# Alafrangalığın Zihin Tarihi - Hilmi Yavuz Kitap özeti, konusu ve incelemesi

> Alafrangalığın Zihin Tarihi kimin eseri? Alafrangalığın Zihin Tarihi kitabının yazarı kimdir? Alafrangalığın Zihin Tarihi konusu ve anafikri nedir? Alafrangalığın Zihin Tarihi kitabı ne anlatıyor? Alafrangalığın Zihin Tarihi PDF indirme linki var mı?  Alafrangalığın Zihin Tarihi kitabının yazarı Hilmi Yavuz kimdir? İşte Alafrangalığın Zihin Tarihi kitabı özeti, sözleri, yorumları ve incelemesi...

- Kaynak: Mardin Life
- URL: https://www.mardinlife.com/kitap/alafrangaligin-zihin-tarihi-hilmi-yavuz-kitap-ozeti-konusu-ve-incelemesi
- Dil: tr-TR
- Yayın tarihi: 2022-07-08T17:00:13+03:00
- Güncelleme: 2022-07-08T17:00:13+03:00
- Yazar: Mardin Life
- Kategori: Kitap
- Görsel: https://cdn.mardinlife.com/2022/07/08/hilmi-yavuz-kimdir-hilmi-yavuz-kitaplari-ve-sozleri-264845.jpg

Kitap Künyesi
 Yazar: Hilmi Yavuz 
 Yayın Evi: Timaş Yayınları 
 İSBN: 9786051141008
 
