# Alemin Yaratılışı ve Hz.Muhammed'in Zuhuru - Aziz Mahmud Hüdayi Kitap özeti, konusu ve incelemesi

> Alemin Yaratılışı ve Hz.Muhammed'in Zuhuru kimin eseri? Alemin Yaratılışı ve Hz.Muhammed'in Zuhuru kitabının yazarı kimdir? Alemin Yaratılışı ve Hz.Muhammed'in Zuhuru konusu ve anafikri nedir? Alemin Yaratılışı ve Hz.Muhammed'in Zuhuru kitabı ne anlatıyor? Alemin Yaratılışı ve Hz.Muhammed'in Zuhuru PDF indirme linki var mı?  Alemin Yaratılışı ve Hz.Muhammed'in Zuhuru kitabının yazarı Aziz Mahmud Hüdayi kimdir? İşte Alemin Yaratılışı ve Hz.Muhammed'in Zuhuru kitabı özeti, sözleri, yorumları ve incelemesi...

- Kaynak: Mardin Life
- URL: https://www.mardinlife.com/kitap/alemin-yaratilisi-ve-hzmuhammedin-zuhuru-aziz-mahmud-hudayi-kitap-ozeti-konusu-ve-incelemesi
- Dil: tr-TR
- Yayın tarihi: 2022-10-20T21:00:03+03:00
- Güncelleme: 2022-10-20T21:00:03+03:00
- Yazar: Mardin Life
- Kategori: Kitap
- Görsel: https://cdn.mardinlife.com/2022/10/20/aziz-mahmud-hudayi-kimdir-aziz-mahmud-hudayi-kitaplari-ve-sozleri-338008.jpg

Kitap Künyesi
 Yazar: Aziz Mahmud Hüdayi 
 Çevirmen: Mustafa Kara 
 Çevirmen: Mustafa Özdemir 
 Orijinal Adı: Hulâsatü'l- Ahbar 
 Yayın Evi: İnsan Yayınları 
 İSBN: 9789755741710 
 Sayfa Sayısı: 181 
--reklam--
Alemin Yaratılışı ve Hz.Muhammed'in Zuhuru Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti
Hz. Peygamberin hayatını merkeze alarak varlığın meydana gelişinden peygamberler tarihine, oradan da İslam tarihi ile ilgili asr-ı saadet devrini içine alan haberlerin biz özü ve özeti olan Hulasatü'lahbar, Aziz Mahmud Hüdayi'ye ait önemli bir eserdir. Tasavvufi perspektiften yola çıkarak kaleme aldığı bu kitapta yazar, Hz. Muhammed'in hayatını ve buna bağlı olarak insanın varlıkla ilişkisini anlamlandırmaya çalışır. Geleneksel formlar kullanılarak kaleme alınan eserde, Sufinin tarihe ve varlığa bakış açısını göstermesi açısından ayrıca önemlidir.
--reklam--
Alemin Yaratılışı ve Hz.Muhammed'in Zuhuru Alıntıları - Sözleri
Resûlullâh  (a.s.) şöyle buyurmuştur:

