# Yüksel Özdemir kimdir? Yüksel Özdemir kitapları ve sözleri

> Yazar ve Akademisyen Yüksel Özdemir hayatı araştırılıyor. Peki Yüksel Özdemir kimdir? Yüksel Özdemir aslen nerelidir? Yüksel Özdemir ne zaman, nerede doğdu? Yüksel Özdemir hayatta mı? İşte Yüksel Özdemir hayatı...

- Kaynak: Mardin Life
- URL: https://www.mardinlife.com/biyografi/yuksel-ozdemir-kimdir-yuksel-ozdemir-kitaplari-ve-sozleri
- Dil: tr-TR
- Yayın tarihi: 2022-10-12T03:00:03+03:00
- Güncelleme: 2022-10-12T03:00:03+03:00
- Yazar: Mardin Life
- Kategori: BİYOGRAFİ
- Görsel: https://cdn.mardinlife.com/2022/10/12/yuksel-ozdemir-kimdir-yuksel-ozdemir-kitaplari-ve-sozleri-331711.jpg

Yazar ve Akademisyen Yüksel Özdemir edebi kişiliği, hayat hikayesi ve eserleri merak ediliyor. Kitap severler arama motorlarında Yüksel Özdemir hakkında bilgi edinmeye çalışıyor. Yüksel Özdemir hayatını, kitaplarını, sözlerini ve alıntılarını sizler için hazırladık. İşte Yüksel Özdemir hayatı, eserleri, sözleri ve alıntıları...Tam / Gerçek Adı: Prof. Dr. Yüksel Özdemir
Doğum Tarihi: 
Doğum Yeri: 
Yüksel Özdemir kimdir?

--reklam--
Yüksel Özdemir Kitapları - Eserleri
Bilime Yön Verenler
Gizemli Evren
--reklam--
Yüksel Özdemir Alıntıları - Sözleri
...Darwin uygulamalı derslerde mide bulantısı yaşar. Özellikle bir bebek cesedinin diseksiyonu sırasında olaya ilgi duymasına rağmen fiziksel olarak rahatsızlanmıştır. Tıp eğitimi ile yollarını ayırmasına neden olay ise gözlemlediği iki ameliyat olur. Bir çocuğa anestezi kullanılmadan yapılan müdahalede çocuğun çığlıklarını duyanı Charles otobiyogratisinde olayı şöyle izah etmiştir:

"Onlar işlerini tamamlamadan ben dışarı kaçtım. Beni buna ikna edecek derecede güçlü bir neden olmayacağı için, bir daha asla böyle bir şeye katılmayacaktım; mutlu kloroform günlerinin gelmesinden çok önceleriydi bu. Bu iki ameliyat bana bütün bir yıl boyunca rüyalarında karabasanlar yaşattı." (Bilime Yön Verenler)
Dublin'e gelen Schrödinger, 1944'te yazdığı "Hayat Nedir?" başlıklı kitabında organizmaların genetik şifresini ihtiva eden karmaşık bir molekül fikrinden bahsetti. Schrödinger'den öncede yapılan çalışmalar genetik şifrenin ipucunu verse de Schrödinger genetik şifreyi tamamıyla fizik kavramlarıyla açıklayan ilk kişi olmuştur. 1950'lerde DNA molekülünün yapısını çözen (ve bu çalışmalarıyla 1962'de Nobel Tıp veya Fizyoloji Ödülü'ne layık görülen) Francis Crick ve James Watson ayrı ayrı yazdıkları anılarında, Schrödinger'in kitabından etkilendiklerini açıkça belirtmişlerdir. Schrödinger Dublin'de kaldığı süre boyunca, fiziğin değişik alanlarını birleştirecek bir “birleşik alan teorisi” kurabilmek için uğraştı ve bu konuda Einstein'la yazışmaya başladı. 1947'de başarıya ulaştığını zannederek akademik çevrelere ve İrlanda basınına fizikte çığır açacak yeni bir teori geliştirdiğini ilan etti. Ne var ki kısa süre sonra teorisinin hatalı olduğu Einstein tarafından ortaya konuldu. Yenilgisinin ardından zamanının büyük kısmını felsefeye ayırdı. (Bilime Yön Verenler)
Lavoisier ulaştığı sonucu Bilim Akademisine bir bildiriyle sunar; ne var ki tek kelimeyle de olsa Priestley, Cavendish, vb. deneycilerin katkılarından söz etmez. 1786 yılında Akademinin Memoires'ında Flogiston modelinin çöküşüne neden olan eserini yayımladığında makalesinde yanma ve hava kavramları hakkındaki fikirleri kendi kaleminden şu şekildedir:

Ancak yanan cisim oksijen ile çevrili ve temas halinde olduğunda gerçek yanma, alev ve ışık gerçekleşir; yanma başka türden bir hava veya boşluk içerisinde gerçekleşmez ve bunlardan herhangi birine sokulan yanan cisimler suya sokulmuşçasına sönerler.

Her yanma olayında yanmanın içerisinde gerçekleştiği hava soğurulur; bu hava saf oksijen ise eğer uygun tedbirler alınmışsa bu havanın tamamıyla soğrulması mümkündür.

