# Anarşizm Üzerine - Noam Chomsky Kitap özeti, konusu ve incelemesi

> Anarşizm Üzerine kimin eseri? Anarşizm Üzerine kitabının yazarı kimdir? Anarşizm Üzerine konusu ve anafikri nedir? Anarşizm Üzerine kitabı ne anlatıyor? Anarşizm Üzerine PDF indirme linki var mı?  Anarşizm Üzerine kitabının yazarı Noam Chomsky kimdir? İşte Anarşizm Üzerine kitabı özeti, sözleri, yorumları ve incelemesi...

- Kaynak: Mardin Life
- URL: https://www.mardinlife.com/kitap/anarsizm-uzerine-noam-chomsky-kitap-ozeti-konusu-ve-incelemesi
- Dil: tr-TR
- Yayın tarihi: 2022-06-08T12:00:25+03:00
- Güncelleme: 2022-06-08T12:00:25+03:00
- Yazar: Mardin Life
- Kategori: Kitap
- Görsel: https://cdn.mardinlife.com/2022/06/08/noam-chomsky-kimdir-noam-chomsky-kitaplari-ve-sozleri-241444.jpg

Kitap Künyesi
 Yazar: Noam Chomsky 
 Çevirmen: Tamer Tosun 
 Yayın Evi: Agora Kitaplığı 
 İSBN: 9786051031873 
 Sayfa Sayısı: 320 
--reklam--
Anarşizm Üzerine Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti
Amerikalı dilbilimci ve yazar Noam Chomsky'nin anarşizm üzerine ve anarşizmle ilgili yazılarının biraraya getirilmesinden oluşan "Anarşizm Üzerine" kitabı, aynı zamanda Chomsky'nin anarşizme karşı tavrı ile sisteme ve solun diğer akımlarına karşı eleştirilerini ortaya koymaktadır...
 