 Sayfa Sayısı: 340 
--reklam--
Alafrangalığın Zihin Tarihi Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti
Alafrangalığın Tarihi, alışılmış türden bir tarih kitabı değil. Osmanlı'dan Cumhuriyet'e dönüşüm sürecinde ve elbette Cumhuriyet'ten sonra, alafrangalık, doğrudan doğruya modernleşmenin zihni arka planını yeniden inşa etme bağlamında bir 'kavram tarihi' olarak ele alınmaktadır. Hilmi Yavuz'a göre 'alafrangalık' kavramının tarihi; modernleşme, Oryantalizm, rasyonalite (ve dolayısıyla, Aydınlanma) kavramlarının alımlanış biçimleri ile üstbelirlenmiş bir tarihtir. Osmanlı-Türk alafrangalığının, bu üç temelkoyucu kavramın karşılıklı ilişkilerinin belirlediği bir problematik olarak okunması gerekir. Bu doğrultuda alafrangalık, Oryantalizm olarak alımlanıp temellük edilmiş Batı modernizminin, rasyonel ve Aydınlanmacı bir dönüşüm olduğunu zannetmekten ibaret yanlış bir bilinçlenmedir.
--reklam--
Alafrangalığın Zihin Tarihi Alıntıları - Sözleri
Ama akıl, buyurgan ve despot akıl, çoğulculuğu kabul etmez. Avrupa'nın entelektüel tarihi, buyurgan aklın kendi kurallarını koyup dayattığı bir tarihtir; birkaç istisnası dışında elbet: Giambattista Vico ve Nietzsche gibi...
Uzun söze ne hacet! Modernleşmenin yolu Batılılaşmadan geçmiyor. Modernleşme önce kendi kendimizi anlamaktan, kendimizi geleneksel bağlarla ilişkili özneler olarak yeniden kurmaktan geçiyor.
Sekülerleşme öyleyse, insanın manevi yaşamının akılla ve aklın hâkimiyeti ile temellendirilebileceği konusundaki modernleşmeci zaaftan kaynaklanan bir sapmayı içeriyor.
Sivil toplumun özerk kurumlarına özgü işlere bulaşmak sonradan, geriye dönük olarak uygulanabilecek yaptırımlarla cezalandırma rizikosunu hep taşıyan bir riskti.
Özetle Aydınlanma, uysal bir tebaadan oluşan disiplinli bir toplum inşa etme idealiyle sonuçlanır. Belki de, Aydınlanma'nın gerçek 'akıl'ı Voltaire ya da Diderot'nunki değil de, Robespierre'in 'Jakoben akıl’ıdır.
“Yabancı” diyor Jabes, “seni yabancıya dönüştürerek kendin olmanı sağlayan kişidir.”
Bir tespitle işe başlayalım: Batılılaşmanın ya da modernleşmenin tarihi Türkiye'de insanımızın birbirini ´öteki' olarak işaretlemesinin tarihidir. Kendisini 'modernleşmiş', 'Avrupalılaşmış', 'Batılılaşmış' sayan bir kısım insanımız, modernleşmeye direnen ya da geleneksel kimliğini öne çıkaran bir başka kısım insanımızı, 'öteki' saymaya başlamıştır. Bu 'öteki'ler 'geri kafalı', ´ilkel' ve 'pis'tirler!..
Modernleşmesine form verecek olan bir burjuvazinin yokluğu ya da tersine, devlete hâkim olmuş bir burjuvazinin varlığı durumunda ‘sivil toplum’dan söz edilemeyeceğini öne süren görüşler vardır.
Berlin'de araştırma yapan sosyal bilimcilerimizle yaptığı bir konuşma esnasında Prof. Dr. Murat Çizakça, Arnold Toynbee'nin 'hiçbir ülke, Türkiye gibi Batılılaşmaya çalışmamıştır' sözünü aktarmış ve Uygarlık Sınavında adlı kitabına atıfta bulunarak Toynbee'nin, Avrupa'nın hiçbir zaman Türkiye'nin Batılılaşma çabalarını ciddiye almadığını, bu çabaları 'küçük gördüğünü' söylediğini belirtmiş. Prof. Çizakça'ya göre, Toynbee, şunları yazıyormuş: "Türkiye'yi küçük görmekte haklıyız. Çünkü bizi taklit edene niçin saygı duyalım? Ben ancak medeniyetime katkıda bulunabilecek olana saygı duyarım."
