# Tüm çıplaklığıyla Uluedere gerçeği

> Örgüt, Irak tarafından Türkiye'ye mayın ve mühimmat sokmak için bölgeyi geçiş üssü olarak kullanırken, kendilerini ticaret erbabı olarak gören köylülerde, sınırı sıkça kullanıyorlar.

- Kaynak: Mardin Life
- URL: https://www.mardinlife.com/gundem/tum-ciplakligiyla-uluedere-gercegi
- Dil: tr-TR
- Yayın tarihi: 2012-01-04T19:59:45+02:00
- Güncelleme: 2012-01-04T19:59:45+02:00
- Yazar: Mardin Life
- Kategori: GÜNDEM
- Görsel: https://cdn.mardinlife.com/2012/01/tum-ciplakligiyla-uluedere-gercegi-3551.jpg

Türkiye-Irak sınır bölgesinde 35 vatandaşın ölümüyle 
sonuçlanan hava operasyonunun ardından dikkatler olayın geçtiği 
Şırnak'ın Uludere ilçesi ve köylerine çevrildi. Türkiye'nin sınırında 
bulunan ve coğrafi şartları nedeniyle istisnai bir konuma sahip olan 
Uludere, Irak sınırından 20 kilometre içerde bulunuyor. Köylerinin büyük
 bir bölümü Irak sınırında olan Uludere'nin, sarp ve derin vadilerden 
oluşan yapısı, zamanla sınırda kontrolsüz bölgelerin oluşmasına neden 
olduğu bir gerçek. 
Hava operasyonlarında ölen Encü ailesinden gençlerin 
köyü olan Gülyazı ve Ortasu köylerinden Taşdelen köyüne kadarki sınır 
hattı, Uludere'nin kontrolü zor olan sınır bölgesini oluşturuyor. 
Gülyazı ve Taşdelen'e kadar uzanan bölgede köylerin bazı mahalleleri ya 
da evlerin sınırın Irak tarafında bulunuyor. Aslında haritada sınır gibi
 gözükse de orada yaşayanlar için pekte öyle değil. Sadece kaçakçılık 
maksatlı değil, düğün-dernek, cenaze birçok olayda iki taraflı geçişlere
 sıkça rastlamak mümkün. Asıl sorun bölgeden iyi niyetli giriş çıkışlar 
değil. Kaçakçılık maksatlı sınır ihlalleri ile PKK'nın geçişleri en 
önemli sorun. Terör örgütü, Irak tarafından Türkiye'ye mayın ve mühimmat
 sokmak için bölgeyi geçiş üssü olarak kullanırken, kendilerini ticaret 
erbabı olarak gören köylülerde, sınırı sıkça kullanıyorlar. 

 ULUDERE SINIRINDA KONTROLSÜZ BÖLGE

Sınırın
 özelliğine gelince, Türkiye'nin Suriye sınırına nazaran Irak sınırı 
sarp ve kayalık alanlardan oluşuyor. Düz olan Suriye sınırında her türlü
 kontrol noktasını ve önlemini görmek mümkün. Arazi düz olunca kontrolü 
de kolay oluyor. Suriye sınırında kontrol ne kadar kolaysa Irak 
sınırında da bir o kadar zor. En zor bölümü de PKK'nın ve sınır ticareti
 yapan köylülerinde çok hoşuna giden Uludere bölgesi oluşturuyor. Irak 
sınırında kontrole kapalı olan kısımlardan birini oluşturan Uludere 
hattında yaşanan karmaşa ne yazık ki sonunda operasyon kazasını da 
beraberinde getirdi. Hava operasyonunda hayatını kaybeden Encü ailesinin
 fertlerinin bulunduğu Gülyazı ve Ortasu'dan başlayan sınır hattına 
bakacak olursak, sınır Çukurca'ya kadar benzer özellikte devam ediyor. 
Gülyazı, Ortasu, Yemişi köyü, Yekmal Köyü, Habur 2 Mezrası, Andaç Köyü, 
Ortaköy'i kapsayacak şekilde uzayan Uludere'nin kontrolü zor sınır hattı
 Taşdelen'de son buluyor. Andaç köyünü birkaç yıl önce Süleymani'yenin 
karşılığı olarak korucuların bir ABD'li komutana çuval geçirme 
hadisesinden hatırlarsınız. Yeri gelmişken bu köylerin tamamı neredeyse 
korucu köyü olarak biliniyor. Yani sınır hattında bunlar PKK'ya karşı 
birer korucu karakolları şeklinde sıralanıyor. Bundan sonrası ise 
Çukurca'nın başladığı nokta. Gülyazı-Taşdelen hattında özellikle kış 
aylarında, sınır ihlalleri sıkça oluyor. Çünkü diğer bölgelere nazaran 
sınırda, tel örgü ve aydınlatma yok. Devriye yolu da bulunmuyor. 
Önleyici tedbir anlamında başka bölgelerde rastlanan mayın tarlası da 
yer almıyor. Tüm bu durumlar tabiî ki sınır ihlallerini de hat safhaya 
çıkartıyor. 