"Lâ ilâhe illallah" kelimesi hariç her amel tartılabilir. Mîzânın bir kefesine bunu inanarak söyleyen konsa, diğerine yedi kat gökler konsa, elbette bu kelime ağır basar."
Allah Teâlâ, kalpler ve lisanlar dayanabilsin diye Kur'ân hakikatlerinin nurlarını harf zarfıyla örmüştür. Nitekim ateş kelimesi kâğıda yazılır, dille söylenir. Fakat gerçek ateşe ne kâğıt dayanır, ne de dil. Şu halde ey Müslümanlar! Kur'ân'a, büyüklüğüne yaraşır bir hürmet gösterin. Çünkü o, hikmeti bir zikir ve hidayete götüren doğru yoldur.
Hikayeye göre, adamın birisi Şeyh Ebû Saîd'e, "Filan kişi havada uçuyor." deyince Şeyh, "Kuşlar da havada uçuyor." der. Adam, "Filan kişi denizin üstünde yürüyor." deyince de, Şeyh: "Balık ve kurbağa da bunu yapar." der. Adam bu sefer de "Filan, bir anda doğuyu ve batıyı katediyor." dediğinde ise Şeyh, " İblîs de böyle yapıyor." deyince adam, " Peki sizce kemal kimdir ?" der. Şeyh de şu karşılığı verir: " Bâtını Hak ile, zâhiri halk ile olandır."
"İlim bütünüyle dünya içindir. Ondan âhiret'e kalan sadece ameldir.
Amel de tamamen boşadır. Ancak ihlâs ile yapılan hariçtir."
Nebî Aleyhisselam, Cebrâil'e: " Gökyüzünü birçok defa inip çıkarken hiç sıkıldığın ve daraldığın oldu mi? " buyurdu. Cebrâil: "Üç yer hariç olmadı. Birincisi; Nemrûd, İbrahim (a.s)'i ateşe attığında ben Sidre'de makamımda idim. Bana "Habibime yetiş !" diye nida geldi. Ben de ateşe düşmeden yetiştim. İkincisi, Yûsuf'u kardeşleri kuyuya attıklarında "Kulun Yûsuf'a yetiş!" diye nida geldi. Bende makamımda idim. Kuyunun dibine varmadan yetiştim. Üçüncüsü, kafirler, Uhud Gününe nin küçük azı dişlerinden birini kırınca güzel yüzünden kan çıktı. Şöyle hitap geldi: "Ey Cebrâil ! Habibim Muhammed'e yetiş, kanı yere damlamasın." Ben de makamımda idim, indim ve kanını kanadıma aldım.
Sehl şöyle demiştir : Zikir yaptığını iddia eden kişi, zâkir değildir. Gerçek manâda zâkir, Allah'ın kendisini gördüğünü ve kendisinden daha fazla kalbine yakın olduğunu bilen ve bu duyguyu nefsinde ve her şeyde hisseden kişidir.
Zikirde cehr (sesli zikir), mübtedi için tavsiye edilir. Çünkü cehrin te'siri, daha büyük, kalpten çıkarışı daha çabuktur.
Allah kelâmının yüceliği ve güzelliği, lafız örtüsüyle ve harf zarfıyla örtülmeseydi hiç kimse onu dinleyemezdi. Nitekim âriflerden birisi şöyle demiştir. "Levh-i Mahfûz'da, Kelâmullâh'ın her bir harfi Kaf Dağı'ndan daha büyüktür. Melekler toplanıp bir harfi oynatmaya çalışsalar, başaramazlar. Ancak Allah'ın verdiği özel bir kuvvetle Levh Meleği bu işi yapabilir. Yoksa kendi kuvvetiyle o da bu işi yapamaz.
İmam Ebû Yûsuf'a bir konu hakkında sor soruldu. O da "Bilmiyorum" dedi. Soruyu soran adam ise; "Senin mekânın câhillerin mekânı olmalı" dedi. Ebû Yûsuf'da şu cevabı verdi: " Mekân, bir şeyi bilip diğerini bilmeyenindir. Her şeyi bileninise mekânı yoktur. İşte o her şeyi bilen Allah'tır. Yerde ve gökte zerre kadar bir şey  O'nun ilminden kaybolmaz."
"İlim bütünüyle dünyadır. Ondan âhirete yarayanı ameldir. Amel de tamamen boşadır. Ancak ihlâs ile yapılan hariçtir."
--reklam--
Alemin Yaratılışı ve Hz.Muhammed'in Zuhuru İncelemesi - Şahsi Yorumlar
Allah Teâlâ, kalpler ve lisanlar dayanabilsin diye Kur'ân hakikatlerinin nurlarını harf zarfıyla örmüştür. Nitekim ateş kelimesi kâğıda yazılır, dille söylenir. Fakat gerçek ateşe ne kâğıt dayanır, ne de dil. Şu halde ey Müslümanlar! Kur'ân'a, büyüklüğüne yaraşır bir hürmet gösterin. Çünkü o, hikmeti bir zikir ve hidayete götüren doğru yoldur. (murat vural) 
--reklam--
Alemin Yaratılışı ve Hz.Muhammed'in Zuhuru PDF indirme linki var mı?
--reklam--
Aziz Mahmud Hüdayi - Alemin Yaratılışı ve Hz.Muhammed'in Zuhuru kitabı için internette en çok yapılan aramalardan birisi de Alemin Yaratılışı ve Hz.Muhammed'in Zuhuru PDF linkidir. İnternette ücretli olarak satılan çoğu kitabın PDFleri bulunmaktadır. Ancak bu PDF'leri yasal olmayan yollarla indirmek ve kullanmak hem yasalara hem de ahlaka aykırıdır. Yayın evlerinin sitesinden PDF satılıyorsa indirebilirsiniz.
Kitabın Yazarı Aziz Mahmud Hüdayi Kimdir?
Osmanlı devri İstanbul velîlerinin büyüklerindendir.

