Kıbrıs Mevlevihaneleri Üzerine

Kuzey ve Güney olarak ikiye ayrılan Lefkoşa aynı zamanda dünyada Kudüs'ü saymazsak iki ayrı devletin başkenti olarak kabul edilen tek şehir konumunda. Burası hem KKTC için başkent, hem de Kıbrıs Rum Cumhuriyeti için de başkent. Rum kesiminin taşkınlıkları sonunda bir gece harekatı ile ikiye bölünen Lefkoşa'ya Rumlar Nicosia diyor.

Gittiğimiz Ağustos ayında yüksek hava sıcaklıklarına ev sahipliği yapan Lefkoşa, kış mevsiminde de çoğunlukla açık bir gökyüzüne sahip; ama geceleri ayazlar yaşanabiliyormuş. Denize biraz uzak olmasından kaynaklı Girne ve Mağusa kadar nemli ve boğucu bir hava olmasa da sivrisinekleri ile hafızalarımızdan silinmeyecek.

Kışın soğuk geçen ocak ve şubat ayları ile yazın aşırı sıcak geçen temmuz ve ağustos ayları hariç Lefkoşa ya da adanın geneli diğer bütün aylarda tam ideal bir mevsime sahip.

Lefkoşa'da gezilecek yerlerin başında tarihi mekanlar geliyor.

Lefkoşa, Osmanlılar, Luzinyalılar, Venedikliler tarafından yapılmış çok eski yapılara ve manevi duygulara hitap eden dini ve tarihi mekânlara da ev sahipliği yapıyor.

 

Kıbrıs Mevlevihanesi

Gezimize 1950'li yıllara kadar açık olan ama şimdilik müze olarak kullanılan Mevlevihane'yi ziyaret ederek başladık.

Giriş kapısına "Ya Hazreti Mevlana" cümlesi yazılı olan Mevlevihane'nin avlusunda çoğunluğu tarihi Girne Kapısı Mezarlığı'na ait mezar taşları ile günümüze kadar gelemeyen bazı tarihi yapıların kitabeleri sergilenmektedir.

Girne Kapısının yanı başında Girne Caddesi üzerinde bulunan ve 1954 yılında Kıbrıs Türk Etnografya Müzesi adı ile müzeye çevrilen Mevlevihane, 400 yıla yakın Mevlevi tekkesi olarak hizmet vermişti.

1593 yılında Kıbrıs fatihlerinden Arap Ahmet Paşa tarafından kurulan mevlevihanede semahane ve türbe kısmı günümüze kadar gelebilmiştir.

Tarihi boyunca deniz yolu ile hacca gidenlerin kervansaray gibi uğrak yeri olan mevlevihane, yetiştirdiği âlimler ve verdiği hizmetlerle Kıbrıs'ın önemli kurumlardan birisi olmuştur.

Rumeli Beylerbeyi Ferhad Paşa Mevlevihane'yi 17. yüzyılda bina bakımsızlıktan harap olunca yeniden inşa ettirmiş ve daha sonra da bu tekke Ferhat Paşa adıyla anılmaya başlanmıştır.

Türkiye'deki tekke, medrese ve zaviyelerin 1925'te kapatılmasından sonra Halep Mevlevihanesi'nden Şeyh Şamlı Dede Lefkoşa Mevlevihanesi'ne şeyh olarak atanmış ve 1953 yılındaki ölümüne kadar bu görevi sürdürmüştür. Onun ölümünden sonra Kıbrıs'ta da tekke yaşamı tarihe karışmış ve bir yol sonra burası müzeye çevrilmiştir.

Tekkede, derviş odaları, mutfak, sema törenlerinin yapıldığı semahane ve misafir odası bulunmaktadır.

