# Oğuz Adanır kimdir? Oğuz Adanır kitapları ve sözleri

> Türk Bilimadamı, Yazar, Çevirmen Oğuz Adanır hayatı araştırılıyor. Peki Oğuz Adanır kimdir? Oğuz Adanır aslen nerelidir? Oğuz Adanır ne zaman, nerede doğdu? Oğuz Adanır hayatta mı? İşte Oğuz Adanır hayatı...

- Kaynak: Mardin Life
- URL: https://www.mardinlife.com/biyografi/oguz-adanir-kimdir-oguz-adanir-kitaplari-ve-sozleri
- Dil: tr-TR
- Yayın tarihi: 2022-09-14T12:00:02+03:00
- Güncelleme: 2022-09-14T12:00:02+03:00
- Yazar: Mardin Life
- Kategori: BİYOGRAFİ
- Görsel: https://cdn.mardinlife.com/2022/09/14/oguz-adanir-kimdir-oguz-adanir-kitaplari-ve-sozleri-312385.jpg

Türk Bilimadamı, Yazar, Çevirmen Oğuz Adanır edebi kişiliği, hayat hikayesi ve eserleri merak ediliyor. Kitap severler arama motorlarında Oğuz Adanır hakkında bilgi edinmeye çalışıyor. Oğuz Adanır hayatını, kitaplarını, sözlerini ve alıntılarını sizler için hazırladık. İşte Oğuz Adanır hayatı, eserleri, sözleri ve alıntıları...Tam / Gerçek Adı: Prof. Dr. Oğuz Adanır
Doğum Tarihi: 1951
Doğum Yeri: İzmir, Türkiye
Oğuz Adanır kimdir?
İlk ve orta öğrenimini İzmir'de gördü. Lisans, Yüksek Lisans ve Doktora öğrenimini Fransa'da Paris I Pantheon/Sorborne Üniversitesi'nde yaptı. "Televizyonun Azgelişmiş bir Ülke Üzerindeki Etkileri" isimli doktora tez çalışmasıyla buradaki eğitimini tamamladı.

1979 yılında Ege Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Sinema-TV Bölümü'nde, 1985 yılından itibaren Dokuz Eylül Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Sinema-TV Bölümü'nde öğretim görevlisi olarak çalışmaya başlamış, 1988 yılında doçent, 1994 yılında profesör olarak atanmıştır. Halen Dokuz Eylül Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Sinema-TV Bölümü'nde Bölüm Başkanı olarak görevine devam etmektedir.

"Senaryo Yazarlığı" ve "Sinema Göstergebilimi"'nin yanı sıra Türkiye'de ilk kez "Simülasyon Kuramı"yla ilgili dersler vermiş, Jean Mitry, Christian Metz ve Jean Baudrillard gibi dünyaca ünlü kuramcıların Türkiye'de tanınmasına büyük katkıda bulunmuştur.

Yazarın Sinema, İletişim ve Kültür konularında yayınlanmış pek çok araştırma, incelemesinin yanı sıra; İşitsel ve Görsel Anlam Üretimi, Sinemada Anlam ve Anlatım, Kültür,Politika ve Sinema, Çağdaş Türk Toplumu ve Kültürü Üzerine İronik Bir Varsayım, Eski Dünya'ya Yeni Bir Bakış, Kuramsal Bir Deneme Kitap I-II-III, Kapitalizmin Öncesi Evrensel Kültür/ Zihniyetten Günümüze/ Osmanlı ve Ötekiler gibi özgün çalışmaları; Sinema Estetiği ve Psikolojisi (Jean Mitry), Sessiz Yığınların Gölgesinde ya da Toplumsalın Sonu (Jean Baudrillard), Faucault'yu Unutmak (Jean Baudrillard), Üretimin Aynası (Jean Baudrillard), Simülakralr ve Simülasyon (Jean Baudrillard), Sinemeda Anlam ve Anlatım Üzerine Denemeler (Christian Metz) gibi çevirileri vardır.

