Çift dilli eğitim ama nasıl?

Çift dilli eğitim ama nasıl?
06 Temmuz 2013 Cumartesi Saat 20:55 0

Ana dilinde eğitim meselesi ‘olur-olmaz!’ zıtlaşmasının son kurbanı. Oysa realite bu noktanın çoktan geçildiğine işaret ediyor. Asıl şimdi “Nasıl olmalı?” sorusuna cevap bulmak lazım.

Bir taraf ‘hakkımız’, diğeri ‘yok daha neler’ diyor. Asimilasyon ve bölünme kavramları da yaraya tuz basınca ana dilinde eğitim meselesi konuşulamayacak hâle geliyor. Politik gürültüde sesini duyurmakta zorlanan uzmanlar ise geç kalınmışlık vurgusuyla bir an önce atılması gereken adımlardan dem vuruyor. Öncelik, toplumun Türkçe harici dillere bakışındaki aşağılayıcı, görmezden gelici ve ötekileştirici tutumunun değiştirilmesinde. Yol haritasındaki diğer tedbirler şöyle: Problemin tüm boyutlarını sergileyecek araştırmalara hız verilmesi, yurtdışı uygulamaların artı ve eksileriyle incelenmesi, kalıcı çözüm için sistem ithalinden ziyade Türkiye şartlarına özgü modeller geliştirilmesi ve öğretmen ile ders materyali eksiğinin uzun vadede halli için üniversite ve yayınevlerinin ortak çalışması.

Çoğu reformun öncüsü AK Parti iktidarı dahi konuya ihtiyatlı yaklaşıyor. Aynı kafa karışıklığı Cumhuriyet Halk Partisi’ne (CHP) de hâkim. Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu’na göre istek toplumu bölebilir. Ama ana dilinin öğretilmesinde her türlü imkân sağlanmalı. En net tavırlar Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) ile Barış ve Demokrasi Partisi’nde (BDP). İlki kesinlikle karşı. Diğeri talebin bayraktarı; ancak “Uygulama nasıl?” suali karşısında suskun. Bilgi Üniversitesi Öğretim Üyesi Müge Ayan Ceyhan gibi siyaset dışı aktörlerin şikâyeti, dünyanın çoğu ülkesinde temel haklardan addedilen konunun kısır çekişmelere kurban edilmesi: “Bu kadar politize olmasından rahatsızım. Tamam, siyasal tarafı var ama o yöne o denli kilitlendik ve saplandık ki, işin teknik boyutunu konuşma fırsatı olmadı. Bu yüzden bir sürü problem sayıyoruz. Artık ne olacağına, ne hedeflendiğine karar verilmeli.”

Anketlerin dili
Peki, kararlar neye göre belirlenecek? Tam burada sıkıntının bel kemiği ‘araştırma eksiği’ gün yüzüne çıkıyor. Şimdiye değin Eğitim Reformu Girişimi, Eğitim-Sen ve Diyarbakır Siyasal ve Sosyal Araştırmalar Enstitüsü (DİSA), ana dilinde eğitime dair rapor yayımladı. Ceyhan hepsini takdir ediyor; fakat toplumsal ön yargının şiddeti, nerelerde ne ölçüde hissedildiği ve alınacak tedbirlere dair yeni veri ihtiyacına değiniyor: “Bunu, mevcut neticeleri okurken daha iyi anlıyorsunuz.” O zaman akıllara ‘Elde neler var?’ sorusu geliyor. Mesela Kürt çocukların okullarda karşılaştığı dil problemleri ve oranı... Okul öncesi eğitim ihtiyacını belirlemek için 2002’de yapılan bir araştırmaya göre dört kategori var ki tablo şöyle: “Düzgün cümle kuramama: İstanbul yüzde 57,1, Diyarbakır 46,2 ve Van 50. Sözcük dağarcığının kıtlığı: İstanbul 14,3, Diyarbakır 46,2, Van 40. Türkçeyi az bilme/anlamama: İstanbul 14,3, Diyarbakır 53,8, Van 50. Hiç bilmeme: İstanbul (yok), Diyarbakır 38,5, Van 30.”

