Abdurrahim Akdağ'dan Gündem Değerlendirmesi

Abdurrahim Akdağ'dan Gündem Değerlendirmesi
01 Nisan 2015 Çarşamba Saat 14:24 14

Mardin Life Gazetesi olarak AK Parti Mardin Milletvekili Abdurrahim Akdağ'la yaptığımız röportaj.

Öncelikle milletvekili olmadan önce gerek çalıştığınız kurumlarda gerekse de görev aldığınız sivil toplum örgütlerindeki gönüllü çalışmalarınızla herkesin gönlünde taht kuran bir milletvekili olarak 4 yıldır meclistesiniz. İnanıyorum ki bu süreçte en az bir bakan kadar ziyaretçi akınına uğradınız. Seçim bölgenizde geçirdiğiniz süre ile yaptığınız ziyaretlere baktığımızda ise haftanın en az 3 gününü Mardin’de geçirmiş oluyorsunuz. Bu anlamda milletvekilliği döneminiz ile ilgili değerlendirmenizi alabilir miyiz? Özellikle de milletvekili olmadan önce ve olduktan sonra karşılaştığınız sorunlar nelerdi?Topluma ve insanlığa hizmet etmenin farklı yolları, yöntemleri, alanları var. Siyaset biraz daha sıcak tonda hayatın içinde olma, toplumun genel gidişatına yön verme açısından etkin bir yerdir. Küçüklüğümden beri yönetme potansiyeli ile toplumun taleplerini örtüştürme açısında birtakım öngörülerim vardı. 32 yıllık memuriyet hayatı boyunca biraz daha dar alanda bu idealimi realize etmeye çalıştım. Ancak siyaset, gerek yasama gerek yürütme ve gerekse de denetim alanlarında hizmet etmenin zirvesidir. İktidar partisinin milletvekili olmak bu anlamda daha tayin edici bir aşamada olma imkânını sunuyor.
Gelecek tasavvuru olan vizyonunu ülkenin uzun vadeli planları ile örtüştürerek 2023, 2053, 2071 hedefleri olan bir siyasi kadronun içinde olmak dolayısı ile büyük düşünmeyi gerektiriyordu. Ancak bir şeyi dışarıdan istemekle içinde olmanın farklılığının olması doğaldır. Rabbime şükürler olsun seçim beyannamemizde halkımıza deklare ettiğimiz hususların çoğunu gerçekleştirme imkânını bulduk. Irak ve Suriye bağlamında bölgesel savaş ortamını yaşıyoruz. Tabiki bazen sosyal olaylar bazen siyasal olaylar bir takım projelerinizi ertelemenize neden oluyor. Ancak bir hayal kırıklığı değil benimki, siyasi bir aktör olarak Ak Partinin makro anlamda toplumun ve Mardin özelinde hayallerimi gerçekleştirebilen bir ortamında olmaktan da büyük bir mutluluk duyuyorum. İçinde bulunduğum komisyonlar ve gurup ortamında birçok hayalimin gerçeğe dönüştüğünü görmüş olmanın gönül huzurunu ve gururunu yaşıyorum.