 ULUDERE HEP HEDEFTE OLDU

Bilindiği
 üzere 1970'lerin sonunda kurulan PKK, terör örgütü olarak Güneydoğu'da 
silahlı eylemlerinin startını 1983-1984 yıllarında verdi. Bölgenin 
Irak'a açılan kapısı konumundaki Uludere ise hep bölücü terör örgütünün 
hedefinde yer aldı. Uluderelilerin teröre geçit vermediği bölgede, PKK 
köylere ve karakollara baskınlar düzenleyerek ilçe halkının direncini 
kırmaya çalıştı. Terör örgütü PKK'nın Uludere'yi önemsemesinin en büyük 
nedenini Irak'a açılan kapı olması. O yıllarda da Irak, İran ile 
savaştığı için Türkiye sınırında bir etkisi yoktu. Hep yönetim 
boşluğunun yaşandığı Irak, PKK için o zamandan bu zamana hep bir kaçış 
ülkesi oldu. PKK, Irak'ın kuzeyini sadece kaçmak ve sığınmak için değil 
zamanla en önemli örgüt üssü haline getirdi. Ancak PKK bir türlü 
Uludere'de tutunamadı. Tutunamayıp da dışlanınca intikam için sürekli 
köylere saldırdı örgüt. Uludere halkını yanına çekemeyeceğini anlayan 
PKK, 1986 yılında kanlı yüzünü göstermeye başladı. Örgüt, Uludere 
bölgesinin en önemli askeri unsuru olan tabur komutanlığını basarak, 
tabur komutanı da dahil 11 askeri şehit etti. Örgüt saldırılarında hem 
devletin gücünü kırmaya hem de bölge halkını sindirmeye çalıştı. Arda 
arda yaptığı karakol baskınlarının yanı sıra köyleri de ateşe vermekten 
kaçınmadı. Uludere'nin sınır hattının en uç noktasında yer alan Taşdelen
 köyünde de 1990'lı yılların başında 30 köylüyü katletmesi halen bölge 
halkının hafızalarında canlılığını koruyor. Taşdelen'in baskın yemesinin
 nedeni sadece örgüte destek vermemesi değil, aynı zamanda bir korucu 
köyü olmasından kaynaklanıyor. Örgüt karakol baskınları düzenleyerek 
devletin bölgeden elini çekmesi için yoğun uğraş verdi. Diğer taraftan 
da köylere de saldırılarda bulunarak Uluderelilerin devletin yanında 
değil örgütün yanında yer alması için yoğun bir çabaya girdi. Ama tüm 
bunların aksine Uludere'nin büyük bir bölümü ve sınır hattındaki köyler 
teröre prim vermedi. 
 
