# Saadettin Y. Gömeç kimdir? Saadettin Y. Gömeç kitapları ve sözleri

> Türk Araştırmacı, Tarihçi, Yazar Saadettin Y. Gömeç hayatı araştırılıyor. Peki Saadettin Y. Gömeç kimdir? Saadettin Y. Gömeç aslen nerelidir? Saadettin Y. Gömeç ne zaman, nerede doğdu? Saadettin Y. Gömeç hayatta mı? İşte Saadettin Y. Gömeç hayatı...

- Kaynak: Mardin Life
- URL: https://www.mardinlife.com/biyografi/saadettin-y-gomec-kimdir-saadettin-y-gomec-kitaplari-ve-sozleri
- Dil: tr-TR
- Yayın tarihi: 2022-12-25T23:00:10+03:00
- Güncelleme: 2022-12-25T23:00:10+03:00
- Yazar: Mardin Life
- Kategori: BİYOGRAFİ
- Görsel: https://cdn.mardinlife.com/2022/12/25/saadettin-y-gomec-kimdir-saadettin-y-gomec-kitaplari-ve-sozleri-365331.jpg

Türk Araştırmacı, Tarihçi, Yazar Saadettin Y. Gömeç edebi kişiliği, hayat hikayesi ve eserleri merak ediliyor. Kitap severler arama motorlarında Saadettin Y. Gömeç hakkında bilgi edinmeye çalışıyor. Saadettin Y. Gömeç hayatını, kitaplarını, sözlerini ve alıntılarını sizler için hazırladık. İşte Saadettin Y. Gömeç hayatı, eserleri, sözleri ve alıntıları...Tam / Gerçek Adı: Prof. Dr. Saadettin Yagmur GÖMEÇ
Doğum Tarihi: 
Doğum Yeri: 
Saadettin Y. Gömeç kimdir?
Sinop ili, Boyabat ilçesi nüfusuna kayıtlı olan Saadettin Yağmur GÖMEÇ ilk, orta ve lise öğrenimini Ankara’da tamamladı. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Genel Türk Tarihi Kürsüsü’nde tarih eğitimi gördü. Bu fakülteden 1985 tarihinde diplomasını aldıktan sonra, aynı yıl Hacettepe Üniversitesi Atatürk İlkeleri ve İnkılâp Tarihi Enstitüsü’nde Yüksek Lisansa kaydoldu. Milli Mücadelede Gaziantep adlı Yüksek Lisans tezini 1987 senesinde teslim ederek, buradan mezun oldu. Yine 1987 yılında Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Tarih Bölümü’nde Doktora eğitimine başladı. 1992 yılında Kök Türkçe Yazılı Metinlerin Türk Tarihi ve Kültürü Açısından Değerlendirilmesi isimli doktora tezini sunarak, Doktor unvanı aldı.

Saadettin Yağmur GÖMEÇ 1992 yılında Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi, Genel Türk Tarihi Kürsüsü’ne Yardımcı Doçent olarak atandı. Bu fakültede Orta Asya Türk Tarihi, Kök Türk Tarihi, Uygur Türkleri Tarihi, Kırgız Türkleri Tarihi, Türk Cumhuriyetleri Tarihi, Türk Dünyasının Meseleleri, Türk Kültür Tarihi gibi derslere girmektedir.