3.5 yılınız doldu. Bu dördüncü yılınızda ben biraz daha Mardin, Kızıltepe bölge özelinde gerçekleştirmesini isteyip de gerçekleştiremediğiniz veya gerçekleştirdiğiniz projeleriniz nelerdir? Bazen insan kendi muhasebesini yapmak durumundadır. Biran ömrümün tükendiğini Rabbimin huzuruna çıktığımı ve bütün hayatım boyunca hesabımı vermekte olduğumu düşünüyorum. Milletvekili dönemindeki yetki ve imkânların çokluğundan dolayı ayrı bir hesapla karşılaşacağımı düşünerek kendi kendime şunu diyorum. Bir defa insanların hak ve hukuku noktasında çok duyarlı davrandık. Hiç kimsenin hakkını hiç kimsenin hukukunu çiğnemedik. Bu konudaki vicdanı muhasebemizi her zaman diri tuttuk. Burada siyaseti vicdan ile bağdaştıran siyasetçi kimliği ile davrandık. Diğeri toplumsal hukuk anlamında da insanlar arasında inanç, görüş, felsefi yaklaşım hatta siyasi tercihleri bağlamında da bir ayrım yapmanın doğru olmadığına inanmış biri olarak, inancımın gereğini yaptım.
Diyorum ki; Rabbimin huzuruna çıktığım anda şunu söyleyebileceğim. Ya Rabbi senin rızan için senin kitabının, Resulünün hayatının, Milli Eğitim müfredatına girmesi için çıkarılan kanunda ben de evet dedim. Bu belki benim milletvekilliğim boyunca 3,5 yıllık süre içerisinde kendime bir güvence, Allah’ın huzuruna çıkma anında yüzümün ak olması tüm diğer arkadaşlarımla birlikte en önemli en temel hizmet olarak görüyorum. İkincisi bölgemizde yıllarıdır süren bir kardeş kavgası var. İsterseniz bunun adına” Kürt sorunu” deyin, ister terör deyin, ister farklı bir isimle isimlendirin, ölen ve öldürülenlerin aynı toprağın insanı, aynı ülkenin vatandaşları, aynı iklimin hayata sunduğu değerler olduğu düşünüyor bununla ilgili bir şeylerin yapılması gerektiğini uzun yıllar beynimi meşgul ediyordu..
Siyasi kimliğimden önce bu konularda kafa yormuşluğum vardı. Bir takım raporlar yazmıştım. Hatta beni siyasete taşıyan temel faktör de buydu. Benim siyasetçilerle tanışmam bu zeminde oldu. Çözüm sürecinde dair hazırladığımız yazılar, raporlar vesilesi ile siyasetçilerle karşılaşma imkânı buldum. Parlamentoda milletvekili düzeyinde AK Parti milletvekilleri düzeyinde ilk defa rapor hazırlayan 5 kişilik ekibin içindeydim. Bunu genel merkezden talep etmeyi de Rabbim bize nasip etmişti. Bu konuda hazırladığımız rapor şuan yürürlükte olan çözüm süreci, çıkarılan toplumsal bütünleşmenin sağlanması ve terörün sona erdirilmesine dair yasanın ve bu yasanın uygulanması mekanizması ile ilgili yönetmenliğinde bir mukaddimesi oldu. Bugün anlıyoruz ki doğru iş yapmışız. Üç yıl önce sayın Başbakanımıza şuan ki Cumhurbaşkanımıza istişare ve toplantılarında defalarca bu konuda düşüncelerimi paylaştım.
Sadece bu iki husus benim vicdanı olarak, irfanı olarak, ahlaki olarak rahat olmam için çok önemli. Tabii sadece bunları yapmadık. Gerek bireysel işlerden, gerek altyapı hizmetlerinde özellikle eğitim ve sağlık altyapısında, su, kanalizasyon, yol, köprü yapımında 3,5 yılda iki döneme denk gelebilecek imkân üretme fırsatımız oldu.
Bize bu ödenekleri sağlayan, bize bu imkânları sağlayan bürokrasideki arkadaşlarımızın, bakanlarımızın bu konudaki yardımlarını burada takdir etmem gerekiyor.
Daha iyi nasıl hizmet edebiliriz? Hep bunu düşündük. Daha çok nasıl insanımıza ulaşabiliriz? Siyasetin üst seviyesinin ahlak ve vicdan olduğu ilkesini gözettik. Etki alanımızın siyasi olarak sorumlu olduğumuz coğrafyanın her noktası olduğu bilinci ile hareket ettik. “Kimsesizlerin kimsesi olmak” ilkesi siyasetimin odağından çıkmadı.
Bu da hem alanımızı genişletti hem de halkımız ile bütünleşmemizi sağladı. Aynı zamanda insanlarımızın nazarında itibar görmemizi sağladı. AK Partinin hizmet felsefesini bölgemizde, ilimizde bu anlamda realize etme imkânı bulduk. Bir de şunu gözettik; insanların yüksek değerlerine, ahlaki değerlerine hitap ettik.
AK Partinin bölgedeki görünürlüğünü en zor yerde ve en zor şartlarda sağlama sorumluluğunu yerine getirdik. Tabi fedakârlık gerektiriyordu. Mesai harcamayı, çaba harcamayı, kendi insan kaynağımızı, imkanlarımızı seferber etmemiz gerekiyordu. Bazen günümüze gecemize, bazen de gecemizi günümüzü katarak bu işi yapmanın gayreti içinde olduk. Ne gerekiyorsa biz onu yaptık. Zamanı daha nasıl iyi kullanabileceğimizi planladık. Bazen haftanın 3,5 gününü Ankara’da genel kurul, gurup ve İnsan Hakları ile Çevre komisyonu çalışmalarına katıldık, diğer 3,5 gününü de kendi seçim bölgemizde geçirdik.

