# HÜDA PAR Milletvekili Dinç: 12 yıllık zorunlu eğitim yeniden yapılandırılmalı

> HÜDA PAR Mersin Milletvekili Faruk Dinç, 12 yıllık zorunlu eğitim modelinin bilimsel veriler ışığında yeniden yapılandırılması gerektiğini belirterek, “Her öğrenciyi aynı akademik kalıba mahkûm etmek bireysel yetenekleri ve mesleki eğilimleri görmezden gelmektir.” dedi.

- Kaynak: Mardin Life
- URL: https://www.mardinlife.com/gundem/huda-par-milletvekili-dinc-12-yillik-zorunlu-egitim-yeniden-yapilandirilmali
- Dil: tr-TR
- Yayın tarihi: 2026-10-16T16:45:02+03:00
- Güncelleme: 2026-10-16T16:45:02+03:00
- Yazar: ESRA ÜRÜNDÜ
- Kategori: GÜNDEM
- Ajans / kaynak: İLKHA
- Görsel: https://cdn.mardinlife.com/2026/10/16/huda-par-milletvekili-dinc-12-yillik-zorunlu-egitim-yeniden-yapilandirilmali-706040.webp

HÜDA PAR Genel Başkan Yardımcısı ve Mersin Milletvekili Faruk Dinç, TBMM’de düzenlediği basın toplantısında; iç ve dış gündeme dair önemli değerlendirmelerde bulundu.


Dinç, 12 yıllık zorunlu eğitim, kamu kaynakları, fon krizi ve yönetimindeki liyakat sorunları, Diyanet Akademisi kursiyerlerinin yaşadığı mağduriyetler, aile yapısına yönelik tehditler, Uluslararası Ceza Mahkemesi’nin Afganistan İslam Emirliği yöneticileri hakkında aldığı tutuklama kararı, Yemen’de yaşanan çatışmalar ile Azerbaycan’daki başörtüsü yasağına dair değerlendirmelerde bulundu.




“Eğitimde süre değil, nitelik ve amaç merkeze alınmalıdır”


12 yıllık zorunlu eğitim anlayışının, bilimsel veriler ve toplumsal gerçekler ışığında yeniden değerlendirilmesi gerektiğini belirten Dinç, “Her öğrenciyi aynı süre boyunca aynı akademik kalıba mahkûm etmek, bireysel yetenekleri, öğrenme farklılıklarını ve mesleki eğilimleri görmezden gelmektir. Bunun bedelini öğrenciler motivasyon kaybıyla, aileler çaresizlikle, toplum ise karşılanamayan mesleki ihtiyaçlarla ödemektedir. Zorunlu eğitimin süresini ve yapısını yeniden düzenlemek, çocukları ve gençleri eğitimden uzaklaştırmak anlamına gelmemelidir. Asıl mesele, eğitimde süreyi değil, niteliği ve amacı merkeze almaktır.” dedi.


Dinç, Millî Eğitim Bakanlığı'nın öğrencileri tek bir eğitim modeline zorlamak yerine, temel kademelerden itibaren yetenek, ilgi ve öğrenme ihtiyaçlarını belirlemesi; akademik, mesleki, teknik ve sanat odaklı eğitim seçeneklerini güçlendirmesi gerektiğini belirtti.


“Eğitimde reform, yanlışta ısrarı bırakmakla başlar”


Ahlaki gelişimi, sorumluluk bilincini, üretkenliği ve toplumsal aidiyeti önceleyen bir eğitim sisteminin kurulması gerektiğini belirten Dinç, “Çocukları sisteme uydurmaya çalışan değil, sistemi çocukların fıtratına ve kabiliyetlerine göre şekillendiren bir eğitim anlayışı geliştirilmelidir. Eğitimde reform, tabelaları değiştirmekle değil, yanlışta ısrarı bırakmakla başlar.” şeklinde konuştu.


