# İnsan ve Kalite Derneği Başkanı Sami Öztürk: Taklit ve tağşiş yapan firmalar meslekten men edilmeli

> İnsan ve Kalite Derneği (İKA) Yönetim Kurulu Başkanı Sami Öztürk, gıda sektöründe taklit ve tağşiş yapan firmalara verilen para cezalarının yeterince caydırıcı olmadığını belirterek, tekrarlanan ihlallerde firmaların meslekten men edilmesi gerektiğini söyledi.

- Kaynak: Mardin Life
- URL: https://www.mardinlife.com/gundem/insan-ve-kalite-dernegi-baskani-sami-ozturk-taklit-ve-tagsis-yapan-firmalar-meslekten-men-edilmeli
- Dil: tr-TR
- Yayın tarihi: 2026-11-06T17:12:07+03:00
- Güncelleme: 2026-11-06T17:12:07+03:00
- Yazar: ESRA ÜRÜNDÜ
- Kategori: GÜNDEM
- Ajans / kaynak: İLKHA
- Görsel: https://cdn.mardinlife.com/2026/11/06/insan-ve-kalite-dernegi-baskani-sami-ozturk-taklit-ve-tagsis-yapan-firmalar-meslekten-men-edilmeli-710182.webp

Türkiye'de gıda güvenliği, taklit ve tağşiş ürünlerle mücadele ve denetim mekanizmalarının etkinliği tartışılmaya devam ederken, İnsan ve Kalite Derneği (İKA) Yönetim Kurulu Başkanı ve Makine Mühendisi Sami Öztürk, mevcut yaptırımların caydırıcılığına ilişkin değerlendirmelerde bulundu.


Gıda güvenliği alanındaki uzmanlığına ilişkin bilgi veren Öztürk, baş denetçi olarak görev yaptığını, TSE'de çalıştığını ve çok sayıda gıda işletmesinde denetim gerçekleştirdiğini söyledi.


Tarım ve Orman Bakanlığı laboratuvarlarında TÜRKAK adına akreditasyon denetimleri de yaptığını belirten Öztürk, bu alandaki tecrübeleri doğrultusunda Türkiye'deki gıda denetim sistemine ilişkin değerlendirmelerde bulundu.


"2026 yılında Eylül-Ekim ayları içerisinde 116 bin civarında bir denetlemesi söz konusu"


Türkiye'de gıda güvenliğinin sağlanması amacıyla yürütülen denetimlere ilişkin bilgi veren Öztürk, "Öncelikle bakanlığımızın gıda ile ilgili yapmış olduğu 2026 yılında Eylül-Ekim ayları içerisinde 116 bin civarında bir denetlemesi söz konusu. Burada 201 milyon civarında bir para cezası bu firmalara verilmiştir. Ayrıca yine bu her ay firmalara bu ceza denetimler yapılmakta ve kusurlu bulunan firmalara para cezaları verilmekte, kapatma cezaları verilmekte, hatta insan sağlığı ile ilgili olanlar ise savcılığa da suç duyurusunda bulunarak gıda denetimleri sürdürülmektedir. Ülkemizde 2026 yılı için Tarım Gıda Bakanlığı tarafından 1milyon 350 bin adet denetim yapılması planlanmıştır. Bu 8 bin adet gıda denetçisi tarafından yapılmaktadır." dedi.  


"Ne denetimler yeterli olabilir ne de denetim elemanlarının sayısı yeterlidir"


Taklit ve tağşişle mücadelenin yalnızca denetim yapılmasıyla sınırlı kalmaması gerektiğine işaret eden Öztürk, şunları söyledi: "Sorunuzda yer alan taklit ve tahşiş kelimelerini öncelikle açıklamak lazım vatandaşlarımızın anlayacağı bir şekilde. Taklit bir ürünün markasının aynı marka adı altında farklı teknik özelliklere sahip olarak üretilmesi demektir. Tahşiş ise bir ürünün kendisinden daha az değerli bir ürünle karşılaştırılarak tahşiş edilmesi, benzetilmesi anlamına gelmektedir. Örneğin, siz dana etiyle yaptığınızı iddia ettiğiniz bir sucuğun içerisine kanatlı hayvan eti koyuyorsanız veya sucuğun içerisine sakatat ürünlerinden koyuyorsanız bu bir tahşiş olayı oluyor ve bunun da cezası söz konusu.