Bölgemize özellikle seçim sürecinde halen feodal zihniyetin hâkim olduğu, aşiretsel bağların güçlü olduğu, cemaatsel birlikteliğini birlerini ortaya çıkardığı bir dönemde siz bunların dışında kendi kimliğinizle ön plana çıktınız, aday oldunuz ve o formatta bir propaganda yaptınız. Bu anlamda olmazsa olmazınız oldu mu hiç? Mesela kırmızı çizgileriniz nelerdi?Tabii siyasete girerken zor bir işe talip olduğumu biliyordum. 2002 seçimlerinde aileden ve çevremizden aday olmamız konusunda telkinler geldi. 2007 milletvekili seçiminde yine telkinler geldi. Her defasında bunu erteledik. Ancak 2011 Haziran seçimlerden artık bunu ertelememizin doğru olmadığını düşündük. Eğer toplumsal bir beklenti varsa, insanların sizden bir talebi varsa buna karşılık gelmek durumundasınız. Çünkü bu toplumun yetişmemizde çok büyük hizmeti ve büyük de emeği vardı. Biz buna bu şekilde baktık. Siyasetin limanını ahlak olarak gördük. Bu değerimizi de hiçbir şekilde pazarlık konusu yapmadık, hiçbir şekilde bunu aşındırmadık. Ahlaki siyaset yapılabileceğini adeta toplumun arzuladığı, aradığı, ama bir türlü bulamadığı bir siyasetçi profilini pratikte topluma gösterme imkânını Rabbim bize nasip etti. Özellikle bölgemizde gelecekte siyaset düşünenlerin bir “rol modeline” ihtiyaçlarının olduğu bilinciyle strateji geliştirdik.
Ne kadar şükretsem azdır. Tabii böyle bir tutumun, böyle bir tarzın zorluklarını da bilmiyor değildim. Çünkü siyaset kurumu bir vakıf değildir. Bir tarikat değil, bir dernek değil. Yüksek ahlaki değerlerle toplum bilinci ile Allah rızası için bunu yapan insanların yanında, kitle partisi olması hasebi ile farklı yaklaşım ve beklentileri olanlarında olduğunu biliyordum. Ancak iki yaklaşım arasında bir tercih yapmak durumundaydık. Ya bize güvenen, inanan, umut bağlayan ve bizim bilgimiz dışında bizim için seferber olan insanların umutlarını boşa çıkarmayacak ya da seçildikten sonra insanı öğüten bu değirmen bizi de öğütüp gidecekti. Biz tercihimizi insanlarımızın bize verdiği değer noktasında yaptık.
Önümüze çok zorluklar çıktı. İnsanların kendi şahsı çıkarlarında bizi engel görme durumunda birçok saldırıya maruz kaldık. İftira, itham, yalan, itibarsızlaştırma süreçlerini yaşadık. Ötekileştirip sonra hedef göstererek gerekirse bir saldırı ile karşı karşıya kalmaya kadar işi götürenler oldu. Fakat biz şuna inandık; Rabbim herkes için, her canlı için bir takdirde bulunmuş biz de genel takdirin içinde yaşadığımız bilinci ile hareket ettik. Zorluklara göğüs gerdik. Bu konuda dava bilinci olan vicdan sahibi olan arkadaşlarımın yardım ve desteğini gördüm.
Çünkü tarihin nesnesi değil öznesi olmak için hedef koyan bir ekiple, bir liderle birlikte olduğumu hiçbir zaman unutmadım. Bana duyulan bu güveni canım gibi aziz bildim. Bu arada sadece kendim hedef olmadım. Ailem, dostlarım da bu kapsamda bir takım ithamlara, iftiralara, saldırılara maruz kaldılar. Rehberimden aldığım tarih dersine göre; “bir elime güneşi bir elime ayı verselerdi yine de hıyanet edemezdim.”
Güvenimizi yitirmektense bulunduğumuz makamı yitirmeyi göze aldık. Bize duyulan güvenin aziz olduğunu mutlaka korunması gerektiği bilinci ile hareket ettik. Bu bilinç bize güç oldu, bizi ayakta dinç tuttu. Dolayısıyla geçen süreçle ilgili muhasebe yaparken doğru yaptığımızı, doğru yerde durduğumuzu, olmamız gereken bir aktivitenin içinde bulunduğumuzu memnuniyetle görüyorum.
Bu anlamda bize deseler ki artık size ihtiyaç kalmadı. Biz onu da memnuniyetle karşılayacağız, nasıl listeye adımız yazıldığını hoş karşıladıysak, hizmet süremizin bittiği bize deklere edilirse bunu da memnuniyetle karşılayacağız. Çünkü bizim dışımızda da bu hizmeti görebilecek bir neslin olduğunu, insan kaynağı potansiyelinin olduğunu biliyoruz. Ancak kendi süremiz kendi sürecimizle alakalı olarak yüz akı ile partimizin adı gibi ak başlayıp ak bitirmeyi hedefe koyduk. Bu konuda büyük bir mesafe kaydettik. Zorluklar da bazen insana mutluluk veriyor. Çünkü tarih boyunca insanlığın aradığı hak, adalet, vicdan gibi yüksek değerler bazen bedel ödemeyi gerektirir. Hz. Adem’den Resulullah’a (as) kadar ana akım, Habil çizgisi ve takipçileri tarihten bize mirastır. Bizim yönetimimizde bizim elimizle, bizim yanlışlarımızla zarar görmemesi tarih bilinci olanların gurur duyacağı, iftiharla yüklendiği büyük bir sorumluluktur. Bu imkânın bize sağlanmasını ilahi bir armağan olarak kabul ediyorum.