Her yanma olayında yakılan cisim ağırlığında bir artış olur ve bu artış soğrulan havanın ağırlığına eşittir.

Her yanma olayında ısı ve ışık oluşur.

Lavoisier'in aslında ne yeni kimyasal bir nesne ne de yeni kimyasal bir olgu keşfettiği söylenebilir. Onun yaptığı, başkalarının bulduğu nesne ve olguları açıklayan, kimyasal bileşime açıklık getiren bir kuram oluşturmak, kimyasal nesneleri adlandırmada yeni ve işler bir sistem kurmaktır. 1789'da yayımlanan Traite Elementaire de Chimie adlı yapıtı, kendi alanında, Newton'un Principia'sı sayılsa yeridir. Biri modem fiziğin, diğeri modern kimyanın temelini atmıştır. Bilimsel disiplin olarak kimya biliminin temellerini atan bu kitap kullanılan araç gereçlerden yapılan deneylere kadar bütün kimya tekniklerinin bugüne kadar en kapsamlı açıklamasını içermekteydi. Kimyasal element dendiğinde neyin ifade edildiğini tanımlayarak Robert Boyle'nin 1660'lı yıllardaki sezgisini uygulamaya geçmiş ve Antik Yunanlıların dört elementi (hava, su, güneş ve toprak) bu kitap ile tarihe gömerek modem elementler tablosunun temelini oluşturan ilk elementler tablosunu sunmuştur.

Lavoisier'ı unutulmaz yapan bir özelliği de nesnelerin kimyasal değişimlerini ölçmede gösterdiği olağanüstü duyarlılıktır. Bu özelliği ona "Kütlenin Korunumu Yasası" diye bilinen çok önemli bilimsel bir ilkeyi ortaya koyma olanağı sağlar. Lavoisier kimi kez kendi adıyla da anılan bu ilkeyi şöyle dile getirmiştir:

"Doğanın tüm işleyişlerinde hiçbir şeyin yoktan var edilmediği, üm deneysel dönüşümlerde maddenin miktar olarak aynı kaldığı, elementlerin tüm bileşimlerinde nicel ve nitel özelliklerini koruduğu gerçeğini tartışılmaz bir aksiyom olarak ortaya sürebiliriz. "

1794'te solunum üzerinde deneylerini yapmakta olduğu bir sırada Lavoisier; "Devrim Mahkemesi" önüne çıkarılır. İki suçlamaya hedef olmuştur:

Devrim karşıtı olarak karalanan aristokrasiyle ilişkisi;
Vergi toplamada yolsuzluk (Lavoisier topladığı vergilerin küçük bir bölümünü laboratuvar deneyleri için harcamıştır.)

Lavoisier'ı kurtarmak için dostları mahkemeye koşmuştur ama tanık olarak bile dinlenmemişlerdir. "Yurttaş Lavoisier'ın çalışmalarıyla Fransa'ya onur sağlayan büyük bir bilgin olduğunda hepimiz birleşiyor, bağışlanmasını diliyoruz.” dilekçesiyle başvuran günün seçkin bilim adamlarına yargıcın verdiği yanıt kesin ve çarpıcıdır: "Cumhuriyetin bilginlere ihtiyacı yoktur."

Galileo yaşamının son on yılını Engizisyon'un göz hapsinde geçirmiştir. Lavoisier'in sonu daha acıklı olur: 8 Mayıs 1794 tarihinde elli bir yaşında iken "Devrim" adına kafası giyotinle uçurulur. (Bilime Yön Verenler)
"Ölen insanlar için muhteşem anıtlar yapmaktansa, fakir insanların karnını doyurmayı tercih ederim (Bilime Yön Verenler)
...bilimsel araştırmaya henüz bol paranın akmadığı bir dönemdir. Cavendish'te bile deneyler, "Derme Çatma" denebilecek basit araçlarla sürdürülüyordur.
Rutherford'u ziyarete giden tanınmış bilim yazarı Ritchie Calder, gördüklerini şöyle anlatmıştır: "Konuşmamız sürerken bir ara, işlerin nasıl yürüdüğünü görmek ister misiniz?" diyerek kolumdan tuttu, beni laboratuvarın yüksek voltaj bölümüne götürdü. Karanlık denilebilecek bir odaya girmiştik; yapay bir şimşek çakıp duruyordu. Sonra parçalanan atomları kaydeden bir sayacın tıkırtı seslerini duyduk. 'Atom parçalayıcı' dedikleri bir makinenin önündeydik; günümüzdeki yüksek voltaj akseleratörleriyle karşılaştırıldığında son derece ilkel kalan bir makineyi gördüğümde şaşkınlığımı gizleyemedim."