--reklam--
Anarşizm Üzerine Alıntıları - Sözleri
anarşizm “toplumun varma­sı gereken nihai idealdir”
Üç tür toplum düşüne­lim: Bir, bugünkü toplum; burada istenmeyen işler ücretli kölele­re verilir. İkinci bir sistem düşünelim; burada istenmeyen işler, onu anlamlı kılmak için en iyi çabalardan sonra paylaşılır. Üçün­cü bir sistem düşünelim; burada insanlar gönüllü olarak yapma­yı seçsinler diye, istenmeyen işlere yüksek ekstra ücret alınır. Pe­kâlâ, bana öyle geliyor ki, son iki sistem de -müphem bir söyle­yişle- anarşist ilkelerle tutarlıdır.
Lenin, “tek bir iradeye sor­gusuz boyun eğme” istiyordu ve ‘sosyalizm için’ liderliğin toplu­mu bir işçi ordusuna dönüştürmeye devam ederek, serbest ifade­ye, bağımsız düşünmeye ve anlamlı örgütlenmeye izin verebilen ‘hizipçiliğin’ ve işçi kontrolünün her izini silerek, kendisine “sü­recin liderlerinin tekil iradesine sorgusuz itaat etmeleri” gereken işçiler üzerinde ‘diktatoryal güçler’ almasını talep ediyordu. Bun­ların hiçbiri, uzun zaman önce “çağımızın yarattığı en rezil ve korkunç yalan olduğu”nu ortaya koyduğu ‘kızıl bürokrasi’ye kar­şı uyaran Bakunin için şaşırtıcı değildi.
Guérin, “Her anarşist bir sosyalisttir ama her sosyalist zorunlu olarak bir anarşist değildir,” diyen Adolph Fisher’in sözünü aktarır. Aynı şekilde Bakunin, 1865 tarihli ‘anarşist manifestosu’nda, tasarladığı uluslararası devrimci kardeşliğin programında, her üyenin ilk önce sosyalist olması gerektiği ilkesini koymuştu.
Emeğin özgürce üstlenilmesi ve üretenin denetimi altında olması gerektiği ilkesiyle çeliştiği için, tutarlı bir anarşistin üretim
araçlarının özel mülkiyetine ve bu sistemin bir bileşeni olan ücretli köleliğe karşı olması gerekir. Marx’m söylediği gibi, sosyalistler, işçi içsel itkiler yerine bir dış otorite ya da ihtiyaçlarca sevk edildiği zaman imkânsız olan, emeğin “yalnızca bir hayat aracı değil, hayatta en büyük ihtiyaç da olacağı” bir toplumu dört
gözle beklerler:
“Ücretli emeğin hiçbir biçimi, diğerlerinden daha az sevimsiz olanlar bile, ücretli emeğin kendisinin sefaletini yok edemez.” Tutarlı bir anarşist yalnızca yabancılaşmış emeğe değil, emeğin aptallaştırıcı uzmanlaşmasına da karşıdır; bu, gelişen üretim araçları aşağıdakilere sebep olduğunda ortaya çıkar:
işçiyi, insanoğlunun küçük bir parçası içinde sakatlar, makinenin bir eklentisi olmaya indirger, onun işini asıl anlamı yok edilmek olan bir eziyete döndürür; işçiyi, bilimin bağımsız bir güç olarak büyük
oranda dahil edildiği emek sürecinin entelektüel potansiyellerine yabancılaştırır...
Marx bu durumu sanayinin kaçınılmaz bir eşlikçisi değil, tersine kapitalist üretim ilişkilerinin bir özelliği olarak görmüştü.
Geleceğin toplumu “insanın yalnızca bir parçasına indirgenmiş... günümüzün kalifiye işçisinin yerine... çeşitli emek tiplerine... onun doğal güçlerine özgür imkânlar sağlayan birçok yöntemden
başka bir şey olmayan toplumsal işlevlerine uygun... tam gelişmiş bireyi koymak”la ilgilenmelidir. Önkoşul, sermayenin ve toplumsal kategori olarak (‘işçi devleti’nin sanayi ordularından ya da totalitarizm ya da devlet kapitalizminin muhtelif modern biçimlerinden söz edilmiyor) ücretli emeğin ortadan kaldırılmasıdır. İnsanın teknoloji makinenin bir eklentisine, özelleşmiş bir üretim aletine indirgenmesinin, teknolojinin uygun gelişimi ve kullanımıyla prensip olarak üstesinden gelinebilir, ama Humboldt’un ifadesindeki insanın şahsi hedeflerini dikkate almayarak, onu kendi amaçlarına hizmet edecek bir araç yapanlar tarafından üretimin otokratik denetimi şartlarında değil.
Anarko-sendikalistler kapitalizmde bile, militan bir mücadeleye girişecekleri ve üretimin demokratik bir temelde örgütlenmesini üstlenmeye hazırlanacakları ‘özgür üretimin özgür birliği’ni yaratmaya çalıştılar. Bu birlik “anarşizmin pratik okulu” işlevini görecekti. Üretim araçlarının özel mülkiyeti, Proudhon’un sık aktarılan deyişindeki gibi, sadece ‘hırsızlığın’ “zayıfın kuvvetli tarafından sömürülmesi”nin- (Mülkiyet hırsızlıktır" cümlesi, hırsızlık meşru bir mülkiyetin varlığını önvarsaydığından, bu cümlede bir mantık sorunu olduğunu düşünen Marx'ı kızdırır.) bir biçimiyse, üretimin devlet bürokrasisince denetimi, niyeti ne kadar iyi olursa olsun, kafa ve kol emeğinin hayattaki en büyük ihtiyaç haline gelebildiği koşulları yaratamaz. O yüzden her ikisi de ortadan kaldırılmalıdır.
Entelektüellerin yaptığı şeylerden biri, hakimiyet ve kişisel ayrıcalık da dahil, muhtelif sebeplerle bunlan anlaşılmaz kılmaktır. Zor görünen şeyleri basitleştirmeye çalışmak entelektüeller açısından çok doğaldır. Ortaçağ kilisesinin kendi önemliliğini devam
ettirmek için gizemler yaratmasına benzer. Dostoyevski’nin Büyük
Engizisyoncu'sunu okuyun; bunu çok güzel anlatır. Büyük Engizisyoncu gizemler yaratmalısınız der, aksi takdirde vasat insanlar bir şeyleri anlayabilirler. Onlan boyunduruk altında tutmaları gereklidir, o yüzden bir şeyleri gizli ve karmaşık görünümlü yapmalısınız. Bu entelektüellerin sınavıdır. Onlar açısından iyidir de: O zaman kimsenin anlamadığı büyük laflar eden, önemli bir insan
olursunuz. Bazen, diyelim postmodern söylemde, komik şeyler olur. Özellikle Paris çevresinde komik bir hikâye halini almıştı; bence hepsi abuk sabuk sözlerdi. Fakat çok mübalağalıydı, bir sürü televizyon kamerası, bir sürü poz. Onu çözmeye ve arkasındaki gerçek anlamın ne olduğunu görmeye çalıştılar; ki bunlar sekiz yaşındaki bir çocuğa anlatabileceğiniz şeylerdi. Başka hiçbir şey yoktu. Fakat soldakiler de dahil, günümüz entelektüellerinde kendilerine büyük bir kariyer, kendileri için güç yaratan, insanları ikincil bir konuma koyan, insanların gözünü korkutan, vb. bir tarz
var. Örneğin, Amerika Birleşik Devletlerinde ve Üçüncü Dünya’nın çoğu yerindeki radikal aktivist gençlerin çoğunun gözü, anlaşılması mümkün olmayan sol kanat entelektüel hareketin -genellikle radikal feministler, şu ya da bu- piyasaya sürdüğü akıl almaz abuk sabuk sözlerle korku tulmuştur. Bu da insanlara yapacak bir şey olmadığı duygusu verir, çünkü postmodern şu ya da bunun
son şeklini biraz olsun anlamadıkça, sokağa inip insanları örgütleyemem, çünkü yeterince zeki değilim. Tam bu kastedilmeyebilir, ama yaratılan etki, insanları ikincil konuma koyma, kontrol ve bencillik tekniğidir. Çünkü insanların kendileri prestijli hale gelir, yüksek çevrelerde dolaşır ve yaşarlar, vb. Paris uç bir örnek olabilir. Orada neredeyse komik bir hikâye halini almıştır fakat aynı durum başka yerlerde de gözlenebilir.
Sosyal güvenliği tahrip etme çabalarına bakın. Peki, bunun önemi nedir?
Finansal problemlerle ilgili pek çok dalavere vardır, hepsi de toptan saçmalıktır. Ve elbette vurgun vurmak üzere Wall Street’i is­terler. Altında yatan hep daha derin bir şeydir. Sosyal güvenlik bir insani duyguya dayanır ve insanların zihninin dışına çıkarılması gereken doğal bir insani duygudur, yani başka insanları umursama duygunuz. Başkalarını umursarsınız. Şehrin ortasında bir dul
kadının karnını doyuracak yiyeceği bulunup bulunmamasını ya da sokağın ortasında bir çocuğun okula gidip gidememesini umursamak toplumsal bir sorumluluktur. Öyleyse, insanların kafasından bunu atmalısınız. Onlara şunu yapmalarını söylemelisiniz: “Bakın, siz şahsi, rasyonel bir refah azamileştiricisisiniz. Eğer dul kadın kendi geleceği için hazırlanmamışsa, bu onun problemidir, sizin değil. Onun karnını doyuramamasında sizin suçunuz yok, o yüzden niçin umursayasmız?”

