# Aksaray'dan Bir Perihan - Suat Derviş Kitap özeti, konusu ve incelemesi

> Aksaray'dan Bir Perihan kimin eseri? Aksaray'dan Bir Perihan kitabının yazarı kimdir? Aksaray'dan Bir Perihan konusu ve anafikri nedir? Aksaray'dan Bir Perihan kitabı ne anlatıyor? Aksaray'dan Bir Perihan PDF indirme linki var mı?  Aksaray'dan Bir Perihan kitabının yazarı Suat Derviş kimdir? İşte Aksaray'dan Bir Perihan kitabı özeti, sözleri, yorumları ve incelemesi...

- Kaynak: Mardin Life
- URL: https://www.mardinlife.com/kitap/aksaraydan-bir-perihan-suat-dervis-kitap-ozeti-konusu-ve-incelemesi
- Dil: tr-TR
- Yayın tarihi: 2022-05-07T00:00:14+03:00
- Güncelleme: 2022-05-07T00:00:14+03:00
- Yazar: Mardin Life
- Kategori: Kitap
- Görsel: https://cdn.mardinlife.com/2022/05/07/suat-dervis-kimdir-suat-dervis-kitaplari-ve-sozleri-216243.jpg

Kitap Künyesi
 Yazar: Suat Derviş 
 Yayın Evi: İthaki Yayınları 
 İSBN: 9786053753803 
 Sayfa Sayısı: 160 
--reklam--
Aksaray'dan Bir Perihan Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti
Bizi çirkinleştiren veya utandıran şeyleri düşünmemek en hayırlısı değil miydi?

Perihan, Aksaray'da yetişmiş, kaba, sınıf atlama hevesi içinde olan ve bu sınıf atlama çabasını eşi Nuri ile para üzerinden gerçekleştiren bir kadındır. Nuri ise saraylı bir aileden gelen, Perihan'ın kontrolünde yaşayan, hiçbir şeye ses çıkarmayan, her türlü ahlaksız davranışı bile kabul eden bir adamdır. Perihan bu yolda her türlü davranışı mübah görmekte ve eşine de bu konuda sürekli telkinler vermektedir.

