıyorsun arkadaş… (Su Yeşili)
Karanlığı kaza kaza aydınlığı buluyorsa, hüznü yonta yonta sevinci yaşıyorsa, acıyı çeke çeke insanlığa gülümsüyor, düşlerini yırta yırta kendi öyküsünü kurguluyorsa kişi, yaşanmaya değer çok şey var demektir. Bu nedenle gökyüzü bulaşığı ellerim mavidir benim.
 Büyürken içindeki çocuğu öldürmedinse, bütün çocukların yaşamasını istediğin içindir. Güzel hayallerin peşinden koşmaktan yorulmadıysan eğer hayatı başkalarına cehennem edenlere inat, tek kişilik isyanın adı sensin. Herkesin kanı kalbinden geçer. Sevmek ruhumuzla barışmaktır. Dünya, evrenin açık yarasıdır. Kan dediğim yeniden doğmaksa, yüreğim beyazdır benim.
 Yaşamak ve yaşatmak; hangisini öne alsam diğeri kırılır. Hasretimi iç sesimle haykırsam, say ki derinlik yerin kulağıdır. Bu nedenle doğal gelir cevaplanan o ses. "İyi ki varsın" İçten gülümserim. Ha ha ha… Çünkü; gülüşüm, gönlümün deli ilkbaharını susuz çöle vuruşumdur benim.
 En güzeli olsun yaşayabilirsek her gün. Tekrarın aynısı yoktur. Ne çektiysem nefes almaktan ne çekemediysem nefes vermekten! Bazen o kadar gidenler gelmez, dönemez ki kimse geri, şaşırmamak gerekir. Hayatın gizemidir ya da kuralı. Sizden aldıklarını sizden başkası veremez geri. Kendini sevdiğin için birini seversin. Irmağın akmayı, tomurcukların çiçeğe durmayı, kar tanesinin yeryüzüne düşmeyi, toprağın koynunda küçük bir tohumun güneşi özlemeyi, yavru kuşların uçmayı öğrenişi gibi… Sevdikçe daha çok özlersin. Sevgidir o… Görülmemiş renktir… Kendinizi bulduğunuz en sevgilidir… Duyguların yağmur halidir. Sadece damlalar görebilir. Bu nedenledir ki mavi bakan için gözlerim su yeşilidir benim.
 Kıyıda şairlerin şarkısı, parkta heykellerin bekçisi, kumsaldaki midye kabuklarının neşesi, limanda balık kokusu, şaşkın martının rüzgârı, kahvenin telvesi, kirazın sergisi… Olmazsa olmaz sımsıcak günün terlisiyim. Ellerim, ellerinde sevginin elçisi, saçlarında kıyının esintisi, umut dilinin yerlisiyim. Yani hepsinden birazcık benim.
 En sevgili rüya mısın ey? Şimdi senin için küçük bir buseyim. Her akşam, anılarımı deniz suyuyla yıkarım. Bu nedenle; dudaklarım azıcık tuzludur benim… Tuzludur benim. (Su Yeşili)
Ödünç mutluluğu geç bularak hoyrat harcayanlardandı. Hayatta kazananlar ve kaybedenler dengesinde, kişiliğiyle en uyumlu davranışı; terazinin kaybedenler kefesine yakın duruyor olmasıydı. Bunu gururla seviyordu. Can çıkmayınca huy asla çıkmayacaktı. Hiç uygarlığının kadim karanlığını, yeni dostu aydınlıkla bir türlü değiştiremiyordu. Dişi görüntüsüyle o talihsiz karanlığı perdelemeye çalışsa da, sevgi ve merhamet ışığı perdeye vurduğunda iyiden iyiye rahatsız oluyordu. Karanlığı yenmesi için değişmesi, düşünmesi ve duyarlı olması gerektiğinden, duvara düşen gölgesi kadar habersizdi. (Son İda)
Eğer imkânsız olduklarını düşünmemiş olsaydık çok daha fazla şey başarabilirdik (Son İda)
Herkes aya benzer, kimseye gösteremediği karanlık bir yüzü vardır (Son İda)