O zaman toplum diye bir şey yok, dediğiniz bu mu?

Evet. Yalnızca kendi refahınızı azamileştirmeniz ve güce boyun eğmeniz, başka da bir şey düşünmemeniz var. Bunun bir etkisi olur. Düşüncelerde bunu görebilirsiniz. Şimdi tam sizin dediğinize dönersek, aynı şey toplumu daha iyi yönde değiştirmeye çalışanlar için de doğrudur. Evet, sizin insanların bilinçleriyle ve
farkındalıklarıyla uğraşmanız gerekecek, dediğim gibi, her örgütçü bunu bilir.
Komünist disiplin stratejisinin ve merkezi kontrolün gerekli olduğunu kabul edenler bile, bu stratejinin ayrılmaz bir parçasını
oluşturan baskının “insanların savaşma ruhunu kırma eğiliminde olduğu”nu itiraf ederler.
benim ve birkaç kişinin bakış açısından, devlet gayrı meşru bir kurumdur demem... çok uygundur. Fakat bundan devleti desteklemeniz gerektiği çıkmaz. Bazen gayrı meşru kurumu desteklemezseniz, yönetimi ele alınacak daha gayri meşru bir kurum vardır. O yüzden insanlar sizi ilgilendiriyorsa, somut olun, Amerika Birleşik Devletleri’ni alın. Berbat şeyler yapan bir devlet sektörü vardır fakat bazı iyi şeyler de yapmaktadır. Geniş kapsamlı halk mücadeleleri yüzyılının bir sonucu olarak, fakir annelere ve çocuklara destek veren asgari bir refah sistemi söz konusudur. Devleti minimize etme yönündeki bir çaba saldırı altındadır. Tamam, anarşistler onu desteklemek gerektiğini anlamış görünmeyebilirler. Onun için, “Evet, devleti minimize edeceğiz,” derken aşırı sağla birleşirler; bunun anlamı, kamuya karşı tamamen sorumsuz ve safi totaliter olan şahsi tiranların ellerine daha fazla güç vermektir.
1930’ların başındaki eski bir Komünist Parti sloganı bu tür bir şeyi hatırlatır: “En kötü, en iyidir”. Onun için Komünist Parti’nin, faşizmle mücadele ederseniz sosyal demokratlara katılırsınız ve
onlar iyi herifler değildir, o yüzden “en kötü, en iyidir ” teorisiyle faşizmle mücadeleyi reddettiği bir dönem vardır. Bu benim çocukluğumdan hatırladığım bir slogandı. Evet, sonra daha kötüsü geldi: Hitler. Yedi yaşında bir çocuğun yiyecek bir şeyinin bulunup bulunmadığı sizi ilgilendiriyorsa, uzun vadede onun gayri
meşru olduğunu kabul ederek, bu noktada devlet sektörünü destekleyeceksiniz.
(...)
Mülkiyet devletin olacak; devlet sektörünü kuvvetlendirme var. Ben buna çok taraftarım. Ben çalışanların özyönetimi olması gerektiğini düşünüyorum, fakat ödeneğin sosyalleşmesi gerektiğini de düşünüyorum. Mesela, buna bir şey eklersen, yani ödenek toplumdan gelirse, bu zengin insanlar adına büyük bir armağan olacaktır. Böyle bir şeyi onlar severler. Onların istediği, vergi sisteminin rolünü ortadan kaldırmaktır; çok değil fakat refah sistemini desteklemek için onlara en azından biraz yük bindirecek bir şey. Bunun kalkmasını görmek hoşlarına gider. O yüzden özyönetime kadar gidersen, harika, bunun büyük bir fikir olduğunu ama benim söylediğim şeyle hiç alakası olmadığını düşünüyorum. O yüzden, mesela benim daha önce söylediğimle alakalı olan, fabrikalarda özyönetim olması, fabrikalarda işçi özyönetimi olmasıdır. İkisi aynı şeydir. Yine de emin olun, maliyetlerin sosyalleştirildiği mevcut koşullarda bunu ödeyen yoksul insanlar değildir. Bu, devletin şahsi güce karşı kuvvetlendirilmesi demektir.
(...)
Küçülen devletin anlamı da özel sektörün kuvvetlenmesidir. İçinde kamusal etkinin ifade edilebileceği alanı daraltır. Bu anarşist bir hedef değildir. Demek istediğim, halk ‘devleti küçültmek’ lafıyla ayartılabilir ve bir bakıma tuzağına düşebilir, fakat bunun anlamını düşünün. Devlet küçültülür ve daha da kötü bir güç
yükselir. Bu, anarşist bir hedef değildir.
devlet, isteyerek boyun eğmeyi getiren kanaat üzerine temellenir.
Günümüzde Hume’un kavramı yeniden canlandırılmış ve yükseltilmiştir, fakat çok önemli bir yenilikle: Teori, özgür ve popüler yönetimler için düşüncenin kontrolünün, despotik ve militer devletlerden daha önemli olduğu yönündedir. Burada mantık açıktır: Despotik bir devlet iç düşmanlarını güçle kontrol edebilir, fakat bu silahı kaybetmiş devletlere, cahil kitlelerin, onların işi olmayan kamusal işlere müdahalesini önlemek için başka aygıtlar gerekir.
Aslında konu çok daha geneldir. Halk siyasal alanda edilgenliğe indirgenmelidir, fakat boyun eğmenin güvenilir bir özellik haline gelmesi için inanç alanında da sağlamlaştırılmalıdır. Halk katılımcı değil, gözlemci ve ürünlerin yanı sıra ideolojinin de tüketicisi olmalıdır. Eduardo Galeano şöyle yazar: “Çoğunluk fantezi tüketimini bırakmalıdır. Refah yanılsaması, yoksulları; özgürlük yanılsaması, baskı altındakileri; zafer rüyası, mağlupları ve güç rüyası zayıfları kandırır.” Bu en önemli noktadır.
Köylü kolektiflerine bugün en şiddetle
Komünist Parti tarafından karşı çıkılmaktadır. Komünistler ucuz
emek kollayan zengin çiftçileri örgütlerler ve bu yüzden fakir köylülerin kooperatif işletmelerine açıktan düşmandırlar.
Sendika temsilcilerinin anlatımlarına göre, devrimden önce faşistlere ve monarşistlere yakınlık duyan unsurlar, şimdi Komünist Parti saflarına üşüşmüşlerdir. Ülkede komünist faaliyetin genel etkisi hakkmdaki UGT sekretaryasının yegane kanaatini, Valencia örgütü temsilcisi şu sözlerle dile getirmişti: “Kelimenin tam manasıyla
bir talihsizlik.