Gece Postası'nda tefrika edilen Aksaray'dan Bir Perihan'da Suat Derviş, Perihan karakteri üzerinden zenginleşen, ama bir taraftan da yozlaşmakta olan toplumu eleştirir.
(Tanıtım Bülteninden)
--reklam--
Aksaray'dan Bir Perihan Alıntıları - Sözleri
“İnsanda hiçbir arzu kalmazsa, nasıl yaşayabilir?”
Yalnız başkaları karşısında değil, kendi karşısında dahi gizleniyordu.
Dudaklarından hiç eksik olmayan nazik bir gülümseyiş onun kalkanıydı.
Hayat söndürülemez, diye düşünüyordu, onun kendiliğinden sönmesi lazımdır. Tabii bir surette bitmesi lazımdır. Ne ümitsizlik ne cesaretsizlik ne de kin onu söndürmemelidir.
İnsanda hiçbir arzu kalmazsa, nasıl yaşayabilir?
Mektebe girdikten birkaç hafta sonra Nuri'nin korkusu adeta bir ümitsizlik şeklini aldı. Birbirine tıpatıp benzeyen bir sürü çocuk karşısında kendi cinsinden tek çocuk olmak tahammül edilir bir azap değildi.
Bizi çirkinleştiren veya utandıran şeyleri düşünmemek en hayırlısı değil miydi?
Perihan için her fiil, getirdiği maddi kazanç nispetinde kıymet ifade ederdi.
Mağlup olacağını daha başlangıçtan bildiği bir mücadeleye neden girişecekti?
Perihan bütün cahiller gibi kendi nokta-i nazarını doğru bilir ve onda inatla ısrar ederdi. Bu bir muhakeme ve bilgi zaafı olduğu kadar zeka noksanıydı. Başkalarının ileri sürdüğü delilleri anlayamazdı ki kabul etsin.
Hayat söndürülemez, onun kendiliğinden sönmesi lazımdır. Tabii bir surette bitmesi lazımdır. Ne ümitsizlik ne cesaretsizlik ne de kin onu söndürmemelidir.
İnsanda hiçbir arzu kalmazsa, nasıl yaşayabilir?
“İnsanlar deli miydi? Neden toprağı parça parça bölüyorlar, neden her biri bu parçanın en güzel bölümünü kendi almak istiyordu!”
Bizi çirkinleştiren veya utandıran şeyleri düşünmemek en hayırlısı değil miydi?
Artık şahsiyetini susturmak zorundaydı, başının dinçliği için...
--reklam--
Aksaray'dan Bir Perihan İncelemesi - Şahsi Yorumlar
1962-1963 yılları arasında Gece Postası'ında tefrika edilen Aksaray'dan Bir Perihan,1997  yılında ancak kitaplaştırılmış.
Farklı kültür, aile yapılarından gelen Nuri ve Perihan iş yerinde tanışır ve evlenirler.
Perihan, sınıf atlamak, daha çok imkâna kavuşmak için Nuri ile evlenir.Nuri yok olan Osmanlı aristokrasisinin son temsilcilerindendir.
Osmanlı Devleti'nin son dönemlerinden Kore Savaşı'na kadar uzanan bir dönem arka planda yer alır.
Romandaki önemli bir karakter olan Gülter ise, Nuri'nin ailesinin yanında, aileden biri olarak  büyümüş halayıktır.
Nuri'nin ailesi eski zenginliğini kaybedince, Nuri kendisinden pek fazla yaş farkı olmayan teyzesi Pakize ile yaşamaya başlar.Aksaray'dan Perihan da onlara katılınca  tüm dengeler değişir.
Kitap boyunca, Gülter'in yaşamı ile Nuri ve Perihan'ın yaşamı anlatılır.
Sınıfsal çatışma yine merkezdedir. Demokrat Parti dönemindeki, yeni türeyen  zengin sınıfın, kültürsüzlüğü, yozlaşması gözler önüne serilir.
Yine çok severek okuduğum bir Suat Derviş kitabıydı Aksaray'dan Bir Perihan. (Özlem Akbaş) 
Aksaray’dan Bir Perihan: Aksaray’dan Bir Perihan yazarla tanıştığım kitabı olması açısından bu anlamda benim için ayrıcalıklı bir noktada olup, toplumun değişiminin aile yapılarına ve ahlak anlayışı karşısındaki etkilerini anlatmaktadır. Karakterlerin ortak noktasının yalnızlık duygusunu kendi özellerinde yaşamaları olduğunu kitabın ilerleyen sayfaları bana düşündürmüştür. Vaktiyle beraberliklerinden güç alarak bu duygunun mesutluğu içerisinde olan karakterler, değişen toplumsal düzen ve hayat içerisindeki tercihleri ile sürüklendikleri bireyselci durumun içerisinde yalnızlaşmıştır. Aile bireylerinin birbirlerinden hiç ayrılmayacaklarını ve her zor durumda beraber olacaklarına olan inancın yok olması ve yıllar içerisindeki fertlerin birbirleriyle iletişimsizliği ahde vefa duygusu hakkında düşüncelere sebebiyet vermektedir. (Şeyma Kurt) 
Suat Derviş hemen her Devrimci gibi zaman zaman hapis yatmış zaman zaman yurt dışında yaşamış ama her zaman üretmeye, yazmaya devam etmiş bir gazeteci, bir yazardır.
Nazım Hikmet ile uzun yıllar arkadaşlık etmiş ve Nazım Hikmet Moskova'ya yerleştikten sonra da dostlukları devam etmiştir. Nazım Hikmet'in gençlik yıllarında platonik aşk beslediği Suat Derviş'in ilk yazıları da yine Nazım Hikmet'in dergilere göndermesinin ardından yayınlanmıştır.
En bilinen eseri Fosforlu Cevriye olmasına rağmen 30 kadar roman yazan yazar bu eserinde Osmanlı'nın yıkılması ile Aristokrat ailelerin yeni palazlanan Burjuva karşısında düştüğü küçülmeyi anlatmış ve Burjuvanin palazlanirken terbiye, ahlak, dürüstlük gibi olguları yok saymasını Aksaray'dan çıkıp Aristokrat bir aileye gelin gelen Perihan'in davranışları ile özdeşleştirmistir.
Roman'da dönemin Türkiye'sinin politik calkantilarina da az da olsa yer verilirken önceleri sanattan, müzikten, edebiyattan konuşan insanların zamanla dedikodudan, paradan ve beton binalardan bahsetmesi ve bu dönüşüm okuyucuya aktarılmıştır.
Benim okuduğum ilk Suat Derviş kitabıydı, diğer kitaplarını bilmiyorum ama bu kitabında kitabın hemen hemen tamamı di'li geçmiş zaman kullanilan cümlelerle dolu bu, konu çok güzel olmasina rağmen beni negatif etkiledi. 160 sayfa olmasına rağmen çok anlaşılır ve bir kere de okunabilecek bir eser, sade bir dil kullanılmış olmasına rağmen zamanın Türkçesinin bol kullanıldığını da belirtmek isterim.
Kitaptan bağımsız olarak Nazım Hikmet'in 1920 yılında Suat Derviş için yazdığı şiiri de eklemek istedim.