Her şeyin en mühim noktası, başlangıcıdır. (Son İda)
-Semiha... Neden toplayıcı?
Birden durgunlaştı. Bana uzun uzun baktı. Neyi sorduğumu anlamıştı. Konuyu uzatmadan, yaptığı resimlerdeki yerde yatan insanların Filistinli çocuklar olduğunu, kuş şeklinde çizdiği şekillerin onların çığlıkları, çığlıkları toplayanın da kendisi olduğunu söyledi. Başka bir şey söylemedi. Ancak verdiği cevap sorumun tam karşılığı değildi. Tekrar sordum.
-Topladın diyelim. Peki ne yapacaktın!
Bu soruya önce cevap verecek gibi oldu. Sonra bundan vazgeçti. Gözlerini benden kaçırmaya çalıştı. Şalıyla oynamaya başladı ki o sırada ambulans yaklaştı. Yanıma yaklaşarak sıkıca bana sarıldı. Ne kadar gizlese, onun ağladığını gördüm. Yavaş yavaş ambulansa yürürken, omzuma dokundu. Şu sözlerle veda etti.
-Belki bir düş! Şimdiye kadar topladığım bütün çığlıklardan oyuncak bebekler yaparak, onlardan, çocukluğunu yaşayamamış tüm çocuklar için bir düş ülkesi kuracağım!
-Bu mümkün mü?
-Buna inanmasam; sizle, benim burada olmamızın bir anlamı var mı? (Su Yeşili)
“Bu çocuğu sen bu hale getirdin!”, ”Seni kapının önüne koyarım!”, ”Benim şerefimle oynuyorsunuz!”, “Kimse beni ayağına çağıramaz!”hakaretleri zehir olup Nevin’in damarlarına aktı,
yediği tokatlar bir adamın zalimlik sembolü oldu. Cehennem
meçhul bir yerde değil İsmail’in avuçları içindeydi. Şiddetin bencil eli anne ve oğlunun hayat ipine düğüm attıkça attı. Gerginlikten uyuşan beyinleri bedenlerine hükmedemedi. (Düşkıran Sarkacı)
Ben iyiyim. Kalbim nasıl ? Bilmiyorum. (Yasak Delme Saati)
Nereye gittiğini bilen adama herkes yol açar (Son İda)
Güneş, gün çöplüğünden işe yarar ne kadar hurda varsa sırtına yükleyerek dağı aştı. Çakal sesleri gitme vaktinin geldiği haber veriyordu. Bense vadiye yansıyan mavi esmer bir koyuluk içinde yalnızlığımla hesaplaşıyordum. Yalnızlığımdan ayrılmadan önce ilk ve son kez şu soruyu sordum.
 “ Beni terk etmen için ödemem gereken bedel ne?”
 Uzun uzun düşündü. Sonra körfezden yansıyan hiç bakılmamış bir ışık huzmesini kalem gibi tutarak, dağın karanlık yüzüne şunları yazdı.
 “ Güneş doğana kadar buraya yalnız bir şiir bırakacaksın.” (İlk Cemreyle Raks)
Ne kadar hüzünlüydü acılarımızın ortak kültürümüz olması…
Yaşama sevincini, mutluluğu, çocukluğu, gençliği, kadınlığı her ne varsa bütün duyguları enkaza gömülen zavallı insanlar ülkesinde artık onlardan birisiydim. Hemen yanımda yatan, ölümle pençeleşen çocuğa, sesini duyuramayan ben, nasıl olur da bu halimle çığlıkları dünyaya duyurabilirdim. Böyle kaç gün geçirdim bilmiyordum. Ara sıra gelen doktorlara bunca çığlık arasında kendi halimi nasıl sorabilirdim. Günler derin ve yaralı ruh haliyle geçerken, gün gün kendime alışmaya çalıştım. Bedenimdeki yaralar kapandıkça, içimdeki yaralar açılıyordu. Hiçbir yerim kanamıyordu ancak için için kanayan biriydim. Ta ki bir gün o gelene kadar... (Su Yeşili)
İnsan için zaman yaşadıklarıdır. (Zaman Tamircisi)
Sözün asaletidir, yalnızlığı düş yapan