Prof.Dr. Gömeç 1992 yılından 1994 yılı başlarına kadar Dışişleri Bakanlığı, Türk İşbirliği ve Kalkınma İdaresi’nde (TİKA) danışman olarak görevde bulundu. 1 Eylül 1994 tarihinden itibaren, Kazakistan’ın Türkistan (Yesi) şehrinde kurulmuş olan Uluslararası Hoca Ahmed Yesevî Türk-Kazak Üniversitesi’nde bir yıl süre ile Türk tarihi dersleri verdi. 3 Ekim 1996’da Doçent unvanını aldı. 2001’de ise profesörlüğe yükseldi. 1997-2005 seneleri arasında Türk Lehçeleri ve Edebiyatları Bölümü, Kuzey-doğu Türk Lehçeleri ve Edebiyatları Anabilim Dalı Başkanlığı vazifesini sürdürdü. 2013-2015 yılları arasında Tarih Bölümü Başkanlığı yaptı. 2001 ve 2003’de Türk İşbirliği ve Kalkınma İdaresi’nin sorumluğunda bulunan “Moğolistan’daki Türk Anıtları Projesi” (MOTAP) başkanlığına yürüttü. 2012 yılında Tarih alanında İLESAM (İlim ve Edebiyat Eseri Sahipleri Meslek Birliği) Kültür ve Sanat Ödülüne layık görüldü. 2014 senesinde, Nazilli Türk Ocağı tarafından her yıl Türk Milli Mücadelesinin Önderlerinden Hacı Süleyman Efendi adına verilen Türk Kültürüne Hizmet Ödülünü aldı. Saadettin Y.Gömeç’in basılmış kitaplarından bazıları şunlardır: Kök Türk Tarihi (5. Baskı 2016), Uygur Türkleri Tarihi (5. Baskı 2015), Kırgız Türkleri Tarihi (4. Baskı 2014), Türk Cumhuriyetleri ve Toplulukları Tarihi (5. Baskı 2015), Türk Kültürünün Ana Hatları (3. Baskı 2014), Türk Destanlarına Giriş (2. Baskı 2015), Şamanizm ve Eski Türk Dini (3. Baskı 2016), Dişi Kurtun Çocukları (2012), Türk-Hun Tarihi (2012), Türk’ün Kahramanlık Destanı Antep (2. Baskı 2014), Hindistan’da Türkler (2. Baskı 2013), Karagül (2013), Türk Tarihinden İzler I-II-III-IV (2014-2015), Kastamonu Salnamesi (2016), Türk Tarihinde Çingizliler (2017.

Saadettin Yağmur Gömeç’in yüzlerce ilmî ve fikrî makalesi, ayrıca çevirileri bulunmakla birlikte, sayısız Yüksek Lisans ve Doktora çalışması yaptırmıştır.
--reklam--
Saadettin Y. Gömeç Kitapları - Eserleri
Şamanizm ve Eski Türk Dini
Türk-Hun Tarihi
Kök Türk Tarihi
Türk Kültürünün Ana Hatları
Uygur Türkleri Tarihi
Gök Maral’ın Peşinde
Türk Cumhuriyetleri ve Toplulukları Tarihi
Karagül
Oguz Kagan
Türk Destanlarına Giriş
Kırgız Türkleri
Dişi Kurtun Çocukları
Asya'nın Uyanması
Kırgız Türkleri Tarihi
Türk Tarihinde Çingizliler
Hindistan'da Türkler
Türk Tarihinden İzler 1
Hindistan'da Türkler
Selenge
Alparslan Türkeş'e Armağan
Türk'ün Kahramanlık Destanı Antep
Şark Meselesi
Türk Cumhuriyetleri ve Toplulukları Tarihi
Türk Tarihinden İzler 1
Türk Tarihinden İzler 2
Türk Tarihinden İzler 3
Türk Destanlarına Giriş
Kastamonu Salnamesi
Türk Tarihinden İzler 4
--reklam--
Saadettin Y. Gömeç Alıntıları - Sözleri
Ayrıca 10. asrın
Türk yurtlarında dolanan bir Arap olan Ibn Fadlan, “zina eden kim olursa olsun, el ve ayaklarından bağlarlar; sonra o kişiyi balta ile ikiye böler parçalarlardı", diyor. (Türk Kültürünün Ana Hatları)
Türk milleti Türk adını bıraktığından başına bunca bela gelmiştir