 ÇUKURCA GEÇİT VERDİ ULUDERE VERMEDİ

Örgütün
 bölgede yaklaşık 25 yıldır yoğun bir uğraş vermesinin nedeni, 
Çukurca'da zamanla sağladığı etkinliği Uludere'de elde edebilmek. 
Sınırın Irak tarafında olduğu gibi Türkiye tarafında da at koşturmak 
istiyor. Şırnak'ın birbirine komşu iki ilçesi Çukurca ve Uludere'nin 
birbirine çok benzeyen sınır hatları, devlet tarafından kontrolü zor 
olduğu için malum örgütün hep iştahını kabartıyor. O yüzden örgüt, her 
iki bölgeyi de çok önemsiyor. Örgütün Güneydoğu illerine yönelik 
saldırılarında, Çukurca ve Uludere sınırı can damarını oluşturuyor. 
Sevkiyatı hep buralardan gerçekleştiriyor ve bölgeye açılan kapılar 
olarak görüyor bu ilçeleri. Çukurca ile Uludere ilçe sınırlarına gelecek
 olursak, iki ilçeyi birbirinden Habur-2 çayı ayırıyor. Çayın Uludere 
tarafında kalan Goyan aşireti, örgüte hiç bir zaman destek vermedi. 
Çukurca tarafında kalan kısımda ise sınırın öbür tarafında kalan Ore 
kampından Ortaköy'e düzenlenen kanlı eylemlerle nispeten örgütün lehine 
durumlar oluşmuş. Çukurca'yı biraz daha irdeleyecek olursak bu ilçeye 
bağlı Ortaköy, aynı zamanda Beytüşşebab'a açılan bir güzerhah konumunda.
 Örgütün bu güzergahı yıllarca kullandığı bir gerçek. Bu nedenle, 
Çukurca'da bir çok kanlı eyleme imza attı. Ancak Uludere, Çukurca'nın 
aksine etkili olduğu bir ilçe hiç bir zaman olmadı. Uludere'de de kanlı 
eylemler oldu ancak sadece askere yönelik değil köylülerde hep bundan 
nasibini aldı. Bu ilçe sınırlarından yurda silah sokan terör örgütü 
karakol ve köylere baskın düzenlerken, yine soktuğu mayın ve patlayıcı 
maddelerle de askerliği birliklere mayınlı tuzaklar kurdu. Çukurca'da 
bir çok mayınlı saldırı gerçekleşti ve onlarca asker ile korucu bu 
saldırılarda şehit oldu. Şu ana kadar bilmem kaçıncı Çukurca saldırısı 
gerçekleşti. En son Ankaralı Binbaşı Yavuz Başayar'ın komuta ettiği 
birliğin başına gelenler hala hafızalarda. Hainler sadece Binbaşı ve 
askerlerini şehit etmekle kalmamış bir de bunları kameraya çekerek 
internette paylaşmıştı. Neyse ki bu kanlı eylemleri görüntüleyen örgüt 
elemanları kameramanları ile birlikte geçtiğimiz günlerde etkisiz hale 
getirildi. Bundan sonraki süreçte ne askerin yaptığı kaza operasyonları 
olsun nede örgütün kendisi açısından kamerayla çekmeye değer göreceği 
kanlı eylemlerine fırsat verilsin.
 
 KORUCU KÖYLERİ SINIR KARAKOLU OLDU

Uludere'nin
 yapısına gelince….Maalesef böylesi yerler değerlendirirken ‘'teröre 
geçit veriniyor mu'' ölçeğinde bakmak zorunda kalınıyor. Umarım bu bakış
 açısı da terör belası da ortadan kalkar. Uludere'ye gelince özellikle 
ilçenin sınır köylerinde devlet ile halk hep el ele olmuş. Terörün 
ortaya çıkmasıyla birlikte kendiliğinden mücadeleye başlayan ve 
silahlanan köyler, silahlarını ilk zamanlar Kuzey Irak'taki Mesut 
Barzani güçlerinden temin ettiği biliniyor. Her hangi bir yönlendirmeye 
gerek kalmadan kendiliğinden teröre karşı harekete geçen Uludere sınır 
köyleri zamanla koruculuk sisteminin gelmesiyle birlikte sisteme entegre
 oldu. Pek çok köyde onlarca korucu bulunması da bu yüzden. PKK'ya geçit
 vermeyen köyler, zamanla birer korucu köyü adı altında doğal bir sınır 
karakoluna dönüştüler. Uludere sınır hattını devlet adına tutan 
köylüler, devlet ile irtibatını koruculuk sistemine adapte olarak 
sağladı. Bölgeye tayin olan komutanlar ve memurlar ile köylülerle içli 
dışlı oldular. Bunları orada görev yapanlar anlatıyor. Acının yaşandığı 
Gülyazı köyündeki okulun yapımında bölgedeki tabur komutanlığı öncülük 
yapmış. Komutanlar ve başka devlet görevlileri, yer aldıkları 
cenazelerde, düğünlerde, aşiret yemeklerinde, sünnet şölenlerinde baş 
tacı yapılmışlar. Onlarda bölge halkının sevincini de acısını da hep 
paylaşan olmuşlar. 

