# ...  Ve Gazel Yeniden - İskender Pala Kitap özeti, konusu ve incelemesi

> ...  Ve Gazel Yeniden kimin eseri? ...  Ve Gazel Yeniden kitabının yazarı kimdir? ...  Ve Gazel Yeniden konusu ve anafikri nedir? ...  Ve Gazel Yeniden kitabı ne anlatıyor? ...  Ve Gazel Yeniden kitabının yazarı İskender Pala kimdir? İşte ...  Ve Gazel Yeniden kitabı özeti, sözleri, yorumları ve incelemesi...

- Kaynak: Mardin Life
- URL: https://www.mardinlife.com/kitap/--ve-gazel-yeniden-iskender-pala-kitap-ozeti-konusu-ve-incelemesi
- Dil: tr-TR
- Yayın tarihi: 2022-02-05T02:18:59+03:00
- Güncelleme: 2022-02-05T02:18:59+03:00
- Yazar: NASRETTİN GÜNEŞ
- Kategori: Kitap
- Görsel: https://cdn.mardinlife.com/2022/02/05/iskender-pala-kimdir-iskender-pala-kitaplari-ve-sozleri-144404.jpg

Kitap Künyesi
 Yazar: İskender Pala 
 Tasarımcı: Utku Lomlu 
 Yayın Evi: Kapı Yayınları 
 İSBN: 9789758950096 
 Sayfa Sayısı: 164 

... Ve Gazel Yeniden Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti
Sevgili!

Hani bir aşk idin, bir güzellik idin sen, güzellikle aşkın kesiştiği prizmada. Güzelliğin, cihanı gösteren bir ayna; aşkın, o aynanın cilâsı idi hani. Güzelliğin olmasa efendim, aşkı hiç bilmeyecekti cihan; aşkın olmasa güzelliği hiç anlamayacaktı. Aşk pazarında mezat hep güzelliğine; güzellik yurdunda yollar hep aşkına durmuştu efendim... Ve sen gitmiştin...

Şiiri meslek edinip de şair olamamanın acısını en iyi bilenlerdenim ben. Şiir söyleyemediğim için duygularımı, şiire en yakın gördüğüm deneme formatında anlatmayı yeğlemem bundandır. Ancak, bu kitaptaki her bir deneme için birkaç kitap okuduğumu itiraf etmeliyim. Uzun gecelerde küstürdüğüm uyku perisinin dönmesini beklerken şekillenen düşüncelerim beyaz sayfalara bu üslûpta yayıldı ve her bir cümle bazen birkaç defa değiştirildi. Anlattıklarım kendime değil, topluma; merkeze değil muhite aitti. Benim duyduklarımı duyan yüzlerce kalbin yaşadığını bu kırk denemeyi yazarken öğrendim. Hüzün, gözyaşı ve acıyı ifade etmenin ne kadar çok yolu varmış meğer. Meğer ne çok titrermiş kalbimiz yaşadıklarımız karşısında.
(Tanıtım Bülteninden)

... Ve Gazel Yeniden Alıntıları - Sözleri
Sevgi ile aşk arasındaki fark hakimiyet derecesi ile ölçülür. İnsan, gönlündeki hâle hâkim olabiliyorsa buna sevgi denir. Ama gönlündeki hâl insana hâkim ise onun adı aşk olur.
Aşkta yok olmak, insanı dünya endişesinden kurtarır; hayatı güzelleştirir. Dıştan bakıldığında aşk ile acze düşmek ve zebun olmak gibi görünen bu hâl, aslında her âşığın ulaşmayı istediği en son noktadır. Çünkü aşk gelince irade gider ve irade gidince sorumluluk ortadan kalkar. Sevg, insanın hükmedebildiği duygudur; ama aşk insana hükmeden, insanı hükmüne alan duygudur.
Şerbetin âhir sunar her şahsa kanûn-ı ecel
Derdine Lokmân'dan ey dil-haste dermân oldu tut
-"Ey hasta gönüllü (bîçare âşık)! Derdine Lokman hekimden derman olsa ne çıkar; ecel kanunu en sonunda her kişiye ölüm şerbetini sunduktan sonra?!"
*Aşkî
Şiir hakikatte bilgi edinmek yahut anlamak için değil, hissetmek içindir.
Şâh-ı dehr oldun sipihr üstünde eyvân oldun tut
Sen göçüp gittin bu menzilden o virân oldu tut
-"Diyelim ki âleme sultan oldun, gökkubbe de sarayının gölgeliği oldu. Sen göçüp gidecek, bu konakta viraneye dönecek olduktan sonra ne kıymeti var?!"
*Aşkî
Ne sâl iledir, ne mâl iledir
Beyim ululuk kemâl iledir
*Esat Muhlis Paşa
Dünyanın her yerinde en gizemli sözler hep şairlerin dilinden dökülegelmiştir.
Taşlar kim cevr ile kûyunda urmuşdum bana
Gönlümi yıkdun anunla, kabrümi âbâd kıl
*Aşkî
Sevgide irade vardır ama aşkta irade elden gider.
Bize farz olmuş iken olmamız İslâm’a zahir
Nice bir oturalım bunca günahı çekelim

