# Ah Endülüs - İhsan Süreyya Sırma Kitap özeti, konusu ve incelemesi

> Ah Endülüs kimin eseri? Ah Endülüs kitabının yazarı kimdir? Ah Endülüs konusu ve anafikri nedir? Ah Endülüs kitabı ne anlatıyor? Ah Endülüs kitabının yazarı İhsan Süreyya Sırma kimdir? İşte Ah Endülüs kitabı özeti, sözleri, yorumları ve incelemesi...

- Kaynak: Mardin Life
- URL: https://www.mardinlife.com/kitap/ah-endulus-ihsan-sureyya-sirma-kitap-ozeti-konusu-ve-incelemesi
- Dil: tr-TR
- Yayın tarihi: 2022-02-18T02:53:25+03:00
- Güncelleme: 2022-02-18T02:53:25+03:00
- Yazar: Mardin Life
- Kategori: Kitap
- Görsel: https://cdn.mardinlife.com/2022/02/18/ihsan-sureyya-sirma-kimdir-ihsan-sureyya-sirma-kitaplari-ve-sozleri-155507.jpg

Kitap Künyesi
 Yazar: İhsan Süreyya Sırma 
 Yayın Evi: Beyan Yayınları 
 İSBN: 9789754735260 
 Sayfa Sayısı: 256 

Ah Endülüs Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti
Endülüsteki müslümanların Endülüsü fetihleri, hristiyanlarla ilişkileri, kurdukları medeniyet, daha sonraki süreçte yıkılışı ve hristiyanların müslümanlara uyguladıkları mezalim.

Ah Endülüs Alıntıları - Sözleri
“Endülüs’ten,
Endülüs’ün zavallı halkından var mı haberiniz?
Her yer onların felâketini duydu,
Sizin kulağınız sağır, gözünüz kör, kalpleriniz mefluç mu?
Ve bütün bu katliamlar, güyâ "nizâm-ı âlem", yâni "istikrar" içindi. Allah'tan başka, hiç kimse, bu kavramların, Müslümanların tarihi boyunca birilerinin çıkarları uğruna suistimâl edilerek ne kadar Müslüman'ın kanına girildiğini bilemez! Dün öyle olduğu gibi, maalesef bugün de böyledir!
" Halife Abdurrahman ilme o kadar değer veriyordu ki, o zamanların imkanları ile şahsi kütüphanesinde 100.000 cilt kitap biriktirmişti. yüzyıllar sonra Endülüsü ele geçiren İspanyollar tarafından bu kitapların tamamı yakılarak yok edilmiştir."
Böylece İspanyollar, Müslümanlar tarafından üç senede fethedilmiş olan Endülüs'ü, sekiz yüz senede geri alabildiler. Ne var ki onlar, Müslümanlar gibi Endülüs'ü imâr edeceklerine orayı harabeye çevirdiler.
Endülüs'teki İslam Medeniyeti, Hristiyanlar tarafından o derece benimsenmişti ki, papazları dahi Müslüman ilim merkezlerinde yetişiyordu. X. yüzyılın meşhur Hristiyan Arşöveki Juan de Seville, İncil tefsirlerini Arapça olarak yazıyordu. Çünkü o zamanın en önemli ilim dili Arapçaydı
İnsan bir şeyi gerçekleştirmek isterse, önce onun hayalini kurar zihninde projeler geliştirir sonra da bu projeleri gerçekleştirmenin imkanlarını arar.
Ey insanlar! Kaçacak yer nerede? Deniz arkanızda, düşman önünüzde duruyor. Vallahi sadakatten ve sabırdan başka yapacağınız bir şey yoktur.
Bir ülkede devlet yetkilileri nasılsa, halk da ona benzer. Devlet başkanı âlimse ve ilmi teşvik ediyor, âlimlere ilimlerinde yardımcı oluyorsa, o ülkede ilim ve âlim çoğalır; yok böyle değil, zevkusefa içerisinde yaşıyorsa, o zaman da ülkede ilim yuvaları yerine eğlence yerleri çoğalır, ilme rağbet olmadığı için de halk kütüphanelere gideceğine, eğlence yerlerine akın eder.
Hiç bir din müsamahasızlıktan arî değildir. Fakat birbirine "hasım" olan bu iki dinin (İslâm ve Hıristiyanlık) bir bilançosunu yapacak olursak İslâm, hiç de kötü görünmüyor. Şayet benim atalarım, Müslüman orduları tarafından fethedilmiş bir ülkede yaşayan Hıristiyanlar olma yerine, Hıristiyan orduları tarafından fethedilmiş bir ülkede yaşayan Müslümanlar olsalardı, zannetmiyorum ki on dört asırdan beri inançlarını koruyarak şehir ve köylerinde yaşamlarını sürdürebilmiş olsunlar. Sahi, İspanya Müslümanlarına ne oldu? Ya Sicilya Müslümanları? Bir tek kişi kalmayıncaya dek kayboldular, soykırıma tabi tutuldular, sürgüne ya da vaftiz olmaya zorlandılar.

