Darbe oldu, kurtulduk (mu?)

Darbe oldu, kurtulduk (mu?)
09 Eylül 2020 Çarşamba Saat 15:04 0

Bitmek bilmez şiddet olayları, kavgalar, ekonomik ve siyasi sıkıntılar sonrasında nihayet toplumun büyük kısmının beklediği kurtarıcı (?) gelmiş oldu.

Olayların aldığı hal itibariyle insanlar o kadar bunalmıştı ki, darbe bile bir çözüm olarak görülebildi ve kabul edildi. Sağcılar, solculara nispetle darbeyi daha büyük bir sevinçle karşıladı. Bir kısmının görüşü, kendilerinin fikirlerini benimseyen bir darbenin yapılmış olması ve bunun nihayetinde komünizm tehlikesinin tamamen ortadan kalktığı yönündeydi. Komünizm Türkiye’ye gelebilir, gelse de barınabilir miydi bilemiyoruz, ya da Türkiye tipi bir komünizm nasıl olurdu?

Her derde deva olarak yapılan darbe, dertlere ne kadar deva olmuştur tartışılır. O dönem halk için, can güvenliğine ilişkin endişe taşımadan sokağa çıkabilmek, çoluğunun çocuğunun başına bir olay gelmeden eve dönebileceğini bilmek bile büyük bir nimetti. Darbe öncesinde, her an herkesin başına bir şey gelebilir, her an hayatını kaybedebilir endişesi baskındı. Şimdi bu endişe ortadan kalktıysa da, her an herkes yargılanabilir hale geldi. Darbenin ardından 650 bin kişi göz altına alındı. O dönemin teknolojisini ve imkanlarını hesaba katarak, bu 650 bin kişinin tam olarak neye göre göz altına alındığı ya da bunlardan ne kadarının gerçekten suçlu olduğunu kestirmek zor. Hepsinin suçlu olduğunu var sayarsak ve haklarında delillerin de sağlam olduğunu kabul edersek bile, neden darbeden önce göz altına alınmadıkları sorusu önemli bir sorudur. Bu dönemde yine 1 milyon 683 bin kişi fişlendi. Aşağı yukarı 210 bin dava açıldı. Bu davalarda yaklaşık 230 bin kişi yargılanıp bunlardan 7 bin kişisi için idam cezası istendi. Davalar sonunda 517 kişi idam cezası aldı, bunlardan 50 kişinin idamı gerçekleştirildi. Bu 50 kişi arasında 1 Asala üyesi terörist dışında 23 adli suçlu vardı. 26 kişi darbe öncesi siyasi terör eylemlerinden idam edildi. Darbenin komutanı Kenan Evren’in tabiriyle, sıkıntı çıkmasın diye bir sağdan bir soldan insanlar asıldı. Yine ona göre, bunları asmayıp besleyecekler miydi.

Kimilerine göre, gerçekleşen idamlar kabul edilebilir olmasa dahi, çok daha fazlası darbeden önce karşılıklı çatışmalarda öldürülmüştü. Bir açıdan, ölümler azalmıştı. Devletçi bir bakış açısıyla, bedeni kurtarmak için parmağı feda etmek gibi görülebilirdi bu durum. İdam cezaları kabul edilemez olmakla birlikte darbe öncesi bombalı saldırılar ve silahlı çatışmalar da kabul edilemezdir. İdam cezasıyla ölümsüzleşmiş isimler doğmuş oldu, oysa öncesinde ölen binlerce kişiden çoğunu sadece aile ve yakın arkadaşları bilmektedir. Bu anlamda ne darbe güzellemelerinin ne de darbe öncesi sağ sol çatışmalarının güzellemesini yapmak ahlaki bir tutum değildir. Toplumun büyük bir kısmının bir cinnet halinde olduğu, sağlıklı bir düşüncenin olmadığı bir dönem olarak ele almak gerekir.

