# Cumhurbaşkanı Erdoğan, BM kürsüsünden dünyaya seslendi! Salonda alkış tufanı kopartan sözler

> Birleşmiş Milletler Genel Kurulu'nun 81. oturumunda dünya liderlerine hitap eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas'ın salonda olmamasını "Sayın Mahmud Abbas, üst üste iki yıldır bu salonda yer alamıyor. Sayın Abbas bizzat burada bulunamasa da bizler, tıpkı geçen yıl olduğu gibi, özgür ve egemen Filistin Devleti'nin sesi olacak dünyaya duyurmaya devam edeceğiz" dedi.

- Kaynak: Mardin Life
- URL: https://www.mardinlife.com/gundem/cumhurbaskani-erdogan-bm-kursusunden-dunyaya-seslendi-salonda-alkis-tufani-kopartan-sozler
- Dil: tr-TR
- Yayın tarihi: 2026-09-22T20:44:21+03:00
- Güncelleme: 2026-09-22T20:43:00+03:00
- Yazar: BEŞİR ŞAVUR
- Kategori: GÜNDEM
- Görsel: https://cdn.mardinlife.com/2026/09/22/cumhurbaskani-erdogan-bm-kursusunden-dunyaya-seslendi-salonda-alkis-tufani-kopartan-sozler-701489.webp

Küresel diplomasinin kalbi New York'ta atıyor. Birleşmiş Milletler Genel Kurulu 81'inci oturumunu gerçekleştirirken, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan 16'ncı kez BM kürsüsünden dünya liderlerine hitap ediyor.

Konuşmasının başında Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas'a vize verilmemesine değinen Erdoğan, "Öncelikle bir üzüntümü ifade etmek isterim. Üye ülkelerin kahir ekseriyetinin resmen tanıdığı Filistin Devleti'nin değerli Başkanı Sayın Mahmud Abbas, üst üste iki yıldır bu salonda yer alamıyor. Sayın Abbas bizzat burada bulunamasa da bizler, tıpkı geçen yıl olduğu gibi, özgür ve egemen Filistin Devleti'nin sesi olacak dünyaya duyurmaya devam edeceğiz" ifadelerine yer verdi. Erdoğan'ın sözleri salondakiler tarafından uzun süre alkışlandı. 

Gazze'de masum sivilleri katleden İsrail'e de sert sözlerle yüklenen Erdoğan, "Yalnızca Gazze'de son üç yılda, çoğu çocuk ve kadın, 74 bin kardeşimiz İsrail'in devlet terörünün kurbanı oldu. Gazze halkı hâlen yıkıntıların altında sevdiklerini arıyor, eşlerinin, çocuklarının, anne babalarının naaşlarını çıkarıyor. İsrail'in saldırılarında ellerini, ayaklarını kaybetmiş masum yavrular, tahtadan yapılan protezlerle okullarına gitmeye, hayata tutunmaya çalışıyor. Gazze'deki hastanelerde yakıt sıkıntısı nedeniyle jeneratörlerin yüzde 70'inden fazlası şu anda hizmet veremiyor. Evlatlarının ve torunlarının üzerine titreyen bir baba, bir dede olarak bu kürsüden bizim için, vicdanımız parçalanarak şunu ifade etmek zorundayım: Gazze bugün sadece dünyanın en büyük çocuk kabristanı değildir. Aynı zamanda dünyada en yüksek çocuk ampute oranına sahip bölgedir. Gazze, çağımızın en insanlık dışı, en utanç verici temerküz kampıdır" dedi. 

Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın açıklamalarından satır başları:

"On yıla yakın süredir Birleşmiş Milletler Genel Sekreterliği görevini tarafsızlıkla, hepsinden önemlisi cesaretle yürüten kıymetli dostum Sayın Guterres'e çabalarından dolayı tebriklerimizi, teşekkürlerimizi iletiyorum.