Rocker, the tragedy of spain
Engels 1883 tarihli bir mektubunda bu kavrama itirazını şöyle ifade eder:
Anarşistler şeyleri baş aşağı koyuyorlar. Proletarya devriminin devletin siyasal organizasyonunu ortadan kaldırmakla başlaması gerektiğini söylüyorlar... Fakat böyle bir anda onu yok etmek, yalnızca muzaffer proletaryanın yeni fethettiği gücün otoritesini sayesinde kuracağı, kapitalist hasımlarını baskı altına tutacağı ve mutlak zafer yeni bir yenilgiyle ve Paris Komünü’nden sonra olanlara benzer kitlesel işçi katliamıyla sonlanmadan toplumun ekonomik devrimini tamamlayacağı organizmayı yok edecektir.

Oysa, anarşistler -en açık seçik olarak Bakunin- yüzyılımızda “yaratılmış en kepaze ve korkunç yalan” olduğunu söyledikleri ‘kızıl bürokrasi’ tehlikesine karşı uyarıda bulunmaktaydılar.
Anarko-sendikalist Fernand Pelloutier şöyle soruyordu: “İtaat etmemiz gereken geçiş devleti de mutlaka ve kaçınılmaz olarak bir kolektif hapishane olmak zorunda mıdır? Bütün siyasal kuramların ortadan kaldırıldığı, sırf üretim ve tüketim ihtiyaçlarıyla sınırlı özgür bir organizasyona dayanamaz mı?”
Bu soruya verilecek cevabı bildiğimi iddia etmeyeceğim. Fakat bir şekilde olumlu bir cevap olmadıkça, solun hümanist ideallerini gerçekleştirecek gerçek bir demokratik devrim şansının fazla
olmadığı açıktır. Martin Buber veciz bir biçimde sorunu şöyle koyuyordu: “Sopaya döndürülmüş küçük bir ağacın tomurcuklanmasını beklemek eşyanın tabiatına aykırıdır.” Devlet iktidarının
ele geçirilmesi ya da yok edilmesi sorunu, Bakunin’in kendisini Marx’tan ayıran asıl mesele olarak gördüğü şeydir. ‘Liberter’ sosyalistleri ‘otoriter’ olanlardan ayıran problem, yüz yıldır şu ya da bu biçimde, tekrar tekrar ortaya çıkar.
Bakunin şöyle der: “Ne kadar demokratik olursa olsun hiçbir devlet, hatta en kızıl
cumhuriyet bile, insanlara yukarıdan şiddet ve müdahale olmaksızın özgür özörgütlenme ve kendi işlerinin aşağıdan yukarıya idaresi gibi gerçekten istedikleri şeyi veremez, çünkü her devlet, Bay Marx’m uydurduğu sözde Halk Devleti bile, özünde, insanların ihtiyaçlarını kendilerinden daha iyi bildiğini düşünen, kendini beğenmiş entelektüellerin
ayrıcalıklı bir azınlığı aracılığıyla kitleleri yukarıdan yönetecek bir makinedir yalnızca...” “Fakat yakalandıkları hastalık, ‘halk hastalığı’ -demokratik Cumhuriyetteki ‘halk hastalığı’- yaftası yapıştırılan hastalıksa, insanlar kendilerini daha iyi hissedecektir” (Statism and Anarchy [1873]
Buna bağlı olarak, Emma Goldman yaşlandığı ve hemen bir devrim olmayabileceğinden korktuğu zamanlar, devlet yeni ortaya çıkmadı diyen Gustav Landauer’den çok etkilenmişti. O içimizdedir, bizim kendimiz -kapitalizmde olabildiğimiz kadar özgür- olmamız gerekir. Aslında o her zaman insanların devrime hazır olmaması ihtimali olduğundan ve pek çok insanın mümkün olan bu hayatı yaşamaya hazırlanabilmesin diye kişisel politikalar geliştirmenin bir yolunun bulunabileceğinden endişeleniyordu.
“Hükümetin yerine koyacağımız şey, sanayi örgütlenmesidir.”