“Ağlasa da gizliyor gözlerinin yaşını;
Bir kere eğemedim bu kadının başını.
Kaç kere sürükledi gururumu ölüme
Fırtınalar yaratan benim coşkun gönlüme.
Cevapları öyle heyecansız ki onun,
Kaç kere iman ettim, hiçliğine ruhunun.
Kaç kere hissettim ki, yine bu gece gibi
Güzelliğin önünde, dolup, çarpmalı kalbi
Ne mehtabın aksine yelken açan bir sandal,
Ne de ayaklarında kırılan ince bir dal,
Onun taştan kalbini sevdaya koşturmuyor.

Bir çiçeğin önünde bir dakika durmuyor…
Dönüyoruz yine bir uzun gezintiden
Gönlümün elemini döküyorken ona ben.
O bana kendisini gülerek naklediyor,
Bilseniz mavi boncuk nasıl yaraştı diyor.
Ya bu kadın delidir, yahut ben çıldırmışım
Ben ki birçok kereler kırılmışım, kırmışım.
Ömrümde duymamıştım böyle derin bir acı
Birden onun yüzüne haykırma ihtiyacı
İçimde alev alev tutuştu yangın gibi
Bir dakika kendimin olamadım sahibi
Hiç olmazsa hıncımı böyle alırım dedim,
Yolda mağrur duran gölgesini çiğnedim. (Salih Yaz) 
--reklam--
Aksaray'dan Bir Perihan PDF indirme linki var mı?
--reklam--
Suat Derviş - Aksaray'dan Bir Perihan kitabı için internette en çok yapılan aramalardan birisi de Aksaray'dan Bir Perihan PDF linkidir. İnternette ücretli olarak satılan çoğu kitabın PDFleri bulunmaktadır. Ancak bu PDF'leri yasal olmayan yollarla indirmek ve kullanmak hem yasalara hem de ahlaka aykırıdır. Yayın evlerinin sitesinden PDF satılıyorsa indirebilirsiniz.
Kitabın Yazarı Suat Derviş Kimdir?
Suat Derviş (d. 1903, İstanbul - ö. 23 Temmuz 1972, İstanbul), Türk gazeteci, yazar.

Osmanlı İmparatorluğu’nun son dönemlerinde gazeteciliğe başlayan Suat Derviş Hanım, ülkenin öncü gazetecilerinden biri ve döneminin en üretken yazarlarındandır..

