# Gazeteclerin gözünden 'Diyarbakır'ın nabzı

> Hafta sonu Diyarbakır'da Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı'nın organize ettiği “Toplumsal Uzlaşı ve Medya” çalıştayına katılan yedi gazeteci Diyarbakır izlenimlerini yazdı. Doğal olarak yedi farklı Diyarbakır gözlemi çıktı

- Kaynak: Mardin Life
- URL: https://www.mardinlife.com/gundem/gazeteclerin-gozunden-diyarbakirin-nabzi
- Dil: tr-TR
- Yayın tarihi: 2013-02-26T15:32:51+02:00
- Güncelleme: 2013-02-26T15:32:51+02:00
- Yazar: Mardin Life
- Kategori: GÜNDEM
- Görsel: https://cdn.mardinlife.com/2013/02/gazeteclerin-gozunden-diyarbakirin-nabzi-9514.jpg

Hafta sonu Diyarbakır'da yapılan ve Gazetemizin Genel Yayın Yönetmeni Nezir Güneş ile Yazı İşleri Müdürümüz Kadir Üründü'nün de hazır bulunduğu "Toplumsal Uzlaşı ve Medya" çalıştayı sonrası, gazetecilerin gözünden Diyarbakır'ın nabzını anlamaya çalıştık.Ülke Tv Genel Yayın Yönetmeni Hasan Öztürk: Diyarbakır'da bahar iklimi hakim2013 yılı bitmeden memlekete “barış hakim olsun” için… Kanayan yara artık kabuk bağlayıp, “onulsun” için…Hasılı, elinde silah tutanların silahı bırakması için..!Vatan evlatları toprağa düşmesin için…Memleketin şehirlerine ve dağlarına barış iklimi gelsin için…Büyük Türkiye hayalinin gerçekleşmesi için çaba göstermek için…Elini taşın altına koyanlara “karınca misali”yönümüz belli olsun desteği vermek için…Diyarbakır'a gittim hafta sonu!Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı'nın bir günlük “Toplumsal Uzlaşı ve Medya” çalıştayına katıldım.Birbirinden değerli, gazeteci, akademisyen, aktivistle birlikteydim.Açılışta Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanı Osman Baydemir de vardı aramızda ve kış günü “bahar iklimi”ne yakışan bir konuşma yaptı!Çalıştayı uzun uzun yazacak değilim, zira haberlerini hem haber7.com'dan hem de Ülke tv'den takip etmiş olmalısınız.Ben size daha çok Diyarbakır sokaklarındaki izlenimlerimi anlatmak istiyorum.!7'den 70'e herkesin Türkiye meseleleri ve özellikle Kürt sorunu üzerine söyleyecek onca sözü var. Bu hem iyi hem kötü. Zira insanlar, günlük işlerinden daha çok bu meselelerle vakit harcıyor.Dağkapı ciğercisinde ciğer yerken de…Sıtkı Usta'da künefenin tadına bakarken de…Mardin Kebap'ta, atıştırırken de…Eski Balıkçılar Çarşısı'ndaki esnaf kahvesinde çay içerken de…Ofis'teki kafelerde nargile çekerken de...Gündem aynı:Çözüm süreci ne olacak?Başbakan Tayyip Erdoğan bu sorunu çözebilecek mi?PKK lideri Abdullah Öcalan ne mesaj verecek?Diyarbakır halkı, bu sorularla yatıp, bu sorularla kalkıyor!Çözüme her zamankinden daha çok inanıyor; çözümü tıkayacak hiçbir aktöre pirim vermiyor!Umutlar o kadar yeşermiş ki, çalıştaya gelen bir dostumuzun bindiği taksinin şoförü, “Aman ağabey, orada dikkatli konuş süreci tıkayacak bir şey söyleme sakın” diyerek uyarma ihtiyacı hissediyor.Ben size künefeci Sıtkı Usta'nın dükkanın ikinci katında, masamıza gelip bizimle tartışanDiyarbakırlı bir muhtar arkadaşımızın şu cümlesini nakletmek istiyorum:“Benim iki gelinim Türk. Hepimiz Müslümanız. Hepimizin Allah'ı bir, kitabı bir, peygamberi bir. Yetti artık bu savaş bitsin.”Diyarbakır'a bu 4'üncü ziyaretim. İlk ziyaretlerimde hep gergindi ortam. Öyle ki özerklik tartışmaları, referandum süreçleri, seçim tartışmaları sokağı hayli hareketlendirmişti burada.Şimdi ılık bir bahar havası var Diyarbakır'da.Bu hava daha seküler, daha dünyevi bir atmosferin hakim olduğu Ofis semtindeki kafelere de yansımış bunu da gördüm.Bıçkın, fütursuz, mangalda kül bırakmayan gençlerin dilinde de yumuşama var..!Hadi söyleyeyim, “ayrılma fikri”ni içselleştirmiş, “bağımsız Kürdistan” hayaliyle yanıp tutuşan söylemlerin yerini, “Birlikte Büyük Türkiye hayali” almış!Ben hep “iyilerle” karşılaşmış olamam öyle değil mi?Ya da bana hep “yalancılar denk gelmiş” olamaz!Büyük Türkiye hayali olan Diyarbakırlıları selamlıyorum!Kalın sağlıcakla.Sabah Gazetesi yazarı Mahmut Övür: 