Öncelikle bir üzüntümü ifade etmek isterim. Üye ülkelerin kahir ekseriyetinin resmen tanıdığı Filistin Devleti'nin değerli Başkanı Sayın Mahmud Abbas, üst üste iki yıldır bu salonda yer alamıyor. Filistinli kardeşlerimize yönelik bu haksızlık vicdanları yaralamaktadır. Bilinmesini isterim ki Sayın Abbas bizzat burada bulunamasa da bizler, tıpkı geçen yıl olduğu gibi, özgür ve egemen Filistin Devleti'nin sesi olacak dünyaya duyurmaya devam edeceğiz. Bu vesileyle bugün bir kez daha Filistin Devleti'ni henüz tanımamış tüm ülkeleri bu kararlarını gözden geçirmeye davet ediyorum.



"İNSANLIK O GÜNLERİ HASRETLE BEKLİYOR"

Sayın Başkan, değerli üyeler. 26 Haziran 1945 tarihinde Birleşmiş Milletler Anlaşması imzalanırken üye ülkeler büyük bir umutla şunları deklare etmişlerdi: 'Biz Birleşmiş Milletler halkları, bir insan ömrü içinde iki kez insanlığa tarif olunmaz acılar getiren savaş felaketinden gelecek kuşakları korumaya, temel insan haklarına, insan kişiliğinin onur ve değerine, adaletin korunması ve anlaşmadan doğan yükümlülüklere saygı gösterilmesi için gerekli koşulları oluşturmaya, iyi komşuluk anlayışı içinde birbirimizle barışık yaşamaya, uluslararası barış ve güvenliği korumak için güçlerimizi birleştirmeye karar verdik' demişlerdi.

Anlaşmanın üzerinden 81 yılı aşkın bir süre geçti. Ama insanlık hâlen o günkü güçlü iradenin hayat bulacağı günleri hasretle bekliyor. 

"74 BİN KARDEŞİMİZ İSRAİL'İN DEVLET TERÖRÜNÜN KURBAN OLDU"

Öyle çok uzağa gitmeye gerek yok. Sadece son bir yıldaki tabloya göz atmak kâfidir. Bakınız, geride bıraktığımız 12 ay, 60'ı aşkın çatışma ve savaşla son 30 yılın en kanlı dönemlerinden biri olarak kayıtlara geçti. Gazze'den Ukrayna ve Rusya'ya, Myanmar'dan Darfur'a, İran'dan Lübnan'a 250 bin insan hayatını kaybetti. Çok daha fazlası tarifsiz acılar yaşadı. Yüz binlercesi doğduğu, büyüdüğü toprakları terk etmek zorunda kaldı. Yalnızca Gazze'de son üç yılda, çoğu çocuk ve kadın, 74 bin kardeşimiz İsrail'in devlet terörünün kurbanı oldu. Gazze halkı hâlen yıkıntıların altında sevdiklerini arıyor, eşlerinin, çocuklarının, anne babalarının naaşlarını çıkarıyor. İsrail'in saldırılarında ellerini, ayaklarını kaybetmiş masum yavrular, tahtadan yapılan protezlerle okullarına gitmeye, hayata tutunmaya çalışıyor.



"VİCDANIMIZ PARÇALANARAK ŞUNU İFADE ETMEK ZORUNDAYIM"

Gazze'deki hastanelerde yakıt sıkıntısı nedeniyle jeneratörlerin yüzde 70'inden fazlası şu anda hizmet veremiyor. Evlatlarının ve torunlarının üzerine titreyen bir baba, bir dede olarak bu kürsüden bizim için, vicdanımız parçalanarak şunu ifade etmek zorundayım: Gazze bugün sadece dünyanın en büyük çocuk kabristanı değildir. Aynı zamanda dünyada en yüksek çocuk ampute oranına sahip bölgedir. Gazze, çağımızın en insanlık dışı, en utanç verici temerküz kampıdır. Başkan Trump'ın gayretleri ve bizim de dâhil olduğumuz ülkelerin katkılarıyla varılan ateşkes sonrasında bile katledilen Gazzelilerin sayısı 1.500'ü aşmıştır.