Amin Maalouf
Kendi idarelerinin uyguladığı zulüm altında inleyen yüz binlerce Hıristiyan, Müslümanlar gelince, hürriyetlerine kavuşmuş oldular. Üstelik hiçbir zorlama olmadan, kısa müddet içerisinde, ülkelerine gelen bu yeni dini benimsediler ve Müslüman oldular. Böylece Endülüs’teki Müslüman nüfusu da her gün biraz daha arttı. İspanyolların, hiçbir zorlama olmadan İslâm dinini kabul etmelerinden dolayı, kısa zamanda içerisinde Müslümanlar çoğunluğu elde ettiler, Hıristiyanlar ise azınlıkta kaldılar. Ve aradan bir iki asır geçince de, İspanyol Müslümanlarının sayısı, Arap ve Berber Müslümanların sayısından fazla oldu.
İspanya'nın Müslümanlar tarafından fethi, sadece askeri ve siyasi açıdan olmadı; belki en büyük fetihleri insanî açıdan oldu.
1492 yılında Müslümanlara uygulanan bu zulmün benzeri hiçbir zaman ve hiçbir yerde görülmemiştir. Ne Amerikalıların Kızılderililere, ne Hollandalıların Açe Müslümanlarına, ne Hitler'in Yahudilere ve ne de İsrail'in Filistinlilere uyguladığı soykırım, Endülüs'te yapılana benzememektedir.
Ne var ki onlar, Müslümanlar gibi Endülüs’ü imar edeceklerine, orayı harabeye çevirdiler. Buna rağmen Müslümanların yapmış oldukları eserleri bitiremediler ve bu eserler günümüze kadar geldi. Sanat eserlerine böyle davranan İspanyollar, insanlardan da, yani Müslümanlardan da hiç kimseyi sağ bırakmadılar.
Oysaki Müslüman fatihlerin onlara ne güzel davrandıklarını, bizzat kendi tarihçileri söylemektedirler.
Kurtuba deyince akla ilk gelen şey Büyük Kurtuba Camisi'dir.
Gırnata deyince de akla ilk gelen şey el-Hamra Sarayı'dır.

Ah Endülüs İncelemesi - Şahsi Yorumlar
Endülüs Müslümanları üzerine yazılan oldukça kısa ve bilgilendirici bir kitap . Bu kitabı okurken İspanya'daki bir çok şehirde Endülüs Müslümanlarının etkilerinin olduğunu görebilirsiniz. Ayrıca Müslüman olsun yabancı olsun , her devlette , her dönemde iyi insanlarının olacağı gibi kötü insanların da olduğunu bir bakıma görebilmekteyiz. (Batuuuu) 
Kayıp Medeniyet: (Manas'tan sonra en uzun destanlardan birine dönüşen ve İspanya'da Müslüman tarihi ve Endülüs'ü ele alan biraz katı akademik bir tahlil...)

Ah Endülüs, İhsan Süreyya Sırma’nın Endülüs Tarihi ve Gezi Notları olmak üzere iki bölümden oluşan ve İspanya Müslümanlarının Orta Çağ’daki durumlarını ele alan ansiklopedik bir seyahatname niteliğindeki eseridir. Kitap, ilk bölümünde kayıp bir medeniyete, Endülüs’ün kadim tarihine ışık tutarken, ikinci bölümde aynı minval üzere okuyucuya yazarın gezi notlarından oluşan pasajlar sunmaktadır. Ayrıca kitap, yazarın bizzat kendi kadrajından fotoğraflarla yazılarını renklendirmesi açısından mini bir albüm özelliği de taşımaktadır.

Yitik Cennet*(1)

Şehirler, beldeler ve coğrafyalar sadece üzerinde gezindiğimiz kara parçasından, taştan, kumdan, topraktan ibaret olan mekânlar değillerdir. Mekânın da insan gibi, zaman gibi bir kimliği, bir ruhu vardır. Coğrafyalar, mazinin izlerini haznesinde tutan bir sandık, hayatımızda kaybolan şeylerin ardından duyduğumuz hüznü ve yeniye karşı beslediğimiz iştiyakı iç içe barındıran bir zıtlar mecmuasıdır. Bu itibarla, onların arkasında kendi insanımızı ve hayatımızı, vatanın manevi çehresi olan kültürümüzü görmek mümkündür. Zira şehirlerin de ruhu vardır; İstanbul, Kudüs, Mekke ve Kurtuba gibi...