ÇÖZÜM SÜRECİ DEĞERLENDİRMESİ
Çözüm Sürecini konuşmanın bile riskli olduğu bir süreçte sizler il kongrenizde çıkıp çok iddialı ve cesaret isteyen bir konuşma yaptınız. O dönemde haftalarca konuşulan ve muhalefet tarafından adeta hedef tahtasına oturmanıza sebep olan ve birçoğu yeni yeni konuşulmaya cesaret edilen konuları sizler o gün gündeme getirmiştiniz. O güne geri dönersek, böyle bir konuşma yapma düşüncesi nerden çıkmıştı? 12 Haziran 2011 seçimlerinden sonra Mardin’de il başkanlığı değişikliği gündeme geldi. 12 Mayıs 2012 il kongresindeki konuşmamın üzerinde çalıştım, cümlelerimi titizlikle seçmek durumundaydım. Çünkü Türkiye’de resmi ideolojinin dayattığı resmi söylemin dışına çıkma hususundan bir iradem ve düşüncem vardı. Bunları birinin söylemesi gerektiğini düşünüyordum. “Bu kim olabilirdi?” diye düşünürken ben olmasam, ben söylemesem bu iş eksik kalır diye düşündüm. Çünkü nihayetinde Sayın Başbakanımız ve şu anki Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayip Erdoğan, 141 kişi içerisinde beni listeye dahil etmişti. Halkımız örgüt baskısının, şiddetin egemen olduğu en zor şartlarda, bazı maddi imkânların peşkeş çekildiği ortamlarda benden yana tercihlerini yapmışlardı. Benim ile ilgili büyük ümitleri vardı. Bu hususta günlerce düşündüm, söyleyip söylememe konusunda vicdanımla büyük bir muhasebenin içine girdim. Bir siyaset insanının risk alması gerektiği kanaatine vardım. Memleketimin en büyük problemini konuşamayacaksam neyi konuşacaktım. Yalnız yolların yapımından, köprülerden, barajlardan, hastanelerden ve okullardan söz eden klasik bir siyasetçi profili ile işi götüremezdim. Misyonuma yaraşır tavır içinde olmalıydım.
Arkasında kırk bin ölü bırakan bir hadise vardı. Milyonlarca maddi zarar vardı, dört bin beş yüz köyün boşalma durumu vardı. Öldürülmüş binlerce faili meçhul vardı ve bu cenazeler hala ortadaydı. Bu konuda radikal bir çözümün gündeme gelmesinin gerektiğini düşünüyordum. Siyasete girmeden önce de aynı kanaatteydim. Çözüm iradesinin ortaya konulduğu bir yol haritası olmalıydı. Şimdi Milletvekili olarak sorumluluk makamında, siyaseten bunu deklere etmeliydim.
12.08.2005 tarihinde Sayın Cumhurbaşkanımızın Diyarbakır konuşmasındaki “Kürt sorunu vardır ve bu sorun benim sorunumdur” tespiti ve tarihi değerlendirmesi işin doğrusu bana cesaret vermişti. Çünkü bu işin ancak kardeşlik ikliminde, büyük bir liderin cesaret edebileceği bir problem olduğunun bilincindeydim. Irkçılık gibi, sıfır maliyet maksimum getirisi olan bir konunun insanlarımıza daha çok büyük bedeller ödetebileceği korkusunu hep yaşıyordum. Bu konuda kendi seçim çevrem, Mardin’de partimizin en üst siyasi organizasyonu olan il kongresinde, toplumumla ve seçmenlerimin huzurunda paylaşmam gerektiğine karar verdim. Bunu orada açık ve net bir şekilde ifade ettik. Bir takım tepkiler olacağını bekliyordum. Ama işin doğrusu üç gün Ankara'nın siyasi gündemini belirleyeceğini tahmin etmemiştim. Daha sonra bu konuyu Sayın Başbakanın danışmanı bizzat arayarak sorması ve sonrasında bütün yetkililerimizin, gurubumuzun pozitif yaklaşımının olduğunu gördüm. Hatta bazı arkadaşlarımın, “bir Müslüman’a yakışan konuşma yaptın” telkinleri beni rahatlatmıştı. Doğal olarak muhalefet partilerinden farklı tepkiler geldi. Kimi “Başbakan kendisine açıklama yap demiştir yoksa bunu kendisinin yapması mümkün değildir”, Kürt iradesi üzerinde siyasi tekel oluşturan, zamanın BDP’sinde” Kürt sorunu ile ilgili yol haritası önermek ona mı kalmış” dediler. CHP’liler “bu BOP projesidir” dediler. Bunun yanında halktan, vicdan sahibi olan aydınlardan gelen pozitif tepkiler cesaretimi de arttırmış ve bu söylediğimin doğru olduğu hususundaki kanaati de pekiştirmişti.
Bir risk almıştım ama o tarihten bu güne gelen süreçte iyi ki bu riski aldım diyorum. Eğer bunun bedeli siyasi makamımızın feda edilmesi gerekiyor idi ise, bugün de aynı düşüncedeyim. Çok rahat ondan vazgeçebiliriz. Çünkü toplumsal konularda, bireysel çıkarların hiçbir ehemmiyeti yoktur. Benim burada siyasi kimliğim ve milletvekili kimliğim ile Ankara’da durmamın, bırakın binleri, kırk binleri yalnız bir insanın canı yanında hiçbir değeri yoktur. AK Parti Mardin Milletvekili siyasi kimliği ile o gün yaptığım bu konuşmanın doğru olduğunu, iyi ki de söyledim noktasındayım. Gerçekten de böyle bir iradeyi böyle bir cesareti göstermiş olmanın toplum nazarında ve Allah katında da kıymetinin olduğuna inanıyorum. Zamanın ruhu çıkışımızı doğrular niteliktedir.