Antropoloji'den Psikanaliz'e, Göstergebilim'den Sosyoloji'ye, Ekonomi ve Tarih'ten, Simülasyon Kuramı ve Dilbilim'e kadar uzanan geniş bir yelpazede bilimsel bir bilgi birikimine sahip olan bir yazar ve bilim adamıdır.
--reklam--
Oğuz Adanır Kitapları - Eserleri
Sinemada Anlam ve Anlatım
Eski Dünyaya Yeni Bir Bakış
İlkel Toplumdan Melodramlar Evrenine
Baudrillard
Sinema Televizyon Kültür
Osmanlı ve Ötekiler
Baudrillard'ın Simülasyon Kuramı Üzerine Notlar ve Söyleşiler
İşitsel ve Görsel Anlam Üretimi
Simülasyon Kuramı Üzerine
Kültür, Politika ve Sinema
Anlamsız Düşünceler!
Düşünce Yapımız ve Demokrasi Üzerine Notlar
Bir Antikçağ Masalı
Osmanlı ve Avrupalılar
Sinemaya Taşradan Bakmak
Eski Dünyaya Yeni Bir Bakış: Kuramsal Bir Deneme 2
Eski Dünyaya Yeni Bir Bakış: Kuramsal Bir Deneme 1
Eski Dünyaya Yeni Bir Bakış: Kuramsal Bir Deneme 3
--reklam--
Oğuz Adanır Alıntıları - Sözleri
Doğaya karşı olan mücadelesi, insanı zaman içinde doğal-kültürel bir varlık haline getirmiştir. İnsan açısından “doğa”, kendi karşıtı olarak nitelendirilen “kültür”ü yaratmıştır. (Sinemada Anlam ve Anlatım)
Artık gereksinim biyolojik ya da fizyolojik bir kavram olmaktan çıkarak psikolojik bir kavrama dönüşmüş olup insanlara ancak moda, reklam ve kitle iletişim araçları nelere ihtiyaç duyacaklarını ve neler almaları gerektiğini söyleyebilmektedir. (Baudrillard)
Biçimin tek başına var olma şansı bulunmadığından, Baudrillard’a göre, bize biçim olarak sunulan şey aslında biçim/içeriğin tüm göstergelerine sahip
(hipergerçek) bir görünümden (=simülakrdan) başka bir şey değildir. Godard sinema konusunda buna entertainement demektedir. Çünkü ona göre sinema bir sanattır. Sanat olarak ölen sinema bir anlamda entertainement (sanat simülakrı)
olarak geri dönmektedir. Son yirmi yılın Amerikan sineması bunun en kusursuz örneğidir. Film sanatının tüm göstergelerine sahip görünüp de sanat olmayan sinema (genelde) Amerikan sinemasıdır (Simülasyon Kuramı Üzerine)
Türk toplumu gibi toplumlarda özellikle eğitimsizlik ve bilgisizlik sonucu cahil insan çoğu kez düşünmeden yargılayan bir tavra sahiptir. Özellikle bilinmeyenin ve tanınmayanın
kişiyi psikolojik açıdan minimum düzeyde rahatsız etmesi için ya hemen benimsenmesi ya da hemen dışlanması gerekmektedir. Aksi halde kişi nereye oturtacağını bilemediği bir kavramın ya da varlığın kendi algılama alanı içinde bulunmasından huzursuz olmaktadır, insanlarda ve hayvanlarda bu çok belirgin bir şekilde görülmektedir. Kültürel açıdan mekâ­nın kullanım ının kişiliğin oluşmasında önemli bir etken oldu­ğu belirtilmektedir. Edward T.Hall şöyle söyler:
Bir alanın algılanması yalnızca algılanacak olanı değil, aynızamanda elimine edilecek olanı da içermektedir. Kültürlere göre
bireyler daha çocukluk çağından başlayarak çok çeşitli bilgiler
arasından farkında olmadan algılanması gerekenlerle, algılanması gerekmeyenleri birbirinden ayırmaktadırlar. Bir kez edinilen sabitleşmiş algılama yöntemiyse yaşam boyu değişikliğe uğ­ramamaktadır.' (Sinemada Anlam ve Anlatım)
20. yüzyıl başına kadar kapitalizmin içinde yer almayan bir dünya acaba nasıl bir düzen anlayışına sahipti? Neden? Birçok uygarlık ve kültürün yaratıcısı olan çeşitli dünya toplumlarını 20. yüzyılın başına geldiğimizde hâlâ ilkel toplumlar olarak mı adlandırmak gerekiyordu? Hayır! Gerçekten de böyle olmadı. Aradan kısa bir süre geçtikten sonra 20. yüzyılın ortalarına doğru (ya da sonrası) onlar için yeni bir ad bulundu: “Azgelişmiş ülkeler”.