Eğitim-Sen’in 26 ili kapsayan Nisan/Mayıs 2010’daki çalışmasının verileri de dikkat çekiyor: Nüfusun yüzde 17’si Türkçenin yanı sıra başta Kürtçe, Zazaca ve Arapça çeşitli dilleri konuşuyor. Katılımcıların yüzde 20,4’ünün anne babasından en az biri Türkçe dışında bir dile sahip. Aynı oran kendilerinde 16,9’a düşüyor ki, bu tek kuşakta yüzde 3,5’lik kayıp demek. Kullanıma dönük sonuçlar daha çarpıcı: Yüzde 72’si anne ve babalarıyla, 49,5’i eşleriyle, 27’si çocuklarıyla çoğu zaman veya her zaman ana dilinde konuşmayı tercih ediyor. “Türkçe dışı ana dillerde eğitime nasıl bakıyorsunuz?” sorusunun cevabı da siyasetçilere mesaj niteliğinde: Herkese sağlanması gereken bir haktır: Yüzde 48. Karşıyım ama seçmeli ders olabilir: 14. Fikrim yok ya da kararsızım: 10,30. Kesinlikle karşıyım: 27,70.

Sayısal verilerde görüldüğü üzere toplumun yarısı politikacıların takıldığı engeli aşmış. Ancak geçilemeyen engeller de söz konusu. Boğaziçi ve Sabancı üniversitelerinde Kürtçe dersi veren Mehmet Şerif Derince bunlardan ‘ana dil ve ana dili kavramları’na dikkat çekiyor. Çünkü toplum bunlarla ne kastedildiğini bilmiyor. Kimi tamamen Kürtçe eğitim veren sistem zannediyor, kimi mevcut millî eğitim işleyişinde seçmeli ders. Bir de istek, yer yer “PKK’nın arzusu” diye yansıtılınca ana dil veya ana dili terimleri tüyleri diken diken ediyor. Tepki özellikle Karadeniz’de, Orta ve Batı Anadolu’da artıyor. Sıkıntının aşılabilmesi ve genel kabulün artırılabilmesi adına Derince, “Gerçi Necmiye Alpay muğlaklığı, annenin dili manasındaki ana dilin pek çok yerde başlıca dil anlamında yanlış kullanılmasına bağlıyor ve çözüm için ‘ana dili’ni öne çıkartıyor ama ben ‘çift veya çok dilli eğitim’ kavramlarını anlaşılır ve özü verir olmaları sebebiyle teklif ediyorum.” diyor.



Modeller 6 kategoride toplanıyor
Ya sistem? Bütünüyle Kürtçe mi yoksa seçmeli ders mi? Müge Ceyhan ilki için “İyi bir yol olduğunu kesinlikle düşünmüyorum. Türkiye’de hâlihazırda farklı lisanlara bakış malum. Çocuk okulu bitirip hayata atılınca ciddi derecede dezavantajlı olur.” Görüşünü seslendiriyor. Diğerine gelince, “Hangi aşamada başlayacağı ve ne ağırlıkta olacağına dikkat edilmeli. Bir de süreç göstermelik yürümemeli.” yorumunu yapıyor. “Sizce nasıl bir model?” sorusuna ise şu cevabı veriyor: “Altyapımız hazır olsa en ideali, çocuğun birinci dille eğitime başlaması, bir süre sonra ikinci lisanın devreye girmesi ve ortak devam etmesi.” Tabii dünya genelindeki uygulamaların bize yol göstereceği unutulmamalı.