Çingiz Han (Türk Tarihinden İzler 1)
Burada aklımıza bir ihtimal daha geliyor; o da dişi kurtun Türklerin yaşadığı topraklara gönderilen bir yalavaç, yani ismini bilmediğimiz peygamber olması ihtimali. Semavi dinlerin kitaplarında zikredilen kayıtlara baktığımızda, bütün kavimler bir peygamber yollandığını görüyoruz. O takdirde Asya'ya da gönderildiğini düşünebiliriz. Dolayısıyla ismini bilmediğimiz söz konusu elçi, pek tabii bu kurtun şahsında sembolleşmiş olabilir. (Türk Tarihinde Çingizliler)
Türkler denizci bir kavim değildir. Tarihin sadece belirli bir döneminde denizle içli-dışlı oldular. O da, Osmanlı Devleti'nin yükselme zamanına rastlar. Çünkü onlar dünya hakimiyetinde denizin rolünün ne kadar mühim olduğunu kavramışlardı. Bununla birlikte deniz, her çağda Türklerin ilgisini çekmiş ve denizlerde üstünlük ülkülerinden biri olmuştur. Dolayısıyla Kök Türk Yazıtlarında üzerine basa basa durulan "denize ulaşmak" bir ayrıcalık idi. Orta Asya gibi, denizlerle ilgisi bulunmayan bir coğrafyada doğup, batıya doğru gerçekleştirdikleri fetihlerde karşılarına hep son nokta olarak bir deniz çıkmaktaydı. (Kök Türk Tarihi)
Elbette ki ,bu asil millet sahipsiz değildi. Her şeyden önce Tanrı onu gözetiyor ve kolluyordu.. (Dişi Kurtun Çocukları)
İbn Haldun, Türkler ve bazı kavimler hakkında bilgi verirken şöyle diyor: "Bunların bereketli toprakları ve sığınacak şehirleri yoktur. Onlar için her bölge ve yurt birdir . Bundan dolayı sahip oldukları ülkelerle yetinmedikleri bir yana, komşu devletleri ele geçirmekle de kanaat etmezler . Hiçbir sınır tanimazlar . Uzaklarda ki kavimlerle savaşmaktan hoşlanırlar." Batılı yazarlar:" Türkler bir kere ata binip, kılıç sallamak için yola çıktıklarında, artık hiçbir şey gözleri görmez." Diyorlar . Kısaca bu insanların tek eğlenceleri kahramanlık hikayeleri ve savaş sohbetleriydi . Bu yüzden Türklerden söz açan kaynaklarda onların dur - durak bilmedikleri, volkan gibi kaynayan bir yaradılışa sahip olduklarına dair izler vardır . (Türk Kültürünün Ana Hatları)
İran’da gayri resmi rakamlara göre 30.000.000’e yakın Türk yaşamakta (Türk Tarihinden İzler 1)
Eski Türkler tarafından doğunun rengi gök,batı ak,kuzey kara,güney kızıl olarak belirtilmekteydi. (Türk-Hun Tarihi)
...Türkler hep bir ağızdan "Tanrı Türk'ü korusun" diye bağırıyorlardı. Tanrı yeryüzüne göndermiş olduğu bu kavmin dualarını işitti. O, dünyanın efendisi bu kavmi esirgedi. (Şamanizm ve Eski Türk Dini)
Unutma millet olmazsa, devlet olmaz,
devlet olmazsa da millet olmaz. (Karagül)
Türk boylarında eski devirlerden beri yaşayan yaygın bir inanç da, Türk Tengrisi'nin Türklerin büyük atasına "yada" denilen sihirli bir taş armağan etmesidir.
Tufan efsanesiyle alakalı anlatılanlara göre; Nuh Peygamber, dünyayı oğulları arasında paylaştırmıştı. Bu bölüşümde Yafes'e hisse olarak Slav ve Türk ülkeleri de dahil olmak üzere, Çin'e kadar olan memleketler verildi. Yafes, gerektiğinde yağmur yağdırmak için kendisine bir sihir öğretmesi amacıyla Tanrı'ya yalvarmış ve bu dileği de kabul olunmuştu. Ancak bunu unutmamak için duayı bir taşın üzerine yazarak, boynuna astı. Ayrıca bu taşı bir suya atar ve o suyu da hasta bir adam içecek olursa iyileşirdi.
Zamanla bu taş Yafes'in soyundan gelen Oğuz , Kalaç ve Hazarlara verildi, ama veraset yüzünden aralarında kavga çıktı.