Otuza yakın roman, pek çok hikaye, makale, eleştiri ve çeviriler yayımlanan Suat Derviş’in en bilinen eseri Fosforlu Cevriye’dir. Eseleri yabancı dillere çevrilen ilk Türk yazarlardandır. Adı, toplumcu gerçekçilik ile birlikte anılır.

Avrupa’ya muhabir olarak giden ilk kadın gazeteci, ilk basın sendikasının beş kurucusundan biri ve ilk başkanı, Devrimci Kadınlar Birliği'nin kurucusudur. Kadın hakları, demokrası alanlarında mücadele etmiş bir aktivisttir.

Hayatı

Gençliği

1903 yılında İstanbul'un Moda semtinde dünyaya geldi. Varlıklı bir ailenin ortanca çocuğu idi. Ailesi ona Hatice Suat adını koydu ancak Suat erkek ismi olduğundan kayıtlara Hatice Saadet olarak geçti. Babası, Darülfünûn’un kurucularından kimyager Müşir Derviş Paşa’nın oğlu tıp profesörü İsmail Derviş Bey, annesi Abdülmecid’in mabeyncilerinden Kamil Bey’in kızı Hesna Hanım’dır. Osmanlı'da Telefon İdaresi'nde çalışmaya başlayan ilk kadınlardan Hamiyet Hanım’ın kardeşidir.

Çocukluk çağında evde özel eğitim görüp Fransızca ve Almanca öğrendi.Eğitimine Kadıköy Numune Rüştüyesi’ne, ardından Bilgi Yurdu’na devam etti. Çocukluğundan itibaren yazmaya ilgi duydu. Hezeyan başlıklı mensur şiirini, çocukluk arkadaşı Nazım Hikmet 1918’de Alemdar gazetesinin edebiyat ekine göndererek yayımlattı. Bu, onun yayımlanan ilk eseridir. Henüz çocuk yaşta olan Suat Derviş edebiyat dünyasına Mehmet Rauf tarafından “hassas bir ruha sahip ve olgun bir müellifin habercisi" olarak tanıtıldı.

Bu yıllarda Nazım Hikmet ile arkadaşlığının şairin ona duyduğu tek taraflı bir aşka dönüştüğü iddia edilir.Şair Nazım Hikmet, 1920’de Gölgesi adlı şiirini Suat Derviş’e ithafen yazmıştır.

İlk eserleri

Suat Derviş’in ilk romanı olan Kara Kitap 1921 yılında basıldı. Edebiyat dünyasında hayret ve şaşkınlıkla karşılanan bu eserde ölüme mahkum güzel ve hassas bir genç kızın son nefesine kadarki yaşama arzusunu belirten iç seslerini ve duygularını anlattı. 1923’de yazdığı Hiç Biri romanını, Ne Ses Ne bir Nefes (1923), Bir Buhran Gecesi (1924), Fatma'nın Günahı (1924), Gönül Gibi (1928) ve Latin harfleri ile yazdığı ilk eser olan Emine(1931) romanları izledi. Bu romanlarında İstanbul’un üst düzey yaşamından kesitler sundu; ilişkileri anlattı; kadının toplumsal konumunu özgürlük talebini irdeledi. 1925’te ilk hikayeleri Almanca’ya çevrildi.

İlk gazetecilik deneyimleri

Derviş, ilk romanı yayımlandığı sırada Alemdar gazetesinde çalışmaktaydı. 1922'de Ankara hükümetinin temsilcisi olarak İstanbul'a gelen Refet Bey’le ilk röportajı Alemdar gazetesi için yaptı.

Bir süre sonra Alemdar’dan ayrılıp İkdam’a geçti ve gazetede bir kadın sayfası hazırlayacak bu konuda öncü oldu.