Ülkeler bazında 50’ye yakın modelden bahsedilse de DİSA’nın Ekim 2010 tarihli ‘Dil Yarası’ başlıklı raporunda modeller 6 grupta toplanıyor. Birincisi tek dil konuşan İzlanda gibi ülkelerdeki sistem. İkincisi, tek dil siyasetini eğitime yansıtanlar ki ilkinden farkı bölgesel dilleri ve göçmen nüfustan doğan çok dilliliği sınırlı da kalsa tanıyor. Fransa ve Türkiye böyledir. Üçüncüsü, Amerika Birleşik Devletleri (ABD) misali. Çoğunluğun dili baskındır ama anayasal veya resmî statüsü bulunmaz. Okullarda baskın dili daha iyi öğretme adına ana dili eğitimi araçtır ve çift dilli sisteme imkân tanınır. Dördüncüsü, gerçekte çoğulculuğu desteklemeyen, kurumsal düzeyde çok dilliği tanıyan Belçika ve İsviçre örneği. Federal yapıyla yönetilirler, bölgeler dil esasıyla tespit edilir ve sınırları belli bölgelerde bazı dillerin konuşulması ulusal birliğe engel görülmez. Beşincisi Kanada gibi iki resmî dile sahip fakat diğer ana dillerde eğitime fırsat veren modeller. Sonuncusu eski Sovyetler Birliği ve Yugoslavya’daki uygulama: Çok dilliliği kabul eder. Söylemde dilsel çoğulculuğu geliştirmeyi amaçlar. Gerçekteyse resmî alanda ve gruplar arası iletişimde tek lisan egemenliğine çalışır.

Eğitim Reformu Girişimi’nin ‘Çift dillilik ve eğitim’ araştırmasında ise modeller şöyle sıralanıyor: Çift ve tek dilli yaklaşım. Uygulamada ilki 3’e, öbürü 2’ye ayrılıyor. Çift dillilerin birincisi, eğitimin tamamen ikinci dilde başlaması, bir süre sonra ana dilinin programa dâhil edilmesine dayanıyor ki ismi yabancı dilde eğitim. Mesela Türkçe ana dilli çocuk okul öncesi öğrenime İngilizce sınıflarda yabancı öğretmenlerin eşliğinde başlıyor. 6-7 yaşına gelince İngilizce dil dersine dönüyor ve eğitim Türkçe sürdürülüyor. Diğer seçenek çift yönlü eğitim modeli. Ana dilindeki beceri düzeyinin ikinci dil öğrenimine olumlu katkı yaptığı fikrine dayanır. Çift dilde okuryazarlık önemsenir ve iki lisanda eğitim verilir. ABD’de bazı okullar ana dili İspanyolca çocuklara uygular. Sistemde İngilizce ve İspanyolca iki sınıf vardır. Her birinde iki dilde ders veren bir öğretmen ve yardımcısı bulunur. Öğrenim birer haftalık periyotlarda İngilizce ve İspanyolca dönüşümlüdür. Deneyler modelin İspanyol çocukların ana dillerindeki okuryazarlık becerilerini artırdığını ve İngilizcelerini olumsuz etkilemediğini göstermiştir. Sadece İngilizce eğitim alanlardaysa İspanyolca gerilemiştir. Son sık geçişli eğitimdeyse öğrenim ana dilinde başlar, ardından ikinci dile geçilir. Bazı uygulamalarda geçiş sonrası ana dili bırakılır. Bazılarındaysa beraber devam eder. Değişimde iki dilin ilişkilendirilmesi önemlidir. Aksi takdirde okulu terk veya başarısızlık ortaya çıkar.

Tek dil yaklaşımlı modellere gelince... Birincisi salt ana dilinde eğitim. Başta kulağa hoş gelse bile Güney Afrika’daki ırkçı hükümet misalleri düşünüldüğünde toplumsal hareketliliğin engellendiği gerçeğiyle karşılaşılıyor. İngilizce ve Afrikaans’ın resmî dil statüsünde bulunduğu o dönem bu dillerde eğitim veren okullara yalnızca İngilizler ve Hollandalılar gidebiliyordu. Diğer etnik gruplar sekizinci sınıfa kadar ana dilinde eğitim almak zorundaydı. Tabii bütün resmî işlemler İngilizce ve Afrikaans üzerinden yürüdüğünden ekonomik kaynaklar ve toplumdaki güç dengeleri bu dilleri kullanabilen beyazların elindeydi. Her ne kadar söz konusu günler geride kalsa da zihinlerdeki korku devam ediyor ki günümüzde siyahiler ana dilinde eğitim yerine İngilizce öğrenimi tercih ediyor. Tek dil yaklaşımının diğer seçeneği yalnız ikinci dilde eğitimi esas alır.