Ah Endülüs kitabı da canlı bir seyir defteri gibi oluşuyla okuyucusuna şehirlerin ruhunu sunan ve okuyucuyu tarihi bir yolculuğa çıkaran bir eserdir. Okuyucu bu yolculukta, kadim mirasın, uygarlığın izlerinin peşine düşmekte, emareleri kazınmaya çalışılsa dâhi hâlâ mevcut, ruhu hâlâ kavi bir medeniyeti, Endülüs İslam Medeniyetini tanıma fırsatı bulmaktadır.
Yazar eserinde zihinlerde kaybolan bu yitik uygarlığı tanıtmaya gayret etmiştir. Ona göre bu medeniyetin kaybına Müslümanların yaşadığı iç çekişmeler yol açmıştır ve bu hâlâ devam etmekte olan bir durumdur. *(2) Bununla birlikte yazar, kayıp medeniyetin ancak bir olunduğunda dirileceğini söylemektedir. *(3)

Yazara göre Endülüs, şimdilerde yitik sayılsa ve Batı tarafından göz ardı edilse de bir zamanlar var olan ve özellikle bilim ve sanat alanında şimdinin kemiğini oluşturan kök bir medeniyettir. Bu durumu Sezai Karakoç da şöyle ifade etmektedir: “Rönesans sonrası Avrupa, gerçek bir hümanizmden yoksun olarak, kendisine her müspet alanda öğretmenlik yapmış olan İslam Medeniyetini bütün gücüyle inkâra, yıkmaya, yok etmeye çalışmıştır. Dünya tarihinin bir eşini daha kaydetmediği bir medeniyet olan Endülüs Medeniyetinin katili bizzat Avrupa değil midir? Kendi hocasına saygı borcunu unutan, çömezinden sevgi beklememelidir.”*(4)

Endülüs’te Tarihsel Periyot ve Kültür

Ah Endülüs, sayısız kaynaktan faydalanılarak okuyucuya Endülüs tarihini tarafsız bir şekilde sunma gayesiyle hazırlanan bir eserdir. Eserde Endülüs’ün İslam ile yönetildiği döneme odaklanılmıştır. Sırma, tüm Müslüman kaynaklarında zikredildiği gibi bu toprakların Emeviler döneminde Halife Velid bin Abdülmelik’in Kuzey Afrika’ya vali olarak tayin ettiği Musa bin Nusayr’ın gayretiyle fethedildiğini söylemektedir.*(5) Yazara göre bu fetih bir Arap fethi değil İslam fethidir. Ona göre bu fethi yalnız Arap Müslümanlarına mâl etmek, maalesef Müslümanların içine bir ur gibi yerleşmiş olan milliyetçilikten başka bir şey değildir. Dolayısıyla yazar bu medeniyetin belli bir zümrenin tekelinde değil ortak bir İslam çatısı dahilinde olduğunu söylemektedir. Kitapta bu fetih olayıyla başlayan kısa Endülüs tarihi, sekiz yüz yıllık bir dönemin mühim başlıklarla öz bir şekilde zikredilmesiyle devam etmekte ve 1492’de Gırnata’nın düşüşüyle sona ermektedir.

İlerleyen bölümlerde zikredildiği üzere, Avrupa henüz Rönesans’ın eşiğinden geçmemişken o dönemde Endülüs’te bilime yön veren bir merkez ve toplumun refah içinde hayatını sürdürdüğü sosyo-kültürel bir ortam meydana gelmiştir. Yine bu dönemde Endülüs’ün kalbi Kurtuba şehri, Bağdat ve Kahire’den sonra dünyanın üçüncü önemli bilim merkezi olmuştur. Günümüz Avrupa bilim ve sanatının temelleri Endülüs’te atılmıştır. Aslında modern dünyanın birçok kabulünün, teoriğinin temeli Endülüs’e dayanmaktadır. Sırma, bu dönemde, Avrupa’nın genelinde sadece liderler ve papazlar okuma yazma bilirken Endülüs’te halkın neredeyse tamamının okuryazar olduğunu söylemektedir. Yine Paris’te lambanın olmadığı dönemde, burada, Kurtuba’da her sokağın kandillerle aydınlatıldığını ifade etmekte ve bu gelişmenin dil, dın, ırk gözetmemek sayesinde meydana geldiğini söylemektedir. Ona göre ilerleme ancak buradaki Müslümanların kendi aralarında birleşmeleriyle gerçekleşmektedir. Ve yine ileri medeniyetler ancak İslam çatısı altında parlamaktadırlar. Yazar “Batı’da Endülüs Devleti ve Kurtuba’nın, Doğu’da Emevi devletiyle Bağdat’ın ve ortada Osmanlı Devleti ve İstanbul’un İslam Medeniyetinin üç incisi olduğunu ve ayrı düşünülemeyeceğini” söylemektedir. Yazara göre bu medeniyetler adeta birbirlerinin yansımasıdır.

