# Ruy Gonzalez de Clavijo kimdir? Ruy Gonzalez de Clavijo kitapları ve sözleri

> Elçi Ruy Gonzalez de Clavijo hayatı araştırılıyor. Peki Ruy Gonzalez de Clavijo kimdir? Ruy Gonzalez de Clavijo aslen nerelidir? Ruy Gonzalez de Clavijo ne zaman, nerede doğdu? Ruy Gonzalez de Clavijo hayatta mı? İşte Ruy Gonzalez de Clavijo hayatı...

- Kaynak: Mardin Life
- URL: https://www.mardinlife.com/biyografi/ruy-gonzalez-de-clavijo-kimdir-ruy-gonzalez-de-clavijo-kitaplari-ve-sozleri
- Dil: tr-TR
- Yayın tarihi: 2022-09-01T00:00:03+03:00
- Güncelleme: 2022-09-01T00:00:03+03:00
- Yazar: Mardin Life
- Kategori: BİYOGRAFİ
- Görsel: https://cdn.mardinlife.com/2022/09/01/ruy-gonzalez-de-clavijo-kimdir-ruy-gonzalez-de-clavijo-kitaplari-ve-sozleri-302499.jpg

Elçi Ruy Gonzalez de Clavijo edebi kişiliği, hayat hikayesi ve eserleri merak ediliyor. Kitap severler arama motorlarında Ruy Gonzalez de Clavijo hakkında bilgi edinmeye çalışıyor. Ruy Gonzalez de Clavijo hayatını, kitaplarını, sözlerini ve alıntılarını sizler için hazırladık. İşte Ruy Gonzalez de Clavijo hayatı, eserleri, sözleri ve alıntıları...Tam / Gerçek Adı: Ruy González de Clavijo
Doğum Tarihi: 
Doğum Yeri: İspanya
Ruy Gonzalez de Clavijo kimdir?
Papalık özel emri ile, Timur'un sarayına elçi olarak gönderilmiştir. Bir İspanyol asilzadesidir. 1402 yılında Anadolu topraklarına ayak bastığında, Timur orduları, Yıldırım Bayezid'in ordularını, Ankara Savaşı'nda yenmiş, Anadolu'nun bir bölümü, Timurlular etkisine girerken; Osmanlı Beyliğinde Fetret Devri denen bir dönem başlamıştı.

Clavijo, İstanbul'u ziyaretinde İstanbul'un o günkü durumu hakkında gözlemlerde bulunur. İstanbul'un Bizans'ın son dönemindeki durumunu anlatır. O sırada Osmanlı şehzadeli, iktidar için birbirleriyle savaşmakta ya da gizli ittifaklar kurmaktadırlar. Osmanlı'nın AsyaDaki topraklarında bir kargaşa hüküm sürerken, Avrupa, Rumeli topraklarında, Osmanlı düzeni devam etmektedir. Clavijo, daha sonra, Karadeniz yolu ile İstanbul'dan ayrılır. İstanbul adının ilk defa onun seyahatnamesinde geçtiğini, Galata Cenevizlileri kolonisi, "aşağı şehir" anlamında "Stambul", "Stambuli" demektedirler.

III. Manuel yönetimideki, Trabzon İmparatorluğu üzerinden, zorlu Karadeniz'i sıra dağları aşılarak, bugünkü Doğu Anadolu bölgesinden, Timur'un sarayına kadar yolculukta, yol üzerinde yaşayan insanları, İpek Yolu eşkiyalarını anlatır.

Daha sonra, İspanya'ya döner. Papalık ile Büyük hanlara yapılan ziyaretlerin hemen hemen sonuncusudur. Artık Avrupa, ilerleyen Türk gücü karşısında, Osmanlı'ların karşısına İran'da ki çeşitli Türk ve Fars hanedan'larını kullanacaktır.