O dönemlerde kamuoyunun yanında size destek veren birçok yazarlar olmuştu. Onlardan biri de bugün Başbakan yardımcılarından Yalçın Akdoğan’dı. O dönem yazıları ile sizin oradaki konuşmanızdan dolayı size yazısında destek vermişti. O zaman aranızda bir diyalog geçti mi hiç?Tabi hükümetin bir çalışması olduğunu biliyordum. Fakat bir takım topluma mal edilmiş hususların yanında henüz bir takım hazır olmayan hususların olduğunu tahmin etmek mümkündü. Sayın Akdoğan o gün, Sayın Başbakanımızın başdanışmanı olarak beni aramış ve “böyle bir konuşma olup olmadığını” sormuştu. Biraz eksik yansıdığını belirterek konuşma metnini kendisine göndermiştim. Bir sonraki görüşmemizde yüzde doksanına katıldığını beyan edince tabi ki mutlu olmuştum. Yalçın bey gibi entelektüel birikiminin yanında Sayın Başbakanımıza en yakın isimlerden olması bugün gelinen noktada çözüm süreci ile alakalı başbakan yardımcısı olması o günkü konuşmama ne kadar katılımın olduğunu biraz daha anlama fırsatım oldu. Diğer grup başkan vekillerinden ve genel başkan yardımcılarından da bu konuda destekler ve cesaretlendirici yaklaşımları tabi ki beni sevindirmişti. Ancak medyada da entelektüel birikimi olan insanlarından da özellikle Hilal Kaplan’ın konu ile ilgili değerli birkaç makalesi olmuştu.
Tabi herkesin konuşmadığı, söylemeye cesaret edemediği konuşmalardı. Siyasi kimliğiniz, hatta iktidar olma sorumluluğunu taşıyor oluşunuz ve gurup disiplini içinde nelerin söylenmesi, nelerin söylenmemesi gerektiğini biliyordum. Ama şartları zorlayarak ve biraz da siyasi alanımı aşmak gibi bir eğilim içinde bu konuyu çıplak bir şekilde dile getirdim. Sonraki desteklerin ve beni cesaretlendirme konusundaki yaklaşımlar tabi ki benim için çok önemliydi. Entelektüel desteklerin ayrı bir ehemmiyeti vardır.
Özellikle mensubu olduğum Ak Partili arkadaşlardan tutumumu onaylar sözler duymak gerçekten de o gün en çok ihtiyaç duyduğum sözlerdi.

Sizin Kürt sorununa çözüm odaklı söylediğiniz talepler bu gün devlet politikası haline geldi ve o gün söylediklerinize tepki gösteren birçok kurum, kuruluş, iş adamları ve devlet adamlarının onları sahiplenip bir nevi ışığında politikaya dönüştürüp çözüm sürecinin manifestosu ki önümüzdeki günlerde yayınlayacaklar. Bu gün gelinen noktaya bakıldığında o günkü taleplerinizi bugünle karşılaştırdığınızda atılacak daha başka adımların olduğuna inanıyor musunuz? Bunlar neler olabilir? Sayın Cumhurbaşkanımız kardeşlik hukukunun ne anlama geldiğini, Hazreti Ömer misali Fırat’ın kenarında kurt bir kuzuyu kapsa ilahi adaletin bunu Ömer’den soracağı bir inanç ve değerlere sahip olduklarını biliyor ve bu beni yüreklendiriyordu. Çünkü halk size yetkiyi vermiş, ülkeyi yönetiyorsunuz, vicdani bir yaklaşım içindesiniz, evrensel değerleri önemsiyor, demokrasi herkes için diyorsunuz. Ülkenizin bir tarafında bir kısım insanların dağda olması, bir yeleri basıp, zaman zamanda onların baskınları sonucu ölümlerin olduğu bir iklimi tahammül etmeniz mümkün değildir. Ama yol ve yöntem hususunda bir takım sıkıntılar vardı. Oslo görüşmeleri sekteye uğramıştı. Habur geçişi yine bir komploya kurban gitmişti. Önceki dönemlerindeki çözüme dair iradeler bir şekilde manipüle edilmişti. Bunda da kaygılarımız yok değildi. Ancak halkın emanetini önemseyen bir yönetimin, vizyonu olan bir liderin işin başında olması güçlü tarafımız ve güvencemiz idi. Yedi bölgeden halk desteğine sahip, tarih şuuru yüksek, kardeşliği, siyaset tarzının odağına almış bir liderin ve ekibinin Kürt sorununu çözebileceğine olan inancım güçlü idi.
Bugün geldiğimiz noktada o günkü taleplerimizin, tespitlerimizin siyasi organizasyonlar, aydınlar, yazarlar, sivil toplum kuruluşları ve toplum tarafından kabul görülmesi tabi ki bizi sevindirecek bir durumdur. Sadece bu bizim tespitimiz işte toplum buraya geldi demiyoruz. Biz şunu görüyoruz toplumun sağduyusu ile barışa ve kardeşliğe destek verdiğini görüyoruz. İnsanımızın bir değerlendirmesi var; çocuğu şehit olanlar hep şunu derler, “benim ocağım yandı başkasının yanmasın.” Buda bize şunu gösteriyor; insanlarımız en büyük acıların karşısında bile toplumsal düşünebiliyorlar. Burada egoist bir yaklaşım yok, burada toplumsal düşünce ön plandadır. Burada Mevlana’nın hayat felsefesi ”toplumsal düşünce” ön plandadır. Tarihdaşlık bilinciyle toplum vicdanı, gün hesaplaşma günü değil helalleşme günüdür demektedir.
Toplumun genel çıkarlarının olduğu yerlerde insanlarımız zaman zaman kişisel taleplerinden, hatta en çok sevdiği insanları yitirmiş olmasından da bir şekilde sabır gösterip yüreğine taş basabiliyor. Meclis, halkın iradesinin yansıdığı makam olması hasebiyle çözüm ile ilgili meşru zeminin kullanılacağı yerdir. Eğer toplumun bir kabulü olmasa, siyasi liderlere, ekibe ve hükümete güven olmazsa, bizim dile getirmemizin çok fazla bir anlamı da olmaz. Kürtçede bir söz vardır “bir gül ile bahar olmaz”. Belki gül bahçelerinin oluşması için toplumsal konsensüs ve toplumun çözümü, barışı satın almış olması kabul etmiş olması gerekir. Burada siyasilerin en büyük kredisi de bu dur. Hem tek tek siyasetçiler bazında hem de hükümeti oluşturan iktidar partisinin buradaki cesaretli adımlar atmasını sağlayan bu atmosferdir.