"BAZI GERÇEKLERİ BURADA AÇIK AÇIK İFADE EDECEĞİM"

 İsrail Hükümeti işgali durdurmaya yanaşmıyor. Batı Şeria'da ise yerleşimci terörünün en ağır dönemini yaşıyoruz. Kudüs'te Müslüman ve Hristiyanların kutsal mekânlara erişimi engelleniyor. Hepimizin ortak girişimi olan UNRWA yok edilmek isteniyor. Şimdi, değerli dostlarım, bugün kalbimle, kelamım mağarasına yine perde koymadan bazı gerçekleri burada açık açık ifade edeceğim. Kimse kusura bakmasın. Kimse gücenmesin, alınmasın.



"VİCDAN SAHİBİ HİÇ KİMSE BU TABLOYA GÖZLERİNİ KAPATAMAZ"

Bu, Tayyip Erdoğan'ın şahsi meselesi değildir. Bu, insani bir meseledir. Hepimiz için vicdani bir meseledir. Karşımızda öldürmeye doyamayan soykırımcı bir zihniyet var. Karşımızda son derece vahim bir tablo var. Yüreğinde insanlık olan, yüreğinde merhamet, şefkat olan, insan ve vicdan sahibi hiç kimse bu tabloya gözlerini kapatamaz.

"DÜNYA 5'TEN BÜYÜKTÜR"

Güvenlik Konseyi dünya 5'ten büyüktür ilkesine göre mutlaka reforme edilmelidir. Bir yandan hızla gelişen teknolojiye ayak uydurmamız gerekirken diğer yandan adil düzenin inşası gibi meşakkatli ancak ulvi bir sorumluluk taşıyoruz. Bazı temel prensipleri sizlerle paylaşmak istiyorum. Uluslararası hukukun güçlüye farklı, zayıfa farklı uygulandığı anlayışı değiştirmek mecburiyetindeyiz. Yapanın yanına kâr kaldığı, cezasızlığın sıradanlaştığı sistem çürümeye mahkumdur.



Evvela uluslararası hukukun güçlüye farklı, zayıfa farklı uygulandığı mevcut anlayışı değiştirmek mecburiyetindeyiz. Unutulmasın ki, yapanın yanına kâr kaldığı, dahası cezasızlığın sıradanlaştığı bir uluslararası sistem çürümeye mahkûmdur.

"HEM BÖLGESEL HEM KÜRESEL GÜVENLİĞE KATKI SUNDUK"

İkinci olarak, uluslararası iradenin krizlerin çözümünde tıkandığı her aşamada yeni bir yol açmak için bölgesel sahiplenmeyi kullanmak durumundayız. Türkiye olarak bu ülkeyle hareket ettiğimiz Karadeniz Tahıl Koridoru gibi her konuda netice aldık. Hem bölgesel hem küresel güvenliğe katkı sunduk.

Üçüncü olarak, iş birliğini ve açık diplomasiyi devletler arası münasebetlerin merkezine koyan bir anlayışı mutlaka yeniden tesis etmeliyiz. Güvensizlik üzerine bina edilen bir siyaset anlayışının kazananı olmadığını tarih bize acı tecrübelerle pek çok defa göstermiştir.

Dördüncü olarak, dünya genelinde gittikçe derinleşen gelir adaletsizliklerine çözüm üreten yeni bir paradigmayı beraber inşa etmeliyiz. Biz bunun yolunun ortak kalkınma, dayanışma ve bağlantısızlıktan geçtiğine inanıyoruz. Birbirine yollarla, ticaretle, enerji hatları ve ortak üretimle bağlanan toplumlar eninde sonunda huzur ve istikrarda birleşecektir.

"İLKELERİ SADECE DİLE GETİRMEKLE KALMIYORUZ"

Son olarak, insan merkezli teknoloji anlayışını hâkim kılarak teknolojiye sahip olanlar ve olmayanlar arasında yeni duvarlar örülmesine izin vermemeliyiz. Bilinmelidir ki tekno-kutuplaşma ve dijital hegemonya ne Birleşmiş Milletler merkezli sistemin ne de onun asli unsuru olan devletlerin hayrınadır. Kıymetli delegeler, Türkiye olarak bu ilkeleri sadece dile getirmekle kalmıyoruz. Attığımız her adımda daha adil ve insani bir uluslararası sistemin arayışındayız. Bölgesel sahiplenme anlayışıyla Pakistan ve Suudi Arabistan'la kurduğumuz savunma ittifakıyla hem aramızdaki dayanışmayı perçinliyor hem de bölgemizdeki sorunlara bölge içerisinden çözümler üretmeyi amaçlıyoruz. Körfez'de fitili ateşlenen çatışma ve savaş ortamının sona erdirilmesi için ilgili aktörlerle yürüttüğümüz çabalarımız sürüyor.