O dönemde Katolikliğin betonunda kalıplaşan Avrupa’nın katı zihniyeti ve özellikle İspanya’nın üst tebaası herkes için aynı ve sabit bir düşünceyi kabul ettirme gayreti ve farklı olanı dışlayan bir milliyetçilik hırkası içerisindeyken Endülüs’te özgür, çeşitli ve modern dünyanın kavramakta zorlandığı, hoşgörünün hâkim olduğu bir toplum düzeni kuruludur. Endülüs, ötekiyi ötelememekte, farklılıkları zenginlik olarak görmektedir. Burada tüm halklar bir arada yaşamakta ve kültürel anlamda çoğunlukçu değil çoğulcu bir toplum portresi çizilmektedir. Yazarın da dediği gibi, İspanya’nın Müslümanlar tarafından fetihleri, sadece askerî ve siyasi açıdan olmamış; belki en büyük fetihleri, insanî açıdan olmuştur. Bu ortamın tolerans ve refah düzeyinin belki de en belirgin örneği, Yahudilerdir. Her yerden dışlanan, bünyesinde bulunduğu her yönetimin altında “öteki” olan Yahudiler, Emevi devletinden önce Katolik Hristiyan baskısı altındayken, Emevi devletinden sonra altın çağlarını yaşamışlardır. Öyle ki Endülüs egemenliği altında yaşayan Sefarad Yahudilerinin buradaki yaşantıları tarihsel dönem içinde kayıtlara “Golden Age of Jews” (6) yani Yahudi kültürünün altın çağı başlığıyla geçmiştir. Endülüs’ün birçok kültürden meydana gelen zengin medeniyeti ile ilgili İlber Ortaylı şunları söylemektedir: “İspanya'da devlet adamları her dindendi. Orta çağ Yahudi kültürünün en önemli eserlerini veren İbni Meymun (Maimonides) burada yetişmiştir. Sinagoglar Orta çağ Yahudi mimarisinin harika örnekleriyle doludur. İspanya büyük tabip İbn-i Sina, tasavvufun büyük müridi İbn-i Arabî gibi büyük adamların yurdudur. Sosyologların parlak hocası İbn-i Haldun'un bile kökleri buradadır.”*(7)

Endülüs ve Mimari

Sırma, adeta tarih kitabı şeklinde ilerleyen ilk bölümü, sosyoloji, toplum psikolojisi gibi kavramlarla zenginleştirmekte, akabinde de kitabında dönemin sanatsal öğelerine ve mimarisine yer vermektedir. Ona göre Endülüs’te mimari, eşi benzeri olmayan bir alandır. Çünkü buradaki toplum, içerdiği melezlik ve Doğu- Batı sentezi sayesinde benzersizdir. Dolayısıyla bu durum, ortaya çıkan sanat ve zanaat ürünlerini de eşsiz kılmaktadır.
Yazara göre Avrupa’nın Karanlık Çağı’nın ışık kaynağı olan ideoloji pınarı, Endülüs’ten doğan sanat, bilim, mimari, hikmet, felsefe ve tıp gibi ilimlerle var olmuştur. Endülüs gerek normatif ve pozitif gerek sosyal ve metafizik tüm öğreti alanlarında, tüm zanaat ve sanat dallarında öncü haline gelen bir üst-sistemdir.

Haddizatında, Endülüs denildiğinde akla gelen branşlardan en mühimi mimaridir. Endülüs, mimariyle bütünleşen, batılıların adlandırılmasıyla “mudahhar ”*(8) sanat akımının doğduğu yerdir. Ne kadar izleri kazınmaya ve süpürülmeye çalışılmış olsa da hâlâ Endülüs’te İslam’ın zirvede olduğu bu dönemlerden kalan mimari eserlere rastlamak mümkündür. Yazar, kitabının son bölümünü çeşitli tarihlerde yaptığı Endülüs gezilerine ayırmış ve bu mimari eserlere ziyadesiyle yer vermiştir. Bu seyahatname mahiyetindeki son bölüm, resimler sayesinde zaten Endülüs’teymiş gibi hisseden okuyucuya bazı bilgilendirmelerle daha fazlasını sunmaktadır. Müellif, burada mimariye çok özen gösterildiğini ve bu hususun çok önemsendiğini de söylemektedir.