12 Eylül günü gerçekleşen darbe, daha önce birkaç kez yapılmak istenmiş fakat şartlar uygun görülmediği için ertelenmişti. Yabancı bazı kaynaklara göre, 1977 yılından itibaren, bazı elçilikler, ülkelerine bu yönde bilgi notları iletmiş ve yakın zamanda darbe olabileceğini bildirmişti. CİA’in ise Türkiye’de darbe olabileceğine dair erişilebilen ilk raporu 1979 tarihlidir. Onun dışında Amerikan basınında sıklıkla darbe olabileceğine dair yazılar yayınlanmıştı. Siyasilerin de bu yönde bir beklentisi olduğunu daha önce belirtmiştik. Son Cumhurbaşkanlığı seçiminde baştan aday gösterilmemesi ve seçimin çok ciddiye alınmaması da belki bu beklentinin bir ürünüydü.

Darbe sonrası bütün siyasi partiler kapatılmış, parti liderleri göz altına alınmıştı. Birçok sendika, dernek v.b. örgütlenmeler kapatılmış ve yasak getirilmişti. Devletin yönetimi tam anlamıyla kurulan Milli Güvenlik Konseyine devredilmişti. Yasama, Yürütme ve Yargı yetkilerini devralan Ordu ve Milli Güvenlik Konseyi, yurt genelinde askerlerden oluşan idareciler ve ayrıca bürokraside de kendilerine yakın kişilerle faaliyetlerini yürütmüştü. Milli Güvenlik Konseyi Genelkurmay Başkanı Orgeneral Kenan Evren, Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Nurettin Ersin, Hava Kuvvetleri Komutanı Tahsin Şahinkaya, Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Nejat Tümer ve Jandarma Genel Komutanı Orgeneral Sedat Celasun’dan oluşmaktaydı.

Belirtildiği gibi darbenin olacağına ilişkin Amerikan basınında ve gizli servisinde öncesinden bilgiler yer alıyordu. 12 Eylül darbesinin arkasında Amerika olduğu en yaygın iddiadır. Mevcut iddiaların bir kısmı, bazı Amerikalı yetkililerin ve gazetecilerin dile getirdiklerine dayanmaktadır. Örneğin o dönem The New York Times gazetesinde yazar olan ve gazetenin Ankara temsilciliğini yapan Marvine Howe, bir yazısında darbeye niyetli askeri personelin, yapacakları darbenin Amerika tarafından onaylanmasının kendileri için önemli olduğunu belirtmişti. Yani Amerika’nın onayı olmaksızın böyle bir girişimde bulunamayacaklarını ifade etmekteydi. Howe’ın yazdıkları gerçeği ne kadar yansıtmaktadır bilemiyoruz, zira darbeyi yapan askeri yetkililer daima dış güçlerin etkisi olduğunu inkar etmişlerdir. Diğer yandan, darbe sonrası Amerikalı yetkililerin destekleyici açıklamaları da söz konusudur. Doğrudan bir etkileri ve istekleri olmadığını düşünsek dahi, memnun olduklarını söylenilenlerden görebilmekteyiz. Darbenin ardından ABD Dışişleri Bakanlığı sözcüsü olan Trattner’in ilk açıklamasında, Türkiye’de ekonomik ve sosyal sıkıntılardan böylesi bir darbenin yapılmış olmasının haklı ve meşru olduğunu belirtmişti. Aynı şekilde Amerika’nın yardımlarına tekrar başlayacağını bildirmişti. Resmi olarak bu tüm NATO ve OECD ülkelerine de iletilmiş ve yeni askeri yönetiminin de desteklendiği bildirilmişti. Carter yönetimi ayrıca darbeye bir tepki göstermeyip, Ordunun demokrasiye olan bağlığına inandığını, ülkeyi huzura kavuşturduğunu belirtmişti.

Amerika, darbenin başarılı olması ve itibarını arttırmak için yardımların devamını sağlamıştı. Buna karşılık tabi yeni askeri yönetime bazı tavsiyeler iletmişti. Bunlar, demokratik bir yönetime dönüş için bir yol haritası çıkartılması, göz altında olan siyasi liderlerin serbest bırakılması, bir suç varsa adil yargılama gerçekleştirilmesi, Yunanistan’ın NATO’ya dahil edilmesi için hızlıca gerekli görüşmelerin yapılması, Kıbrıs konusunda taraf toplumların tekrar görüşmelere başlamasını kapsamaktaydı.