Daha önce Avrupa, bir anlamda Papalık, bu elçilik heyetleri ile haçlı Seferlerini düzenli olarak başlatmış; İspanya'da Berberi Müslümanları durdurmuş, Sicilya'dan da Arapları atmıştı. Şimdi ise yükselen büyük ve tehlikeli güç Osmanlılardı. Avrupa 500 yıl bu gücü, Avrupa'dan atmaya çalışacaktı.
--reklam--
Ruy Gonzalez de Clavijo Kitapları - Eserleri
Timur Devrinde Kadis'ten Semerkant'a Seyahat
Timur'un Hayatı&Kadiz'den Semerkant'a Seyahatler
--reklam--
Ruy Gonzalez de Clavijo Alıntıları - Sözleri
17 Eylül günü Trabzon'a vardık. Fındık yüklü bir gemi İsta n ­ bul'a gidiyordu. Bu gemi daha önce, hava müsait olmadığı içi n , Trabzon'un altı mil batısında ola n Platona'dan (Akçaabad) geri dönmüş. Biz hemen deniz yolculuğu için ha z ırlandık. Bir san­ dala binerek gemiye doğru ilerledik. Gemi, Messer Nicolso Cojan adlı bir kapta n ın ida r esi n deydi. Kapta n bizi alı n ağa ra z ı olduğunda n , hemen gemiye girdik .
Yirmibeş gün süren bir yolculuktan sonra İstanbul'a vardık (Timur Devrinde Kadis'ten Semerkant'a Seyahat)
Timur, adaleti hep böyle tavizsiz ve tereddütsüz uygular.
Mesela, eti çok pahalı sattıkları belirlenen birkaç kasap da idam ile cezalandırilmış (Timur Devrinde Kadis'ten Semerkant'a Seyahat)
Çok iyi görmediği için istiyordu kendisine yaklaşmamızı. Çün­kü ihtiyardı ve gözlerini zorlukla açabiliyordu . Bize, elini öp­türmek için uzatmadı. Çünkü adet değil. Burada büyüklerin eli­ni öpmek ayıptır. (Timur'un Hayatı&Kadiz'den Semerkant'a Seyahatler)
12 Nisan Cumartesi günü, Trabzon imparatoru, gelmemiz için atlar göndererek bizi davet etti. imparator, bir galerinin biraz ilerisinde olan bir odada oturuyordu. Onunla bir müddet görüş­ tükten sonra yerimize döndük. Bundan sonra İmparatorun oğlu ile görüştük. Yirmibeş yaşında bir gençti. İmpa r atorun kendisi boylu poslu, sağlam yapılı bir adamdı. Oğlu da, o da gayet gös­ terişli elbiseler giyiyordu. Şapkalan çok büyüktü. Sırma ve kor­donları sarkıyor, şapka l arın tepesinde tüyden birer sorguç bulu­ nuyordu. Şapka kena r ları kürkle çevrilmişti. impa r atorun adı Manuel idi. Oğlununkiyse, Leksiüs. Oğula da imparator deni­yordu. Burda adet böyleymiş. Bir imparatorun, tahta varis olan öğlu da imparator ünvanı alıyor. Bunların rumca ünvanı, Basil­liüs'tür.
imparator Manuel ile komşusu olan Türkler, Timur'a vergi ödüyorlardı. (Timur Devrinde Kadis'ten Semerkant'a Seyahat)
Kendisine "Küçük Hindistan Emiri" diyorlar. Fakat burada aldığımız malumata göre, Hindistan'ın asıl hükümdarı, adını bilmediğimiz bir hıristiyandır. (Hindistan'ın merkezi Del­hi şehridir.) Timur bu hükümdar ile harbetmiş. Önce, Hindistan fillerinin hamlesi önünde gerilemek zorunda kalmış. Fakat son­ra Timur buna karşı bir tedbir düşünmüş: Harp meydanına otla yüklü devler sevketmiş. Harp başlar başlamaz otlari ateşe veril­miş ve bunun üzerine, sırtında ateşe yanan devlerden ürken fil­ler kaçışmağa başlamış. Fillerin ateşten korktukları anlaşılı­ yor.Bize söylendiğine göre bunun sebebi, filin gözlerinin küçük olmasıdır. Timur'un fillere karşı aldığı tedbir başarılı olunca, Hindistan kralı mağlup olmuş. Bundan sonra Hindistan 'ın bü­ yük bir kısmı Semerka n d devletine katılmıştır. O bölge dağlık olmakla beraber ahalisi kalabalık , şehirleri mamur, köyleri zen­ gin ve arazisi verimlidir. (Timur Devrinde Kadis'ten Semerkant'a Seyahat)