Berlin yılları

1927’da konservatuar eğitimi için kardeşi Hamiyet Hanım ile birlikte Almanya'ya gönderildi; Berlin’de Sternisches Konservatuvarı’nda piyano dersleri aldı. Bir süre sonra ailesinden habersiz Berlin Üniversitesi Felsefe ve Edebiyat Fakültesi'ne kaydoldu. Faşizmin yükselmesine tanıklık ettiği Almanya’da öğrenciliği sırasında gazete ve dergilerde çalıştı. Yazıları çeşitli edebiyat ve sanat dergilerinden siyasi gazetelere kadar pek çok yayın organında yayımlandı. 1932’de babasının ölümü üzerine fakülteden mezun olmadan Türkiye'ye döndü.

Yurda dönüş ve 1930’lu yıllar

Yurda döndükten sonra Babıali’nin başarılı muhabirleri arasına girdi; İstanbul, İzmir, Adana ve Ankara’da çıkan pek çok gazetede yazılar yayımladı. Bir yandan da roman tefrika etmeyi sürdürdü. Onu Bekliyorum (1934), Onları Ben Öldürdüm (1935), Baba Oğul (1936) romanları çeşitli gazetelerde tefrika edildi.

Resimli Ay’da çalışmaya başlaması ile solcu basın dünyasına adım attı. 1936 yılında Son Posta gazetesinde çalışırken Montreeux Konferansı'nı izlemeye gitmesi ona yurtdışına giden ilk kadın gazeteci unvanını getirdi.

1936 yılından itibaren çalışmaya başladığı Tan gazetesinde kadın sorunlarına değindi ve dış siyaset olayları ile ilgili haberler yaptı. Bu gazetede çalıştığı dönemde Sovyetler Birliği’ne yaptığı gezi, düşünce dünyasını etkiledi.Dönüşünde yayımladığı röportaj dizisi, "kıpkızıl komünist" olarak damgalanmasına ve gazeteden ayrılmak zorunda kalmasına neden oldu.

Gezinin yapıldığı 1937’de tefrika edilen Bu Roman Olan Şeylerin Romanı görüşlerindeki değişimi yansıtır. Gazetelerde nazizme, faşizmin yükselişine ve adaletsizliğe karşı yazılar yayımlarken romanlarında köşklerde yaşanan aşkları, yemek ziyafetleri ve davetleri yazmayı reddeden yazar, artık toplumcu- gerçekçi bir edebiyat anlayışına yönelmiştir. 1938’de Bir İstanbul Gecesi tefrika edildi, 1939’da "Hiç romanı yayımlandı.

Politik yaşamı ve mahkumiyeti

Suat Derviş’in sol görüşleri, kısa süren ilk üç evliliğinin (Seyfi Cenap Berksoy, Selami İzzet Sedes, Nizamettin Nazif Tepedelenlioğlu ile) ardından 1941 yılında Türkiye Komünist Partisi (TKP) genel sekreteri Reşat Fuat Baraner ile yaptığı evlilik ile pekişti. Baraner ve Derviş’i bir araya getiren, partinin talebi doğrultusunda çıkarttıkları "Yeni Edebiyat Dergisi" olmuştu. Çift, Türkiye'de toplumsal gerçekçi akımın ilk yayın organlarından sayılan dergiyi 15 Ekim 1940-15 Kasım 1941 arasında yirmialtı sayı yayımladı. Derviş, dergide kısa öyküler, fıkra ve eleştiriler yazdı. Orhan Kemal, Mehmet Seyda, Hasan İzzettin Dinamo gibi genç yazar ve şairlerin tanınmasına yardımcı oldu.

1944’te Zeynep İçin romanını yazdı. Aynı yıl Biz Üç Kardeşiz, Fosforlu Cevriye, Çılgın Gibi” romanları gazetelerde tefrika edildi.

"Niçin Sovyetler Birliğinin Dostuyum?" adlı incelemesinin 1944’te yayımlanmasından sonra gazeteci kimliği ile hiçbir yerde iş bulamayan Suat Derviş, gerçek ismi olan “Hatice Saadet Baraner” yerine takma adla yazılar yazmaya başladı. Aynı yıl TKP Soruşturmaları ve tutuklamaları çerçevesinde eşi Reşat Fuat Baraner ile birlikte tutuklandı. Sorgu sırasında çocuğunu düşüren yazar, Reşat Fuat Baraner'i sakladığı ve yasadışı Türkiye Komünist Partisi'ne katıldığı gerekçesiyle yargılandı, 8 ay tutuklu kaldı.