Esasında, tüm İslam medeniyetlerinde mimari, önemsenen ve geniş bir alan kaplayan bir husus olmuştur. Bunun sebebi İslami şuura sahip sanatkârların iz bırakma arzusuyla birlikte estetiğin, güzel olanın ardından gitme gayesidir. “Allah güzeldir, güzeli yaratandır. O halde biz de güzel şeyler yapmalı, ardımızda güzel şeyler bırakmalıyız” düsturuyla ilerleyen sanatçıların eserlerinde sanat ve estetik, dini bir ilkeden hareket ederek ve ilhamını tevhid ilkesinden alarak varlığını yaratıcı karşısındaki kulluğunda anlamlandıran bir dünya tasavvuruyla adeta ölümsüzleşmektedir. Yazara göre bunun Endülüs’teki en güzel ve en ihtişamlı örneği, adını taşlarının kızıl renginden alan El-Hamra sarayıdır. 1232 yılında Beni Ahmer sultanlarınca inşaatına başlanan bu yapı, İslam sanatının abidevi eserlerinden biridir. İslam’da birçok mimari tekniğin dayanağını tasavvuftan aldığı gerçeği bu sarayda her köşede, her kemer ve sütunda, her işlemede görülmektedir. Sarayın avlusundaki yeşil bahçeler, suyu binanın, görüntünün merkezine alan ve mühendislik harikası olan havuzlar bütüncül evren anlayışının mekândaki yansımasıdır. Kemerlere işlenen “la galibe illallah” ayetleri de gerçek saltanatın sahibine işaret eden bir ok, bir hatırlatıcıdır. Bu mimari yapı, İslam-Dünya görüşünün mekân ölçeğinde hemen tüm boyutlarının sergilendiği bir muhteşem eser, tarihi bir tanık, zamana vurulan Allah’tan başka mutlak galip yoktur mührüdür.

Yazarın da benzer görüşlerle desteklediği gibi, bizim izine düştüğümüz medeniyetin asıl parçaları bu mimari eserler, asıl peyzajlarımız da kültürümüzden miras kalan bu köşelerdir. Ne var ki, bu eserlerin çoğu Müslümanların İspanya’dan çıkarılmasıyla, Katolik kilisesinin başlattığı saf halk ve toplum kampanyalarına dayanılarak yıkılmış ya da minareler çan kulelerine, camiler de kiliselere çevrilmiştir. İçine bir kilise inşa edilip, çeşitli müdahalelerle yapısı bozulan ve karanlıkta bırakılan Kurtuba Camii bunun en hüzünlü örneklerindendir. Ahmet Hamdi Tanpınar da bu konuyla ilgili olarak şöyle demektedir: “Bir katedralin heykel kalabalığını mimari tesir ile karıştıranlar, istedikleri kadar başka sanatları övsünler, benim hayranlığım çıplak bir insan vücudu gibi yalnız kendisi olmakla kalan abidelerin yapıcılarına, ruhlarındaki ilahi nispet sezişiyle duayı zekânın bir tebessümü haline getiren, duygusuz maddeyi güneşin adına söylenmiş bir kaside yapan mimarlarımıza, o derviş feragatli ustalara gider.” *(9)

Sonuç

Yazar ilk bölümünde Endülüs tarihinden bahsettiği kitabının son bölümünü kendi anılarına, izlenimlerine ve değerlendirmelerine ayırmıştır. Bu değerlendirmeler içeren netice kısmında yıkılışın tarihi ve sosyolojik nedenlerini açıklamakta ve görüşleriyle olaylar üzerinden şimdiye dönük bir rapor çıkarmaktadır. Bu yıkımın mesulünün iç çatışmalar olduğunu yinelemekte ve eklemektedir: “Hey gidi dünya ve hey tarih! Bu insanlar her ikinizle de ne kadar çok oynadılar.”*(10)

Sonuç olarak, bizi unuttuğumuz geçmişte tarihi bir yolculuğa çıkaran bu kitap, okuyucuyu Endülüs üzerinden birçok mühim kavrama götürmektedir. İnsanların yeniden medeniyet kurma çabasını gereksiz bulmaktadır, zirâ bizim medeniyetimiz zaten vardır. Asıl olan bu medeniyeti diriltmektir.
Kitapta konunun işlenişi gayet sistematik ilerlemiş, eklenen dizinler ve dipnotlar kitabı akademik bir araştırma seviyesine çıkarmıştır. Kitabı albümleştiren fotoğraflar okuyucuya Endülüs sokaklarını sunarken, aynı zamanda da kitabın akıcılığını arttırmakta ve konuların ağırlığını dindiren bir tampon oluşturmaktadır. Bazı cümlelerin çok sık tekrarlanması ya da kitaptaki öznel unsurların yoğunluğu negatif unsurlar olarak değerlendirilebilir. Ancak neticede bu kitap, Avrupa İslam tarihiyle ilgili olarak zikredilebilecek mahiyette başarılı bir çalışmadır.