(Askerlerim!) İslâm’a arka çıkmak bize farz kılınmış iken daha ne zamana kadar oturup bunun günahını çekeceğiz!?
Özünü bilenler gözedür yolun
Sözünü bilenler düzedür dilin
Bizde bir atasözü vardır; “Yerine düşmeyen güzel, yerine yerine gezer” denilmiştir. Bunun şiircesi de,
Kenârın dilberi nâzik de olsa nâzenîn olmaz
Onlar dünya sevgisini gölgeye benzetmişlerdir; ardına düşersen hep senden kaçar da, sırtını dönersen daima seni takip eder.
Gönül Mecnûn gibi dil-beste olma zülf-i Leylâ'ya
Seni sâhra-neverd-i aşk eden zîrâ Hudâ'dır hep

... Ve Gazel Yeniden İncelemesi - Şahsi Yorumlar
ruh=rüzgar: Sen verirsin ariyet bu can-ı mahzununı bana
Senden ayrılamak heman ölmekdir ey huni bana
(Ey aşıkların kanını dökmeye âdet edinen zalim sevgili! Bu mahzunı canı bana ödünç olarak veren sensin.Bu durumda senden ayrılmak benim için hemen ölmek demektir.)
Bilmem hiç açık bir arazide kasırga veya hortum gördünüz mü? Allah vermesin ama hani şöyle küçükleri çalı çırpıyı; büyükleri de çatıları ve hayvanları göğe savuran havaî girdaplardan bahsediyorum. Büyük Sahra'da veya çöllerdeki kum firtinalarının şiddetlileri bu tür hortumlar oluşturur. İhtimal filmlerde görmüşsünüzdür; şimdi o manzarayı gözünüzün önüne getiriniz ve o dönüp duran hortumu Mecnun'un ruhu farz ediveriniz..
Hortum, aslen bir rüzgârdan ibarettir. Ancak rüzgârın cismi olmadığı, yani yalnızca ruh olduğu için ona görünürlüğünü veren, ancak şiddetidir. Bu şiddettir ki, onu kum tanecikleriyle görünür kılar. Bu şiddet ve aşırılık, tıpkı Mecnun'un aşktaki izdiyadı gibidir. Çünkü ruhun da gerçekte görünmediği, naslarla sabittir. Ancak eğer Allah iradesi isterse onları değişik boyutlarda ve şekillerde gösterebilir. Bu da aşırı isteğe, aşka, çağırmaya bağlıdır. Mecnun'un âşıklıktaki gücü ve aşkının mübalağası, onun ruhunun çöllerde hâlâ görülmesine vesiledir. Zira onun peyrevleri sayılan asri Mecnun'lar her devirde ondan manevi istimdatta bulunmakta, ruhaniyetinden kendi aşklarının artmasına bir vesile aramaktadırlar. (Ali) 
Bardak, uzun ve kulpsuz imal edilen bir çeşit kupadır. Bil hassa 19.yüzyıldan, itibaren, üzeri nakışlanmış, yer yer suya dair felsefîk dizeler yazılmış billûr, pirinç, bakır ve altın kupaların kullanımı yaygınlaşmıltır. Ancak fsha önceleri bardakların çam ağacından yapıldığı ce hem suyu soğuk tuttuğu, hem de çam kokulu çam suları içildiği için tercih edildikleri bilinmektedir. Sebilhane bardakların geçmişinde kristalden ziyade çam malumatı vardır. *Burada bardaktan bahseden şairin 'destine' derken( destine =eline veya testine) de unutamadığını dikkat çekilir. Sevgiliye ait bir testiye bardak olmak da aşık için çok şeydir!... Çünkü eskiden bardaklar bir zincir ile testlerin kulplarına bağlanırlardı. Sevgili testi, aşık da onun boynuna asılmış bardağı olunca, aşk, meşke dönüşür. (Hacer Karageçi) 