Darbeye ilişkin sonraki yıllarda, siyasiler Orduyu suçlamıştı. Darbe için gerekli şartların olgunlaşması için bekledikleri, olayları engellemek yönünde bir çabalarının olmadığını belirtmişlerdi. Süleyman Demirel, muhtelif röportajlarda Evren’i bu açıdan suçlamıştır. Kendilerinin hükümeti işletmek ve devleti yönetmek yönünde çaba harcadıklarını ama Ordunun kendisini devletin bir parçası gibi değil, ayrı gördüğünü ve kenarda beklediklerini dile getirmişti. Ülkenin bulunduğu olumsuz şartlardan çıkabilmek için bir bütün halinde çalışılması gerektiğini fakat Ordunun bu bütünlüğü bozduğunu, bütünün bir parçası gibi davranmadığını dile getirmişti. Demirel daha ileri giderek, komutanların kendi ikballeri için birçok şeye göz yumduğunu ve hareket etmediğini belirtmişti. Ona ve birçok kişiye göre, kan gölüne dönen ve her gün onlarca insanın ölümüne sebebiyet veren olaylar 12 Eylül sonrasında durmuştu. Üstelik ülkede, darbeye kadar 20 aya yakın sıkı yönetim ilan edilmiş ve askerlerin istediği birçok kanun meclisten geçirilmişti. Askerlerin genel eleştirisi, istenilen kanuni düzenlemelerin olmadığı yönündeydi fakat Demirel buna da cevaben, darbe sonrasında sıkı yönetim kanunlarında ciddi herhangi bir değişikliğin yapılmamış olmasını ve büyük çoğunlukla aynı şekliyle devam edilmiş olmasını göstermekteydi.

Darbe sonrasında, yurt dışına kaçan bazı gazeteci ve yazarlar darbeyi şiddetle eleştirmişti. Yurt içinden de bazı eleştiriler olsa da, darbe şartlarından dolayı bunlar bu kadar sesli dile getirilemiyordu. Buna karşı, farklı görüşten gazeteciler de darbeyi meşru gösterecek yazılar yazmıştı. Bunlar, doğrudan darbeye sahip çıkmasa da, darbe öncesi şartların kötülüğünden zaten ortada demokratik bir yapının, sağlıklı bir hükümetin varlığından bahsedilemeyeceğini belirtmiş ve bu müdahalenin doğal ve gerekli olduğunu savunmuşlardı.

Demirel’in ve başka birçok kişinin iddia ettiği, darbeden sonra olayların hızlıca bitmesi meselesine, Kenan Evren karşı çıkmıştı. Savunmasında, olayların birden kesilmediğini, hatta darbeden sonraki 1 yıllık süreçte toplamda 286 kişinin öldüğünü, az ya da çok olayların devam ettiğini belirtmişti. Evren, aylık ortalama 24 kişinin ölmüş olmasını, darbenin bir yıl öncesi 234 olan günlük ölüm sayısına göre ciddi bir azalmaya işaret ettiğini, ama kontrolü tamamen sağlamanın ve olayları bitirmenin iddia edildiği gibi birden olmadığını belirtmişti. Evren’in darbe öncesi için verdiği günlük ölüm rakamları ile daha önce aktardığımız resmi ölüm rakamları birbirini tutmamakta arada ciddi bir fark görünmektedir. Evren’in verdiği rakamlar muhtemelen kendini haklı çıkartmak için verilmiş abartılı rakamlardır. Yine Evren, darbe öncesinde emniyet güçlerinin, yargı sisteminin ve istihbaratın yeterince iyi çalışmadığından dolayı askerin de başarılı olamadığını belirtmekte ve suçu diğer kurumlara atmaktaydı. Evren, darbenin kendince iyi niyetlerle yapıldığı ve memleket için gerekli olduğu iddiasına leke sürebilecek her şeye şiddetle karşı çıkmıştı. Bunun için Ordu dışındaki bütün kurumların iyi çalışmadığını, hatta insanların da Orduya yardımcı olmadığı, teröristlerden çekindikleri için iş birliği yapmadığını belirtmişti.