Medya toplumun vicdanı olmalı
Gözlerin İmralı'ya çevrildiği bir günde Diyarbakır'dayız. Barış sürecinin nasıl seyredeceğinin merakla beklendiği gün biz de, bu konuyla yakından ilgili Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı'nın düzenlediği "Toplumsal Uzlaşı ve Medya" konulu toplantıya katılıyoruz.
İçinden geçtiğimiz süreç açısından medyanın toplumsal uzlaşmaya nasıl baktığı ve kullandığı dili önemli. Bu açıdan toplantının amanlaması yerinde... Somut bir sonuç elde edilmese de Türkiye'nin önde gelen gazete, televizyon ve internet sitesinden etkin isimlerin Diyarbakır'da bir araya gelip, daha barışçıl bir dil ihtiyacını vurgulamaları medyanın da değişime ayak uyduracağının işareti. Ancak henüz bu değişimin başındayız.Diyarbakır Çalıştayı bu dilin değiştirilmesi gerektiğini söyleyen önemli bir adım. Açılış konuşmasını yapan Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanı Osman Baydemir şöyle diyor: "Adalet ve eşitlik temelli barışın kaybedeni olmaz. Barış için uzlaşı ve birbirimizi dinleme kültürünü yerleştirmemiz gerekiyor. Medyanın barış dili bu açıdan çok önemli."Peki, medya bu tür süreçlerde çok mu etkili?Toplantıya katılanlar ağırlıkla etkili olduğu fikrinde. Hatta Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı Başkanı Mustafa Yeşil medyanın toplumun vicdanı olması gerektiğini dile getirerek şöyle diyor: "Medya toplumun gözü, dili ve vicdanı olmalı. Bu nedenle medya çok ciddi bir sorumluluk içinde..."Medyanın sorumluluğu elbette tartışılmaz. Ancak şu gerçeğin de bilinmesi gerekiyor; Bizdeki medya çeşitlenmesine rağmen hâlâ ağırlıkla vesayetçi sistemin düşünce kalıplarıyla toplumsal olaylara bakıyor. Kendi toplumunu tanımıyor, değişimi görmüyor ve ne yazık ki toplumun gerisinde kalıyor. Bu yüzden de hâlâ değişime direnen en güçlü odak medyanın içinde. "Apoletli medya"nın varlığı sürüyor.Bunun değişmesinin tek yolu ise sivil siyasetin güçlenmesi ve demokratikleşmenin sürmesi... Sivilleşen bir Türkiye'de editöryal özgürlük de olur, barış dili de yaratılırZaman Gazetesi Yazarı ihsan Dağı:
Devletin savaşı, toplumun barışı
Savaşı devlet, barışı toplum yapar. İstiyorsa toplum, hazırsa barışa ne devlet, ne örgüt durabilir bunun karşısında. Kürt meselesinde bu noktaya vardık mı?Toplumun savaştan yana olmadığı artık belli, barış talepleri ortada. Şiddet Türkiye’nin gençlerini, kaynaklarını ve umutlarını harcadı yıllarca. Dur denilmezse bu anlamsız, herkese zarar veren süreç devam edecek. Devam etmek ne akıl işi, ne vicdan. Barış ortak talep. Peki ama nasıl bir barış?Sorun ‘nasıl?’da düğümleniyor. Her durumda çözüm ve barış için tarafların ‘fedakârlık’ yapması şart. İnanın barış için yapılması gereken fedakârlık savaş için otuz yıldır yapılan fedakârlıklar yanında bir hiç.Toplumun buna hazır olması gerek. Zira topluma rağmen barış olmaz. Her iki taraftan da savaşanların arkasında toplum kalmamışsa barışa yaklaşmışız demektir.Geçen hafta sonu Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı’nın düzenlediği ‘Toplumsal Uzlaşı ve Medya’ başlıklı toplantı için Diyarbakır’daydık.Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanı Osman Baydemir, Sur Belediye Başkanı Abdullah Demirbaş, çay ocaklarında, sokaklarda görüştüğümüz Diyarbakırlıların kanaatleri hep aynı; silahlar sussun, barış gelsin, çünkü barışın kaybedeni olmaz.Umutlar ve beklentiler yüksek. Barış için gerekli toplumsal desteği sağlamak için İmralı görüşmeleri kadar, sürecin kamuoyu boyutunu yönetmek de önemli. Başbakan’ın sık sık sözünü ettiği ‘risk’ler, BDP milletvekillerinin Sinop ve Samsun’da karşılaştıkları hep bu boyutla alakalı.Meselenin medyayı da ilgilendiren bir boyutu var kuşkusuz. Medya bu ‘risk’leri azaltabilir veya artırabilir. Bu nedenle Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı’nın Diyarbakır toplantısında tartışmaya açtığı ‘toplumsal uzlaşıda medyanın rolü ve sorumluluğu’ meselesi oldukça önemli. Ancak medya bu rolü oynarken kendisi de birtakım ‘riskler’le karşı karşıya...Kürt meselesini medya yaratmadı, çözecek olan da elbette medya değil. Yine de medyadan bu süreçte yapıcı bir rol oynamasını beklemek herkesin hakkı. Geçen yıl medya patronları ve yöneticileriyle Başbakan’ın Dolmabahçe’de yaptıkları toplantı böyle bir düşüncenin sonucuydu. O gün medyadan PKK ile mücadele sürecinde yardım isteniyordu; şimdi PKK ile görüşmelerde... Dolayısıyla medyanın işi kolay değil.