Asıl adı Mahmûd’dur. “Hüdâyî” ismi ve “Azîz” sıfatı kendisine sonradan verilmiştir. Cüneyd-i Bağdâdî Hazretleri’nin neslinden olup, “seyyid”dir. Bunu ilâhîlerinin birinde:

Ceddim ü pîrim sultan
Sen’sin yâ Rasûlâllâh
diyerek kendisi de ifâde eder.

Koçhisar’da doğmuş, çocukluğu Sivrihisar’da geçmiştir.

O, bir asra yakın ömür sürmüş ve sekiz pâdişah devrini idrâk etmiş bir gönül sultânıdır. Asrında, gerek eserleri, gerekse sohbet, irşad, vaaz ve nasihatleri ile ümmet için bir feyiz kaynağı olmuştur.

 İlim, tasavvuf ve edebiyat sahalarında parlak bir hüviyete sahip bulunan Hüdâyî Hazretleri, mâneviyat rehberleri arasında müstesnâ bir mevkii hâizdir. O, kuruluş yıllarında Şeyh Edebali Hazretleri’nin yapmış olduğu kıymetli irşad, hizmet ve faâliyeti, aynı aşk, vecd ve heyecanla yürütebilen nâdir bir mânevî şahsiyettir. Allah rızâsı istikâmetinde ihlâs, samîmiyet ve gayret üzere hareket eden Hüdâyî Hazretleri, sahip olduğu zâhirî ve bâtınî liyâkat sebebiyle de hem pâdişahların hem de bütün tebaanın sevdiği bir Hak dostu olarak tebârüz etmiştir.

 Osmanlı’nın yükselişten yavaş yavaş duraklamaya doğru seyir takip eden bir devrinde yaşayan Hüdâyî Hazretleri, bir yandan sultanların âdil, gayretli ve mâneviyat bakımından güçlü ve zinde olmaları için büyük himmetler sarf etmiş, bir yandan da birtakım kargaşadan bunalan devlet ricâlinin ve halkın gönül yaralarını âdeta hâzık bir hekim gibi sarmasını bilmiştir. Bundan dolayı hemen herkes, onun sohbet, irşad ve hizmet sofrasına koşarak ferahlamış; dergâhı, gönüllerin huzur ve saâdete kavuştuğu bir mekân olmuştur.

 Gerçekten onun devri, saâdetle felâketin birbirini takip ettiği çileli bir zamana rastlamaktadır. Zira siyâsî bakımdan gittikçe artan ve ictimâî bünyeyi de son derece sarsan çalkantılar, bu devirde görülmeye başlamıştır. Askerdeki disiplin ve nizâmın sarsılıp bozulmasının, 2. Genç Osman’ı fecî bir sûrette katletme derecesine ulaştığı ve 4. Murad’ın tahtının önünde sadrâzamı Hâfız Ahmed Paşa’nın yeniçeriler tarafından parçalanıp kanlarının tahta bile bulaşmış olduğu düşünülürse, o günlerin siyâsî ahvâli daha iyi anlaşılır.