 
 TERÖR, ULUDERE'NİN GEÇİM KAYNAĞI ARICILIK VE KOYUN YETİŞTİRİCİLİĞİNİ BİTİRDİ

Terör
 olayların başlamasıyla birlikte literatüre giren ve düne kadar devam 
eden olağanüstü hal uygulamaları ve bunun günümüze kadar uzantısı 
durumunda olan geçici güvenlik bölgeleri….Terörün bir sonucu olarak 
özellikle de yayların geçici güvenlik bölgesi kapsamına alınması Uludere
 ve sınır köylerinde başta arıcılık olmak üzere küçükbaş hayvancılığı da
 bitirdi. Korucu köyleri birer karakol gibi görev yaptığı için köylerde 
iş tutan vatandaşlar, zamanla yaptıkları görevden ötürü köylerini terk 
edemez hale de geldiler. Bu tür uygulamalar olmasa bile, eli iş tutan 
köylüler korucu oldukları için ve görev yerlerini terk edemediklerinden 
yaylalara da çıkacak kimse kalmadı. Yaylaların teröre bağlı geçici 
güvenlik bölgesi oluşturulmasıyla tükenmesi ve köylülerinde koruculuk 
nedeniyle köy dışına çıkamaması üzerine arıcılık ve koyun 
yetiştiriciliği bölgede tükendi. Şırnak'ta 20 yıl öncesine kadar koyun 
sayısının 7 milyon olduğunu hesaba kattığınızda Uludere için koyunun 
önemi bir kez daha ortaya çıkıyor. Terör nedeniyle sona eren arıcılık ve
 koyun yetiştiriciliğinin yerinde ise maalesef kaçakçılık daha çok kök 
saldı. Korucular köyün dışına çıkamayınca bu işte köyün gençlerine 
düştü. Yine Uludere faciasına dönecek olursak Güzyalı ve Ortasu 
köylerinden hayatını kaybedenlerin çoğunun 15-30 yaş arasında olması da 
buna dayanıyor. 

 HAYVANCILIK BİTİNCE KATIR TAŞIMACILIĞI GEÇİM KAYNAĞI OLDU

Bölgede
 hayvancılığın bitmesiyle birlikte sınır köyleri, kendi tabirleri ile 
sınır ticareti mevzuata göre ise kaçakçılığı başlattılar. Zaten köylerin
 bir kısmı Irak tarafında kaldığı için yoğun olarak sınırdan giriş çıkış
 yapan köylüler için bu durum hiç de güç olmadı. Koruculuğun yanında 
bazı aileler için sınır ticareti zamanla en önemli geçim kaynağı oldu. 
''Sınırda yaşanan kaçakçılığı'' köylüler hiç bir zaman bir yasadışı 
faaliyet olarak görmedi. Tıpkı gurbetçilerin Almanya dönüşü bavullarını 
doldurup yurda gelmeleri gibi, sınır köylerinde yaşayanlarda Irak 
tarafına geçtiklerinde katırların üzerini kaçak mallarla doldurup yurda 
soktular. Bunu yıllarca yapıp duran köylüler, olayı bir kaçakçılık 
faaliyetinden çok, durumu sınır ticareti olarak kanıksadılar. Güvenlik 
güçleri ise, terörün kıskacında olan ancak devlete sırtını dönmeyen bu 
ailelerin yaptığı bu işi görmezden geldi. 15 yıllık süreçte, Kuzey Irak 
tarafından yasadışı yollarla şeker, çay, mazot, sigara, benzin getiren 
köylülerin vatandaşların bunu kendilerine bir hak olarak görmelerinden 
kaynaklanıyor. Hem yaşadıkları yerin şartları hem de devlet yanlısı 
olduklarından dolayı örgütün hedefi olan bu yerlerde yaşayanlar için 
yaptıkları iş kaçakçılık bir sınır ticareti olmuş, suç olarak 
görülmemiş… 