Kitabın Yazarı İskender Pala Kimdir?
İskender Pala, 8 Haziran 1958 tarihinde Uşak‘ta Kayaağılı köyünde doğmuştur. Uşak Cumhuriyet ilkokulunda okudu. Kütahya Lisesi’nden mezun oldu. 1979 yılında İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü’nü bitirdi. Lisans tez çalışması Câmiu’n-Nezâir’dir. Yine İstanbul Üniversitesi’nde “Aşkî, Hayatı, Edebî Şahsiyeti ve Divânı” konusunda Doktora çalışması yaptı. 1983 yılında Doktorasını tamamladı.

1983 yılında Divan edebiyatı dalında doktor, 1993 yılında İstanbul Üniversitesi‘nde doçent ve 1998 yılında Kültür Üniversitesi‘nde profesör oldu. Ortaokul ve liseler için Türkçe ve Edebiyat ders kitapları yazdı. Denemeler, hikayeler, fıkralar ve edebiyat araştırmacısı olarak çeşitli ansiklopedi ve dergilerde bilimsel ve edebi makaleler yayımladı. Düzenlediği Divan Edebiyatı seminerleri ve konferansları geniş kitleler tarafından takip edildi.

1979-1982 yılları arasında İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türkoloji seminer kütüphane memurluğu yaptı. Hayatının ilerleyen dönemlerinde çeşitli sebeplerden dolayı askerlik mesleğini tercih eden İskender Pala, öğretmen subay olarak 1982 yılında Deniz Kuvvetleri Komutanlığına girdi. 14 yıl 7 ay görev yaptıktan sonra 1996 yılında TSK‘dan ihraç edildi.

1982-1984 yılları arasında Deniz Kuvvetleri Komutanlığı Deniz Lisesi Komutanlığı’nda teğmen, 1984-1986 yılları arasında Üsteğmen olarak görev yaptı.

1986-1987 yılları arasında Boğaziçi Üniversitesi’nde part-time Türk Dili ve Edebiyatı öğretim üyesi olarak çalıştı.

1987-1994 yılları arasında Yüzbaşı olarak, Dz.K.K.lığı Tarihi Deniz Arşivi kuruluş ve faaliyetleri görevinde çalıştı.

1994-1996 yılları arasında Tarihi Deniz Arşiv Araştırmaları ve Dz.K.K.lığı yayın faaliyetlerinin yürütülmesi görevinde çalıştı.

1996-1997 yılları arasında Öğretim yılı, MSÜ Fen-Edebiyat Fakültesi Eski Türk Edebiyatı öğretim üyesi ve İSAM redakte kurulu üyeliği yaptı.

1997 yılında Öğretim yılında İstanbul Kültür Üniversitesinde öğretim üyesi olarak çalışmaya başladı. Aynı zamanda Uşak Üniversitesi öğretim üyesidir.

İskender Pala, 1980 yılında F. Hülya Avcı ile evlendi. Hilye Banu, Elif Dilasa adında iki kızı, Alperen Ahmet adında bir oğlu vardır.