*** Dipnotlar ***

(1) - Bu başlık Sezai Karakoç'un aynı isimli eserinden esinlenerek oluşturulmuştur. (Sezai Karakoç, Yitik Cennet, Diriliş Yayınları, 1976)
(2) - İhsan Süreyya Sırma, Ah Endülüs, Beyan Yayınları, 2020, s. 106
(3) - Sırma, a.g.e., s. 161
(4) - Sezai Karakoç, İslam’ın Dirilişi, Diriliş Yayınları, 1978, s. 10
(5) - İhsan Süreyya Sırma, Ah Endülüs, Beyan Yayınları, 2020, s. 21
(6) - https://en.wikipedia.org/wiki/Golden_age_of_Jewish_culture_in_Spain
(7) - İlber Ortaylı, İlber Ortaylı Seyahatnamesi, Kronik Kitap Yayınları, 2017, s.201
(8) - Mudahhar kelimesi Arapça’da iddihar olunmuş, yığılmış anlamına gelmektedir.
(9) - Ahmet Hamdi Tanpınar, Beş Şehir, Dergâh Yayınları, 1946, s. 134
(10) - İhsan Süreyya Sırma, Ah Endülüs, Beyan Yayınları, 2020, s. 205

Kaynaklar

When the Moors Ruled in Europe - Bettany Hughes
The Rise and Fall of Islamic Spain - A PBS Documentary
https://islamansiklopedisi.org.tr/endulus
https://en.wikipedia.org/wiki/Al-Andalus
Ziya Paşa - Endülüs Tarihi (Beyzâ Abyssos) 
Üniversitede Dinler Tarihi Hocam; kıymetli Mahfuz Söylemez Beyefendinin tavsiyesiyle aldığım, fakat okumanın bugüne nasip olduğu Ah Endülüs....

Bazen duygularınız öyle şâhâ kalkar ki ifade edecek kelime bulamazsınız..şu an tam da bu durumdayım...
Kitabı okurken; duygulandım,hüzünlendim, ağladım, ıftihar ettim günümüz türkçesiyle gururlandım ve utandım....hem de ne utandım...insanoğlu adına çok utandım...bir kez daha insanın hayvanlardan da aşağıda olabileceğini ve hatta olduğuna şahid oldum...

Ahhhhh Endülüs sana ağıtlar yakilmasin, destanlar yazılmasın da kime yazılsın...

O harap olan eserlere mi yanalım, yakılan kitaplara mı, yıkılan hamamlara,saraylara mı, kilise çanına çevrilen minarelere mi...

Ihsan Süreyya Sırma bu kitabında Endülüs'ün tarihini (bol kaynaklı)anlattıktan sonra kısa bir bolumde de kendi değerlendirmesini yapmış...

Çok kıymetli bu eseri mutlaka okumalısınız dostlar...muhabbetle..gecemiz mübarek olsun... (H.Ozer) 

Kitabın Yazarı İhsan Süreyya Sırma Kimdir?
Prof. Dr. İhsan Süreyya SIRMA, 10 Temmuz 1944 yılında, Siirtin Pervari ilçesinde doğdu. İlk öğrenimini Pervaride yaptıktan sonra; Orta ve lise öğrenimini Siirtte tamamladı. 1962 yılında girdiği Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesini, 1966 yılında bitirdi. Üniversite öğrenimi sırasında, bir müddet Batmanda, Türk Petrollerinde işçi, bir müddet de Diyanet İşleri Başkanlığında memur olarak çalıştı.

Üniversite mezuniyetinden sonra, orta öğrenimini yapmış olduğu Siirt Lisesine öğretmen olarak atandı. 1967 baharında, devlet doktora burs sınavını kazanarak, İslâm Tarihi dalında doktora yapmak üzere Fransaya gitti. Aslında o, İngilizceden sınavı kazanıp İngilterede doktora yapması gerekirken, yetkililer, bilinmez bir sebepten dolayı onu Fransaya gönderdiler. Bundan dolayı bir senesini Fransızca öğrenimine harcadı. Pariste, College de Franceda Prof. Dr. Jacques Berquele başladığı doktora öğreniminin yan çalışmaları içerisinde, Arapça öğrenimi için 1969-1970 ders yılında Tunusta bulundu; ve Zeytuna Üniversitesinde, Arapçanın yanı sıra, Büyük sosyolog Fadıl b. Aşurun derslerine devam etti.

1973 mayısında, İslâmî İlimler dalında doktor olarak Türkiyeye döndü. 1973-74 ders yılında Erzurum Yüksek İslam Enstitüsünde İslam Tarihi hocalığı yaptı. 1974 yılında Atatürk Üniversitesi İslâmî İlimler Fakültesinde İslam Tarihi Doktoru olarak göreve başladı. 1980 yılında Doçent, 1989 yılında Profesör oldu. 1993 yılında naklen Sakarya Üniversitesine geçti; ve 1995 yılına kadar bu Üniversitenin İlahiyat Fakültesinde İslam Tarihi öğretim üyeliği yaptı; ve aynı yıl zorla bu üniversiteden emekli edildi. 1995-1997 yılları arasında İstanbul Büyükşehir Belediyesi Başkan Danışmanlığı görevinde bulundu.