Hapisten çıktıktan sonra büyük sıkıntı çekti.. Geçimini sağlamak için Almanca, İngilizce ve İtalyanca çeviriler ve editörlük yaptı. Tiyatro piyesleri ve radyo skeçleri yazdı. 1947’de "Büyük Ateş ", 1950’de "Yaprak Kıpırdamasın " romanları tefrika edildi.

Paris yılları

1951’de tekrar tutuklanan eşinin 1953’de yargılanmaya başlaması üzerine kendisinin de tekrar tutuklanma olasılığına karşılık ülkeden ayrıldı; İsveç'teki ablasının yanına yerleşti. Avrupa’da çeşitli gazete ve dergilerde yazılar yayımladı; kendisini yurtdışında tanıtacak kitapları kaleme aldı.

Zeynep İçin romanını Ankara Mahpusu adıyla yeniden yazdı. Romanı, ablası Hamiyet Hanım Fransızca'ya çevirdi. 1957’de Le Prisonnier d’Ankara adıyla yayımlanan eser on sekiz dile çevrildi ve o kadar beğenildi ki eleştirmenler tarafından Ivo Andriç’in Drina Köprüsü’nden bile daha iyi bulundu.Daha önce yayınlatamadığı Çılgın Gibi eserini Fransızca’ya çevirdi. Eser, Les Ombres du Yali (Yalının Gölgesi) adıyla 1958’de yayımlandı.

Yurda dönüşü

Reşat Fuat Baraner’in hapisten çıkmasının ardından 1963 yılında Türkiye’ye döndü. Bu dönemde takma isimler roman ve hikayeler, çocuk masalları yazdı, tercümeler yaptı. Aksaray’dan Bir Perihan adlı romanı 1963’te Gece Postası’nda tefrika edildi. Fosforlu Cevriye, öğrenci ayaklanmaları ve sert isyanların zirveye ulaştığı 1968'de May Yayıncılık tarafından Ankara Mahpusu ile birlikte yayımlandı.

Son yılları ve ölümü

1968 yılında eşini, 1970 yılında ise ablasını kaybetmesi onu derinden etkiledi. İki gözünde de ciddi sağlık sorunları çıkana kadar yazmaya devam etti.Moskova’da geçirdiği ameliyat sonrası gözlerinden birinin belli oranda düzelmesinin ardından arkadaşı Neriman Hikmet ile birlikte Devrimci Kadınlar Birliği'nin kuruluşunda görev aldı. Derneğin kapatılması üzerine yeniden yazarlığa ağırlık verdi. Sürekli göz altında tutulan Şişi’deki evini devrimci gençlere açıp onları gizledi. 1971’de evi basıldı, birçok solcu genci evinde sakladığı ortaya çıkınca tutuklandı.

