# Prof Kadri Yıldırım, gözaltı süreci ve operasyonu değerlendirdi

> Mardin'deki "Yolsuzluk" operasyonu kapsamında gözaltına alındıktan sonra adli kontrol şartıyla serbest bırakılan Rektör Yardımcısı ve Yaşayan Diller Enstitüsü Müdürü Prof. Dr. Kadri Yıldırım, hakkındaki iddialara cevap verdi.

- Kaynak: Mardin Life
- URL: https://www.mardinlife.com/gundem/prof-kadri-yildirim-gozalti-sureci-ve-operasyonu-degerlendirdi
- Dil: tr-TR
- Yayın tarihi: 2014-11-24T17:28:45+02:00
- Güncelleme: 2014-11-24T17:28:45+02:00
- Yazar: Mardin Life
- Kategori: GÜNDEM
- Görsel: https://cdn.mardinlife.com/2014/11/prof-kadri-yildirim-gozalti-sureci-ve-operasyonu-degerlendirdi-18529.jpg

Mardin Cumhuriyet Başsavcılığı'nın Artuklu Üniversitesi'nde yürüttüğü yolsuzluk operasyonu kapsamında gözaltına alındıktan sonra adli kontrol şartıyla serbest bırakılan Rektör Yardımcısı ve Yaşayan Diller Enstitüsü Müdürü Prof. Dr. Kadri Yıldırım, basın açıklaması düzenledi.
18 Kasım’da gözaltına alındığını ve 22 Kasım’da serbest bırakıldığını hatırlatan Yıldırım, “Medyada ve kamuoyunda bu gözaltıyla ilgili farklı değerlendirme ve algılamalar sizi ve kamuoyumuzu bilgilendirme gereğini ortaya çıkardığı için bugün bir aradayız. Bu açıklamam aynı zamanda gözaltına alınmamla ilgili merak edilen, medyada değerlendirilen ve bana da sorulan bazı önemli sorulara cevap niteliğinde olacaktır.” dedi.
İşte Yıldırım'ın yaptığı açıklamanın tam metni:
"Değerli
basın mensupları,
Bilindiği
gibi 18 Kasım 2014 tarihinde gözaltına alındım ve 22 Kasım 2014 tarihinde serbest
bırakıldım. Medyada ve kamuoyunda bu gözaltıyla ilgili farklı değerlendirme ve
algılamalar sizi ve kamuoyumuzu bilgilendirme gereğini ortaya çıkardığı için
bugün bir aradayız. Bu açıklamam aynı zamanda gözaltına alınmamla ilgili merak
edilen, medyada değerlendirilen ve bana da sorulan bazı önemli sorulara cevap
niteliğinde olacaktır.


Fiziki
işkence görüp görmediğim soruluyor. Hayır,
böyle bir şey olmadı. Kaldığımız nezarethanenin küçük odalarında beşer altışar
kişilik kaldık. Yere bir battaniye serildi, onun üstüne uzandım Üstüme de bir
battaniye çektim ve ceketimi yastık olarak kullandım. Tabi yine de bunları
bulduğuma şükrettim! Çünkü Filistinli ve Kobnêli kardeşlerim bunu da bulamıyorlar.  