İslam Tarihi dalında 30 kitabı, ve 200ü aşkın ilmî makalesi yayınlandı. Ulusal, ve uluslar arası bir çok konferansa katılarak tebliğler sundu; Zaman, Yeni Devir, Milli Gazete, Yeni Şafak gibi gazete; ve İslâm Mecmuası, Yeni Dünya, Bilgi ve Hikmet, Tarih Dergisi, Tarih Enstitüsü Dergisi, Tarih ve Toplum gibi değişik dergilerde, tarihle ilgili makaleler yazdı. Kanal 7de dört seneyi aşkın bir süreyle Seyahatnâme adı altında tarih programları yaptı. Kendi alanındaki araştırmalarını takip edip sürdürecek derecede Fransızca, İngilizce, Arapça, ve Farsça bilmektedir. İhsan Süreyya Sırma evli olup, üç çocuk babasıdır.

İhsan Süreyya Sırma Kitapları - Eserleri
İslami Tebliğin Mekke Dönemi ve İşkence
İslam Öncesi Mekke Dönemi ve Hz. Muhammed
İslami Tebliğin Medine Dönemi ve Cihad
Emeviler Dönemi
İslami Tebliğin Örnek Halifeler Dönemi
Nehirlerin Dili

Abbasiler Dönemi
Nasıl Sömürüldük
Peygamberler Tarihi
Ah Endülüs
Müslümanların Tarihi (1. Cilt)
Sömürü Ajanı İngiliz Misyonerleri
Pakia Mektupları

2. Abdülhamid`in İslam Birliği Siyaseti
İşte Önderimiz Hz. Muhammed
Tarih Şuuru
Tanzimat'ın Götürdükleri
Müslümanların Tarihi (2. Cilt)
Dağların Sırrı
Müslümanların Tarihi (3. Cilt)

Müslümanlarda Yanlış Din Anlayışları
İslam ve Tarih
Haçlı Seferleri
Müslümanların Tarihi (4. Cilt)
Medine Vesikası Işığında Yahudi Meselesi
Müslümanların Tarihi (5 Cilt Takım)
Bir Garip Tarih

Ezan Ya Da Ebedi Kurtuluşa Çağrı
Müslümanların Tarihi 5. Cilt
Neler Sordular
Yalan Dünyayı Adımlarken
Sömürü Ajanı Amerikan Misyonerleri
Belgelerle 2. Abdülhamid Dönemi
Selahaddin Eyyûbî

Hz.Muhammed
Halname
Çin Müslümanları ve Çin'e Seyahat
Alaturka Demokrasi Alaturka Laiklik
Seyahatname-i Süreyya
Osmanlı Devletinin Yıkılışında Yemen İsyanları
Sen Geldin

Ano Yemen'dir
Müslümanların Tarihi'ne Giriş
Türkiye'de Yanlış Din Anlayışı
II. Abdülhamid'in İslam Birliği Siyaseti
Viyana Günleri

İhsan Süreyya Sırma Alıntıları - Sözleri
Allah, Tûr'a çağırdığı Peygamberi Mûsâ'ya "ayakkabılarını çıkar! Çünkü sen mukaddes Tuvâ vadisindesin!" buyurmuştu... (Seyahatname-i Süreyya)
Fransızca'da bir atasözü var: Öğretmek ikinci defa öğrenmektir. (Neler Sordular)
Seven sevdiğine sevdiğini söylesin. (Hz.Muhammed)
Ne yazık ki Müslümanlar onun içtihadını unutup davranışını gözardı ettiler ve hayatlarını sultanları alkışlamakla geçirdiler. Bir dönem “Padişahım çok yaşa!" dediler, bir başka dönem de “Bizi kim, nasıl ve hangi rejimle yönetirse yönetsin; bize düşen itaat etmektir!” zihniyetinin öncüleri oldular. Böylece Müslümanları zalim yöneticelere ve Batı uşaklarına kul ettiler. Sonuçta da Müslümanlar, asırlar boyu kul oldukları sultanlar ve yöneticiler tarafından sömürüldüler, sömürüldüler... (Müslümanların Tarihi (4. Cilt))
Hira üniversiten, Sevr dağı akademin,
Hicret menzillerine, ilim ile sen geldin (Sen Geldin)
Şu göğe doğru yükselen ince uzun yapılar nedir?
-şoför : minare .dedi.
Prof.yine sordu: ne için kullanılır bu minareler?
-şoför: ezan okumaya. Dedi.
Miyahara sordu: ezan ne için okunur?
-şoför: namaz bildirmek için dedi .
Prof: Namaz Müslümanlığın şartlarından biri ,bunu mazeretsiz terk eden müslümanlar ehli sünnet imamlarından üçüne göre de müebbed hapisle cezalandırılırlar,değilmi şoför efendi?
Diye sordu.
-şoför gayri memnun bir tavırla : bilmiyorum.dedi.
Prof: affedersinüz sizi müslüman sanmıştım da.! Deyince şoför parladı.
: tabii Müslümanım babam dört defa Hacca gitti; her sene kurban keseriz ,ama namaz kılmam ,bazen de içerim.Allah affeder be kafanı takma abi yeter ki için temiz olsun !Ehli sünnet dedin ya ; çocuklarımızı da sünnet ederiz tabi ,hem de en pahalı salonlarda ,en pahalı içkilerle ...profesör sustu.. (Pakia Mektupları)