 İşte böyle çalkantılı bir devirde İslâm tasavvufunun tesellî edici nefhasıyla Hakk’ın ve hakîkatin sesine çağıran Hüdâyî Hazretleri, dergâhına diğerlerine nazaran çok farklı bir hüviyet kazandırmıştır. Öyle ki, devlet idâresinde azl ve nefyedilen kimselerin ve cemiyette zuhûr eden anarşinin önünden kaçanların sığındıkları yegâne yer, onun dergâh-ı şerîfi olmuştur. Nitekim Halil Paşa, Dilâver Paşa ve Ali Paşa gibi zevât, başları her dara düştükçe bu dergâha sığınmışlardır. Bu yönüyle Hüdâyî Hazretleri’nin dergâh-ı şerîfi, kimsenin zarar ve ziyânının erişemeyeceği, günümüz tâbiriyle bir nevî dokunulmazlığı olan emîn bir mekân hüviyetine bürünmüştür. Denilebilir ki, o zamanlar Osmanlı mülkünde bu mekândan başka hiçbir dergâh, bu kadar hürmet ve ihtirâma nâil değildi.

 Burada Azîz Mahmûd Hüdâyî Hazretleri’nin böyle bir makâmı hâiz oluşu ve sahip bulunduğu müstesnâ liyâkati elde edişinin nasıl tahakkuk ettiği üzerinde hâssaten ve dikkatle durmak gerekir. Zira onu bu kemâle ulaştıran metod, mâneviyat yolunda yürüyenlere müstesnâ bir numûne-i imtisâldir.
--reklam--
Aziz Mahmud Hüdayi Kitapları - Eserleri
Alemin Yaratılışı ve Hz.Muhammed'in Zuhuru
Divan
Sohbetler (Nasayıh Ve Mevaiz)
Divan-ı İlahiyat
Üftade’den Aşk Dersleri
Faziletler Kitabı
Mevlidi Şerif ve Miraciyye
Sevgi Tohumu
--reklam--
Aziz Mahmud Hüdayi Alıntıları - Sözleri
Günler gelip geçmekdedir
Kuşlar gibi uçmakdadır (Divan)
" Din gam ve tasasından başka gam,keder ve tasa ; göz ağrısı ve acısından başka da ağrı,sızı ve acı yoktur ! " (Sohbetler (Nasayıh Ve Mevaiz))
Tevhîd agziye-i galîzeyi hazm eder. Sûre-i Tekâsür dahi hâzım-ı ta'âmdır. Her ne kadar karın şişerse ahlâk ve mücâhededen tekellüm, keşf ü kerâmâttan tekellümden hayırdır. (Üftade’den Aşk Dersleri)
Derdlilerin dermânıdır
Hakk'ın bize ihsânıdır
Tesbîhlerin sultânıdır
Lâ ilâhe illa'llah (Divan-ı İlahiyat)
Söz uzun,maksud- ı cümle cüz-i küll,
Mukteda-ı âlem şah-ı rusül !