 SINIR TİCARETİ YA DA KAÇAKÇILIK PKK'NIN TRUVA ATI OLDU

Baskın
 ve baskılarla bölgeyi ele geçiremeyen PKK, hep arayış içinde oldu. Ve 
zamanla çareyi kaçakçılık olayına el atmakta buldu. Irak sınırında 
yönetim boşluğu yaşanması nedeniyle komşu ülkenin sınıra yakın bölgesini
 etkisi altına alan eli kanlı terör, kurduğu sistemle sınırın Irak 
tarafında kaçakçılığın sözde yasasını oluşturdu. Zaten o tarafta adı son
 dönemde sıkça gündeme gelen Bahoz kod adlı Feyman Hüseyin'in 
liderliğindeki örgütün Haftanin kampı bulunuyor. İşte; Türkiye'nin sınır
 köylerinden Irak'a geçen gençler burada PKK gerçeği ile karşı karşıya 
kaldılar. Yıllarca dedelerinin ve babalarının silahla karşılık verdiği 
terörün etki alanında kendilerini bulan gençlere, örgüt kaçakçılık 
vergisi adı altında gücünü gösterdi. Sınırın öbür tarafında ne 
Türkiye'yi ne de Irak yönetimini gören bu gençler zamanla PKK'yı daha da
 yakından tanıdı. Karşılarından kendilerinden yaptıkları işin 
karşılığında vergi alan ve kayıt tutan bir sistem vardı. Bu sistemin 
mimarı da örgüttü. Uludere'ye nüfus edemeyen PKK için kaçakçılık olayı 
bir fırsattı. Bu fırsatı da iyi kullandı. PKK, yasadışı yollarla yapılan
 sınır ticaretini bir truva atı gibi kullanarak katır sırtlarında 
kaçakçılık yapan gençler üzerinden örgüt ideolojisini bölgeye sokmakta 
gecikmedi. İdeolojisini sokan örgüt için sıra bizzat bölgeye girmek 
gelmişti ki…İşte tam da burada Uludere faciası bir anda işleri 
hızlandırdı…Tabii temennimiz bunun böyle olmaması….

 ULUDERE OLAYINI ÖRGÜT FIRSATA ÇEVİRME PEŞİNDE

Sınır
 köylerinde yaşayan gençlere kaçakçılık olayı üzerinden propaganda 
yöntemiyle ideolojisini pompalayan örgüt, şimdi de Uludere'de 35 kişinin
 ölümünü fırsata çevirmek için adım atıyor. Cenazelerde tabutların PKK 
bayrağına sarılması örgüt için sembolik anlam dışında bir öneme sahip. 
PKK, yıllarca Türk bayrağının dışında bir bayrağın dalgalanmadığı 
bölgede tabuta sarılı bayraklar üzerinden, ''devlet yok ben varım'' 
mesajını verme çabası içinde. Ancak bu çaba erken fark edildi. Başbakan 
Recep Tayyip Erdoğan'ın talimatıyla bakanlar köylere taziyeye gittiler. 
Bu durum devletin buraları kimseye bırakmayacağının bir işareti oldu. 
Bakanlardan oluşan heyet, eğer tabur komutanlığından çıkmayıp ta taziye 
ziyaretine gitmemiş olsaydı, PKK'nın ekmeğine yağ sürülmüş olunacaktı. 
Bakanların bölgeye gitmesi ve köylülerin metanet dolu açıklamaları bir 
yerde örgütün şeytani oyununu bozdu. Ancak yinede PKK boş durmamakta 
kararlı olduğunu gösterdi. KCK ve BDP sözcüleri üzerinden, ''Yıllarca 
devlete destek verdiniz de ne oldu. Gelip sizin evlatlarınıza bomba 
yağdırdılar. Ve bunu neden şimdi yaptılar bir düşünün'' diye propaganda 
faaliyetlerini bütün hızıyla sürdürdükleri gelen haberler arasında. 
Ancak bölge halkı mesajını kaymakam olayında net bir şekilde verdi. 
Halk, BDP'lilerin kışkırtmasıyla KCK'lıların taziye çadırında darp 
ettiği Uludere Kaymakamı Naif Yavuz'a sahip çıkarak bir kez daha 
tarafını gösterdi. Gülyazı'da köyün ileri gelenlerinden Alihan Özhan'ın 
Başbakan'a ‘'milletimizin başı sağ olsun'' demesi de; darp edilen 
kaymakamın, ‘'bunu yapanlar buralı değil, ben Uludere'de görev yapmaya 
devam edeceğim'' demesini de anlayan anlamıştır her halde. 