“Türkiye için hangisi daha iyi?” noktasında Müge Ayan Ceyhan “Hepsini inceleyelim, artı ve eksilerini tespit edelim; ama Avrupa’da Kürtçe ana dilinde eğitim veren ülkelere özellikle bakalım. Böylece kapsamı daraltmış oluruz ki, bu işimizi kolaylaştırır.” diyor. Bugün Avrupa’da ders saatleri ve şekli değişmekle beraber Hollanda, İsviçre, İngiltere, Finlandiya, Norveç, Danimarka, Almanya ve İsveç’te Kürtçe öğrenim söz konusu. Hatta İsveç’te eğitim sisteminin parçası, diğerlerindeyse okullardaki kursta veriliyor. Alman ve İsveç modellerine bakarsak karşımıza çıkan tablo şu:

1980’lerde Almanya’da göçmen çocukların Almancayı iyi öğrenebilmeleri için ana dillerinden yoksun bırakılmaları gerektiği fikri savunuluyordu. Şimdiyse her eyalet bu hakkı –uygulama farklılıkları olsa da– kabul ediyor. Sosyal demokratların kontrolündeki eyaletlerde göçmen çocukların lisanlarını, kültürlerini unutmamaları ve ülkelerine döndüklerinde yabancılık çekmemeleri için ana dilinde ders veriliyor. Hıristiyan Demokrat idareler konuyu ilgili ülke konsolosluklarına havale etmiş. Kuzey Ren-Westfalya Eyaleti ana dili eğitimi uygulayanlardan. En az 12 öğrencinin isteğiyle verilen derse 1 ila 10’uncu sınıf arasında gönüllü göçmen çocukları katılabiliyor. Süre haftada beş ders saatine kadar çıkabiliyor. İçerik eyalet eğitim bakanlığının kabul ettiği müfredata göre yürüyor. Alman sınıf öğretmeni ile ana dili öğretmeni beraber çalışıyor. Eğitim materyalleri iki dilde hazırlanıyor. Bazı okullarda ise ana dili ikinci veya üçüncü lisan durumunda. Eyalette bu kapsamda 18 ana dili var.

İsveç örneğiyse Türkiye için daha net. Ana dili reformunun yürürlüğe girdiği 1977 itibarıyla Kürtçe resmen eğitim hakkına kavuşur. Hatta 1980’lerde, Kürtçe öğretmeni yetiştirmek için 2 yıllık bölüm açılır; fakat sonra kapatılır. Yine 2002-2003 öğretim yılı verilerine göre Kürtçe, ülkedeki 10 büyük dilden biri. Temel eğitim okullarında ana dili Kürtçe 7871 öğrenci var ve bunların 4630’u birinci dil eğitimine katılıyor. Okul öncesinde başlayan hak lise bitene kadar sürüyor. Uygulamanın genel hatları şöyle: İsveç’te hem ana dili eğitimi hem de ana dilinde eğitim var. Yani birinci dil öğretimi yanında bunlarla ders de işleniyor. Ders için en az 5 kişilik sınıf oluşturmak lazım. Lise öğrencilerinin haftada 2,5 saat ders hakkı mevcut. Eğitim, velinin yazılı isteğine bağlı. Her belediye, bazen her okul, öğretmenini işe kendi alıyor. Sekizinci sınıftan itibaren ana dili dersinden not alınıyor ve bunlar diğer dersler gibi geçerli.

Model meselesine dair son fakat çok önemli vurgulardan biri yine Müge Ceyhan’dan geliyor: “Çalışmalar, tamam şu ülkenin sistemi güzelmiş, hadi biz de onu uygulayalım, aşamasına asla gelmemeli. Muhakkak kendi şartlarımıza özgü sistemi geliştirmeliyiz. Hatta bunun alt başlıkları da olmalı. Çünkü realite şunu söylüyor ki, bugün Diyarbakır’daki şartlar ile İstanbul’daki, Van’daki ile Muş’taki, Batman’daki ile Tunceli’deki bile aynı değil.”