Anarko-sendikalistler, Sosyalist ekonomik düzenin bir hükümetin kanun ve kararnameleriyle yaratılamayacağına, ancak her özel üretim kolunda elleri ve beyinleri olan işçilerin dayanışmacı işbirliğiyle yaratılabileceğine ikna oldu; yani genel ekonomik organizmanın bağımsız üyeleri olan ve özgür karşılıklı anlaşma temelinde toplum yararına üretimi ve ürünlerin dağıtımını sistematik olarak sürdüren, gruplara, fabrikalara ve sanayi kollarına ayıran durumdaki
üretenlerin kendileri tarafından bütün fabrikaların yönetimini almakla (s. 94).

Rocker böylesi fikirlerin İspanya Devrimi’nde dramatik bir şekilde uygulamaya konduğu bir anda yazıyordu. Devrimin patlak vermesinden az önce anarko-sendikalist Diego Abad de Santillan şöyle yazmaktaydı:
...sosyal dönüşüm problemi karşısında, Devrim devleti bir araç olarak düşünemez, üretenlerin örgütlenmesine güvenmek zorundadır. Biz bu normu takip ettik ve işlerin yeni bir düzenini kurmak üzere örgütlenmiş emeğe üstün bir güç atfetme hipotezine gerek görmedik. Özel mülkiyetin kaldırıldığı, parazitliğin ve özel ayrıcalıkların yerinin olmadığı yerde, devletin ekonomik bir organizasyonda -olsa bile- ne fonksiyonu olabileceğini bize izah edecek birine müteşekkir
kalacaktık. Devletin bastırılması önemsiz bir mesele olamaz, Devleti sonlandırmak devrimin görevi olmalıdır. Ya Devrim üretenlere sosyal refah getirir, ki bu durumda üretenler hak ettikleri kolektif
dağıtımı kendileri örgütlerler ve devletin yapacağı bir şey kalmaz ya da Devrim üretenlere sosyal refah getirmez, ki bu durumda Devrim bir yalandır ve Devlet sürüp gider.
Federal ekonomik konseyimiz siyasal bir güç değil, ekonomik ve idari düzenleyici güçtür. Yönelimini aşağıdan alır ve bölgesel ve ulu­sal meclislerin çözümlerine uygun davranır. Bir irtibat heyetidir, başka bir şey değil.
Jefferson’ın ‘aristokrat’ tanımı, entelektüellerin ‘yeni sınıfı’nın iki paralel patikadan birini takip edeceğini öngören Bakunin tarafından daha geliştirildi. Onlar tarihin en kaba ve kötü rejimini dayatacak bir ‘kızıl bürokrasi’ haline gelerek devlet iktidarını kendi ellerine almak için halk mücadelelerini istismar etmeye çabalayabilirlerdi. Ya da gücün başka yerde yattığını anlayabilir ve kapitalist devlet demokrasilerindeki “halkın sopasıyla halka vuran” gerçek efendilerine hem idarecileri hem de savunucuları olarak hizmet edip, kendilerini onun ‘satın alınmış papazlığı’ gibi sunabilirlerdi.
--reklam--
Anarşizm Üzerine İncelemesi - Şahsi Yorumlar
Böyle boktan bir çeviri okumayalı çok oldu. İyi de oldu, yabancı dil bilmenin gerekliliğini hatırlatıyor.
Chomsky bilgili biri :D nokta atışı tespitleri var. Birtakım entelektüelleri, devletin devrimcilere yönelik kurnazlığını ve devrimci ideolojilerin sistemi yok ediş yöntemindeki açıkları nefis deşifre etmiş. Mesela bazı anarşistlerin devletin gücünü azaltır diye liberalleri desteklemesini, kontrolün şirketlerin eline geçeceği ve çok daha fazla çoğalacağı için yanlış bulur. Her türlü reformu yanlış, her yolu mübah görmez. Şartlara göre oy kullanılır, imkana ve ihtiyaca göre mücadele edilir vs. Kısaca anarşizmi öğrenmek isteyen birinin okuması gerekir. Ama ben olsam önceliklerime koymazdım, ki, koymadım. (Boran İncesu) 
Kendisi de bir Anarko- Sendikalist olan Chomsky'nin Anarşizmin tarihsel süreçteki gelişimi,Anarşizmin çıkmazları,devlet sorunsalı,İspanya İç Savaşı ,Lenin'i ve Ekim Devrimi'ni yorumluyor, (ismail) 
--reklam--
Anarşizm Üzerine PDF indirme linki var mı?
--reklam--
Noam Chomsky - Anarşizm Üzerine kitabı için internette en çok yapılan aramalardan birisi de Anarşizm Üzerine PDF linkidir. İnternette ücretli olarak satılan çoğu kitabın PDFleri bulunmaktadır. Ancak bu PDF'leri yasal olmayan yollarla indirmek ve kullanmak hem yasalara hem de ahlaka aykırıdır. Yayın evlerinin sitesinden PDF satılıyorsa indirebilirsiniz.
Kitabın Yazarı Noam Chomsky Kimdir?
Avram Noam Chomsky, ABD'li dilbilimci, filozof, tarihçi, mantıkçı, aktivist, siyasi eleştirmen ve yazardır.

