# Nilüfer Dinç kimdir? Nilüfer Dinç kitapları ve sözleri

> Yazar. Nilüfer Dinç hayatı araştırılıyor. Peki Nilüfer Dinç kimdir? Nilüfer Dinç aslen nerelidir? Nilüfer Dinç ne zaman, nerede doğdu? Nilüfer Dinç hayatta mı? İşte Nilüfer Dinç hayatı...

- Kaynak: Mardin Life
- URL: https://www.mardinlife.com/biyografi/nilufer-dinc-kimdir-nilufer-dinc-kitaplari-ve-sozleri
- Dil: tr-TR
- Yayın tarihi: 2022-07-19T22:00:02+03:00
- Güncelleme: 2022-07-19T22:00:02+03:00
- Yazar: Mardin Life
- Kategori: BİYOGRAFİ
- Görsel: https://cdn.mardinlife.com/2022/07/19/nilufer-dinc-kimdir-nilufer-dinc-kitaplari-ve-sozleri-271858.jpg

Yazar. Nilüfer Dinç edebi kişiliği, hayat hikayesi ve eserleri merak ediliyor. Kitap severler arama motorlarında Nilüfer Dinç hakkında bilgi edinmeye çalışıyor. Nilüfer Dinç hayatını, kitaplarını, sözlerini ve alıntılarını sizler için hazırladık. İşte Nilüfer Dinç hayatı, eserleri, sözleri ve alıntıları...Doğum Tarihi: 
Doğum Yeri: 
Nilüfer Dinç kimdir?

--reklam--
Nilüfer Dinç Kitapları - Eserleri
Hz. Hızır Kimdir?
--reklam--
Nilüfer Dinç Alıntıları - Sözleri
Hızır ile ilgili en yaygın düşünce ise; onun ne zaman ve hangi kılık ve kişilikte insanın karşısına çıkacağı bilinmediği için ihtiyacı olanları geri çevirmemek, her gelen misafire hizmet etmek şeklindedir. Hızır’ın kim olduğu ise çoğu zaman sonradan anlaşılır. Hızır’ın kim olduğunun ilk başta belli olmaması nedeniyle “Her vaktini hazır bil, her gördüğünü Hızır bil” sözü herkese aynı saygı ve yardımın gösterilmesi anlayışının ifadesi olarak sıklıkla kullanılır. (Hz. Hızır Kimdir?)
Bu dünya hayatı ancak bir eğlence ve oyundan ibarettir. (ANKEBUT: 29/64) (Hz. Hızır Kimdir?)
Hz. Musa’yı şaşırtan bu olayların benzerleri kendi hayatımızda ya da yakınlarımızda olmuştur ya da olacaktır.. Biz de demek ki aynı yolculuktayız, öyleyse biz ne yapıyoruz? Bilmiyorduk diyemeyiz... Hz. Musa’yı Hızır’ın yolun başında uyarması gibi bizim için de bugüne kadar söylenmemiş bir gerçek kalmamış; tüm kadim öğretiler, semavi dinler, ”Kendini tanı” demiş, ”sabrı” öğütlemiş... Hızır’ın Musa’ya öğüdü gibi... (Hz. Hızır Kimdir?)
Hz. Musa Hızır’a serzenişte bulunurken, kendi akıl yürütmesiyle iyikötü çerçevesinde olayı ele alır. Hızır ise bilgisine göre hareket eder. Görünenin arkasın- da görünmeyen etkilerin olduğunun, duyulara güvenerek yargılarda bulunmanın eksik olduğunun dersini verir. Bilgi ile davranışın, vicdan ve sevgiyle davranıştan üstünlüğünü gözler önüne serer.

İyi kötü perspektifinden bakıldığında Hızır başka bir iyi ve kötüyü gösterir; bize iyi gelenin kötü olabileceğini, kötünün iyi olabileceğini.. Dünyasal düzlemden bakarsan bu şekilde, biraz yukarıdan bakarsan kötünün ardında iyi var ve daha yukarıdan baktığında aslında tek bir şey var. Ancak bu dualist sistemde bunu bu şekilde ifade edebiliyoruz, aksini tam anlamıyla idrak etmek bu zaman ve mekanda çok zor.