‘Sorumlu’ davranması bekleniyor her durumda. Peki ‘sorumlu’ davranmak nasıl olacak? Roboski’yi görmemek, Gaziantep saldırısını göstermemek, üç PKK’lı kadının cenaze törenine kameraları kapatmak mı ‘sorumlu davranmak’?Soru şu; barışta ‘rol oynamak’ ve ‘sorumlu davranmak’ adına haberlere ‘otosansür’ uygular noktaya geliyor mu medya? Dahası, alanda olup bitenlere medyanın uyguladığı ‘karartma’ barışa katkı sunar mı? Sormayan, sorgulamayan, susan bir medya barışa ve uzlaşıya katkıda bulunabilir mi?Barış için toplumsal destek, bunun için de kışkırtmayan, ötekileştirmeyen bir ‘barış gazeteciliği’ şart; ama bu, olup bitenleri toplumdan gizlemek anlamına gelmiyor.Bir yandan ‘barış adına’ otosansür tehlikesi, diğer yandan da akıl ve vicdan dışı bir ırkçılık ve nefret söylemi... Türkiye medyası bu ikisi arasında gidip geliyor.Diyarbakır toplantısında Medialog Platformu bu soruna bir çözüm reçetesi hazırladı (www.medialogplatform.org). İlkeler basit ve anlaşılır; tabii anlamak ve uygulamak isteyene...Özetle; ‘Medya barışa katkı yapmalı, bunun için bütün yurttaşların kimlik, kültür ve diline tam saygı göstermelidir. Medya kimlikleri ötekileştirmekten kaçınmalı, ırkçılığı, ayrımcılığı ve şiddeti mahkûm etmelidir. Medyanın asli görevi gerçekleri olduğu gibi çarpıtmadan yansıtmaktır. Objektifliğin yanı sıra vicdan ve empati perspektifi de göz ardı edilmemelidir’.Medya, siyaset, ekonomi... Herkesin cevaplaması gereken soru aynı; barışa hazır mısınız ve fedakârlığa?
Taraf Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Oral Çalışlar: 
Diyarbakır tedirginliği...
Diyarbakır’da tedirgin bir hava hissettiğimi yazmıştım. Aynı tedirginliği yalnız Diyarbakır değil BDP/PKK etkisinin güçlü olduğu birçok alanda hissetmek mümkün. Bu “siyasi eğilim”in yönlendirdiği yayın organlarında, sivil toplum kuruluşlarında “AKP’ye güvenilmez” diye özetlenebilecek bir “karamsarlık” (veya en iyimser ifadeyle “temkinlilik”) havası hâlâ küçümsenemeyecek düzeyde.Toplumda yeni bir barış ve çözüm dilinin ilk çizgilerinin şekillendiği günlerde bu çevrelerdeki ruh hâlini neye yorabiliriz? Diyarbakır’da, tedirginlik gerekçelerine örnek olarak, Şahin Öner’in öldürülmesinden sonra yapılan “yalan resmî açıklama” ve Lice’de 10 PKK’lının öldürülmesi dile getiriliyor.Geçmişte de bu tür görüşmelerin kırılmalara uğradığını, devletin “sorunun çözümü” yerine “Kürtleri teslim almak” doğrultusundan giden mantığını hatırlatanlar, “devlette oyun çoktur” diyorlar.Devlet Kürtlere geçmişte çok oyun oynadı. Bugün de oynamayacağının garantisi yok. Bunları bir kenara yazdıktan sonra şunları da hesaba katmak gerekiyor: Bu ülkenin başbakanı milliyetçiliği reddettiğini kamuoyu önünde açıklayarak“Türk milliyetçiliğini de diğer milliyetçilikleri de ayağımın altına alırım” gibi bir ifade kullandı... CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu,“Haydi gitsin bunları Rize’de söylesin bakalım” diyerek, bu çıkışın radikal yönüne dikkat çeken bir yaklaşım sergiledi.PKK lideri Öcalan, kamuoyu önünde ilk kez resmen bir çözüm aktörü olarak “ifade ediliyor”... BDP’li siyasetçilerle görüşmelerin “meşru çözüm görüşmeleri” olarak kabul edilmesi de “klasik akış”ın dışına çıkıldığını hissettiriyor.Başbakan’ın ateşkesin ardından PKK’nın sınır dışına çıkması sırasında askerî operasyonlara girişilmeyeceği taahhüdü de önemli.Geçmişin yol açtığı psikolojik birikim ortada... Ancak insan “hâlâ bu kadar güvensizlik, bu kadar tedirginlik neden” diye sormadan edemiyor. Bu tedirginliğin stratejik bir anlamının olup olmadığını da sorgulamak gerekiyor.BDP, özellikle son yıllarda, siyaset arenasındaki rekabetin de etkisiyle, AK Parti ile çok ciddi bir çatışma içindeydi. Öcalan ise, askerin siyaset alanında güçlü olduğu dönemde, sorunun asıl olarak askerle çözülebileceği yönünde saptamalarda bulunuyordu. Öcalan’ın tutumu ve muhatap algısı, devlet içindeki “iktidar dönüşümü”ne bağlı olarak değişmiş görünüyor. Sürecin “AK Parti iktidarıyla çözüme götürülmesi”ni temel alan bir yönelim içinde.“Kürt siyaseti”nin geneline baktığımızda ise, henüz taşların yerine oturmadığını söyleyebiliriz. Özellikle bazı kesimlerin AK Parti’ye olan “derin tepki”sinin aynen devam etmesi ilginç. Kürt hareketinin soldaki bazı müttefiklerinin Erdoğan hükümetini hâlâ “baş düşman” olarak gördükleri açık.Sonuç olarak, devlet içinde de, Kürtler içinde de, yaklaşmakta olan “dönüşüm ve çözüm süreci”ne mesafeli duran eğilimler geniş bir alanı kaplıyor. Tedirginlik ve çekingenliğin aşılabildiği oranda, olumlu ve üretken adımların hız kazanabileceğine inanıyorum.Zaman Gazetesi Yazarı Şahin Alpay: 