Altını özellikle çiziyorum. Gazze'de ise bir yıl evvel Şarm El-Şeyh'te attığımız imzanın takipçisiyiz. Gazze'nin yeniden inşasına vakit kaybetmeden başlamamız gerekiyor. Bu konuda sizleri İsrail üzerinde daha fazla baskı kurmaya davet ediyorum. Şunu herkes artık kabul etsin: Filistin Devleti'ni bozma girişimleri hüsrana uğrayacaktır. Bağımsız ve toprak bütünlüğüne sahip Filistin Devleti'nin vücut bulacağı o güzel günleri inşallah göreceğiz.

"SURİYE'DE YENİ BİR YOLA GİRİLDİ"

Dostlarım, 14 yıllık zulmün ardından Suriye, 8 Aralık Devrimi'yle birlikte yeni bir yola girdi. Cumhurbaşkanı Şaara'nın liderliğinde Suriye'nin her türlü iç ve dış tahrike rağmen güvenli, huzurlu bir ülke olma hedefine doğru ilerlediğini görüyoruz. Bu yolculuklarında kardeş Suriye halkının yanında olmaya devam edeceğiz.

Bir diğer komşumuz Irak'ta devlet otoritesinin güçlendirilmesi ve istikrarın tahkim edilmesi çabalarına desteğimiz tamdır. Kalkınma Yolu Projesi başta olmak üzere bölgemizin refahını artıracak stratejik ulaştırma ve enerji projelerinde Irak'la iş birliği içinde çalışıyoruz.

Rusya-Ukrayna savaşının ise Ukrayna'nın egemenliği ve toprak bütünlüğü sağlanarak sona ermesi samimi arzumuzdur. Karadeniz'de seyrüsefer emniyetinin yeniden tesisi, gıda güvenliğinin temini ve savaşın daha geniş bir coğrafyaya yayılmasının önlenmesi amacıyla taraflarla temaslarımızı sürdürüyoruz. Karadeniz'de ticari gemilere yönelik son saldırıların kim tarafından yapılırsa yapılsın kabul edilemez olduğunu bilhassa vurguluyorum. Türkün Boğazı'nda seyrüsefer serbestisinin korunması gerektiğine inanıyoruz.

NATO ANKARA ZİRVESİ'NE DİKKAT ÇEKTİ

Ege ve Doğu Akdeniz'de mevcut meselelerin iyi komşuluk ilişkileri temelinde ve uluslararası hukuka uygun biçimde çözülmesini arzu ediyoruz. Doğu Akdeniz Konferansı önerimiz müşterek bir zemin oluşturulmasına katkı yapacaktır. Bu vesileyle Birleşmiş Milletler Genel Kurullarında yaptığım çağrıyı bugün bir kez daha tekrarlıyorum. Kıbrıs Türk halkının egemen eşitliği ve eşit uluslararası statüsü tesis edilmeli, maruz bırakıldığı gayriinsani izolasyon artık son bulmalıdır. Uluslararası toplumu Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'ni tanımaya ve bu devletle siyasi, diplomatik ve ekonomik ilişkiler tesis etmeye davet ediyorum.



Kıymetli delegeler, Türkiye gelişen savunma sanayisiyle, şoklara karşı dirençli ekonomisiyle çatışmaların ortasında adeta bir istikrar adası olmayı sürdürmektedir. Ülkemiz Avrupa'nın ayrılmaz bir parçası olarak kıtanın refah ve güvenliğinin temininde önemli roller üstlenmektedir. Temmuz ayında başarıyla ev sahipliği yaptığımız NATO Ankara Zirvesi, ortak güvenliğimize ilişkin kararlılığımızın somut bir nişanesi olmuştur. Türkiye'nin güvenlik mimarisinin dışında bırakıldığı bir Avrupa'nın daha güçlü, daha güvenli olması, açık söylüyorum, mümkün değildir. Biz Avrupa Birliği ile geleceğimizi işte bu stratejik vizyonla şekillendiriyoruz. Aynı vizyonu birlikte de bekliyoruz.