Bu bilgiyi hiç akıldan çıkarmadan, farkındalık kapasitemizin genişliğini düşürmeden yaşamak ancak bu içselleştiği zaman mümkün olabilir. Bu durum zaten öyle bir dönüştürücü bir andır ki, algıyı bir an için bile olsa başka bir yöne çevirmek mümkün olmaz. (Hz. Hızır Kimdir?)
Başı sonu olmayan bu bilgiye tümüyle erişmeyi beklemenin bir hayalden öteye gidemeyeceği açıktır. Kıssada buna sahip olmak için peygamberliğin de yetmeyebileceğinin vurgulanması çok anlamlıdır. (Hz. Hızır Kimdir?)
Hızır üç temel olayla hayat dersi veriyor Hz. Musa’ya; önce maddi bir zarara uğratıyor (gemini delinmesi), sonra kabullenilmesi en zor manevi acıyı yaşatıyor (çocuğun öldürülmesi) ve tüm bu zalimce görünen eylemleri yaptıktan sonra gidip karşılıksız bir iyilikte (duvarın tamiri) bulunuyor.. Birbiri arkasına gelen ve bir- birinden karmaşık bu olayları görünen anlamlarıyla değerlendirmek o kadar zor ki... Hızır’ı anladım demeden önce, kendi hayatımızda canımızı yakan en ufak bir olaya karşı ilk andaki tepkimize bakalım, o an Hızır’ı hatırlayabiliyor muyuz? (Hz. Hızır Kimdir?)
Biz dilediğimiz kimsenin derecelerini yükseltiriz. Her ilim sahibinin üstünde daha iyi bir bilen vardır. (YUSUF: 12/76) (Hz. Hızır Kimdir?)
Bir adam haksız yoldan kazandığı parayla kendisine bir inek alır. Daha sonra, yaptıklarından pişman olur ve bunu biraz telafi edebilmek için Hacı Bektaş Veli’nin dergâhına kurban olarak bağışlamak ister. O zamanlar dergâhlar aynı zamanda aşevi işlevi görmekteydi. Durumu açıklayınca Hacı Bektaş Veli ‘Helal değildir’ diye kurbanı geri çevirir.

Bunun üzerine adam, Mevlevi dergâhına gider ve durumunu Mevlâna’ya anlatır.

Mevlâna ise hediyeyi kabul eder.

Adam Hacı Bektaş Veli’ye aynı şeyi anlattığını, ama onun bunu kabul etmemiş olduğunu söyler ve Mevlâna’ya bunun sebebini sorar.

Mevlâna: Biz bir karga isek Hacı Bektaşı Veli bir şahin gibidir. Öyle her leşe konmaz. O yüzden senin bu hediyeni biz kabul ederiz, ama o kabul etmeyebilir. Adam bu sefer Hacı Bektaş Dergâhı’na gider ve Hacı Bektaş Veli’ye, Mevlâna’nın kurbanı kabul ettiğini söyleyip sebebini Hacı Bektaş Veli’ye sorar.

Hacı Bektaşı Veli şöyle der: Bizim gönlümüz bir su birikintisi ise Mevlâna’nın gönlü okyanus gibidir. Bu yüzden, bir damlayla bizim gönlümüz kirlenebilir ama onun engin gönlü kirlenmez. Bu sebepten dolayı o senin hediyeni kabul etmiştir.