Kürdistan’ı kapsayan Türkiye 
Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı / Medialog Platformu’nun bugün yapılacak “Toplumsal Uzlaşı ve Medya Çalıştayı” başlıklı toplantısı için bir gün önceden Diyarbakır’a geldim. Bütün günü kentteki kanaat önderleriyle görüşerek geçirdim. Tahmin edeceğiniz gibi, Türkiye’yi büyük Türk – Kürt barışına götüreceğini umduğum “İmralı süreci”nin burada nasıl algılandığını öğrenmeye çalıştım.
Anladığım kadarıyla Türkiye’nin Kürt çoğunluklu bölgesinde barış umudu, Türkiye’nin geri kalanında olduğu kadar yaygın ve kuvvetli. Ne var ki, önceki Habur ve Oslo süreçlerinin başına gelenler unutulmuş değil. Akıllarda “Acaba bu süreç de ötekiler gibi seçimlere kadar mı sürer?” sorusu var. Kürtler arasında devlete güvensizliğin eskilere ve derinlere gittiği de muhakkak. Bu güvensizlik halkın dilinde şu atasözleriyle ifade buluyor: “Osmanlı’nın ne yapacağı belli olmaz… 

  

---
Kaynak: [Mardin Life](https://www.mardinlife.com/gundem/gazeteclerin-gozunden-diyarbakirin-nabzi)