"GÜNEY KAFKASYA'YA BAKIŞIMIZ SON DERECE NETTİR"

Güney Kafkasya'ya bakışımız da son derece nettir. Azerbaycan ile Ermenistan arasında kalıcı barışın tesisini temenni ediyoruz. Sayın Aliyev ile Sayın Paşinyan'ın ortaya koydukları çözüm iradesini takdirle karşılıyor, destekliyoruz. Ermenistan'la yürüttüğümüz normalleşme sürecini de kararlılıkla ilerletiyoruz.

Şunu da memnuniyetle ifade etmek isterim. Türk Devletleri Teşkilatı, yıldan yıla güçlenen örnek bir bölgesel iş birliği modeli hâline gelmiştir. 30 Ekim'de Ankara'da yapılacak 13. Liderler Zirvesi, teşkilatın önünde inşallah yeni kapılar, yeni ufuklar açacaktır. Aralık ayında Libya'da düzenleyeceğimiz Dördüncü Türkiye-Afrika Ortaklık Zirvesi ise 20 yılı aşkın süredir geliştirdiğimiz kurumsal ortaklığımızın sembolüdür. Güney Asya'da Keşmir meselesi dâhil tüm ihtilafların Birleşmiş Milletler Şartı ve ilgili kararları çerçevesinde diyalogla ele alınması önemlidir. Yapıcı hareket edildiği takdirde her türlü sorunun çözümü mümkündür.

AFRİKA'DAKİ GERİLİMLER

Aynı durum Afrika kıtasındaki gerilimler için de geçerlidir. Sudan'da ateşkes ve kalıcı barış çabalarına, Somali'de güvenlik, kalkınma ve kurumsal kapasitenin güçlendirilmesi gayretlerine desteğimiz tam. Libya'da istikrar ve sükûnetin korunması önceliğimizdir. Gündemdeki uzlaşı sürecinin Libyalıların liderliği ve sahipliğinde yürütülmesi zaruridir. Biz de Türkiye olarak bu sürecin başarısı için desteğimizi sürdürüyoruz. Öte yandan Yeniden Asya girişimimizle Asya-Pasifik'teki ortaklarımızla ilişkilerimizi geliştirmeye devam ediyoruz. ASEAN'la ilişkilerimizin diyalog ortaklığı düzeyine yükselmesini bu yaklaşımın somut bir neticesi olarak görüyoruz. Aynı şekilde Latin Amerika ve Karayip ülkeleriyle ilişkilerimizi karşılıklı saygı, ortaklık ve kazan-kazan anlayışıyla geliştiriyoruz.



ANTALYA'DA COP31 ZİRVESİ

Değerli üyeler, hepimiz rızkımızı, yaşam kaynağımızı tabiattan alıyoruz. Ancak dünyamız çevre ve iklim noktasında ciddi tehditlerin eşiğinde bulunuyor. Hava, su, toprak, bunun yanında birçok canlı iklim değişikliğinden etkileniyor. Gelişmekte olan ülkeler ve Pasifik bölgesi iklim krizini iliklerine kadar yaşarken maalesef ihtiyaç duydukları finansmana erişimde ciddi zorluklarla karşılaşıyor. Bu yıl Kasım ayında Antalya'da COP31 Zirvesi'ne ev sahipliği yapacağız. Zirvede özellikle iklim adaletinin öne çıkarılmasını sağlayacağız. Avustralya ile geliştirdiğimiz ortaklıkla COP31'i, finansman taahhütlerinin yerine getirildiği, teknoloji transferinin hızlandırıldığı ve verilen sözlerin somut adımlara dönüştüğü bir uygulama COP31, bizler için tüm dünyada birleştiğimiz bir birliktelik hâline getirecektir."

---
Kaynak: [Mardin Life](https://www.mardinlife.com/gundem/cumhurbaskani-erdogan-bm-kursusunden-dunyaya-seslendi-salonda-alkis-tufani-kopartan-sozler)