Azgelişmişliğin ölçütleriyse her nedense yalnızca maddi olanla sınırlandırıldı. Çünkü manevi anlamda bir azgelişmişlik hiç kimse için söz konusu değildi. Manevi ölçütler söz konusu olsaydı herhalde -özellikle günümüzde-Modern toplumlar büyük çoğunlukla azgelişmiş ülkeler sıralamasında (bakınız Louis Dumont’un çalışmaları) sonlarda yer alabilirlerdi. Gerçeği söylemek gerekirse ne burjuvazi ne de sanayileşmiş kapitalizm dünyaya ekonomik anlamda egemen olabilmiş ne de Marksizm dünya tarihinin diyalektik bir açıklamasını yapabilmiştir. Her ikisinin de ortak özelliği başarılı göründükleri ölçüde başarısız olmalarıdır; Salt doğruları bulsalardı bugün her ikisi de zirvede ve egemen konumda olurlardi.

Gene Baudrillard’a inanmak gerekirse üretim üstüne oturan kapitalizm aşamasını geçen Modern toplumlar kültürel ve toplumsal açıdan ilkel toplumlara özgü irrasyonel evrene yakın görünen bir hiperrasyonel evrende yaşadıklarından bu evrende kimsenin devrimci düşünce üretebilmesi ya da devrimci olabilmesi mümkün değildir (bkz. Simgesel Değiş Tokuş ve Ölüm). (Osmanlı ve Ötekiler)
Günümüzde sanatçı hâlâ köyün delisidir. Çünkü zavallılığını ya da evren karşısındaki zavallılığını ve yalnızlığını inkâr etmeyecek kadar cesur ve dürüsttür. (Sinemada Anlam ve Anlatım)
“Hakikat ortada bir hakikat bulunmadığını
gizlemeye çalıştığı için -simülakrın hakikati
gizleme şansı yoktur. Simülakr, hakikat demektir.” (Simülasyon Kuramı Üzerine)
Düz mantığın bize zorunlu kıldığı düşünce şudur: Dünyanın kalkınıp bir an önce gelişebilmesi için, gelişmiş ülkelerin diğerlerine karşılıksız olarak pek çok şey vermeleri gerekmektedir. Bir tür armağan politikası izlemeleri tek çıkar yoldur. Karşınızdakinden hiçbir şey beklemeden verdiğinizde (bir ulus, bir toplum boyutunda düşündüğünüzde) , verdiğinizden çoğunu geri alabileceğinizden emin olabilirsiniz. Yüzyılımızda böyle bir uygulama gerçekleştirilmiştir. G. Bataille’ı izlediğimizde, İkinci Dünya Savaşı sonrasındaki Marshall planının böyle bir uygulama olduğunu anlıyoruz. Özellikle de Amerika-Avrupa ilişkileri açısından. Avrupa aldığını çok daha fazlasıyla geri verip bizce halen vermeyi sürdürmektedir! (Osmanlı ve Ötekiler)
... düşünce, bir felaket habercisi rolü oynamak, felaket oyununun bir kahra­manı olmak ve kışkırtmak zorundadır. Ancak bu düşünce aynı zamanda insan­ca olmak, insan konusunda kaygılanmak ve bunun için de iyi ve kötü, insanca olan ve olmayanın nasıl tersyüz edilebileceğini bulmak durumundadır. (Baudrillard'ın Simülasyon Kuramı Üzerine Notlar ve Söyleşiler)
"...Zayıf bir Avrupa kendinden daha güçlü kültürler ve toplumlara karşı daha dirençli olamazdı! Zaten Avrupa da bu kendinden daha güçlü olanlarla başa çıkamadığı için, Yeniçağın başlangıcından itibaren dünyanın başka bölgelerinde kendinden daha güçsüz olanları aramaya başlamıştır. ... Batı kendi kökenlerine yabancılaşabilir, ancak bunun böyle olması bütün dünyanın kendi kökenlerine yabancılaşmasını gerektirmez. Zaten Batının son yüz elli, iki yüz yıldır dünyayı kendi kökenlerine yabancılaştırma çabası hedefine ulaşamamıştır. Ulaşamadığı kitle iletişim araçlarının keşfedilmesiyle de süreç sanki tersine dönmüştür. ... Günümüzde Batı dışında kalan ve birçok evrensel niteliğe sahip diğer kültürler insanlığa yeni bir yön vererek alternatif çözümler sunamazlar mı?"