Bölgemizde 6-8 Ekim olayları yaşandı. Bölgenin bir milletvekili olarak, milletvekili gözüyle AK Partinin Kürt bir milletvekili olarak arka planında ve sonrasında düşündüğünüzde yapılmak istenen neydi? Gerçekten hedeflenen çözüm sürecinin sabotesi miydi?Yoksa farklı şeyler var mıydı?Kürt sorunu çok tarafının olduğu bir sorun. Kürtlerin yaşadıkları ülkeler itibarı ile de bu sorun Türkiye coğrafyasını aşan bir sorundur. Şu anda Küresel güçler başta olmak üzere bölgeden 30 ülkenin bu işin içinde parmağı var. Günümüzde de artık meydan savaşları yok. Ülkeler arasında ki savaşlar neredeyse artık mümkün değil. Daha çok vekâlet savaşları ve örgütler üzerinden yürütülüyor.
Türkiye 2002’den bu yana ekonomik, sosyal, siyasal, demokratik birçok reform gerçekleştirdi.Terör sorunu eski Türkiye’nin sorunudur. Güvenlikçi bir yaklaşım eski Türkiye’nin yaklaşımıdır. Kendi vatandaşını tehdit olarak gören algı eski Türkiye’nin algısıdır. Ak Parti iktidarı ile birlikte devlet tamamıyla konseptini değiştirdi. Çatışma konseptinden barış konseptine, diyalog, görüşme daha çok demokratik hak daha çok insani yaklaşım daha çok adalet anlayışıyla kendi konumunu tamamıyla değiştirdi. Halka dayanan halkın iradesini meşrutiyetin temel kaynağı kabul eden bir anlayış geliştirdi. Burada tabi ki PKK’nin siyasi bir uzantısı olan HDP’nin eski Türkiye’de ki bazı alışkanlıkları hala devam ediyor. Kendilerini evirecek, toplumun taleplerini görebilecek yaklaşımlara zaman zaman dış müdahalelerin olduğunu bilmek için kâhin olmaya gerek yok. Çünkü ellerinde ki bu enstrüman alındıktan sonra Türkiye’nin bir sıçrama yapacağını, bölgesel hatta küresel bir güç haline geleceğini çok rahat görüyorlar. 1.12.2014 tarihi itibari ile Türkiye G20 ülkelerinin yani dünyanın gelişmiş 20 ekonomisinin dönem başkanlığını devir aldı. Dolayısıyla dünyada ki ekonomik gücün yönetiminde Türkiye söz sahibi bir ülke haline geldi.
Kaçınılmaz olarak HDP’nin de kendini yeni konjonktüre uyarlaması lazım. PKK’nin de bu konuda bir takım zorlukları olduğunu biliyorum. Dağa çıkmış insanın psikolojisinde anlamak lazım. Tamamıyla çatışmaya, vuruşmaya, baskına, silaha dayalı bir atmosferde bulunan bu insanların bir anda barışı içselleştirmesi, dağı terk etmelerinden söz ediyoruz. Toplumsal bütünleşmeyi sağlamasının kolay bir şey olmadığını biliyoruz. Bu konuda çıkarılan yasa ile birlikte uygulama yönetmenliğinde de bu hususlar birer başlık olarak kaydedilmiştir. Burada “üçüncü göz” olarak akil insanlar ve bunlara ilave edilecek insanların durumunu da burada tespit etmek lazım.
Yeni Türkiye’de; İnsanların kendini ifade edebildiği özgür bir ortamda siyaset yapılabiliyor. Bu bağlamda anadilde Kürtçe propaganda serbesttir. Kürtçe milli eğitim müfredatına girdi. Kürtçe eğitim verecek özel okulların açılması serbest hale geldi. Dil üzerinde ki kültürel engeller kaldırıldı. TRT Kürdi Televizyonu 24 saat yayının yapıyor. Yani yeni Türkiye ile eski Türkiye’nin artık aynı şeyler olmadığını bütün toplum kesimleri görüyor. İnanıyorum ki Kürt sorununu çözmeyi kendine gaye edinmiş, bu konuda kendine etki alanı sağlamış örgüt ve siyasi yapılarda artık bunları görmek durumundadır.