"Evet, gerçekten ortakların çoğu, birbirlerinin haklarına tecavüz ederler. İnanan ve sâlih ameller yapanlar bunların dışındadır. Ama onlar da ne kadar azdır!" dedi. Dâvûd, kendisini imtihân ettiğimizi sanarak Rabbinden bağışlanma diledi ve rüku ederek yere kapandı; tövbe etti. (Peygamberler Tarihi)
insanların değil, insanları yaratanın emirlerine bağlanmayı kendimize ilke edindiğimiz gün, adımımızı kurtuluş dünyasının kapısından içeri atmış sayılırız. (Türkiye'de Yanlış Din Anlayışı)
Müslümanların tarihinde öylesi dönemler var ki, İslam ile ilgisi bulunmamaktadır, ihanet dolu olaylar olduğu gibi, bizlere kahraman olarak tanıtılan mücrimler ve hainler de mevcut bu tarihte. (Neler Sordular)
İnsan kendisini zenginleşmiş (bir makama gelmiş, imza yetkisine sahip olmuş, saltanatı eline geçirmiş) görünce sapıtır. Alak suresi 6-7 (Müslümanların Tarihi (5 Cilt Takım))
Yoktur bu vücudun i'tibârı,
Hakk âyinedir cihan ğubâri. (Sömürü Ajanı İngiliz Misyonerleri)
Adem'in şahsında Allah'a secde etmeyip isyan et­tiğinden, melekler arasında olmasına rağmen şeytanlaşıvermiştir. O halde melek ve şeyta n olmak; insan olmak veya olmamak, Allah'a karşı takınılan tavra bağlıdır. (İslam Öncesi Mekke Dönemi ve Hz. Muhammed)
Urbain’in iddialarına göre Müslümanlar hen Hristiyan Hacılarına, hem de Kudüs’teki mukim olan Hristiyanlara zulmediyorlardı ki bu, Hristiyan yazarlarının da kabul ettikleri gibi bir iftiraydı (Haçlı Seferleri)

İslâm ordusunun içinde münafıklar da vardı. Dilleriyle imân ettiklerini söyleyip, İslâm düşmanlığı yapanlar... İslâm toplumunun kanser kaynağı tipler!... Bunlar, namaz da kılarlar, hatta kıldırırlar, oruç da tutarlar, Hacc'a giderler; hatta ve hatta cihada bile katılırlar. Kur'an okurlar!.. Ne var ki bunlar, İslâm'a savaş açmış devletlerin emrinde olan Allah düşmanlarıdırlar... (İşte Önderimiz Hz. Muhammed)
"Dünya insanları üzdüğü kadar sevindirmez. Yani az sevindirir, çok üzer." (Emeviler Dönemi)
Bütün tarih boyunca ve günümüzde, ne zaman ki Müslümanlar birbirleriyle uğraşmışlar; bundan yararlananlar düşmanlar olmuş ve fırsattan istifade ederek savaş açmış ve de galip gelmişlerdir. (Abbasiler Dönemi)
"La" sı olmayanın, "illa" ile gerçekleştirilecek bir inkılabı yoktur. (Nasıl Sömürüldük)
Haydi Filistin'de çocuk katleden Siyonist'e hesap sormaya! Haydi Eba Gurayb hapishanesinde masum kadınların ırzına geçen işgalci Amerikalının igrenç ihtirasını durdurmaya! (Ezan Ya Da Ebedi Kurtuluşa Çağrı)
Aslında Islahat Fermanı , gayr-i Müslimlere hak ve imtiyazları verme fermanıdır . (Tanzimat'ın Götürdükleri)
Dünya da bir gün yaşayacaksak, şahsiyetli yaşayalım o günü! (Pakia Mektupları)

---
Kaynak: [Mardin Life](https://www.mardinlife.com/kitap/ah-endulus-ihsan-sureyya-sirma-kitap-ozeti-konusu-ve-incelemesi)