Tecrübe var ama yeterli değil
Çift dilli eğitimin hassas noktalarından biri de öğretmen ve materyal eksiği. Eğitim- Sen’in 7 yıl önceki ‘Anadilde Eğitim Sempozyumu’na İsveç’ten katılan Haydar Diljen, 70’li yıllardan bu yana yurtdışında Kürtçe dil dersi verilmesine atıfla şöyle diyor: “Bu 30 yıla yakın deney ve birikim gösteriyor ki, ciddi bir analiz merceğiyle geleceği hiç de karanlık görmeye gerek yok. Üstelik öğretmenlerin çoğu hem ülkeden kazandıkları hem de çeşitli Avrupa ülkelerinde yaşadıkları için, o ülkelerin zengin deneylerinden yararlanıyor, eğitimle ilgili gelişmeleri izliyor ve yaşıyor.” İstanbul Kürt Enstitüsü’nden Sami Tan da materyal konusuna değiniyor: “Dile dair çalışmalar resmen tanınmadığından boşluk var. Gayriresmî de olsa Kürt kurulları bir çalışma yapmış. Ama bunun oluşumu ihtiyaçla da ilgili.” Tabii enstitünün çabasıyla oluşan 3 kitaplık set ve sözlük gibi yardımcı eserler ortadayken ‘hiçbir şey yok’ demek zor. Hatta ‘sadece Kurmanci lehçesinde hazırlanıyor’ eleştirisi de Zazaca kitaplarla azalacağa benziyor. “Materyal örneği yok denilemez; ama yeterli de değil.” diyen Tan, buna rağmen talebin mütemadiyen arttığını söylüyor. Rağbet Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgeleri haricinde İstanbul, İzmir, Mersin ve Adana gibi metropollerden geliyor.

Nihayet İsrail’in ana dili eğitimine bakışı ile mevzuyu tamamlayalım. Ülke nüfusunun yüzde 80’den fazlasını İbranice konuşan Museviler oluşturuyor; fakat Arap vatandaşlar da var ve devlet onların lisanına özel bir statü tanıyor. Arap azınlık ilk ve ortaöğretimde ana dilinde eğitim alıyor ve İbranice de öğrenilmesi zorunlu ikinci dil...

MEDRESELER ORADA DURUYOR!
Ana dilinde eğitime dair ilginç denilebilecek yaklaşımlardan birini de Müfit Yüksel dillendiriyor. Ona göre özellikle BDP’nin ana dilinde eğitim talebi tamamen modern ulus devlet talebi. Zaten Doğu ve Güneydoğu’nun geleneksel yapısında sadece Kürtçe eğitim veren bir kurum yoktu. Yine 60-70 yıllık Kürtçe eğitim birikimine rağmen Kuzey Irak’ta dahi Arapça terk edilmiş değil. Kaldı ki Türkiye’de seküler manada ayrı okullar açmak sancı oluşturur. Onun yerine aslı Selçuklu Nizamiye Medreseleri’ne kadar dayanan ve bölgede hâlâ süren medrese geleneği yoluyla çözüm üretilebilir. Hem sıkıntıya yol açmaz, hem ana dilinde eğitim talebini karşılar. Yine buralara hâlihazırda Karadeniz’den talebe geldiği nazara alınırsa tepki de çekmez. Böylece toplumsal çatışma ve kırılmaların da önüne geçilebilir. Buralara enstitü statüsü verilebilir, kütüphaneleri geliştirilebilir, müfredatları zenginleştirilir. Kısacası seküler temelli projelerden ziyade din temelli gidiş daha yumuşak geçiş sağlar. Yoksa İstanbul’daki okulun Kürtçesini getirmek, resmî ideolojinin Kürtçesini getirmektir ki ‘dublajlı Kemalizm’ diyorum buna.

Nezir Gümüş (Dünya TV’de Kürtçe öğretim Kurdî Hîn Dibi) ve şiir (Helbestên Nemir) programlarının yapımcı ve sunucusu):

ALTYAPI ÇOK DA EKSİK DEĞİL
Hem televizyon programlarında hem de daha önce verdiğimiz kurslarda öncelikle şu sorunu yaşadık. Öğrencilerimiz Türkçe eğitim gördüklerinden Kürtçenin Latin alfabesine uyumunda zorlanıyor. Şu an Kürtçe eğitimi için bir kaynak sorunundan bahsedilebilir. Ama piyasada birçok dil bilgisi, ders kitabı, öğretim setleri ve sözlükler mevcut. Resmiyet olmamasına rağmen bu kadar kaynağın mevcut olması bu açığın kısa zamanda aşılabileceğini gösteriyor. Bu arada resmî kurumlar Kürtçenin kaynaklarını oluşturmaya başlayabilir. Mesela Türk Dil Kurumu’nun basacağı Kürtçe-Türkçe, Türkçe-Kürtçe sözlük bu iş için iyi bir başlangıç olabilir.