Darbe sonrasında, Evren, darbenin gerekliliği için yaptığı açıklamada şunları söylemişti:

- Milli birliği korumak

- Anarşi ve terörü önleyerek, can ve mal güvenliğini tesis etmek

- Devlet otoritesini hakim kılmak ve korumak

- Sosyal barışı, milli anlayış ve beraberliği sağlamak

- Sosyal adalete, ferdi hak ve hürriyete ve insan haklarına dayalı laik ve Cumhuriyet rejimini işlerli kılmak

- Sivil idareyi yeniden tesis etmek

Bunların ne kadarının gerçekleştiği, asıl amacı ne kadar yansıttığı hep tartışma konusu olmuştur.

Evren, darbenin başarısının devam edebilmesi için, sivil siyasetin önünü açmadan Anayasa değişikliğine gitmesi gerektiğini de düşünmüştü. Anayasa değişikliği, darbenin amaçlarını yansıtacak ve sonraki dönemlerde de buna uygun bir siyaset ve yönetim anlayışını muhafaza edecekti. Evren yeni bir Anayasa ihtiyacını şu sözlerle açıklamıştı: “12 Eylül Harekâtı da dâhil olmak üzere, Silahlı Kuvvetlerimizin görevi sadece kardeş kavgalarını önlemek veya ülkenin ve milletin bütünlüğüne yahut düpedüz devletin varlığına yönelen hayati tehlikeyi ortadan kaldırmakla sona ermemiştir. Devlete yeni bir Anayasa vermek veya mevcut Anayasa’da esaslı birtakım değişikliklerin yapılmasını istemek mecburiyeti geçmişte de doğmuştur. Nitekim şimdide, 1961’de meydana getirilen Anayasa’nın 1971 sonlarında Silahlı Kuvvetler’in de temennileriyle gerçekleştirilen fakat birtakım oyunlarla tam olarak yapılamayan değişikliklere rağmen bir türlü başarılı olamadığı görülmüş ve 1961 Anayasası’nın ortadan kaldırılmasına ve yeni bir anayasanın meydana getirilmesine kesin ihtiyaç hissedilmiştir”

Yeni Anayasa, öncekine göre devleti önceleyen ve vatandaşın önüne koyan bir Anayasadır. Buna göre birçok sivil toplum kuruluşunun yetkileri sınırlandırılmış, birey değil devlet öncelenmiş, siyaset kurumsal olarak sınırlandırılmış, üniversiteler ve muhtelif kurumların bağımsızlıkları sınırlandırılmıştı. Vatandaş, devlet için vardı artık. Devlet güvenliği için tehditlere silah zoruyla ya da gerekli gördüğü şekilde müdahale edebilirdi. Genel olarak diyebiliriz ki, devletin güvenliği her şeyin önüne geçmişti.




YORUMLAR :::

Yorum Yaz GİRİŞ YAP

GÜNCEL HABERLERİ :::

YORUMLANANLAR :::

Genç Çiftlerin hayalini süsleyen kampanya

Mardin’de açılışının ikinci yılını kutlayan bir ge [...]

11 saat önce...

Midyat’ta meydana gelen kazada 4 kişi yaralandı

Mardin’in Midyat ilçesinde hafif ticari aracın odu [...]

21 saat önce...

WhatsApp sohbetlerinde yeni dönem

Facebook'un bünyesinde bulunan mesajlaşma uygulama [...]

21 saat önce...

Dolarda yeni zirve!

Dolar kuru bugün ne kadar? (26 Ekim dolar - euro f [...]

21 saat önce...

Mangal Aşkı, Az kalsın mahalleyi yakıyordu

Derik ilçesinde bir apartmanın çatı katında mangal [...]

19 saat önce...

MARDİNLİFE TV CANLI YAYIN