Ödülleri :
1989 – Türkiye Yazarlar Birliği dil ödülü, (Ansiklopedik Divân Şiiri Sözlüğü)
1990 – AKDTYK Türk Dil Kurumu ödülü, (Ansiklopedik Divân Şiiri Sözlüğü)
1996 – Türkiye Yazarlar Birliği inceleme ödülü, (Şairlerin Dilinden)
2001 – Aydınlar Ocağı Kayseri Şb. Yılın Edebiyat Adamı ödülü,
2001 – YTB Uşak Halk Kahramanı ödülü,
2003 – “Babil’de Ölüm İstanbul’da Aşk” Yılın Romanı Ödülü
2013 – Cumhurbaşkanlığı Kültür ve Sanat Büyük Ödülü,
Türk Patent Enstitüsü Marka Ödülü

İskender Pala Kitapları - Eserleri
Şah ve Sultan
Babil'de Ölüm İstanbul'da Aşk
Od
Kitab-ı Aşk
Aşkname
Aşina Güzeller

Ah Mine'l-Aşk
... Ve Gazel Yeniden
Ansiklopedik Divan Şiiri Sözlüğü
Atasözleri
Ayine
Katre-i Matem
Boğaziçi'ndeki Mücevher

Divan Edebiyatı
Divane Güzeller
Dört Güzeller - Toprak, Su, Hava, Ateş
Düşte Kalan
Efsane Güzeller
Gözgü
Gül Şiirleri

Güldeste
İki Darbe Arasında
Hayriyye
İki Dirhem Bir Çekirdek
Kadılar Kitabı
Kahve Molası
Kırk Ambar

Kırk Güzeller Çeşmesi
Kırkıncı Kapı
Kudemanın Kırk Atlısı
Leyla ile Mecnun
Mir'at
Muhteşem Şair Muhibbi
Müstesna Güzeller

Perişan Gazeller
Perî-şan Güzeller
Su Kasidesi
Şair Fatih: Avni
Şairlerin Dilinden
Şiirler Şairler Meclisler
Şir-i Kadim

Tavan Arası
Akademik Divan Şiiri Araştırmaları
Kronolojik Divan Şiiri Antolojisi
Aşka Dair
Mevlana
Efsane
Hoş Sadâ

Kırklar Meclisi
Lale Devri
Mihmandar
İstanbulcunun Sandığı
Bülbülün Kırk Şarkısı
Şahane Gazeller 1
Üstatlar konuşuyor

Fetih ve Fatih
Nurundandır Bütün Nurlar
Mesela
İstanbul Bir Rüya
Karun ve Anarşist
Şahane Gazeller 2
Şahane Gazeller 3

Uzmanlar Konuşuyor
Barbarossa
Tarihimiz Konuşuyor
Türk Dili ve Kompozisyon
Yunus Emre
Şahane Gazeller 1- Fuzuli 
Nabi

Naili
Namık Kemal'in Tarihi Biyografileri
Necati
Nedim
Nef'i
Şeyh Galip
Aşkî

Baki
Fatih Sultan Mehmet
Fatih'in Şiirleri
Abum Rabum
İtiraf
Kalp
Akşam Yıldızı

Şiirin Sultanları
Ortaöğretim için Divan Şiiri
Ahmed Paşa
Jennifer’ın Düğünü
Darbe: Kan ve Sultan
Aşk Bir Zamanlar
Neyzen Tevfik

Vali Hanım
Süleyman
Leyla ile Mecnun
Nizamülmülk
Kılıçarslan
Kervan
Düşte Kalan

Güldeste
Mevlanâ Celaleddin
Ah Mine'l Aşk
A-71
Şehir ve Kültür İstanbul

İskender Pala Alıntıları - Sözleri
Aşk da, âşıklık da en güzel meslektir bize. Ve Sevgili'nin yüzü yoksa eğer gözümüzde, aşk da haramdır bize, âşıklık da. (Mevlana)
"Sevgilinin Mahallesinde âşık kavgası hiç eksik olmaz,hatta sevgilinin Mahallesinin köpekleri onların kanları ile beslenir." (Şir-i Kadim)
Hak kulundan intikamın yine abdiyle alır
Bilmeyen ilm-i ledünni anı kul yaptı sanır (Şiirler Şairler Meclisler)
İlk aşk günahı cennette işlenmiş, onun için aşk cennet duygusudur. Aşk cennetten çıkarıldığı için insana bu kadar fedakarlık yaptırır. (Ortaöğretim için Divan Şiiri)
Mutluluğun zevki paylaşılarak çıkar küçüğüm, lakin üzüntü tek başına yaşanır. (Abum Rabum)
Mezarlık bir ibrethanedir. İnsanı duaya sevk eden esrarlı sessizliklerin en muhteşem mabedidir o. (Tavan Arası)