7 Aralık 1928'de Philadelphia, Pensilvanya'da doğdu. Rus göçmeni William Chomsky'nin oğludur. N. Chomsky Massachusetts Teknoloji Enstitüsü'nde dilbilim profesörüdür. Kendi ismiyle adlandırdığı Chomsky Hiyerarşisi'ni geliştirmiştir. Dilbilimine olan katkısı Davranışçılık Kuramı'nı çürütme yönünde çok etkili olmuştur. Ayrıca bilişsel bilim'in popülaritesini artırmıştır. Dilbilimsel çalışmalarının yanı sıra Kuzey Amerika'nın en önemli sol politikacı entelektüellerinden biri sayılır. Vietnam Savaşı'ndan itibaren Amerika'nın dış ve ekonomik politikalarında dünyaca tanınan katı bir eleştirmendir. 1992 yılında gerçekleşen Sanat ve İnsan Hakları Takdirnamesi'nde, 1980 ve 1992 yılları arasında dünyanın en çok alıntı yapılan yaşayan insanı seçilmiştir. Noam Chomsky Anarko-sendikalizme sempati ile bakan bir sol liberteryendir ve Dünya Endüstri İşçileri Vakfının bir üyesidir.

Babası İbranice öğretmeniydi, ve Ortaçağ İbranice dilbilgisi üzerine hazırlanan bilimsel bir dergiyi çıkarmaktaydı. İlk eğitimini Philadephia'daki Oak Lane Country Day Okulu'nda ve Central Lisesi'nde aldı. 1940 ile 1945 yılları arasında New York şehrinin anarşist-sosyalist Yahudi entelektüel cemaatinin çalışmalarıyla haşır neşir oldu ve Arap-Yahudi işbirliği için çalışmak üzere İsrail'e göç etmeyi planladı.

Eğitimine dilbilim, matematik ve felsefe çalışacağı Pensilvanya Üniversitesi'nde devam etti. 1945-50 yılları arasında Pensilvanya Üniversitesi öğrencisiydi ve dilbilimi öğrenimine başladı. Bu süre zarfında, Zellig Harris'in "Yapısal Dil Biliminin Yöntemi" adlı kitabının düzeltmeleri üzerine çalıştı ve Harris'in siyaset üzerine görüşlerine karşı sempati duymaya başladı. Radikal-empirist bir felsefeci olan Nelson Goodman'ın öğrenciliğini de yaptı. 1951 yılında Goodman'ın Genç Araştırmacı Bursu önerisini kabul ederek Harvard Üniversitesi'ne gitti.

1953 yılında Chomsky, Avrupa'ya seyahat etti. Bu gezi sırasında, yapısal dilbilimini şekillendirme girişiminin işe yaramayacağına karar verdi; çünkü dil oldukça soyut, doğuştan [edinilen] [İngilizce generative] bir olguydu. Bundan sonraki çalışmalarının bu olgunun modellenmesi ile ilgili olması gerektiğine karar vermişti. 1955 yılında Pensilvanya Üniversitesi'nden doktora derecesini aldı; ancak bu dereceyi elde etmesini sağlayan araştırmaların çoğunu 1951-55 yılları arasında Harvard Üniversitesi'nde gerçekleştirdi. Doktora derecesini almasından bu yana Massachusetts Teknoloji Enstitüsü'nde çalışmaktadır; şu anda Modern Diller ve Dil bilimi bölümündeki Ferrari P. Ward Başkanlığı görevinde bulunmaktadır. Noam, 24 Aralık 1949'da (şu anda Harvard Üniversitesi'nde profesör olan) Carol Schatz ile evlendi. Çiftin iki kız ve bir erkek çocukları vardır.

Noam ününü dilbilimi alanında kazandı. Dilbilimin bazı tarihsel ilkelerini İbranice uzmanı olan babası William'dan edinmiştir. Aslında, yüksek lisans derecesi için gerçekleştirdiği ilk araştırmaları konuşulmakta olan modern İbranice hakkındaydı. Pek çok başarısının arasında en ünlü olanı, modern mantığa ve matematiksel temellere olan ilgisinden kaynaklanan üretici dil bilgisi (ing. generative grammar) üzerine olan çalışmalarıdır. Bunun sonucunda, bunu üretici dil bilgisini doğal dillerin tanımlamasına uygulamıştır. Öğrenci olarak, Noam Pennslyvania Üniversitesi dilbilimi profesörü olan Zellig Harris'ten oldukça etkilenmiştir. Zellis'in siyasi görüşlerine olan sempatisi, onu dilbilimi alanında yüksek lisans eğitimi görmeye yönlendirmiştir.

Noam her zaman siyaset ile ilgilenmiştir ve onu dilbilimi alanına çeken şeyin siyaset olduğu söylenir. Sosyalizm ve anarşizme doğru olan siyasi eğilimi, kendi deyişiyle radikal New York Yahudi cemaati nden kaynaklanmaktadır. 1965'ten beri ABD dış politikasının önde gelen eleştirmenlerinden birisi olmuştur. Amerika'nın Vietnam'a karışmasına karşı öne sürülen en önemli argümanlardan kabul edilen Amerikan Gücü ve Yeni Mandarinler makalelerinden oluşan kitabını yayınlamıştır.