Ertesi sene Fosforlu Cevriye 'yi Gülriz Sururi için senaryoya dönüştürdükten kısa süre sonra şeker hastalığının vücudunda yarattığı tahribat sonucu hastaneye kaldırıldı. 23 Temmuz 1972'de Kasımpaşa Askeri Deniz Hastanesi'nde hayatını kaybetti.
--reklam--
Suat Derviş Kitapları - Eserleri
Fosforlu Cevriye
Ankara Mahpusu
Çılgın Gibi
Bir Haremağasının Hatıraları
Kara Kitap
İki Kadın İki Aşk
Aksaray'dan Bir Perihan
Hiç
Gönül Gibi
Şoför Mustafa
İstanbul'un Bir Gecesi
Kendine Tapan Kadın
Bu Roman Olan Şeylerin Romanıdır
Hiçbiri
Behire'nin Talipleri
Dirilen Mumya
Beni mi?
Sınır
Ahmet Ferdi Bir Kış Gecesi
Anılar Paramparça
Alev Dudaklı Kadın
Emine
Onu Bekliyorum
Yeniden Yaşayabilseydik
Hepimiz Birbirimizin Örneğiyiz
Fukara Ölüsü
Fosforlu Cevriye
Niçin Sovyetler Birliği’nin Dostuyum?
--reklam--
Suat Derviş Alıntıları - Sözleri
"Sen hiç tek başına, kimsenin bulunmadığı ve hiç bir aksiseda (yankı) vermeyen bir boşlukla konuştun mu?" (Kendine Tapan Kadın)
“Alnının teri, yorgunluğun, canın pahasına kazanıp bıraktığın şeyler kime kalacak biliyor musun, tanımadığın birsürü insana.” (Beni mi?)
Siyah istanbulin ve kırmızı fes giyen haremağaları canlı mahluklardan ziyade birer heyulayı hatırlatıyorlardı. (Bir Haremağasının Hatıraları)
ben kimseyi

sevmedim. (Kara Kitap)
Hayat öyle güzel bir şey ki yarabbi! (Yeniden Yaşayabilseydik)
Hiç kimse kendinden başkasını, hakiki muhabbet diye anladığımız duygularla sevemez! Sade ben değil, herkes... herkes öyle. Tahlil etmeyen, menfaatsiz, fedakâr sevgiler, şimdi bize sizin zamanınızın hikâyeleri kadar hayali geliyor. Başka asırların zevkini okşayacak tarzda yapılmış, şiirler, besteler gibi, ruhumuzda ufacık bir tesir bırakmadan, kaybolup gidiyor. (Hiçbiri)
Yaşamak için sana ihtiyacım var. (Yeniden Yaşayabilseydik)
“Bu gece niçin bu kadar mahzunsunuz?”
“Sana bu kadar yakın ve senden bu kadar uzak olduğum için.” (Çılgın Gibi)
Güzel serin bir menbaadan tatlı bir su içip hararetini teskin ettikten sonra bir bardak kuyu suyu içen adam, ne hissederse ben de bugün tanıdığım erkekler karşısında aynı hisle mütehassisim, insan beğenmediğini sevebilir mi? (Gönül Gibi)
Sahiden bir daha gelmeyecek mi ? (Şoför Mustafa)
Bizi çirkinleştiren veya utandıran şeyleri düşünmemek en hayırlısı değil miydi? (Aksaray'dan Bir Perihan)
-Niye güldün?
-Ağlamamak için! (Hiç)
Bazen müellif ne kadar az eserine benziyor. (Anılar Paramparça)
O, kendisini herkesten kıskanıyordu. Kendisini kimseye layık görmüyordu.
Kendisine aşkla arzuyla yaklaşan insanlardan nefret ediyordu.
Kendilerini onun aşkına layık gören bu küstahlari tokatlamak istiyordu. (Kendine Tapan Kadın)
Saadeti dünyanın her kıtasında, her eğlencesinde, her hissesinde aradım. Ve nihayet onu evimde buldum. (Beni mi?)
Kalbimde bir cehennem yanarken, dünyada kopan kıyametin nazarımda ehemmiyeti yoktur. (Gönül Gibi)
Ben aşk olmasa yaşanabileceğini dahi kabul etmiyorum. (Sınır)
Gideceği yolu düşündükçe çarmıhını sırtında taşıyan bir İsa gibi bütün vücudu dehşetle titriyor ve dizleri hemen orada bükülüp kıvrılacak gibi adeta kesiliyor. (Bu Roman Olan Şeylerin Romanıdır)
Sen de bana onlar gibi kötü olma. Sen beni anla. (Yeniden Yaşayabilseydik)
Hiçbir saadet pürüzsüz olamaz. (Bir Haremağasının Hatıraları)

---
Kaynak: [Mardin Life](https://www.mardinlife.com/kitap/aksaraydan-bir-perihan-suat-dervis-kitap-ozeti-konusu-ve-incelemesi)