Bir takım eksiklikler yok mu? Elbette var. Bu sorunu sabahtan akşama çözdük demiyoruz. Ama bir çözme iradesi var ve uygulamada da onlarca yüzlerce icraat var. Dolayısıyla bundan sonra yapılacakların teminatı, yapılan bu reformlardır. Şu anda Türkiye’nin önünde ki en büyük problem, beş bin insanın silahlı olarak dağlarda olmasıdır. 6-7 Ekim olaylarında bir türbülans yaşadık. Kanaatim, burada bir güven eksikliği var. Hatta HDP’nin tarafında da bir samimiyet eksikliği var. Başbakan yardımcısı ile görüşüldü. 15 Ekim'de bütün gösteri, yol kesme, dağa kaçırma olaylarının bitirileceğine dair varılan taslak mutabakatlara rağmen kurban bayramının son gününde, Amerika ziyaretinden dönen HDP Genel Başkanı Salahattin Demirtaş tarafından insanlar sokağa çağırıldı. Militanlar ellerinde listelerle insan avına çıktı. İşyerlerine, arabalara saldırıldı, yüzlerce işyeri yakıldı, elli insan öldürüldü. Üç gün boyunca insanlar adeta esir edildi. Bu ağır fatura siyasi organizasyonların hesabını vermekte zorlanacağı şeylerdir.
HDP’nin genel başkanının “biz bunu ön görememiştik” demesini, siyasi basiretsizlik olarak görüyorum. Nitekim 1 Kasım’da barışçıl gösteri yaparak adeta bir tiyatro gibi “bakın biz o gün böyle istememiştik, barışçıl gösteri talebimiz vardı.” demelerininde pek bir anlamı yok. Kobani’yi bahane ederek Türkiye’ye tamamıyla bir iftira olan İŞİD’ e yardımı bahane ederek Türkiye’de ki Kürtlerin yaşadığı bölgeleri ateşe vermeleri ne Kürtlükle ne insanlıkla ne de siyasi sorumlulukla izahı mümkün değildir. O günlerde bile yüzlerce PYD militanının Suruç’ta tedavi edildiğini biliyoruz.
Gerek sivil toplum kuruluşlarının, başta İHH olmak üzere Türkiye Kızılay’ının her gün en az iki tır gıda, giyim ve barınma malzemesini Kobani’ye göndrdiği kayıtlarda mevcuttur. Ramazan ayında da günde 3 veya 4 yardım tırının Rojava’daki Kürtlere yardım gönderdiği kayıtlarda mevcuttur. Henüz HDP’nin burada barışı içselleştiremediği ve zihinsel olarak buna hazır olmadığını dolayısıyla Kobani’yi bahane ederek sokakları terörize ettiğini bütün Türkiye üzülerek, can ve mal kaybı vererek izlemek durumunda kaldı. İnanıyorum o günler herkesin toplumun vicdanındave duyarlılığında test edildiği günler oldu. Toplum terör olaylarını artık istemediğini bir çözüm bulunması gerektiğini, siyasilerinde bu noktada birinci derece sorumlu olduklarını, tavırlarıyla ve duruşlarıyla ortaya koydu. Yine umuyorum ve olmasını diliyorum ki HDP bu noktada toplumun mesajını almış olsun. AK Parti olarak, iktidar olarak toplumun barış mesajını, her seçimde oylarımızı artırarak bize verdiğini, bizimde kurduğumuz duygudaşlıkla bu mesajı aldığımızı, çözüm iradesinin arkasında kararlılıkla durarak gösteriyoruz.