Chomsky, akademik alanda saygı görmüş ve pek çok defa onurlandırılmıştır. Londra Üniversitesi ve Chicago Üniversitesi tarafından Onursal Doktorluk ile ödüllendirilen Chomsky, aynı zamanda dünyanın birçok yerinde konferanslara davet edilmiştir. 1967'de Berkeley'deki California Üniversitesi'nde Beckman Konferansı'nı vermiştir. 1969'da ise Oxford Üniversitesi'nde John Locke Konferansı'nı ve Londra Üniversitesi'nde de Sherman Anma Konferası'nı vermiştir.

Kasım 2005 ve Haziran 2008 tarihlerinde ABD'den Foreign Policy ve İngiltere'den Prospect dergilerinin internet üzerinden okuyucu anketleri ile oluşturduğu Dünyanın ilk 100 entellektüeli listelerinde, 2005 yılında 1., 2008 yılında 11. sırada yer almıştır.
--reklam--
Noam Chomsky Kitapları - Eserleri
Medya Denetimi
İnsan Doğası İktidara Karşı Adalet
Dünyayı Kim Yönetiyor
Dilin Mimarisi
Rızanın İmalatı
Entelektüellerin Sorumluluğu
Medya Gerçeği
Nükleer Savaş ve Çevre Felaketi
Sömürgecilikten Küreselleşmeye
Anarşizm Üzerine
İktidarı Anlamak
Geleceği Kurgulamak
Güç Kimin Elinde?
Dil ve Zihin
Doğa ve Dil Üzerine
Medya Halka Nasıl Evet Dedirtir
Occupy - İşgal Et
Filistin Üzerine Konuşmalar
Vahşi Abd Emperyalizmi
Amerikan Rüyası İçin Ağıt
Emperyal Arzular
İnsanlığın Efendileri
Tehlikeli Güç
Batı Terörizmi
Halk Üzerinden Kazanç
Bilgi ve Özgürlük Sorunları
A.B.D Terörü
Korsanlar ve İmparatorlar: Eskiler ve Yeniler
Bilim ve Postmodernizm Tartışmaları: Postmodernizim ve Rasyonalite
Güç ve İdeoloji Üzerine
Yaşamla Ölüm Arasında Gazze
Amerikan Müdahaleciliği
Demokratik İdeallerin Çöküşü
Hayaller ve Umutlar
Yeni Dünya Düzeninde Yalanlar ve Gerçekler
Propaganda ve Toplumsal Zihin
Demokrasi Gerçek ve Hayal
Biz Ne Tür Yaratıklarız?
Modern Çağda Entellektüellerin Rolü
Karanlık Çökerken Umutsuzluğa Karşı İyimserlik
Dünya Düzeni: Eskisi Yenisi
Kader Üçgeni
Düşük Yoğunluklu Demokrasi
Dil ve Zihin İncelemelerinde Yeni Ufuklar
İmparatorluğa Karşı Durmak
Dil ve Sorumluluk
How The World Works
Devlet Uğruna
Yıl 501
Postmodernizm ve Sol
Batı'nın Yeni Standartları
Yeni Dünya Düzeni
Müdahaleler
Halkın Sırtından Kazanç
Bilgi Sorunları ve Dil
On Palestine
Amerikan Muhalifleri Konuşuyor
Demokrasi ve Eğitim
The Science of Language
11Eylül
Hegemony or Survival: America's Quest for Global Dominance
Superpowers In Collision
On Anarchism
--reklam--
Noam Chomsky Alıntıları - Sözleri
Jefferson’ın ‘aristokrat’ tanımı, entelektüellerin ‘yeni sınıfı’nın iki paralel patikadan birini takip edeceğini öngören Bakunin tarafından daha geliştirildi. Onlar tarihin en kaba ve kötü rejimini dayatacak bir ‘kızıl bürokrasi’ haline gelerek devlet iktidarını kendi ellerine almak için halk mücadelelerini istismar etmeye çabalayabilirlerdi. Ya da gücün başka yerde yattığını anlayabilir ve kapitalist devlet demokrasilerindeki “halkın sopasıyla halka vuran” gerçek efendilerine hem idarecileri hem de savunucuları olarak hizmet edip, kendilerini onun ‘satın alınmış papazlığı’ gibi sunabilirlerdi. (Anarşizm Üzerine)
"Küçük çapta bile olsa harekete geçmeyi başarırsak, gelecekteki büyük ütopyayı beklemek zorunda kalmayız. Gelecek, sonsuz bir şimdiler silsilesidir. Şimdiyi -etrafımızdaki bütün kötülükleri bir tarafa bırakarak- insanların hak ettiğini düşündüğümüz gibi yaşamak bile harika bir zaferdir." (Occupy - İşgal Et)
Propaganda konusunda bir başka örnek. Rus üssü diye ikide bir müdahale ettiğimiz Nikaragua’ya güya Ruslar MÎG satmış. Masalı uyduranların niyeti ABD’nin Nikaragua seçimlerinin sonuçlarını etkileme taktiklerini kamuoyundan gizlemek! Aynı sıralarda köylüleri kolay öldürsünler diye el Salvador’a gelişmiş uçaklar satıyoruz!.. (Modern Çağda Entellektüellerin Rolü)
İsrail ilk zamanlarda Hamas’ı destekledi, çünkü laik FKÖ’ye karşı bir silahtı. ABD ve İsrail oldukça tutarlı bir biçimde radikal İslamcıları destekledi ve bunun epeyce bir geçmişi var. 60’ların başında -aslında, 50’lerde ve 60’larda- Arap dünyasında, laik ulusalcılığın simgesi olan Nasır ile köktenci, radikal İslamcılığın koruyucusu Suudi yöneticileri arasında büyük bir çatışma vardı. ABD kimi destekledi? Suudileri tabii. Laik ulusalcılıktan korkuyorlardı. (Nükleer Savaş ve Çevre Felaketi)