- Aziz Mahmud Hüdayi -: (Sohbetler (Nasayıh Ve Mevaiz))
Hadîste vârid olmuştur ki:
"Melaike 'arzı tavaf ederler. Ne zamân ictimâ' ile zikrullah eyleyenleri bulsalar, o meclis-i zikrin etrafını ihâta eylerler, göğe dek. Ondan sonra Allah Sübhânehû ve Ta'âlâ dahi buyurdu ki:
"Onlar benim cennetimi gördüler mi?"
Melâike:
"Yok görmediler." diyeler.
Allah Sübhanehu ve Ta'âlâ buyura ki:
"Ya görseler nice olurlardı?"
Ondan sonra buyura ki:
"Ya nârı gördüler mi?"
"Yok görmediler." diyeler.
"Ya görseler nice olurlardı?"
Ondan sonra buyura ki:
"Ben onları cemi'an mağfiret eyledim."
Melekler diyeler ki:
"İçlerinde kendilerinden değil âdem var idi. Onların hakkında ne buyurursunuz, zikir için gelmemişti?" Orada Allah Sübhanehu ve Ta'âlâ buyura ki:
"Hümü'l-kavmü la-yeşkâ bihim celîsühüm. / Onlar -zikir ehli-öyle bir kavimdir ki, içlerinde bulunanlar kötü olmaz." (Üftade’den Aşk Dersleri)
Sehl şöyle demiştir : Zikir yaptığını iddia eden kişi, zâkir değildir. Gerçek manâda zâkir, Allah'ın kendisini gördüğünü ve kendisinden daha fazla kalbine yakın olduğunu bilen ve bu duyguyu nefsinde ve her şeyde hisseden kişidir. (Alemin Yaratılışı ve Hz.Muhammed'in Zuhuru)
"Eğer yerler demir, gök bakır olsa rızkım nereden geldiğini mülâhaza eylemem." (Üftade’den Aşk Dersleri)
Derdlilerin dermânıdır
Hakk'ın bize ihsânıdır
Tesbîhlerin sultânıdır
Lâ ilâhe illa'llah (Divan-ı İlahiyat)
Zikrullâhtan maksûd ve tasliyyeden maksûd ve tilâvet-i Kur'ân'dan maksûd tasfiye-i kalbtir. Tasfiye-i kalbten murâd tecelli-i cemâldir. Ve tecellî-i cemâlden maksûd sâbit-i hakîkînin zuhûrudur. Sâbit-i hakîkîden maksûd izmihlâldir (yokluktur). Zîrâ tecellî-i zât ile cemî'-i mümkinât muzmahil olur. Kıyâmet dahi şöyledir. (Üftade’den Aşk Dersleri)
Yalancı dünyâya aldanma yâ Hû
Bu dernek dağılır dîvân eğlenmez (Divan)
"Kahra sabr eyle lutfa şükr eyle. Ümmîddir ki sabırla şükrün mabeyninde bir makâma erişesin. Bu iki makâm seni vezir eyleye." (Üftade’den Aşk Dersleri)
Tevhid, lisân ile güzeldir ammâ ahsen ü evlâ olan odur ki, tevhîdi ef'âlinde ve sıfâtında ve zâtında isti'mâl edesin. (Üftade’den Aşk Dersleri)
Ekserî evliyâullah iztıcâ' eylemezler (yan gelip yatmazlar). Zîrâ ehl-i huzûrlardır. Hâl-i huzûrda izticâ' terk-i edebdir. (Üftade’den Aşk Dersleri)
Benim diyen kati ahmak kişidir
Ki zîrâ ben demek şeytân işidir (Divan-ı İlahiyat)
Ey katreyi ummân eden
Ey nutfeyi insân eden
Ey derdlere dermân eden
Senden meded Senden meded (Divan)
" Her bilgi sahibinin üstünde daha bir bilen vardır. " (Sohbetler (Nasayıh Ve Mevaiz))
Âdem'in {aleyhisselam} bedeni, cismanî var oluşun aslıdır, temelidir. Ruhanî var oluşun aslı, temeli ise Peygamber Efendimiz'in (sav) mübarek ruhudur. (Mevlidi Şerif ve Miraciyye)
Kulun günâhından rahmetin çokdur
Doğrulup gelene kapın açıkdır
Kereminden mahrûm kalmışı yokdur
Efendim meded hey sultânım meded.. (Divan-ı İlahiyat)
Kudûmun rahmet-i zevk u safâdır ya Rasûlallah
Zuhûrun derd-i uşşâka devâdır yâ Rasûlallah

Nebî idin dahi Adem dururken mâ-i tıyn içre
İmâm-ı enbiyâ olsan revâdır yâ Rasûlallah (Divan)

---
Kaynak: [Mardin Life](https://www.mardinlife.com/kitap/alemin-yaratilisi-ve-hzmuhammedin-zuhuru-aziz-mahmud-hudayi-kitap-ozeti-konusu-ve-incelemesi)