Taklit ve tahşiş ürünlerinin denetim elemanları tarafından piyasada denetlenip numune alındıktan sonra Tarım Bakanlığı'nın Türkiye'de bulunan 41 adet laboratuvarına gönderilmekte ve bu laboratuvarlarda uluslararası standartlara Türk Codex Kanunlarına göre, yönetmeliklere göre denetlenmekte ve standartlara uygun olup olmadığı, gıda ile ilgili kanun yasa ve yönetmeliklere, ilgili mevzuatlara uygun olup olmadığı denetlenmektedir. Bu 8 bin personel yaklaşık 730 bin gıda firmasının bunların içerisinde fırınlar, bakkallar, yemekhaneler, catering firmaları, her türlü gıda üreticisi ve dağıtıcısı, hizmet sunucusu mevcuttur. Yeterli midir dersek ne denetimler yeterli olabilir ne de denetim elemanlarının sayısı yeterlidir."


"Gıdanın kalitesi, tağşişi ve taklitinin kontrolü sadece firmanın insafına kalmaktadır"


ISO 22000, FSSC ve BRC gibi gıda güvenliği yönetim sistemi standartları kapsamında yapılan denetimlerin genellikle yılda bir kez gerçekleştirildiğine dikkat çeken Öztürk, "Türkiye'de ISO 22000, FSSC ve BRC gibi gıda firmalarını denetleyen yönetim sistemleri belgelendirme kuruluşları mevcuttur. Bunlar da TÜRKAK tarafından akredite edilmiştir. Ancak bunlar yılda bir kere denetlemekte, ondan sonra gıdanın kalitesi, tahşişi ve taklitinin kontrolü sadece firmanın insafına kalmaktadır. Bakanlık tarafından yapılan denetlemelerin maddi olarak yeterli olup olmadığını söylemek için firmanın ne kadar ürün ürettiğini, o ürünlerden ne kadar para kazandığını ve bunların kazandığı paranın ne kadarının ceza olarak kendisine aktarıldığını, kendisine ceza yazıldığını bilmek lazım.


Bir örnek verecek olursak, örneğin 10 bin TL ile 1 milyon TL arasında ceza verilen bir firmanın cirosunun ve karının ne olduğuna bakmak lazım. Örneğin 10 bin TL verilen ceza verilen bir bakkal dükkanı, küçük bir büfe bu günlerce karını ve cirosunu oraya verirken 1 milyon TL ceza verdiğiniz bir kuruluş yaklaşık yılda 100 milyon 200 milyon ciro yapıp kar yapıyorsa bu amiyane tabirle devede kulak kalacaktır." şeklinde belirtti.




"Firmanın faaliyeti durdurulmadığı sürece bu türlü taklit ve tağşiş olayları devam edecektir"


Kapatma cezası alan bazı işletmelerin aynı kişiler tarafından yeni firmalar kurularak yeniden faaliyete geçirildiğini söyleyen Öztürk, "Ayrıca firmalar, kapatma cezası verilen firmalar aynı kişiler tarafından ikinci bir firma kurularak yine faaliyetlerine devam etmektedirler. Aynı yerde başka bir üretim izni alarak bunları faaliyetlerini sürdürmektedirler. Biliyorsunuz tarihimizde mevcut olan ahilik yönetim sisteminde tüketiciyi aldatan, hatalı, zararlı, sağlığa zararlı ürün sunan müşterilerin papuçları dama atılmak gibi bir tabir vardır ahilik sisteminde. Bu nedir? Hatalı bir ürün yapıyorsanız o mesleği bir daha yapamazsınız, başta cezalar verilerek. Eğer ceza verdiğiniz bir kuruluş firma ikinci kere ceza alıyorsa, üçüncü kere alıyorsa sonra başka bir firma kurup aynı faaliyetlerine devam ediyorsa bu firmanın dürüst olmadığını, tüketicinin sırtından para kazandığını, onun sağlığıyla oynamasını ve herhangi bir ceza almadan da kurtulduğunu gösterir. Ayrıca verilen cezalar can yakacak şekilde veya firmanın faaliyeti durdurulmadığı sürece bu türlü taklit ve tahşiş olayları devam edecektir." ifadelerine yer verdi.  