Hz. İsa'nın saç ve sakalından birkaç kıl vardı. Bunlar , İsa haca gerilİrken Yahudiler tarafından yolun­muş... (Timur Devrinde Kadis'ten Semerkant'a Seyahat)
Timur'un bütün ordusunun başkumandanı, Cihanşah Mir­za 'dır. Bu zat ve babası Timur'a çok fayda sağlamış, hep onun başarısı için çalışmıştır. Bu kisi özellikle, Timur'un, sabık Se­merkand hakimi Emir Hüseyin'i mağlup etmesine yardımcı ol­dukları için, son derece hürmet görüyorlardı.
Timur atlarini ve diğer hayvanlarını eşrafa taksim etmekte, bun­larda bu havyanlara bakmaktadır. Şayet hayvanlarina iyi bakıl­ mazsa, görevini ihmal eden derhal yakalanıp cezaya çarptırılı­yor, hatta öldürülüyor. (Timur Devrinde Kadis'ten Semerkant'a Seyahat)
Saint Mary Kilisesi'nin beş mezbahı vardır. Asıl bina, etrafı ya­rım dairelerle çevrilmiş bir dörtgendir (murabba). Çok geniştir.
Tavanını yeşil direkler tutuyor. Bir köşede İmparator Roma­ nüs'ün mezarı görülmektedir. Bize anlattıklarına göre, bu mezar eskiden altınla kaplı ve kıymetli taşlarla bezeliymiş. İkiyüz (20 0 ) sene evvel Latinler İsta n bul'a girdikleri zaman, bu mezarı da yağma etmişler. Kilisede, başka bir İmparatora ait bir mezar daha vardır. Burada Saint John'un (Yahya'nın) diğer bir kolunu gördük. Bu kol hala taze görunüyordu. Çünkü, bize anlattıkları­na göre, Hazreti Yahya'nın cesedi yakıldığ zaman sol kolu yanmamış. Daha sonra da muhafaza edilmiş. Bu kol altın çubuklar arasında korunuyor. Fakat başparmak eksikti. Papazlara bunun sebebini sorduk. Onların bize anlattığına göre: Eskiden, Antak­ ya şehrinde putperestliğin iyice yaygınlaştığı bir sırada, yörede müthiş bir ejderha varmış. Antakya halkı her sene bu ejderhaya bir insan sunmak itiyadındaymış. Bu insan kur'a ile seçilir, son­ra ejderhaya atılırmış. Bunun kurtulmasına da imkan yokmuş.
Bir seferinde bu kur'a, hala putperest ola n bir adamın kızına isabet etmiş. Zavallı adam, kızını kurtarı n ağa imkan olmadığını bildiğinden, çok üzülüp perişan olmuş. Üzüntü ve kederinden inim inim inleyen adam, çaresiz dönüp dolaşırken, bir hıristi­yan manastırı önünde bulmuş kendini. Bu ma n astırdaki rahip­ lerle konuşmuş. Onlara, eskiden Hazreti Yahya'nın duası ile ba­ zı mucizeler vukubulduğuna dair işittiği sözleri anlatmış. Ve Hazreti Yahya'nı n ruhaniyetinden böyle bir mucizenin tekrarını istediğini söylemiş. Papazlar , bunu niçin istediğini sormuşlar.