 Kıbrıs'taki Mevlevilik Üzerine

Kıbrıs'tan Tuncer Bağışkan'dan aldığım bilgiler ışığında Mevleviliğin Anadolu’daki merkezi Konya, Suriye’de Halep ve Kıbrıs’ta ise Lefkoşa Mevlevi Tekkesiydi. Tekkenin şeyhi Konya’ya bağlı olarak görev yaparken, Kıbrıs’taki Mevlevi dergâhları ile tekkelerine dayalı olarak kurulan “Celâliye Vakfı”nı da yönetmekten sorumluydu. Lefkoşa ile Konya’daki Mevlevi tekkelerinin önemi nedeniyle 1886 yılında adlarına “Kaptan Cafer Paşa Vakfı” oluşturulduğu Evkaf arşiv belgelerinde kayıtlıdır. Lefkoşa Mevlevi Tekkesi’ne bağlı olarak görev yapan tekkeler arasında Mağusa Kutup Osman Tekkesi, Limasol Piri Dede Tekkesi, Baf Mehmet Bey Ebubekir Tekkesi ve Aşağı Baf Hacı Mehmet Buba Tekkesi yer almaktaydı. Bu tekke ve dergâhlarda mesnevihan olarak görev yapanlar doğrudan doğruya Lefkoşa Mevlevi Tekkesi şeyhine bağlıydılar. Daha sonra oluşturulan Celâliye Vakıfları’nın kontrol ve denetimi, başta Konya olmak üzere, Lefkoşa Mevlevi şeyhine aitti. Bu nedenle Kıbrıs’taki Mevlevi tekkeleriyle dergâhları, topladıkları gelir ve ürünlerini Lefkoşa Mevlevi Tekkesi’ne gönderirlerdi.

MEVLEVİLİK VE SEMA AYİNİ

"Mevlevilik genel anlamda hiçbir dini ayırım gözetmeksizin dünya insanlığına kucak açan ve tanrıdan geleni kullarına dağıtan hümanist bir inanca sahiptir. Sema ayinlerinde dönen Mevlevilerin sağ avuçlarının göğe, sol avuçlarının ise yere bakması “Hak’tan aldığımızı halka saçarız”  anlamı taşımaktadır. Mevleviliğin kurucusu olan Mevlana’nın ölümüne (vuslata erişine) denk gelen Aralık ayının 17’inci gecesi “Şeb-i arûs” (Gelin Gecesi) sema ayini düzenlenmektedir. Mevlevilikte sema ayini üç bölümde gerçekleşir. Semanın ilk bölümünde Mevleviler selamlaşır. Semahanenin sağı “Görünen ve bilinen” bir âlem, solu ise “Görünmeyen ve bilinmeyen” bir âlemdir. İlk sema ayini bölümünde Mevlevi tanrıyı görebilme çabası içindedir. Selam üç turda tamamlanır. Semanın ikinci bölümünde Mevlevi artık Tanrı’ya daha çok yaklaşmıştır. Üçüncü bölümde de Mevlevi tamamen tanrının yanındadır. Mevlevi bu son bölümde olgunluğa erişmiştir. Semanın son bölümünde selamları kabul eden ve semayı yöneten postnişin (Mevlevi şeyhin) de böylesi manevi duyguyla yüklü olarak semahanenin ortasına girer ve diğer Mevlevilerle birlikte dönmeye başlar. Bu dönüş mâna olarak Mevlevilerin Tanrı’ya ulaşmalarına kadar sürer ve tören Kuran’ın okunmasıyla son bulur. Sema yapan semazenin giydiği külah (sikke) “mezar taşı”nı, hırkası “Mezar”ını, ak renkli tennuresi ise “Kefen”ini sembolize etmektedir.

1873 yılı itibariyle bu tekkede 36 kişi bulunmakta ve sema ayinleri Pazar günleri yapılmaktaydı. 1936 yılı itibariyle sema ayinleri altı haftada bir yapılırdı. Bu ayinleri izlemek isteyenlerin Evkaf Müdürüne başvurup izin almaları gerekmekteydi. Tekkenin ellili yıllardaki son sema ayinleri Cuma günleri öğleden sonra yapılır, yoldan gelip geçenler ise semahanenin parmaklıkları önüne toplanarak düzenlenen sema ayinlerini oradan izlerlerdi."

Nezir Güneş

Mardin Gazeteci ve Yazarlar Derneği Kurucu Başkanı 2008-2014 Mardin STK Platformu Sekreteryası 2008-2022 Türkiye İnternet Medya Birliği Mardin Temsilcisi 2022 - Mardin Life Dergisi ve Gazetesi Gene

YORUMLAR

YORUM YAZ!

Yorum Ekle