Türk modernleşmesi, 'logos'u dönüştüren Aydınlanmacı aklı temellük edememiş olmakla da malûldür. Bu malûliyet, aklın kritik bir akıl olarak değil, dogmatik bir akıl olarak anlaşılmasıyla ilişkilidir. Bizim Aydınlanmacılarımızın kritik, şüpheci ve özeleştirel akılyerine dogmatik ve Jakoben aklı temellük etmiş olmaları ilginçtir.
Birincisi, Batı medeniyetine ait evrensel kavramların (demokrasi, insan hakları, sivilleşme, farklılık) hayata geçirilmesini sağlayacak geleneklerin icadı; ikincisi, Amerikan kültürüne ait spesifik göreneklerin kuşatması karşısında, yerel ve ulusal kültür kimliğinin korunması... Bugüne kadar Türkiye'de, hep ikinci mesele üzerinde duruldu ve ulusal ve yerel kültürü nasıl koruyacağımıza öncelik verildi. Oysa bence, birinci mesele, en az ikincisi kadar can alıcıdır: Demokrasi, sivilleşme, farklılık gibi medeniyet kavramlarının, Türkiye'de hangi gelenekler üzerine inşa edilmesi, (eğer böyle bir gelenek yoksa, icat edilmesi) gerektiği, bugün bizim için birincil, dahası hayati bir önem taşıyor.
Açıkça görülüyor: Sekülerleşme, modernleşmenin bir pozitivizm olarak ‘aşırı-okunma’sıdır.
Öteden beri ve israrla söylediğim şudur: İki yüz yıllık Avrupalılaşma serüveninin bizi getirip bıraktığı yer, Oryantalizmdir. Biz Batılılaşmadık, oryantalistleştik, diye düşünüyorum. Oryantalizm, yani kendimizi Avrupalının gözüyle görmek! Batılılaşmadan kalkıp Oryantalizme varmak!
İslam’ın ´terörisť bir din olduğuna ilişkin o mahut ve maalesef hâlâ geçerli olan safsata, işte bu oryantalist ideolojik arkaplan üzerine inşa edilmiş ve Marx'ın ATÜT toplumlarına atfettiği despotizm ile Weber'in İslam toplumlarına atfettiği militarizm, bir 'yoğunlaştırma’ (condensation) işlemiyle dönüşerek 'terörizm'i üretmiştir. Dolayısıyla, İslam'a atfedilen 'terörizm', Marx'ın 'despotizm' kavramı ile Weber'in 'militarizm' kavramının, deyiş yerindeyse, nesebi gayrısahih çocuğudur! Kavramsal bir veledizina!
Avrupa sadece XVIII. yüzyılla sınırlı olan aydınlanma düşüncesine indirgenemez. Avrupa’nın zihin tarihi kendi karşıtını üreten süreçlerin tarihidir.
--reklam--
Alafrangalığın Zihin Tarihi İncelemesi - Şahsi Yorumlar
Hilmi Yavuz’un Aydınlanma&Modernleşme&Oryantalizm eksenindeki bazı derlemelerinin bir araya getirildiği önemli bir kitap. Sosyoloji okumaları yaptığım bu dönemde ufkumu açtı. ‘Batı’yı tanımak ve ‘Batı’ ile son yüzyıllardaki ilişkilerimizi anlamak isteyenlere hararetle tavsiye ederim. (Hakkı G.) 
Hem konuşmalarını dinlerken hemde kitaplarını okurken üslubunu beğendiğim bir yazar Hilmi Yavuz, ve kitapları benim için çok öğretici oluyor.
Bu kitabında; daha çok Osmanlıdan günümüze modernleşme maceramız ele alınmış ve kendimize oryantalist bir kafayla bakışımız eleştirilmiş. (Ümit G.) 
--reklam--
Alafrangalığın Zihin Tarihi PDF indirme linki var mı?
--reklam--
Hilmi Yavuz - Alafrangalığın Zihin Tarihi kitabı için internette en çok yapılan aramalardan birisi de Alafrangalığın Zihin Tarihi PDF linkidir. İnternette ücretli olarak satılan çoğu kitabın PDFleri bulunmaktadır. Ancak bu PDF'leri yasal olmayan yollarla indirmek ve kullanmak hem yasalara hem de ahlaka aykırıdır. Yayın evlerinin sitesinden PDF satılıyorsa indirebilirsiniz.