O da, kızının başına gelmek üzere olan felaketi anlatmış. Za­vallı kızı ejdedıaya atılmak üzeredir ve onu bu felaketten ancak bir mucize kurtarabilecektir ... Bunun üzerine adama acıyan pa­pazlar, onu, manastırın içinde saklı olan Hazreti Yahya'nın ko­lunun yanına götürmüşler. Adam bu kolun karşısında eğilmiş, dua etmiş. Sonra bir ara aniden kolun üzerine atılmış. Göster­ meden başparmağı koparıvermiş. Sonra da parmağı ağzının içinde saklayarak çıkıp gitmiş. Kızı ejderhanın ağzına atma vakti gelince, alıp götürmüşler. Ejderhanın tam önüne kadar, babası kızın yanından ayrılmamış. Kızı tam ejderhanın ağzına atılacakken, adam, Bazreti Yahya'nın eli n den kopardığı başpar­mak kemiğini ejderhanın ağzına atıvermiş. Ejderha kemiği yu­tar yutmaz kıvranmağa başlamış ve hemen ölmüş! Bu mucizeyi gören adam, derhal manastıra gidip hıristiyan olmuş! .. (Timur Devrinde Kadis'ten Semerkant'a Seyahat)
Sofralar kurulunca herkes bunlarin etrafına toplaştı. Herkesin et kesmek için bir bıçağı ve yemek yemek için bir tahta kaşığı vardı. Valinin yanında, onun yiyeceği eti kesecek bir hizmetkar bulunuyordu. Karşısında oturan iki asilzadeyi, kendisiyle birlikte yemeğe davet etti. Sıra pilava gelince, bunların üçü de tek bir kaşığı kullandılar ve aynı sahandan yediler. Kaşığı sırayla kullanıyorlardı. (Timur Devrinde Kadis'ten Semerkant'a Seyahat)
Bu gelenler, İspanya Kralı oğlumun gönderdiği elçilerdir. İspanya Kralı Frenk Krallarının en bü­ yüğüdür. Milleti de büyük ve tanınmış bir millettir. Ben de ona dostane bir mektup (name) göndereceğim. İspanya kralının bana yalnız mektup göndermesi yeterdi. Ayrıca hediye gönder­ mesine gerek yoktu. Bana, onun sıhhatte olduğunu bilmek yeti­ şir. Ondan, başka bir şey istemem. (Timur'un Hayatı&Kadiz'den Semerkant'a Seyahatler)
Timurleng'e gelince: Bu onun asıl adı değildir. Tatarcada, Ti­mur, demir manasina gelmez. Timurleng demek, ona bir nevi hakarettir. Sadece düşmanları "Aksak Timur" diyor. Acemcede leng, aksak demektir. Zaten Timur'un sağ ayağı aksaktır. (Timur Devrinde Kadis'ten Semerkant'a Seyahat)
Çadırlar arasında yeşil renkte olan biri vardı ki, içi sincap deri­leriyle kaplanmiştı ve iki karyolası bulunuyordu. (Timur Devrinde Kadis'ten Semerkant'a Seyahat)
Timur'un burada verdiği ziyafete davetti olduğumuzu söylemiş­tim. Bu sırada tercümanımız yanımızda olmadığından , biraz gecikmiştik. Hatta saraya vardığımızda Timur yemeğini yemiş­ ti. Biz gelince, Timur, bu ziyafeti bizim şerefimize verdiğini söyledi ve geç kalmamiza sebep olanları şiddetle azarladı. Bu­nun üzerine saray görevlileri bizim tercümanı arattılar. Ona, Ti­mur'un son derece kızdığını söylediler. Ve bütün kababati ona yüklemek istediler. Ceza olarak, onun bumunu delip bir iplik geçirmeğe ve bu şekilde sürükler n eğe ka r ar verdiklerini söyle­ diler. Saray görevlileri bunu söyledikten hemen sonra, birkaç adam tercüma n ı yakaladı ve biri bumunda n tuttu; şişle delmeğe hazırlandı. Ama, bizi Timur'un huzuruna götüren görevli ona arka çıkıp koruduğundan , Timur onu affetti. Tercüman da, ce­zaya çarpıtmak üzereyken, böylece kurtulmuş oldu. (Timur'un Hayatı&Kadiz'den Semerkant'a Seyahatler)

---
Kaynak: [Mardin Life](https://www.mardinlife.com/biyografi/ruy-gonzalez-de-clavijo-kimdir-ruy-gonzalez-de-clavijo-kitaplari-ve-sozleri)