Sayın Cumhurbaşkanının “Bir fincan zehir olsa içerim, yeter ki anaların gözyaşları akmasın.” gibi güçlü kavramlarla barıştan yana tavrını koyduğunu bütün dünya kamuoyu biliyor. Kürtler özelinde de bu bilinen bir realitedir. Maalesef bir takım küçük hesapların, bir takım siyasi kaygıların zaman zaman barış sürecini zorladığını biliyoruz. Burada yerel aktörler kadar dış aktörlerinde Türkiye’nin toplumsal barışını sağlamasında ki kaygılarından da anlıyoruz. Çünkü toplumsal barışı sağlamış bir Türkiye hem bölgesinde hem de uluslararası alanda farklı bir aktör olarak dünyanın sahnesine çıkacaktır. Sadece Türkiye coğrafyasında yaşayanların değil dünyada ki mazlumların hak ve adalet arayışlarına bir örneklik teşkil edebileceğini çok net olarak bilinen bir husustur.


Sorularımıza verdiğiniz cevaplardan dolayı teşekkür ediyoruz.Ben de bu imkanı verdiğiniz için teşekkür ediyorum.


YORUMLAR :::

  1. Mustafa Akay
    03 Nisan 2015 Cuma Saat 20:03 CEVAPLA
    Vekil olsanızda olmasanızda siz bizim hacı abimizsiniz.
  2. Mardin
    03 Nisan 2015 Cuma Saat 17:41 CEVAPLA
    Abdurrhim bey mardin de auana kdar gelen en mutavazi ve hizmet kalitesiyle deger katan bir insan siz gibi degerli bir vekili listenin basinda gormek isteriz
  3. Tarafsız
    03 Nisan 2015 Cuma Saat 10:22 CEVAPLA
    Abdurrahim beyi fazla tanımam ama yaptığı hizmetleri takdir ederim kendisine oy vermedim ama aday olursa onun için ak partiye oy vereceğim
  4. mehmet timur
    02 Nisan 2015 Perşembe Saat 20:33 CEVAPLA
    RABBİM yar ve yardımcınız olsun.daha nice yıllara inşallah
  5. Abdullah
    02 Nisan 2015 Perşembe Saat 13:46 CEVAPLA
    MEHEMET EMİN BEY'E
    Sayın milletvekilinin bu konuşması bile Kızıltepe ve Mardin için bir iftihar iken siz neye dayanarak bu tesbitte bulunuyorsunuz?
  6. mehmet
    02 Nisan 2015 Perşembe Saat 10:44 CEVAPLA
    Sayın yorumcular ! A. Rahim Beyın YAITIĞI HİZMETLERİ DUYARSANIZ YAZDIKLARINIZDAN DOLAYI UTANIRSNIZ. 1.K.TEP DERE İSLAHIİ 2 CAMİ ONARIMI 3.m YAPILAN OKULLAR 4.MARDİN KALESİ 5.GAP SULAMA KANALLARI 6 KIZILTEPE ELEKTRİK SORUNUNU GİDERME ve daha BİRÇOK HİZMETİ VAR.ALLAH YAR VE YARDICISI OLSUN. Ben kendisini tanımıyoru.
  7. abdullah blteci
    02 Nisan 2015 Perşembe Saat 10:37 CEVAPLA
    2012 DE KONUŞTU DEVLET POLİTİKASI OLDU. MEDYA ÇALKALINDI. HAKKI SÖYLEYEN VEKİL.. YOLUN AÇIK OLSUN ..
  8. REKOR KIRDI
    02 Nisan 2015 Perşembe Saat 10:11 CEVAPLA
    ABDURRAHİM AKDAĞ'IN BUGÜNE KADAR ZİYARET ETTİĞİ KİŞİ SAYISI (535.335 ) BEŞYÜZOTUZBEŞBİN ÜÇYÜZOTUZBEŞ MARDİN TARİHİNDE BİR REKORDUR. HALKIN VEKİLİ BÖYLE OLUNUR.
  9. REKOR KIRDI
    02 Nisan 2015 Perşembe Saat 10:05 CEVAPLA
    GÜNEŞ BALÇIKLA SIVANMAZZZZ. ABDURRAHİM BEYİN DÜRÜSTLÜĞÜ VEFASI TARTIŞILMAZ. GELMİŞ GEÇMİŞ HALKIYLA İÇ İÇE OLAN TEK VEKİLDİR.
  10. MEHMET EMİN
    02 Nisan 2015 Perşembe Saat 08:10 CEVAPLA
    ALLAH SENİ BİR DAHA SEÇTİRMESİN MARDİNE KIZILTEPEYE FAYDADAN ÇOK ZARARIN DOKUNMUŞ
  11. mahmure çelik
    01 Nisan 2015 Çarşamba Saat 21:33 CEVAPLA
    Ak Parti Mardin'de yoluna mevcut vekilleriyle devam ederse kan kaybeder. mutlaka yeni yüzler lazım. seçimden seçime demeç veren, güzel konuşanlar değil, gerçekten hizmet etmeye yeminli, içten, dinamik, genç vekiller istiyoruz. Yeter!
  12. MUHAMMED ARAS
    01 Nisan 2015 Çarşamba Saat 17:27 CEVAPLA
    HALKIN VEKİLİ, ALLAH YAR VE YARDIMCINIZ OLSUN ..
  13. kızıltepeli
    01 Nisan 2015 Çarşamba Saat 15:42 CEVAPLA
    siz hariç diğer vekillerin listede olması facia olur.

Yorum Yaz GİRİŞ YAP

REKOR KIRDI isimli yorumcuya cevap yazıyorsunuz...

POLİTİKA HABERLERİ :::

YORUMLANANLAR :::

Gıda Denetim seferberliği devam ediyor

Tarım ve Orman Bakanı Sayın Dr. Bekir Pakdemirli'n [...]

1 gün önce...

Albayrak, İş Dünyası Buluşmasına katıldı

Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak, Türkiye iç [...]

1 gün önce...

Çelik: Vali Yaman'a sahip çıkmak Mardinlilerin görevidir!

Kanaat Önderi İşadamı Süleyman Çelik, bir hentbol [...]

13 saat önce...

Demirkaya: Halk Kütüphanesi inşasına bu yıl başlanacak

AK Parti Mardin Milletvekili Cengiz Demirkaya, Kız [...]

12 saat önce...

Tripleks Lojman, Anaokuluna çevrildi

İl Milli Eğitim Müdürü Şeyhmus Sümer'in talimatıyl [...]

1 gün önce...

MARDİNLİFE TV CANLI YAYIN