Öğretmen ihtiyacı bir sorun olarak görülebilir ama bu da ilk etapta büyük bir problem sayılmamalı. Çünkü şu anda Kürtçe ders veren öğretmenler var. Bu açık da kısa sürede kapatılabilir. Hatta bu açığın kapatılması için önemli bir adım atılmış durumda. Mardin Artuklu Üniversitesi Kürt Dili ve Kültürü Bölümü’nde mezun olanlarla birlikte 60 öğrenci bulunuyor. Yine aynı üniversite bünyesinde 55 Kürt Dili ve Edebiyatı Bölümü öğrencisi var. Bunlara bir de Dicle Ünivesitesi, Muş Alparslan Üniversitesi ve Bingöl Üniversitesi’nin Kütçe bölümlerinde okuyan öğrenciler de dahil edildiğinde önemli bir eğitim ve öğretim kadrosu ortaya çıkıyor.

Kürtçenin alfabesi zaman zaman tartışma konusu edilmiştir. Şu anda Kürtçe okuryazarların büyük bir kısmı Celadet Elî Bedirxan’ın hazırladığı Latin alfabeyi kullanıyor. Eksikliklerine rağmen bu alfabe önemli ölçüde kendini kabul ettirdi. Kürtlerin yaşadığı hemen hemen tüm coğrafyalarda bu alfabe kullanılıyor. Biz de bu alfabeyle eğitim yapabiliriz.

Sorun gibi görülen iki başlık var. Birincisi Kürtçe eğitimle birlikte “birbirini anlamayan nesiller ortaya çıkacak” deniyor. Bunu aşmanın yolu var. Öncelikle Kürtleri Türkiye’den koparacak sadece Kürtçe yapılan bir eğitim modeli olmamalı. Kürtçe ve Türkçe eğitimi birlikte verilmeli. Yani Kürtçe eğitim yapılan okullarda Türkçe öğretimi zorunlu olmalı. Kürtçe eğitim aşamalı olarak uygulanmalı. Resmî dilin Türkçe olduğunu düşündüğümüzde Türkçenin öğrenilmemesi gibi bir durumla karşılaşılmaz. Çünkü Türkçe öğrenmeyenler kendi imkânlarını kısıtlar.

Kürtçe eğitime ikinci itiraz ise “ana dilinde eğitim başlarsa ülke bölünür” kaygısı. Budüşünce kesinlikle gerçekçi değil. Çünkü bu gün zaten küçük çapta da olsa bu işe girişilmiş. Eskiden Kürtçe televizyonlar ülkeyi böler deniyordu. Bu iddialar yavaş yavaş geçerliliğini kaybetti. Kürtçe eğitim konusu da bunlardan farklı değildir.



YORUMLAR :::

Yorum Yaz GİRİŞ YAP

GÜNCEL HABERLERİ :::

YORUMLANANLAR :::

Büyükşehir'de bugün de üç kişi görevden alındı

Mardin Büyükşehir Belediyesinde devam eden teftişl [...]

1 gün önce...

3 milyon TL'lik Zarar; yetkililerden tahsil edilecek

Mardin’in tarihi ve kültürel dokusunu bozduğu gere [...]

1 gün önce...

Görevden alınan yönetici sayısı 7'yi buldu

Mardin Büyükşehir Belediyesini teftiş eden müfetti [...]

23 saat önce...

HDP, DEDAŞ'ın devletleştirilmesini istedi

HDP Milletvekili Ayşe Sürücü, DEDAŞ’ın devletin sa [...]

14 saat önce...

Tatil dinlemediler okullarını botanik bahçeye çevirdiler

Yaz tatili dinlemediler, okullarını botanik bahçey [...]

1 gün önce...

MARDİNLİFE TV CANLI YAYIN