“Kamu yönetiminin ehliyet, liyakat ve denetim sorumluluğu ciddi bir şekilde sorgulanmalıdır”


Gündemi meşgul etmeye devam eden finansal fon krizi ve kamu kaynaklarının yönetimine de değinen Dinç, halkın geçim derdiyle boğuştuğu bir dönemde yaşanan fon krizinin, kamu kurumlarındaki denetim ve liyakat eksikliğini açıkça ortaya koyduğuna dikkat çekerek şunları söyledi:


“Bir ülkede milyonlarca insan geçim derdiyle boğuşurken milyarlarca liralık fon meselesinin gündeme gelmesi, yalnızca finansal bir kriz olarak değerlendirilemez. Bu durum, kamu yönetimindeki sorumluluk ve denetim mekanizmalarının ne ölçüde etkin işlediği sorusunu da gündeme getirmektedir. Emekli aylığıyla ayakta kalmaya çalışan, asgari ücretle kirasını ve mutfak masrafını denkleştiremeyen, dar gelirine rağmen birikim yapmaya uğraşan vatandaşın hakkını kim, nasıl koruyacak? Vatandaşın sofrası her geçen gün küçülürken ve birikimleri risk altına girerken kamu yönetiminin ehliyet, liyakat ve denetim sorumluluğu ciddi bir şekilde sorgulanmalıdır.”


“İlgili kurumların görev ve sorumlulukları bütün yönleriyle gözden geçirilmelidir”


Kurumların varlık sebebinin, vatandaşın hakkını gözetmek, hukuku herkese eşit uygulamak ve kamu güvenini tesis etmek olduğunun altını çizen Dinç, “SPK’dan MASAK’a, BDDK’dan Hazine yönetimine ve Borsa İstanbul’a kadar ilgili kurumların görev ve sorumlulukları bütün yönleriyle gözden geçirilmelidir. Denetim mekanizmaları, görevlerini zamanında ve gereği gibi yerine getiremediğinde zarar gören yalnızca yatırımcılar değil, devletin kurumlarına duyulan güvendir.” dedi.


“İhmali veya sorumluluğu bulunanlar hesap verecek mi?” 


Süreçteki ihmallerin erken uyarı sistemlerine rağmen neden önlenemediğini soran Dinç, açıklamasının devamında şu soruları yöneltti:


“Riskler neden zamanında önlenemedi? Erken uyarılar neden dikkate alınmadı? İhmali veya sorumluluğu bulunanlar hesap verecek mi?”


“Fon krizinin bedelini dar gelirli ödememeli”


Devlet yönetiminde sadakat yerine liyakatin esas alınması ve sorumluların hukuk önünde şeffaf bir şekilde hesap vermesi gerektiğini belirten Dinç, “Devlet yönetiminde sadakat değil liyakat, suskunluk değil etkin denetim, ayrıcalık değil adalet esas olmalıdır. Fon meselesi bütün boyutlarıyla şeffaf biçimde araştırılmalı, ihmali ve sorumluluğu bulunanlar tespit edilerek hukuk önünde hesap vermelidir. Denetim zaafiyetinin bedelini bir kez daha emekli, asgari ücretli ve dar gelirli vatandaş ödememelidir.” çağrısında bulundu.




Diyanet Akademisi kursiyerlerine kira ve süre desteği talebi


Diyanet Akademisi’ne katılan imam hatip ve Kur’an kursu öğreticisi adaylarının mağduriyetlerini ve beklentilerini de dile getiren Dinç, “İlahiyat eğitimi almış ve gerekli mesleki yeterlilikleri taşıyan imam hatip ve Kur’an kursu öğreticisi adaylarının, eğitim durumlarına göre 6-7 veya 9-10 ay gibi uzun bir akademi eğitimine tabi tutulmaları, üniversitede daha önce gördükleri alan eğitimiyle birlikte değerlendirildiğinde, adayları yeni bir külfetle ve zorlu bir süreçle karşı karşıya bırakmaktadır. Bununla birlikte, Diyanet Akademisi’nde eğitim gören imam hatip ve Kur’an kursu öğreticisi adaylarının yaşadığı ekonomik sıkıntılar da ayrıca dikkatlerden kaçmamaktadır. Eğitim süresince ödenen aylık 8 bin 500 TL civarındaki harçlıklar, günümüzün hayat pahalılığı karşısında temel ihtiyaçları karşılamakta yetersiz kalmaktadır. Özellikle evli adaylar; kira, ulaşım, gıda ve aile giderleri nedeniyle ciddi geçim sıkıntısı yaşamaktadır. Akademi yurtlarında kalamayan ve ailesiyle ayrı bir ev düzeni kurmak zorunda kalan kursiyerlerin yükü daha da ağırlaşmaktadır.” diye konuştu.