"Malzeme fiyatının altında bir ürünü almış olmanız otomatik olarak sizin kandırılmanızı ortaya çıkaracaktır"


Taklit ve tağşişle mücadelede yalnızca kamu denetimlerinin değil, tüketici bilincinin de önemli olduğunu belirten Öztürk, şunları aktardı: "Tüketicinin bilinçli olması, taklit ve tahşiş yapılan ürünleri seçmesi açısından önemli bir veri teşkil ediyor. Örneğin 1 kilogram kaşar peynirinin yapılabilmesi için 11 kilo süt gerekiyor. Bugün sütün kilosu veya litresi 50 liradan hesap edecek olursak, yani 1 kilo kaşar peyniri için 550 liralık süt kullanmanız gerekiyor. Öyleyse sütün içine su koymadığınız veya daha az malzemeyle o ürünü yerine getirmediğiniz sürece o fiyatın malzeme fiyatının altında bir ürünü almış olmanız otomatik olarak sizin kandırılmanızı ortaya çıkaracaktır. Peki, bir tüketici olarak sokaktaki peynirin, gıda maddelerinin, helvanın, ekmeğin, pastanın unlu mamullerin kalitesinden, miktarından nasıl emin olacağız? İşte burada bakanlığın denetimleri devreye giriyor. TSE'nin ürün belgesi, TSE belgesi devreye giriyor ve bu belgelerin de TÜRKAK tarafından akredite edilmiş kuruluşlar tarafından verilmesi önem arz ediyor."


"1 kiloluk bir ürünü 900 grama çekerek sanki fiyatının düştüğünü zannediyorsunuz"


Üreticilerin ambalajlardaki ürün miktarını azaltarak tüketicilerde fiyat indirimi algısı oluşturabildiğine dikkat çeken Öztürk, "Tüketicilere tavsiyemiz de şöyle bir tavsiyemiz olacak; adı sanı bilinmedik veya merdiven altı dediğimiz yerlerde imal edilmiş ürünleri itibar etmemeleri, sadece fiyatı ucuz diye bir ürünü almamaları, o ürünün hem ekonomik ömrüne bakmaları, fiziksel özellikleri, kimyasal özellikleri, tadı, lezzeti yanında ağırlığı, kilogramı gibi hususlara da dikkat etmeleri gerekiyor. Örneğin bir ambalajında 1 kiloluk bir ürünü 900 grama çekerek sanki fiyatının düştüğünü zannediyorsunuz. Halbuki 1 kilogramın fiyatına vurduğunuzda diğerinden daha pahalıya geliyor. Bu türlü tüketiciyi aldatan reklamlara, özellikle de indirim adı altında önce mallara zam yapıp daha sonra da indirim yapıyormuş gibi görünen ürün indirim kampanyalarına vatandaşlarımızın duyarlı olmasını rica ediyorum." diye konuştu.


"İkinci denetimde de aynı kusurların bulunması durumunda artık para cezasının yeterli olmadığı ortadadır"


Ahilik sisteminin adalet, liyakat, dürüstlük, cömertlik ve helal kazanç gibi temel ilkeler üzerine kurulu olduğunu belirten Öztürk, "Burada ahilik yönetim sistemini bildiğiniz gibi ahilik, adalet, liyakat, dürüstlük, cömertlik, helal kazanç gibi ilkeleri açan bir yönetim sistemi modelidir. Biz İnsan ve Kalite Derneği olarak bunun standartlarını oluşturduk ve firmalarda da uyguluyoruz bu standartları. Eğer bir kişi bir üründe tahşiş yapmışsa, taklit yapmışsa haksız kazanç elde etmişse ikinci denetimde de aynı kusurların bulunması durumunda artık para cezasının yeterli olmadığı ortadadır. Bu firma ikinci bir firma kurarak yine kendisinin sahip olduğu bir firma kurarak faaliyetlerine devam etmektedir. Bu ahilik ilkeleri açısından uygun bir durum değildir. Bakanlık yetkililerinin veya meclisin bu konuyla ilgili caydırıcı tedbirler alması ve meslekten men dediğimiz o faaliyeti bir daha yapamaması konusunda ciddi yaptırımlar yapması gerektiğini düşünüyorum." dedi.

---
Kaynak: [Mardin Life](https://www.mardinlife.com/gundem/insan-ve-kalite-dernegi-baskani-sami-ozturk-taklit-ve-tagsis-yapan-firmalar-meslekten-men-edilmeli)