Gözaltının
Kürdolojini misyon ve vizyonuyla ve merkez Ankara ile ilişkisi var mı? 
Bu
konuda özetle şunu söylemek istiyorum:
Merkezin
tepesindekileri ayrı; durumdan vazife çıkarmak isteyip bazı rapor ve ihbarlarla
merkezi aleyhimize çevirmek isteyen klikleri ayrı tutmak lazımdır. 
Eş güdüm içerisinde olabilecek bu klikler kimler
olabilir? Birincisi üniversitenin içinden bir grup, ikincisi emniyetin
içerisinde temizlenmesi gereken bir grup, üçüncüsü Ankara’da emniyet YÖK ve
diğer bazı kurumlardaki statükocu bir grup, dördüncüsü de bunların evirip
çevirdiklerini sayfalarına taşıyan ve benimle görüşme zahmetine katlanmayan bir
iki yerel medya. Bunlar bir takım rapor ve ihbarnamelerle kendi kafalarına göre
merkezi etkilemeye çalışıyorlar. Oysa geçen yılki beş yüz kişilik mezuniyet
törenimizde hem dönemin başbakanı Sayın Erdoğan'ın hem de Sayın Emine Ayna’nın
kutlama mesajları birden okunmuş ve birden alkışlanmış; böylece  iktidar ve muhalefetin takdirini birden
kazanmıştır. Demokratik açılımın ilk somut örneği olan ve çatışmalı bir süreçte
kurulan Kürdoloji birimimiz dört yıllık gayretlerinin sonucunda kadrolu öğretim
elemanı sayısını 50’ye çıkarmış; bin küsur yüksek lisans öğrencisini mezun
etmiş; Milli Eğitim Bakanlığına bağlı ortaokullarda seçmeli olarak okutulan
Kürtçenin ders kitaplarını hazırlamış; bu dersi okutmak üzere bin küsur yüksek
lisans öğrencisini eğitip donatmış;  bu
mezunların  kadrolu Kürtçe öğretmeni
olarak atanması için Milli Eğitin Bakanlığının kapısında günlerce beklemiş ve
beni gören bakanlık yetkililerine “arkadaşlar saklanın yine Kadri Hoca geldi,
bizden söz almadan Mardin’e dönmez” dedirterek sembolik de olsa birkaç
mezunumuzun kadrolu Kürtçe öğretmeni olarak atanmasını sağlamış; bunu sağlamak
için o zamanki gösterdiği başarılarla çözüm sürecine en ciddi katkılardan
birini sunmuş ve böylece geçen yıl Mardin’e gelen o günkü başbakanımız Sayın
Erdoğan’a “Mardin Artuklu Üniversitesi Kürdoloji Biriminde yapılanlar başlı
başına bir devrimdir” dedirtmeyi başarmış ve bu yılki cumhurbaşkanlığı
propaganda turunun Mardin ayağında da beş dakikalık övgülerine mazhar olmuştur.
Kürdoloji birimimiz attığı adımlarda kimsenin arka bahçesi olmadığını, sadece
Kürt halkının dil, edebiyat ve kimliğinin arka bahçesi olmaya azami gayret
gösteren Kürdoloji birimimiz ne iktidarın ne de herhangi bir muhalefetin arka
bahçesi olmadığını göstermiş; yeri geldiğinde hem iktidarı hem de muhalefeti
eleştirmekten çekinmemiş; barış sürecinin iktidarla muhalefetin ortak bir ürünü
olduğuna ve ancak bu ortaklık korunarak bu sürecin devam edeceğine inanmış ve
sürecin başarıya ulaşması için elini taşın altına sokmuş, hayatını da ortaya
koymuştur. 


 


Göz
altına alındığımı internetten öğrendim. 
Şöyle ki: 18 Kasım günü sabah namazını kıldıktan sonra beş yüz sayfalık “Rojava
ve Suriye Kürtleri Tarihi” adlı çalışmamın Kobanê ile ilgili 80 sayfalık
kısmından biraz yazdıktan sonra internete baktım ve bir sitede “Mardin Artuklu
Üniversitesi Rektör Yardımcısı ve Kürdoloji Müdürü Prof. Dr. Kadri Yıldırım
örgüt kurmaktan, örgüte üye olmaktan, ihaleye fesat karıştırmaktan,
yolsuzluktan ve zimmetten gözaltına alındı”.  (Ben neymişim be abi!) Böylece dünya tarihinde
ilk kez bir insan göz altına alınacağı saatten birkaç saat önce göz altına
alınacağını öğreniyor. Bir de diyorlar ki Türkiye’de teknoloji geridir.
Külliyen yalan! Hangi ülkenin teknolojisi bir vatandaşa birkaç saat sonra ne
olacağını bildirebilecek kadar ilerlemiş! Hangi ülkenin teknolojisi birkaç saat
sonra başlayacak olan bir operasyonda size gözaltına alınacağını haber
verebilecek kadar çağını aşabilmiştir!


Sekreterim
Hanefi GÜLTEKİN’in emniyette gece saat ikide verdiği ifade birkaç saat sonra
mahalli basında çıkmış ve üzerinden spekülasyonlar yapılarak ulusal basına da
servis edilmiştir. (Hanifi Hoca’ya
söz hakkı)


Eğer
hakkımda açılacak bir soruşturma gereği varsa bunu üniversitem idari olarak
yapmalıydı. Kanunlar bu yönde açık ve
amirdir. Ama avukatlarımın bütün uyarılarına rağmen bu dikkate alınmadı ve
sağlık problemlerimi gösteren rapor ve belgelere rağmen bu yöndeki
dilekçelerimiz reddedildi. Yani operasyon yanlış başladı, yanlış devam etti;
ama sonucu doğru oldu.