 ÇARE, SINIR TİCARETİNİN DEVLET ELİYLE YASALLAŞTIRILMASI

Peki
 şu anda neler yapılması gerekiyor. Elbette 35 can geri gelmeyecek. 
Ancak yinede devletin yapması gerekenler var. En kısa sürede yaraların 
sarılması gerekiyor. Hata yaptık açıklamalarının yanı sıra açılan 
soruşturmanın ciddiyetler yürütülmesi, özür ve tazminat konuları çok 
önemli. Başbakan'da bunun işaretini verdi. Başbakan Erdoğan kendisi 
güvence verdi; gerekenin yapılacağını ve oradakileri birer emanet olarak
 gördüklerini bizzat acılı ailelere söyledi. Aslında sorunların çözümünü
 bölgede bizzat görev yapanların ağzından aktarmak en doğrusu…Bunlardan 
biri olan emekli Jandarma Yarbay Atılgan Çoşkun, Uludere gerçeğini bakın
 nasıl özetliyor: ''Ben Uludere'de görev yaptım. Orada yıllarca PKK'ya 
geçit vermeyen bir halk var. Zamanla koruculuk sistemine entegre olan 
halkın bir ikinci geçim kaynağı ise hayvancılık ve arıcılık. Ancak terör
 belası hayvancılığı ve arıcılığı bitirdi. Koruculuğu büyükler yapıyor. 
Onlar köylerini bir karakol görevlisi gibi savunduğu için dışarı 
çıkmıyorlar. Ancak gençler ise hayvancılığında ölmesiyle birlikte çareyi
 sınır ticaretinde buldu. Siz kaçakçılık diyebilirsiniz ancak onlar 
sınır ticareti diyor ve bunu hak görüyorlar. Çünkü ellerinde başka imkan
 yok. Bu ticaret ya da kaçakçılıkta sınırın öbür tarafında PKK olduğu 
için örgütün lehine dönüşebiliyor. Bölgeye giremeyen örgüt, kaçakçılık 
üzerinde Uludere'ye hakim olmaya çalışıyor. Son ölüm olaylarında da PKK 
ve BDP'nin orada çok öne çıkmasının nedeni bu. Uludere PKK için çok 
büyük öneme haiz. Yıllarca gözü burada oldu. Her şeyi denedi. Ama bölge 
halkı geçit vermedi. Şimdi ise planını tutturmak istiyor. Devlet buna 
müsaade etmemeli. Sınırda sistem kuran PKK'nın bu sistemi çökertilmeli. 
Devlet gerekirse sınır ticaretini orada legalleştirmeli. Tıpkı 1960'lı 
yıllarda olduğu gibi. Orada tam tersi bir ticaret söz konusuydu. Sonra 
yasaklandı. Şimdi oraya gümrük memurları koyarak köylerin bulunduğu bazı
 noktalardan ticareti başlatırsınız. Kayıt altına alırsınız. Böylelikle 
kim terörist kim kaçakçı, kim ticaret yapıyor, kim köylü ortaya çıkar.''


 Bölgede görev yapan bir başka isim emekli Albay Mithat Işık'ta benzer 
şeyler söylüyor. Işık'ta kaçakçılığa dayalı sınır ticaretinin 
engellenmesinden ziyade ıslahından yana…Bunun içinde gümrük noktaları 
oluşturulmasını istiyor. Emekli Albay Işık, "Devlet gerekirse buralara 
açacağı ve kar amacı gütmeyen KİT'lerle yeni iş kapıları açmalı buradaki
 insanlara" diye de ek bir öneri sunuyor. Işık'ın şu önerilerine de 
kulak vermekte fayda var; ‘'Kaçakçılığın önlenmesi ve örgüte etkisinin 
kesilmesi için birkaç yol var. Örneğin buralara gümrük kapıları 
açabilirsiniz. Uludere, Çukurca, Şemdinli gibi özellikle kaçakçılığın 
yoğun yapıldığı yerlere gümrük kapısı yapar ve buralardaki örgütün 
etkisini kesersiniz.'' İşte facia sonrası bir yönüyle anlamaya 
çalıştığımız Uludere gerçeği...

 
Kazım CANLAN/

---
Kaynak: [Mardin Life](https://www.mardinlife.com/gundem/tum-ciplakligiyla-uluedere-gercegi)