Sonunda Oğuzların elinde kaldı. Bir gün taşın kime geçeceği hususunda kura çekilmesi kararlaştırılmıştı. O vakit Oğuzlar buna benzer bir taş buldular ve üzerine aynı yazıyı yazdılar.
Kura Kalaçlara çıkmıştı, lakin sahte taş onlara verilerek aldatılmış oldular. Bu taş ile istendiği zaman yağmur, kar, dolu yağdırılır, fırtına çıkartılır. Bu nesne her devirde Türk kanılarının ve Türk komutanlarının elinde bulunmuştur. (Şamanizm ve Eski Türk Dini)
Biz Türk olduğumuz için güçlüyüz.
Türk'ten ayrıldık mı bir hiçiz. (Karagül)
Türk dilinde yemin etmek manasında kullanılan “Tengrinin atı bile” diye başlayan “and içmek” sözünden de anlaşılacağı gibi,bir şeyin içilişiyle gerçekleşiyordu. Bu durumu da açıklamakta fayda vardır ki,taraflar mesela parmaklarını keserek kımıza veya başka içeceğe kanlarını katıp,içtikten sonra bir tür sözleşme yapmaktaydılar. (Şamanizm ve Eski Türk Dini)
"Sonunda Türk'ün Kabesi Altay'a geldiler." (Karagül)
Orkun, Türklerin hayat kaynağı, damarlarındaki kandı! Uçsuz-bucaksız bir vadi içinde kıvrıla kıvrıla akan bu su varlıklarının sebebi idi. Türkleri besleyen ve büyüten Orkun kutluydu,çünkü gezdiği topraklar kutluydu. (Karagül)
Kadın-erkek ilişkilerinde de sevgi ve saygının olması bir yana,
ne geçmişte, ne de günümüzde Türk kadını sıradan bir kişi değildir.
Tarihteki Türk kadınları her işi yapabildikleri gibi, erkeklerle mücade-
le edebilecek kadar da güçlüydüler. Bu durumu incelediğimizde, eski
çağlarda da namuslarına son derece düşkün olan ve yakışıksız hareket-
lerde bulunmayan Türk kızlarının yanına yaklaşmak bile mümkün
değildi, çünkü hepsinin kuşağında birer hançer mutlaka bunuyordu.
Zaten yüz kızartıcı bir suçu işleyenin de cezası ölümdü. (Türk Kültürünün Ana Hatları)
Eski Türk sosyal yapısının birtakım özellikleri de onun bağımsız yaşamasına yardımcı oluyordu . (Türk Kültürünün Ana Hatları)
Hülasa olarak, günümüz Şamanizmine tamamen eski türk dini demek yanlıştır. (Şamanizm ve Eski Türk Dini)
Türkler hep bir ağızdan "Tanrı Türk'ü korusun" diye bağırıyorlardı. Tanrı yeryüzüne göndermiş olduğu bu kavmin dualarını işitti. Dünyanın efendisi bu halkı esirgedi. Demir dağ eridi. Yol açıldı. (Oguz Kagan)
Bir hususa daha işaret etmekte fayda vardır ki; bazen "Töre-i Çingizî" diye de bahsolunan Çingiz Yasalarının toplu bir metni yoktur. Biz onları Çingizliler dönemini anlatan çeşitli kaynaklardan derliyoruz.
Burada Çingiz ya da Moğol Yasaları diye anılan ve izleri günümüze kadar gelen, esasında oturması süreci de Çingiz'den sonra olan töre hükümlerinin detaylı bir kritiğini yapmaktan ziyade; bu yasaların ortaya çıkmasını sağlayan sebepler ve bunların tarihi arka planlarında ne olduğuna bakmaya çalışacağız. Çünkü pekçok kişinin zihninde Çingiz Yasası dendiği zaman; sanki Çingiz tarafından icat edilmiş kanunlar veya yazıya geçirilmiş töreler düşünülüyor ki; işin derinine indiğimizde vaziyetin hiçte böyle olmadığı anlaşılıyor. Dolayısıyla tarihi belgeler içinde gezindiğimizde, bu yasaların Çingiz Han'dan çok daha önceki vakitlerde zuhur ettiğini görmek mümkündür. (Türk Tarihinde Çingizliler)

---
Kaynak: [Mardin Life](https://www.mardinlife.com/biyografi/saadettin-y-gomec-kimdir-saadettin-y-gomec-kitaplari-ve-sozleri)