“Adayların geçim sıkıntısıyla baş başa bırakılması kabul edilemez”


Akademi eğitiminin süresi ve içeriği gözden geçirilmesi, gereksiz zaman kaybına ve maddi külfete yol açan uygulamalardan vazgeçilmesi çağrısında bulunan Dinç, “Bunun yanında adaylara yapılan ödemeler günün ekonomik şartlarına göre artırılmalı, evli kursiyerlere kira ve konaklama desteği sağlanmalıdır. Geleceğin imam hatip ve Kur’an kursu öğreticilerini yetiştiren bir kurumun, adayları geçim sıkıntısıyla baş başa bırakması kabul edilemez bir durumdur.” ifadelerini kullandı.


“Aile kurumunu dağıtmaya yönelik girişimlerdir”


Son dönemde kadınları aile içi sorumluluklarından soyutlamaya ve eşlerine karşı kışkırtmaya yönelik feminist içeriklerin yaygınlaştığını ifade eden Dinç, bu söylemlerin inanç ve aile değerleriyle taban tabana zıt olduğunu belirterek şunları söyledi:


“Son dönemlerde kadınları aile içi sorumluluklarından soyutlamaya çalışan, ev içi emeğini, anneliğini değersizleştiren ve eşlerine karşı kışkırtan içeriklerin yaygınlaşması, aile kurumunu dağıtmaya yönelik girişimlerdir. İnanç ve değerlerimize göre aile içinde her ferdin yüklenmesi gereken kendine has sorumlulukları vardır. Bu sorumluluklar, iş bölümü ve tamamlayıcılık esası gereği yerine getirilir. Bu anlayış aile içinde uyumu sağlar.  Uyumun olmadığı yerde ise çatışmalar ortaya çıkar. Hak, hukuk ve eşitlik gibi kulağa hoş gelen söylemleri kullanarak eşler arası iş bölümü ve uyumu hedef alan anlayış; bizim inanç ve aile değerlerimizle taban tabana zıt olan aile düşmanı feminist ideolojinin bir yansımasıdır.”


“25 yıl evli kalan kadınlara emeklilik hakkı tanınmalıdır”


Anneliğin ve ev içi emeğin küçümsendiği yayınların yasaklanması gerektiğini belirten Dinç, “Kadınlarımız çocukların yetişmesinde, geleceğe hazırlanmasında ve bir evin aile yuvası olmasında belirleyici bir role sahiptir. Anneleri bu vazifelerinden soyutlamak, geleceğimizi karartma adına yapılan girişimler olarak görülmeli; anneliği ve kadının ev içi emeğini küçümseyen yayınlar yasaklanmalıdır. Annelerin ev içi emeğinin değeri bilinmeli; 25 yıl evli kalanlara emeklilik hakkı tanınmalıdır.” önerisinde bulundu.


“Uluslararası Ceza Mahkemesi'nin Afganistan kararı kabul edilemez”


Uluslararası Ceza Mahkemesi’nin Afganistan İslam Emirliği yöneticileri hakkında aldığı tutuklama kararınının kabul edilemez olduğunu belirten Dinç, söz konusu kararı kınayarak şöyle konuştu:


“Afganistan konusunda asıl hesap vermesi gerekenler, yıllarca bu ülkeyi işgal altında tutan  ve ülkenin büyük bir yıkıma sürüklenmesine neden olan işgalcilerdir. Eğer bugün kız çocukları ve kadın hakları gerçekten düşünülüyorsa, öncelikle emperyalistlerin yıllarca acımasızca katlettiği Afgan kız çocuklarının ve kadınların hesabı sorulmalıdır. Yıllarca Afganistan’ı işgal altında tutanlar, bugün de ülkenin ulusal varlıklarını ve kaynaklarını gasp ederek Afgan halkını yaptırımlar ve kısıtlamalarla ağır bir yoksullukla cezalandırmaya devam etmektedir. Uluslararası kurumlar hiçbir devletin veya güç odağının çıkarlarının aracı haline gelmemeli, emperyalist politikaların meşrulaştırma mercii olarak kullanılmamalıdır.”