Rutherford ve ekibi işte bu araçlarla çalışıyorlardı. "Paramız olmadığı için kafamızı kullanmak zorundayız." diyordu Rutherford. O, yalnız araçlarının basitliğiyle değil, bilime yaklaşımındaki basit tutumuyla da övünç duymaktaydı. "Kendim çok basit olduğum için, doğanın da temelde basit olduğuna inanıyorum." diyordu. (Bilime Yön Verenler)
"Ölen insanlar için muhteşem anıtlar yapmaktansa, fakir insanların karnını doyurmayı tercih ederim." (Bilime Yön Verenler)
...Tüm bunlar ve üzerine koyduğum hayal gücüm beni , evreni muazzam bir şekilde inşa eden bir mimarın ve evrende hiçbir işi birbirine karıştırmadan yürüterek onu süsleyen bir sahibinin olduğu gerçeğini daha kuvvetli hissettirerek bunun üzerine düşünmeye sevk etti. (Gizemli Evren)
...Yerel olmayan etkileşime göre, geçmişte karşılıklı etkide bulunan iki sistem üzerinde yapılan ölçümler, birbirlerinden bağımsız değildir; sistemlerden biri üzerinde yapılan ölçümler, bu iki sistem birbirinden ayrı da olsa, birbirleriyle anında bağlantı kuruyorlarmış gibi ya da haberleşiyorlarmış gibi, bir diğeri üzerinde yapılan ölçümleri de belirlemektedir. Bu nokta Kuantum Kuramı'nın kurucuları tarafından daha önce fark edilmemiştir. 1935'te yayımlanan ünlü bir makaleyle (makalede geliştirilen düşünceler "EPR Paradoksu" olarak bilinir; EPR makale yazarlarının baş harfleridir: Einstein, Podolsky ve Rosen) fizikçiler topluluğunun dikkatini Kuantum Kuramı'ndaki bu şaşırtıcı duruma yönelten Einstein'dır. Einstein tarafından Kuantum Kuramı'na yöneltilen eleştiriler genelde onun tercihinin alan kuramları yönünde olmasıyla ilişkilendirilmiştir. Sorunun kökeninde süreksizin sürekliye olan baskınlığının söz konusu olmasına rağmen Einstein'ın kafasını kurcalayan sorun bu değildir. Einstein'a göre Kuantum Kuramı'ndaki asıl kusur parçacıkların varlığını açıklayamamak ve kuantaların varlığını onları doğrulamadan ortaya koymaktır. (Bilime Yön Verenler)
Sancar'ın sabrı, azmi ve kararlığı kendisini Fotoliyaz'ın keşfine götürmüştür. Fotoliyaz genleri keselilerden insanlara kadar olan tüm canlılarda vardı. Ancak fotoliyaz enzimleri bakteriler, mayalar ve keselilerde UV ışınlarının meydana getirdiği DNA hasarlarını onarmaktaydı. Bu sürecin moleküler yapısı ve işlevi Sancar tarafindan izaha kavuşmuştur. Fotoliyaz enzimine ait genler insanda da vardı. Bu genler DNA hasarlarını tamir etmiyorsa görevi neydi? Sancar bir yolculuk sırasında okuduğu dergide, Osmanlı döneminde zaman ve gün batımı arasındaki ilişki üzerine yoğunlaştı. Osmanlılarda gün batımının 12 olarak adlandırılması ve bu 12:00'nin günden güne değişebileceği, ancak gün batımının lacivertliğinin daima 12:00 olarak algılandığını öğrenmesi bilimsel çalışmasına yepyeni boyutlar kazandırır. Böylece bu yolculuk esnasında Fotoliyaz'ın biyolojik saati düzenlediğinin keşfi ortaya çıkmıştır. Bu keşif evrensel saatin anahtarı olan Kriptokromun keşfi demekti.

Organizmaların yirmi dört saat dilimindeki gündelik davranış ve fizyolojilerindeki tekrarlanan dalgalanmalara gündelik ritim denir. Bu ritimleri ayarlayan saatlere de gündelik saat adı verilir ve bu gündelik saatlerde düzenli bir şekilde güneş saatine göre ayarlanması gerekmektedir. Sancar Fotoliyaz enzimine benzer bir proteinin insan DNA'sını tamir etmediğini saptamasının ardından, bu proteinin memeli hayvanlarda biyolojik saatin düzenlenmesinde yer alabileceği hipotezini geliştirerek, gerçekten de memeli hayvanların kriptokrom adını verdiği bir proteini kullanarak gündelik saati ayarladıklarını göstermiştir. Sancar'ın üzerinde çalışmakta olduğu biyolojik saat ve gündelik ritm araştırma alanları son derece önemli ve güncel alanlardır. (Bilime Yön Verenler)
1934'te Beta Bozumu Teorisi'ni geliştirerek Pauli'nin Radyasyon Teorisi ile birleştirmiştir. Curie ve Joliot'un yapay radyasyonu keşfinden sonra nötron bombardımanına tutulan aşağı yukarı her elementin nükleer dönüşüme tabi olduğunu keşfetmiştir. Bu araştırma yavaş yavaş nötronların ve Nükleer Füzyon'un keşfine, ayrıca o zamana kadar periyodik tabloda bilinen elementlerden farklı elementlerin bulunmasını sağlamıştır. (Bilime Yön Verenler)

---
Kaynak: [Mardin Life](https://www.mardinlife.com/biyografi/yuksel-ozdemir-kimdir-yuksel-ozdemir-kitaplari-ve-sozleri)