Yüzyıllık bağ evini bekleyen genç bir anı
tapusu kimindir bilmez; o yaşlı bahçe
böğürtlen dikeninde gecekondu bir hüzün
müşkülünde asmanın sessizlik kırıntısı

Gelincikler gece siyahtır; gök kuşağı aklım
ayrık otları gül imasında hemen her sabah
ya üzülürsün dalga geçmesine çalı çırpının
ya sevinirsin karıncanın ekmek kavgasına (İlk Cemreyle Raks)
Denizi olamayan kent, aşksız insan sayılır. (Yasak Delme Saati)
özgürlük için kanat çırpmayınca bir kuş
rüzgar gökyüzüne uzatmaz elini (Nebula'nın Kuşları)
Size çiçek sunan birinin, herşeyden önce doğa sevgisini sınamalısınız. (Yasak Delme Saati)
Bak canım seni sevdim seveli bana bir haller oldu. Seni düşünmek dört sayfa süren cebir işlemi gibi. Cebir derken? Aşk olsun onuda bil artık. İki kere ikinin beş ettiği seni sevmenin matematiğine cebir denir.

Ha şimdi de " Nasıl yani?" mi diyorsun. Bak onu da anlatayım. Şimdi sen paysın, ben payda. Aramızda kalın bir zigzag var. Bütün yanlışlar doğruları götürmezse dudakların şimdi çarpsın beni. Kendimi sana bölüyorum, kalanı senden çıkarıyorum. Anlayacağın iki kere ikinin beş ettiği seni sevmenin matematiğini seviyorum. Seni sevmek derken? Canım benim… Nasıl yani?

(Kısa bir bölüm) (Su Yeşili)
“ aşkın ilk soluğu, mantığın son soluğudur “ Antoine Bret

Cemreler

Bütün yollar seven kalplere çıkar

Gül dikenli his yolundan yürüdüm
benden önce cemreler dokunmuş
 yapraklara iz
 Su
 sus
sevişken gölgeleri sır bildim perim
dün gece mola verdim
ılgın yalnızlıkta nedensiz

 Tin ressamı
zaman aklımı kağıt kayalara çizdi
peygamberlerin dudaklarından hırsızlıktı
çaldım gizli sözlerini
çengelli harflerle kazdım
hayratım göz yaşına derin kuyu
gamzelerine türbeler yaptım inan
 makbersiz

Geleceğe sınırlar koymadım
gönül tuvaline dilim
bu gece en güzel resmini yaptı
An ki kirpiklerinde mucize
sanki ahvâlimdir
uzak sensin ne yapsam
 yetersiz

Girdaplar gibi ırmaklara gülmeni isterim
anıları sür bulunduğum kıyıya selinti olsun
Bütün suların heceleri siz
 siz ki
önceleri aşktan elmaslar yapmayı da bilirdiniz

Alfabenin beş harfini çağrıma uzat
yıldız vurgununda geceyi durdursun
yokluğunun dilencisi. Kaçak
bindiğim ateş gemisinin yelkenleri mavidir
gökyüzü dicle kalsın sınır aşsın
 gözleriniz

Sevgi, tanrının kozmik dilidir
denli aşka dirim yetmez
 ya sihirli
 ya delidir

Kahkahalar berduşuyum
ha… ha… ha… ki
ölmekle, gülmek arasında bir farkın
olmadığını öğretmiş büyük acılar bana;
Şubat meyhanesinde ağır kemancının
sencil telleri kırık güzelim
boğazımda düğüm düğüm eftalya
 ve siz

Sus
sen de sus
kör gecenin sonsuzluk kalemi k
 ı
 r
 ı
 l

Ey çıtırtı!
Ey o düşkün çıtırtı!
yaprağında açan gülü düşün sessiz

Sırdaşım perim
benliğimde sıra dışı hüzün kesiği
Armonisinde sevincin evren adına gül şimdi

“Âvâzeyi bu âleme Dâvut gibi sal
Bâki kalan bu kubbede bir hoş sadâ imiş”

Beyaz
 pembe
 kırmızı
 siyah

Seç birini!
Kanımdan koyu olsun kırmızı
diğerlerini gömsün gül mezarlığına
 ikimizden birimiz
Hayâl ve hasret
kalemin ucunu kör eder
dizelere virgül duygularıma son noktayı koyamam
Ne renk çalınır bilmem
nerededir tomurcuğun özgürlük kapısı
Bu gece cemreler dokundu biçare ruhuma
tanrı misafiri oldum kalbinize
 neden
 siz

Kim ki sallar salıncağımızı, ikimizde tek ruh
çocukluğunu yitirmiş bedenlerde niçin ötekileriz (İlk Cemreyle Raks)
Yaşamak anıların düştüğü her yerde her gün aynı aynada kendini görmekti. (Düşkıran Sarkacı)

---
Kaynak: [Mardin Life](https://www.mardinlife.com/biyografi/h-ihsan-sonmez-kimdir-h-ihsan-sonmez-kitaplari-ve-sozleri)