Karşılıklı bir tevazu gösterisinin ötesinde, olaylara farklı açıdan bakıldığında nasıl farklı bir yönünün görülebileceğini göstermesi bakımından da önemli olan bu sufi hikâyesinden sonra Mevlâna’nın Hızır’la ilgili görüşlerine geçelim... (Hz. Hızır Kimdir?)
“At ve üzengi, deniz kıyısına kadar gider. Ondan sonra tahtadan bir at gerek. Aklın seni Padişah (Allah) kapısına getirinceye kadar iyidir. Aranır ve istenir. Fakat Kapı’ya geldiğin zaman sen onu boşa. Çünkü o artık senin için zararlıdır, yolunu keser. O’na ulaşınca kendini bırak, artık senin nedenle niçinle ilgin kalmamıştır.” (Mesnevi, VI, 696, 4633) (Hz. Hızır Kimdir?)
Şüphesiz insan çok hırslı ve sabırsız olarak yaratılmıştır.(ME’ÂRİC: 70/19) (Hz. Hızır Kimdir?)
Buraya kadar adlarını saydığımız kutsal kişilerin ve bunların fonksiyonları birbirleriyle örtüşmektedir. İslamî dönemde ortaya çıkan inançlarla Eski Tükler’in Gök Tanrı Dini çevresinde oluşan inançlar fonksiyonları bakımından da birbirine benzemektedirler.
Değişen sadece isimler olmuş buna karşılık inancın ifade ettiği olgu hep aynı kalmıştır... Adı ne olursa olsun Hızır inancı çok eski tarihlerden beri Türkler’in yaşamından ayrılmaz bir unsur olmuştur.
Gök Tanrı inancı döneminden kaldığı bilinen varlık ve şahsiyetlerin belirgin özelliklerinden biri de sürekli hareket halinde, her an her yerde görünebilir olmalarıdır.
Yukarıda örnekleriyle açıklamaya çalıştığımız Kut veren, kutlu kılan, ilahî kaynaklı varlık ve şahısların Türkistan sahasında ortak adı Kıdır olarak bilinmektedir. Altay, Kazak ve Kırgız Türkçesi’nde kıdıruv kelimesinin gezmek, seyahat etmek anlamına geldiğini söyledikten sonra, Türkiye’de özellikle baharın gelmesi ile birlikte gidilen ve genellikle Hızırİlyas/Hıdrellez kutlamalarının yapıldığı yer olan Hıdırlık, Hıdırlık Tepesi gibi adlandırmaların sadece Hızır kelimesi ile izah olunamayacağını, kıdıruv kelimesinin Doğu Türk sahasından Batı Türk sahasına taşınmış olabileceğini de dikkate almamız gerekmektedir.
Altay, Kazak, Kırgız, Karakalpak, Doğu Türkistan Türkleri’nde, sürekli halk arasında gezen, kalbi temiz insanlara yardım eden, onları destekleyen, çeşitli kötülüklerden koruyan varlık kut iyesi sayılır ve Kıdır adıyla adlandırılırdı. Kıdır’ın sevdiği insan kutlu kılınır, şansı artar, işi rast gider. Kazak Türkleri arasında”Tanrı koldasın, Kıdır ondasın”, “Kuday jarılgasın, Kıdır esirgesin”, “Kıdır darısın, bak kalasın” gibi dualar Kıdır’ın toplum tarafından önemsendiğinin ifadesi olarak görülür. (*)
Herkesin kendi gönlünce tasavvur ettiği Kıdır, (Hızır) özellikle Ramazan ayı, Hıdrellez gibi özel günlerde görüldüğüne ve insanoğlunun davranışına göre ona yardım ettiğine dair olan inanç ünümüze kadar gelmiş ve Anadolu insanı halen Hızır inancıyla iç içe yaşamaya devam etmektedir. (Hz. Hızır Kimdir?)
Samandağ’ın Hıdırbey köyünde Hatay’ın en meşhur Hıdırbey çınarı bulunur. Halk arasında yaşı iki bin ile üç bin arasında değiştiği rivayet edilen çınar için yapılan ölçümler 800-900 yaşında olduğunu ortaya çıkarmıştır. Çok eskilerde berber dükkanı olarak kullanılan bu çınar şimdi halka açık bir ziyaret yeridir. Bu ağaçla da ilgili bir söylence anlatılmaktadır: (Hz. Hızır Kimdir?)
Hızır Hz. Musa’nın sabredemeyeceğini de baştan biliyor ve uyarıyor, “anlamadığın şeye nasıl sabredeceksin?” Anladıktan sonra sabretmek kolay zaten... Hakikati gördükten, bildikten sonra sabıra ne gerek var, orada zaten sabırın yeri de yok, gereği de yok. Sabır bu dünyanın bilgisi, burada lazım. Hızır bu dünyayı da, sabrı da, Hz. Musa’yı da biliyor ve sabredemeyeceğini de... Çünkü yasayı uygulayan o, Hz. Musa ise o yasaya tabi. Bir yasayı uygulayabilmek için onu kapsamak gerekir. Kapsadığın şeyi kullanabilirsin, kapsandığın şeyden beslenirsin. (Hz. Hızır Kimdir?)
Su kültü Eski Türk inançları içinde de çok önemli bir yere sahipti. Türklerin suya kutsiyet atfetmeleri beraberinde başka adetleri de getirmişti. Eski inançlara göre yüksek dağlar ve pınarlar iyi ruhlara ait yerlerdi. Bu nedenle bu yerlerde Tanrı’ya dua edilir, kurbanlar kesilirdi. Türk mitolojisinde Altay Yaratılış Destanı’nda başlangıçtaki sonsuz su motifi şu şekilde geçer: (16) Dünya bir deniz idi, ne gök vardı, ne bir yer, Uçsuz bucaksız, sonsuz sular içreydi her yer. Tanrı Ülgen uçuyor, yoktu bir yer konacak, Uçuyor, arıyordu, bir katı yer, bir bucak. Kutsal bir ilham ile nasılsa gönlü doldu, Kayıptan gelen bir ses, ona bir çare buldu. (Hz. Hızır Kimdir?)

---
Kaynak: [Mardin Life](https://www.mardinlife.com/biyografi/nilufer-dinc-kimdir-nilufer-dinc-kitaplari-ve-sozleri)