Âşıkın ciğeri yandıkça, gözü yaş (su) döker. (Ah Mine'l Aşk)
Göz... Savaşı başlatan haberci.
Bakış... Elde olmayan kader; ilahi kaza.
Ve Aşk... Kalple göz arasında kutlu bir hadise... (Kitab-ı Aşk)
Dilberin eziyeti, rakibin düşmanlığı, ayrılığın ateşi ve gönlün zafiyeti... Meğer Allah beni bunca türlü dert için yaratmış. (Şiirin Sultanları)
21. Derecelenme ve zıtlıklar olmayınca âlem yıkılır. Nitekim cahil de âlimin yerini tutamaz.
22. Su, ateşin yaptığı işi yapamadığı gibi; toprak da rüzgarın görevini yere getiremez.
23. Demirin işini altın beceremez; tuzun tadını ve çeşnisini de mücevher veremez.
24. Elin yaptığını ayak başaramaz; kalem de kılıcın çıktığı makama ulaşamaz.
25. Gözün yaptığını kulak yapamadığı gibi fare, akıl edip de zehiri düşünemez.
26. Çiftçinin yerini kuyumcu tutamaz, dülger de ayakabıcının işinden anlamaz.
27. Efendinin işini nasıl köle bilmezse, sultan da halkın işini bilemez.
28. Sıcak soğuğun yaptığını yapamazken; kuru hiç yaşın sonunu bilebilir mi?
29. Gölge güneşin eserini ne anlasın? İçki de Cemşit'in neşesini anlamaz ki zaten..
30. İşte her şeyin bir zıddı vardır. Artık yaratılışındaki kabiliyet ölçüsünde bunu anlayıp hisseni al. (Hayriyye)
Mihr-ü mah ister cemalinden zekat
Failatün Failatün Failat..

(Ey sevgili! Güneş ile ay (bile, sana hayranlıklarından dolayı) güzelliğinin zekatını isterler.) (Hoş Sadâ)
Sakın terk-i edebden kûy-ı mahbûb-ı Hudâdır bu
Nazargâh-ı ilâhidir Makâm-ı Mustafa’dır bu
NÂ Bî (Nabi)
Dahi mecâz u hakîkat ne olduğunu bilmez
Hevâ-yı aşk sanır bir dil-i harâbım var
|Nailî

Benim, aşka tutulduğunu zanneden harabeye dönmüş bir kalbim var ki henüz neyin mecaz, neyin gerçek aşk olduğunu bile bilmiyor. (Şahane Gazeller 2)

Kişi kalbinde olanı Allah'tan başkasına bildirmeye mecbur değildir. (Kervan)
Geçmiş zamanın puslu hatıralarıdır kimlikler giydiren ruhlarımıza ve geçmiş zamanlar neşeli ve sevinçleriyle, hüzünleri ve acılarıyla en çok tavan arasında saklanırlar. (Tavan Arası)
Hamdım, piştim, yandım... (Mevlana)
Yıkılıptır şu cihân sanma ki bizde düzele
Devleti çerh-i deni verdi kamu mübtezele
Şimdi ebvab-ı saadette gezen hep hezele
İşimiz kaldı heman merhamet-i Lemyezele
İkbali / Cihangir (Şiirin Sultanları)
Ölüm... Acı olduğu kadar mecbur, ürkütücü olduğu kadar alışılmış, aykırı görüldüğü denli doğal ve kovulmak istendiğince kucaklanmış. Hayatla birlikte var; insanla birlikte yok. (Mir'at)
gel, yine gel, ne olursan ol yine gel (Mevlanâ Celaleddin)
Sevmek, tanımakla başlar. (Müstesna Güzeller)

---
Kaynak: [Mardin Life](https://www.mardinlife.com/kitap/--ve-gazel-yeniden-iskender-pala-kitap-ozeti-konusu-ve-incelemesi)