“Yemen’de çözüm yeni cepheler değil”


Yemen'de 2015 yılından bu yana uygulanan askerî yöntemlerin kalıcı bir çözüm üretmediğini ve sivil halkın mağduriyetini artırmaktan başka bir işe yaramadığını belirten Dinç, bugün yeni cepheler açmak yerine kapsamlı bir iç uzlaşıya, diplomasiye ve kalıcı bir barış sürecine ihtiyaç duyulduğunu ifade ederek, “Yemen’de yaşanan çatışmalar endişe verici bir boyuta ulaşmıştır. 2015’ten bu yana defalarca başvurulan askerî yöntemlerin Yemen’e kalıcı bir çözüm getirmediği, sivil halkın mağduriyetini artırdığı artık görülmelidir. Yıllardır sonuç vermeyen bir yöntemin yeniden denenmesi Yemen’e yine barış getirmeyecektir. Bugün ihtiyaç duyulan şey yeni cepheler açmak değil; kapsamlı bir iç uzlaşı, diplomasi masası ve kalıcı barış sürecidir.” dedi.


“Türkiye ve Pakistan, Yemen’de bütün tarafları kapsayan bir uzlaşı sürecinin önünü açmalı”


Türkiye ve Pakistan’a önemli sorumluluklar düştüğünü dile getiren Dinç, “Mekke İttifakı İslam dünyasında yaşanan iç ihtilaflarda tarafları diplomasi masasına taşıyacak bir mekanizma olarak  kullanılmalıdır. Türkiye ve Pakistan, Yemen’de bütün tarafları kapsayan bir uzlaşı sürecinin önünü açmalı ve kalıcı bir barış anlaşmasına ulaşılması için inisiyatif almalıdır.” çağrısında bulundu.


“Azerbaycan’daki başörtüsü yasağı kabul edilemez bir insan hakları ihlalidir”


Azerbaycan’daki devlet okullarında kılık-kıyafet yönetmeliği gerekçe gösterilerek inancı gereği başörtüsü takan öğrencilerin eğitim hakkından, öğretmenlerin ise mesleklerini yapma özgürlüğünden mahrum bırakılmasının kabul edilemez bir insan hakları ihlali olduğunu ifade eden Dinç, “Azerbaycan’da öğrencilere yönelik başörtüsü yasağının sona erdirilmesini beklerken, uygulamanın öğretmenleri de kapsayacak şekilde genişletilmesini büyük bir endişeyle karşılıyoruz. İnancı gereği başörtüsü takan öğrencilerin eğitim hakkından, öğretmenlerin ise mesleklerini icra etme özgürlüğünden mahrum bırakılması kabul edilemez. Bu uygulamalar; din ve vicdan özgürlüğünün yanı sıra eğitim ve çalışma hakkını da ihlal eden ciddi bir insan hakları meselesidir.” dedi.


“Temel insan hakları hiçbir devletin iç meselesine indirgenemez” 


Azerbaycan’daki başörtüsü yasağına yönelik yapılan eleştirilerin “başka bir ülkenin iç işlerine müdahale” şeklinde değerlendirilmesini de reddeden Dinç, “Söz konusu uygulamalara yönelik eleştirilerin ‘başka bir ülkenin iç işlerine müdahale’ şeklinde değerlendirilmesini de kabul edilemez buluyoruz. Temel insan hakları hiçbir devletin iç meselesine indirgenemez.” diye konuştu.


“Türkiye açık bir tutum sergilemelidir”


Dinç, Türkiye’yi Azerbaycan halkına karşı tarihî ve ahlaki sorumlulukları gereği diplomatik girişimlerde bulunmaya ve Azerbaycan yönetimini de vatandaşlarını inançları nedeniyle ayrımcılığa maruz bırakan bu uygulamalardan derhal vazgeçmeye çağırarak son olarak şunları kaydetti:


“Türkiye’nin kardeş ve Müslüman Azerbaycan halkına karşı tarihî, insanî ve ahlaki sorumlulukları vardır. Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti, bu sorumluluğun gereği olarak Azerbaycan yönetimi nezdinde gerekli diplomatik girişimlerde bulunmalı ve başörtüsü nedeniyle yaşanan hak ihlallerinin sona erdirilmesi yönünde açık bir tutum sergilemelidir. Azerbaycan yönetimini; öğrencilerin eğitim hakkını ve öğretmenlerin çalışma özgürlüğünü güvence altına almaya, inançları nedeniyle vatandaşlarını ayrımcılığa maruz bırakan uygulamalardan derhal vazgeçmeye davet ediyoruz.”

---
Kaynak: [Mardin Life](https://www.mardinlife.com/gundem/huda-par-milletvekili-dinc-12-yillik-zorunlu-egitim-yeniden-yapilandirilmali)