Elbette sunabilirler. Avrupa kendi içerisinde büyük çözülmeler yaşadığı son on yıllardan itibaren merkezin kendisinin olmadığını; siyasi, kültürel vs. eksenin başka bir yönde aksettiğini anlamaya başlamıştır. Bu husus üzerinde durulması gereken ciddi bir durumdur. Özellikle batılılaşma temelli modernleşen ülkeler belirtilen hususun sancılarını çekmekte; kendi dinamiklerine göre sorunlarına çözüm üretmeye başlamışlardır. Bana göre dünyada ana çatışma sahalarından birisi de budur. (Osmanlı ve Ötekiler)
İllüzyondan söz edebilmek imkansızdır çünkü artık gerçek diye bir şey yoktur. (Baudrillard)
Yaratıcı eylem... yoktan bir şey yaratmaz. O, daha önceden
varolan olguları, fikirleri, yetenekleri ve teknikleri yeniden keşfeder, karıştırır, birleştirir, sentetize eder. (Sinemada Anlam ve Anlatım)
Modern toplumlar olmak üzere Modern olmayan ya da Modernleşmeye çalışanlar da bugün artık dünyayı tüketmektedirler. Ilkel potlaç(değiş dokuş) toplulukları bu tüketimi belli bir inanç bağlamında gerçekleştirirlerken özellikle günümüz tüketim toplumları bunu inançla ilişkisi olmayan bir şekilde (para uğruna), keyif için yapmaktadır. Tüketim toplumunu yaratan sanayileşmiş kapitalizmin yaptığı tüketim devrimi ilkel toplumlara özgü kolektif israf anlayışını bireysel boyuta indirgemekten ibarettir. Ancak o bunu kendi toplumlarına bir ayrıcalık olarak sunmaktadır.

Neoliberalizme göre dünyayı tüketme hakkına yalnızca Modern toplumlar sahip olabilmeli; diğerleri bu toqplumlara hizmetle yükümlü olmalıdırlar. İkiyüzlü demokratik söylevlerin gerisinde yatan gerçek budur. Armağan kültürünün terimleriyle konuşmak gerekirse günümüzde Modern toplumlar bir bakıma veren el, dünyanın geri kalanıysa alan el konumundadır. Ancak ikincilerin bir kısmının giderek bulundukları konumdan kurtulmaya ve veren olmaya çabaladıkları görülmektedir.

 Oysa doğru olan tersidir, çünkü Modern toplumlar bu durumlarını dünyaya borçludurlar. Bu arada dünyayı kendine benzetemeyeceğini yani onu zihinsel anlamda yenemeyeceğini anlayan Modern toplumların her şeyi “ekonomik” (salt biçim yani görünüm ya da içeriksizliğe) olana indirgeyerek dünyayı kandırmaya çalıştıkları görülmektedir.