Kitabın Yazarı Hilmi Yavuz Kimdir?
Hilmi Yavuz 14 Nisan 1936'da İstanbul’da doğdu. Kabataş Erkek Lisesi'ni bitirdi. İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi'ndeki eğitimini yarıda bıraktı. İngiltere'ye gitti. BBC'nin Türkçe bölümünde çalıştı. Londra Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümü’nü bitirdi. Türkiye'ye döndükten sonra çeşitli yayınevleri ve ansiklopedilerde görev aldı. Cumhuriyet, Milliyet, Yeni Ortam gazeteleri ve çeşitli dergilerde "Ali Hikmet" imzasıyla inceleme, eleştiri ve denemeler yazdı. Mimar Sinan Üniversitesi, İstanbul Teknik Üniversitesi ve Boğaziçi Üniversitesi’nde öğretim görevlisi olarak çalıştı. İlk şiirleri Kabataş Erkek Lisesi'nde edebiyat öğretmeni Behçet Necatigil yönetiminde çıkan "Dönüm" dergisinde yayınlandı. Bu dönemde daha çok İkinci Yeni akımının etkisinde imgeci şiirler yazdı. Sonraki yıllarda gelenekçilikle çağdaş bir bakışı kaynaştıran, biçim ve özün dengelendiği bir düzey sergiledi. İslam mistisizmi, özellikle de tasavvuftan yararlanarak kendine özgü bir sözcük dağarcığı geliştirdi. Halen Zaman gazetesinde kültür yazılarına ve Bilkent Üniversitesi'nde öğretim görevlisi olarak çalışmaya devam etmektedir. Ayrıca İpek Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümünde yarı zamanlı öğretim görevlisi olarak çalışmaktadır. Talat Halman tarafından Şairi Azam sıfatı verilmiştir. BuTalat Halman ve Hilmi Yavuz arasındaki mizahi diyaloğun bir örneğidir.
--reklam--
Hilmi Yavuz Kitapları - Eserleri
Büyü'sün Yaz!
Hüzün Ve Ben
Okuma Biçimleri
Üç Anlatı
Geçmiş Yaz Defterleri - Bulanık Defterler
Lanet Şiirleri
İslam'ın Zihin Tarihi
Yara Şiirleri
Lirik Defterler
Hurufi Şiirler
Türkiye'nin Zihin Tarihi
Alafrangalığın Zihin Tarihi
Avrupa'nın Zihin Tarihi
Talan Şiirleri
Budalalığın Keşfi
Okuma Notları
Felsefe Yazıları
Bedrettin Üzerine Şiirler
Doğu Şiirleri
Belleğin Kuytularından
Erguvan Sözler
Edebiyat Ve Sanat Üzerine Yazılar
Edebiyat Okumaları
Denemeler
Yüzler ve İzler
Behçet Hoca
Kendime, İstanbul'a, Kadınlara Dair
Modernleşme, Oryantalizm ve İslam
Roman Kavramı ve Türk Romanı
Yolculuk Şiirleri
Ceviz Sandıktaki Anılar
Bu Gece En Hüzünlü Şiirleri Yazabilirim
Yazın, Dil Ve Sanat
Bedreddin Üzerine Şiirler
Yaz Sohbetleri
İnsanlar, Mekanlar, Yolculuklar
Gülün Ustası Yoktur
Çöl Şiirleri
Akşam şiirleri
Osmanlılık, Kimlik, Kültür
Kayboluş Şiirleri
Defterler
Kara Güneş
Söz'ün Gücü
Bakış Kuşu
Söylen Şiirleri
Türk Müslümanlığı ve İslam Üzerine
Özel Hayat'tan Küreselleşme'ye
Ayna Şiirleri
Ah Kadınlar
Memleketimin Münevverlerine Dair
İslam ve Sivil Toplum Üzerine Yazılar
Sanki Her Şey Daha Dün Gibi
Şiir Henüz
Kuyu
Yazın Üzerine
Felsefe Üzerine
Kültür Üzerine
Felsefe ve Ulusal Kültür
Çeviri Şiirleri
Şairin Zihin Tarihi
Gizemli Şiirler
Hüzün Ki En Çok Yakışandır Bize
Batı Uygarlık Tarihine Teorik Bir Giriş
Dilin Dili
Zaman Şiirleri
Taormina
Biz Bu Dünyadan Değil miydik?
--reklam--
Hilmi Yavuz Alıntıları - Sözleri
kendi üzerime kurdum yalnızlığımı;
kalbim,kalbim bir o kadar belirsiz;
bir oluştan Bir-Oluş'a gül akar;
âh,gül akar yol olur...