Bu tavırlar, ABD'nin emellerine kavuşabilmek ıçın
dünyanın her yerinde güç ve şiddet kullanmayı bir hak olarak
görüyor. Emirlerine itaat etmeyen her kim varsa "komünist' olarak
adlandırılıyor ve "kendini koruma" adına bu komünistleri
yok etme hakkını kendinde buluyor. (Sömürgecilikten Küreselleşmeye)
İş dünyasının yönettiği bir ülkede yaşamak işte bu anlama geliyor, hiçbir şeyin önemi yok. Endüstrileşmiş ülkelerde var olan sağlık sisteminin bizde olamayışı da aynı nedenledir. Ağır­lığı olan insanlar, finans kurumları buna izin vermez, bu yüzden gündemde değildir. (Nükleer Savaş ve Çevre Felaketi)
Irak, Suudi Arabistan’dan sonra ikinci büyük petrol rezervine sahiptir. Şu açıktır ki, ABD şu ya da bu şekilde bu muazzam kaynaklar üzerinde denetimi yeniden kurmalıdır ve şu andaki durum kesinlikle ABD’ye rakipleri ile karşılaştırıldığında ayrıcalıklı bir erişim olanağı sunmamaktadır. (İmparatorluğa Karşı Durmak)
İnsanın dil edinimi içgüdüseldir ve özel bir “konuşma organı”na dayanır (Doğa ve Dil Üzerine)
Askeri müdahaleler masraflı operasyonlardır. Bedelini halk öder ve razı edilmesi kolay olmayabilir. Japonya ve diğer başka ülkelerdeki gibi Amerikan halkı itaatkar değildir. Yönetimi canından aziz bilmez. Hesap alır hesap verir. Böyle bir ortamda devlet şirket işbirliği esası üzerine oturtulması ekonomik modeli yaşatabilmek zordur. Halkın rızasını almak gerekiyor. Bu da manipülasyonla olur. (Demokratik İdeallerin Çöküşü)
"İnsanların edilgin ve itaatkar kalmasını sağlamanın akıllıca yolu kabul edilir görüş çeşitliliğini katı bir şekilde sınırlamakla birlikte o çeşitlilik alanı içerisinde canlı tartışmalara imkan , hatta daha eleştirel ve muhalif görüşleri teşvik etmektir. Bunu yapmak insanlara özgür düşünmenin var olduğu hissini verir, halbuki sistemin ön kabulleri tartışmanın kapsamına getirilen sınırlarla daima pekiştirilmelidir." (Dünyayı Kim Yönetiyor)
1948'den bu yana İsrail'de etnik temizlik sadece bir politika değildir; bu bir yaşam biçimidir ve sürekli uygulanışı sadece politikaları değil, devleti de kriminal yapar. (Filistin Üzerine Konuşmalar)
"Bu arada, Sovyetler Birliği büyük kalkınma borçlarını aktararak Küba'nın kanatlarını şişiriyor ve tek bir kuşakta modernizasyon sağlayabilmek için kendisini bir model olarak sunuyordu." (Halk Üzerinden Kazanç)
anarşizm “toplumun varma­sı gereken nihai idealdir” (Anarşizm Üzerine)
Bir kez daha belirtmek istiyorum, "faşizm" gaz odaları demek değildir. Faşizm, devletin sendikaları ve şirketleri koordine ettiği ve büyük iş çevrelerine büyük rol verdiği özel bir ekomonik düzenleme biçimidir. (İktidarı Anlamak)
ABD dış politikasının birincil hedefi soyma ve sömürme özgürlüğünü garanti altına almaktır. (Güç ve İdeoloji Üzerine)
Kolombiya ve Türkiye' deki insanlar devlet baskısından şüphesiz cok endişe ediyorlar, ama bu baskının bitmesine izin vermezler. (Emperyal Arzular)
1949’da Doğu Avrupa’daki ABD casusluğu, Doğu Cephesi’nde Nazi askeri istihbaratının başında bulunan Reinhard Gehlen’in yönettiği bir şebekeye devredilmişti. Bu şebeke, en kötü suçluların birçoğunu hızla içine çeken ABD-Nazi ittifakının bir parçası olup, Latin Amerika ve başka bölgelerdeki operasyonlara kadar uzanıyordu. (Dünyayı Kim Yönetiyor)
Komünist disiplin stratejisinin ve merkezi kontrolün gerekli olduğunu kabul edenler bile, bu stratejinin ayrılmaz bir parçasını
oluşturan baskının “insanların savaşma ruhunu kırma eğiliminde olduğu”nu itiraf ederler. (Anarşizm Üzerine)
"Karlar bireylere giderken, maliyetler topluma yansıyordu." (Yıl 501)
Totaliter bir devlet, gerekli doğrulara daha az bağlı kalmakla yetinebilir. Halkın itaat etmesi yeterlidir; onların ne düşündükleri ikincil düzeydeki bir kaygıdır. (Medya Gerçeği)

---
Kaynak: [Mardin Life](https://www.mardinlife.com/kitap/anarsizm-uzerine-noam-chomsky-kitap-ozeti-konusu-ve-incelemesi)