Gizli
tanık veya tanıkların İtibarsızlaştırma hevesleri kursaklarında kaldı. Çünkü Hakk’ın gücü ve halkın gücü bütünleşti ve
halkımız şimdiye kada5r olmadığı ölçüde meseleye sahip çıktı ve Kürdolojinin
gücüne güç kattı.


 Bizi
eleştirenler bunu gelip yüzümüze yapsınlar, basınları yoluyla bize hakaret
etmesinler. Hz. Ömer ücretli bir
eleştirmen tutarak kendisini izlemesini ve artılarıyla beraber eksilerini de
kaydedip akşamleyin rapor vermesi talimatı vermiştir. Ben de diyorum ki: Ey bir
kısım medya, sendika ve dernek mensupları! Gelin bu üniversitenin geleceğini
birlikte sohbet edelim; eleştirilerinizi çayımı içerek yapın ben de not alayım.
Eksikler ancak bu şekilde tamamlanır. Buyurun gelin! Bu bir davet ve çağrıdır!


Kürdolojiye
haksız yere adam sokmaya izin vermeyişim: 500 öğrenci için açtığımız programın ilanına başvuran adaylarla ilgili
milletvekilleri bana fakslar gönderip isim listelerini verdiler. Aynı
siparişleri değişik cemaat, tarikat, sendika ve dernekler de verdiler. Hesapladım
sayı 500’ü aşıyordu. Sınav günü öğrencileri topladım, durumu izah ettim ve
bütün o sipariş listelerini yırtıp çöpe attım. Keşke atmayıp bugün size birer
belge olarak sunsaydım. Neyse, bu siparişler yerine getirilmediği için
saldırıya geçtiler ve benim aldığım 500 kişiden 480 kişinin PKK sempatizanı
olduğunu yayıp bu yönde bazı rapor ve ihbarnameleri YÖK’e, MEB’e, İçişleri
Bakanlığı’na, Cumhurbaşkanına ve Başbakana ilettiler. YÖK’ten soruşturmacılar
geldi beni sorguya aldılar. Oysa o sıralar çatışmalı bir süreçten geçiyorduk ve
BDP çevresi bizim bu programı protesto ediyor ve kendilerine yakın olan
elemanlara bu programa müracaat etmemeleri yönünde uyarıyordu. Yani bize liste
vermeyen tek taraf BDP çevresiydi. Zaten aldığımız bu elemanlar arasında sınavı
başaran her kesimden insanlar vardır. Demek ki mesele farklıdır.


Said-i
Nursi, Zehra Üniversitesi, Kürtçe eğitim ve delilik raporu. Said-i Nursi Kürdistan’da Medrsetüzzehra adıyla bir
üniversite kurmak istedi ve bu üniversitede Türkçe ve Arapçayla birlikte
Kürtçeyi de anadille eğitim çerçevesinde öğretilmesini istedi. Fakat Sultan
Abdülhamit tarafından “delilik”le suçlandı ve hakkında sahte bir delilik raporu
düzenlenmek üzere tımarhaneye atıldı. Yani talep Kürtçe eğitim; soruşturma ise
deliliğini ispat etmeye çalışmak. Benimki de öyle: Talebimiz barış sürecine
Kürtçe eğitim ile katkıda bulunmak; gizli tanık veya tanıkların yapmaya
çalıştıkları ise bunu gölgelemek için soruşturmanın yönünü örgüt kurmak,
ihaleye fesat karıştırmak, yolsuzluk ve zimmete bulaşmak gibi ithamlarla ilgili
makamları yanıltmak. Ama emniyet ve yargı bunu yutmadı; iyi ki de yutmadı.


 Gözaltında
en çok üzüldüğüm nokta. En çok
üzüldüğüm şey 500-600 sayfalık Rojava kitabımın tamamlanmadan gözaltına
alınışımdı. Çünkü yılbaşında bu kitabı bastıracağım inşallah. Ne olur ne olmaz
elimi çabuk tutmalıyım.  


Teşekkür: Bu meselede bizi
destekleyen halkımıza, eleştiri ve önerlerini sunan bütün kurum ve şahsiyetlere,
iktidar ve muhalefet milletvekillerine teşekkür ederim. Barış ve kardeşlik
kazanacaktır!"

---
Kaynak: [Mardin Life](https://www.mardinlife.com/gundem/prof-kadri-yildirim-gozalti-sureci-ve-operasyonu-degerlendirdi)