yoldur bu,görünmez olur kar....
ya da,sis,siz.....

görünsem,geri dönmez miydiniz? (Yolculuk Şiirleri)
beklerken işittiğim sesler
boğuyor beni, boğuyor... (Yara Şiirleri)
Hakk'a makbul olmak ister halka menfur olmadan.

"Menfur: Nefret edilen" (Yüzler ve İzler)
ama şimdi, nedense, her şeyde
ansızın dağılan kelebek tadı (Bedreddin Üzerine Şiirler)
ey uçurum gözlü sevgilim!
ne zaman baksam
aşkların büyük yarlarıyla
kuşatılmış görüyorum kendimi (Yara Şiirleri)
Rüzgâr agaclarda daha koyu sesler çıkarır, mevsim son yazdan ileriye dogru gittikce...
Işte buradayım. Dünyada olmak istediğim yerde. Şimdi gidip denize girmeliyim- ve denizin sesini, guzdur, dinlemeliyim.
Denizi ancak dibe, diplere dalarsanız duyabilirsiniz. Çünkü gizlidir denizin sesi. Onu duymak için denizden olmak, denizin kendisi olmak gerekir. (Geçmiş Yaz Defterleri - Bulanık Defterler)
Orhan Kemal'in Bereketli Topraklar Üzerinde'si ise Çukurova'nın nesnel tarihsel diyakronosini, Yaşar Kemal'in Yusufçuk Yusuf'unun bıraktığı zamandan başlatır. Bu iki roman, Çukurova'nın toplumsal tarihinin 'geçmiş zaman/ şimdiki zaman/ gelecek zaman' uzanımını, maddeci tarih tipolojisinin kuramsal bağlamı içinde bütünler gibidir. (Roman Kavramı ve Türk Romanı)
Var olmanın gücü
Söner yangın birazdan
Yatışır özlem.
Bir gün karşılaşırız
Bir gün, bir yarım akşam.. (Akşam şiirleri)
“tek başına, ayakta, yas töreni gibiyim…” (Ayna Şiirleri)
Sivil toplumun özerk kurumlarına özgü işlere bulaşmak sonradan, geriye dönük olarak uygulanabilecek yaptırımlarla cezalandırma rizikosunu hep taşıyan bir riskti. (Alafrangalığın Zihin Tarihi)
hiçbir şey özlenmiyor! gül öldü... (Yara Şiirleri)
Şeyh Galip, "Eş'arımı fehmeylememek ayb olmaz" demiş ve şiirini anlamayanlara onu açıklamak gereğini duymamıştı. (Şiir Henüz)
bir kuşatma gibiyim şimdi kendi kendime... (Erguvan Sözler)
Derunî ve mistik olanı annemle yaşadım. (Hüzün Ve Ben)
En iyi satanlar edebi eserler değil, ticari eşyalardır. (Budalalığın Keşfi)
Yaşar Kemal, Çukurova'da düzen değişikliğini anlatırken "o iyi atların, o iyi insanları' alıp gittiklerini;ama ne kadar soylu ve insani olsa da bu gidişin kaçınılmaz olduğunu, romanın sonundaki "çürümüş, yıllanmış, kokmuş ağır suyun açılmış toprağı doldurarak akması" simgesiyle ve önemle vurgular. (Roman Kavramı ve Türk Romanı)
bir göl güle düşerse
göl değil de gül bulanır

gurbet sende pamuklarsa
gece aya ordan doğar
şiir acıya çullanır
ilkyaz düşeli beridir
giden ben değilim, yoldur
dili söyleyen sevdaysa
mektubum kalbime yollanır

nehir kuşa batsa birden
aksa tersine aksa
batsa kül, batsa turna
 ve batsa...

ve benim bir yanım ki ferhadsa
 bir yanım dağdır
hasret, külüngü vurduğum yerdir
ateş, kül ile dağlanır

bir göl güle düşerse
göl değil de gül bulanır (Doğu Şiirleri)
Aristoteles; dolayısıyla felsefe, "ben her şeyi biliyorum" diye tafra satmamayı, tersine alçakgönüllü olmayı öğretir. (Denemeler)
“o herhangi hüzünlerde kalan kalbim bile yok!
 harflerin ormanında çok çok dolaştı;
 ağacı,yaprağı,çiçeği aştı;-ama yok!
 bir karşılık bulamadı melâl’e…” (Hurufi Şiirler)
Ayırt edici sınır çizgileri çizmek, analitik düşüncenin olmazsa olmazıdır. Sınır çizgileri çizmek ve onların gereğini yerine getirmek ve bunları karıştırmamak! (Yaz Sohbetleri)

---
Kaynak: [Mardin Life](https://www.mardinlife.com/kitap/alafrangaligin-zihin-tarihi-hilmi-yavuz-kitap-ozeti-konusu-ve-incelemesi)