 Oysa potlaç düzeninde servet sahibi olanlar nasıl kapitalist bir süreç oluşturmayı başaramadılarsa (bunun için evrensel ve yerel başka koşul gerekliyse), Modern toplumlar da servet sahibı olmalarına karşın, anlaşıldığı kadarıyla mevcut düzeni alaşağı edebilecek yeni bir evrensel sürecin başlamasına ve/ya da başlatılmasına karşı gibidirler. Bu durumda dünyaya kendi başının çaresine bakmaktan başka bir alternatif kalmamaktadır. (Osmanlı ve Ötekiler)
Kennedy iktidarından sonra gelen tüm başkanlar, sanki onu kendileri öldürmüş gibi, bu cinayetin hesabını verme durumuyla karşı karşıya kalmışlardır. Bu hesap verme hem düşünce, hem de olgular düzeyinde geçerlidir. Bir kusura dönüşen bu cinayet arkadan gelen başkanlar arasında bir tür suç ortaklığının oluşmasına neden olmuştur. Sonuç olarak bu cinayetin bedelini simüle edilmiş suikastlerle ödemeye çalışmışlardır. Çünkü böyle bir cinayet ancak simüle edilebilirdi. Başkan Johnson’la Ford’un hedef oldukları bu başarısız suikastlerin önceden planlanmış suikastler olduğu ya da en azından birer saldırı simülasyonu olduklarını düşünebiliriz. (Baudrillard)
Sanal: Gerçekliğin peşinde koşan son avcı ve onu yakıp yıkan yağmacıdır. (Baudrillard)
Yüzeysellik Türkiye toplumunun genetik bir parçası gibidir. Her şeyle biçim düzeyinde ilgilenen bir toplum görüntüsü çiziyoruz. Solculuğumuz da, Müslümanlığımız da, liberalliğimiz de, yeşil­ciliğimiz de hep biçimsel. (Baudrillard'ın Simülasyon Kuramı Üzerine Notlar ve Söyleşiler)
“...ilkel insan ağırlıklı olarak duygusal bir evrende yaşamaktadır.” (İlkel Toplumdan Melodramlar Evrenine)
Modernleşmenin başlangıç döneminde daha rahat ve özgür bir yaşamın simgesi olarak sunduğu yararlı teknolojik gelişmeyi gözünü bile kırpmadan yararsız ve anlamsız bir teknolojik sürece yani insanları giderek bilinçsizleştirerek yalnızca kendisine boyun eğmelerini istediği bir şeye dönüştürmüştür. Başka bir deyişle günümüz Modern toplumlarında teknoloji artık büyük ölçüde tüketim düzenine hizmet eden bir sürece benzemektedir yoksa insanlığa hizmet eden bir sürece değil. (Baudrillard)
Anlam (dil) görüldüğü gibi her konumda bir araç olma niteliğine sahiptir. Para, iktidarını sürdürebilmek için (ideolojik, politik, kültürel) anlamı kullanırken, iktidarı
ve parayı isteyen kişi, anlamı aynı amaçla kullanmaktadır. Her iki durumda da cinsellik önemli bir yere sahiptir. İktidar ya da politik-ekonomik (parasal) iktidar, içinde yaşanılan dünyada genel olarak cinsel gücünde simgesidir. Bu anlamda iktidarı elinde tutan kişi ister anlam , isterse para aracılığıyla olsun,
cinsel iktidarı da elinde tutan kişi konumundadır. Ancak kimi
zaman bu güç yalnızca sembolik düzeyde kalan bir güç olmaktadır. Çünkü Baudrillard’a göre iktidarın ötesi boşluktur,
hiçliktir. (Sinemada Anlam ve Anlatım)
Tüketim gereksinimler düzeniyle alakalı bir şey olsaydı tatmin olmayla sonuçlanması gerekirdir. Oysa böyle bir şeyden kesinlikle söz edilemez, zira insanlar her geçen gün daha çok tüketmek istemektedirler. (Baudrillard)

---
Kaynak: [Mardin Life](https://www.mardinlife.com/biyografi/oguz-adanir-kimdir-oguz-adanir-kitaplari-ve-sozleri)