# Anımsı Acımsı - Mahmut Makal Kitap özeti, konusu ve incelemesi

> Anımsı Acımsı kimin eseri? Anımsı Acımsı kitabının yazarı kimdir? Anımsı Acımsı konusu ve anafikri nedir? Anımsı Acımsı kitabı ne anlatıyor? Anımsı Acımsı PDF indirme linki var mı?  Anımsı Acımsı kitabının yazarı Mahmut Makal kimdir? İşte Anımsı Acımsı kitabı özeti, sözleri, yorumları ve incelemesi...

- Kaynak: Mardin Life
- URL: https://www.mardinlife.com/kitap/animsi-acimsi-mahmut-makal-kitap-ozeti-konusu-ve-incelemesi
- Dil: tr-TR
- Yayın tarihi: 2022-04-06T14:00:06+03:00
- Güncelleme: 2022-04-06T14:00:06+03:00
- Yazar: Mardin Life
- Kategori: Kitap
- Görsel: https://cdn.mardinlife.com/2022/04/06/mahmut-makal-kimdir-mahmut-makal-kitaplari-ve-sozleri-194606.jpg

Kitap Künyesi
 Yazar: Mahmut Makal 
 Yayın Evi: Literatür Yayıncılık 
 İSBN: 9789750406799 
 Sayfa Sayısı: 239 
--reklam--
Anımsı Acımsı Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti
Makal, yurdumuzun çileli yazarlarından biridir. Çilesi, halkçı, toplumcu yazar olmasından ileri geliyor. Yoksa, bugün O da sonsuz bir rahatlık içinde olurdu. Eline, çok para kazanma fırsatları geçmişti. Amacı para kazanmak olmadığından, böylesi ucuz rahatlıklara kendini kaptırmadı. Önünde, bugün pek çoklarının düşünde yaşattığı koltuklar duruyordu. O, iskemlede oturmayı koltuğa yeğ tuttu. Çünkü Makal, bir halk yazarı olarak ortaya çıkmıştı, halk yazarı olarak yaşayacaktı. Yerli halklı, o yükseldiği oranda O da yükselecekti. Böyle olmak, halk yazarı olmanın gereklerindendir. 

Ne diyor Sartre: "Aç bir dünyada edebiyatın işi nedir? Yazar herkese seslenmek, herkesçe okunmak istiyorsa, açlıktan ölen milyarlardan yana olmalıdır. Bunu yapmadıkça, mutlu bir azınlık hizmetindedir ve onun gibi sömürücüdür."

Eski kuşağın, "Ayağı nalınlı kızların tıpış tıpış raks ettiği yer" olarak tasvir ettiği Anadolu köyünün üstündeki kalın ve karanlık perdeyi yırtıp atmak ancak Mahmut Makal'a nasip olabilmiştir. Makal, böyle mutlu bir akımın öncüsüdür. İşini çok iyi bilen bir yazardır, bu yüzden teslim bayrağını çekemez. Edebiyatı, "edebiyat olsun" diye yapan eski kuşaktan değil çünkü. Geri bırakılmış bir halkın acısını, Makal ve Makal'lar çekecektir. Ama şurası bilinsin ki, tarihin kutsal sayfaları bu acı çekenlere yer verecektir, acı çektirenlere değil
--reklam--
Anımsı Acımsı Alıntıları - Sözleri
"Okuyun!" [...] "Okumazsanız uyanamazsınız. Uyanamazsanız, düşünemezsiniz. Düşünemezseniz, kurtulamazsınız... "
Dil aslında soyut bir şeydir. Yeryüzünde hiçbir varlık adı böğrüne yapıştırılarak ortaya çıkarılmıyor doğaca. Hiçbir sözcük de sittin sene aynı görevi yapmıyor. Çağın gidişine ya da insanoğlunun eriştiği aşamalara göre dil de kendini toparlayarak değişime uğruyor. Daha doğrusu insanlar gerçekleştiriyor bu değişimi. Bunun karşıtı zaten mümkün olamaz. Şurası da unutulmamalıdır ki, her iki anlamda da dilin kemiği yoktur...
Köy Enstitüleri kapatılmamış olsaydı, her köyü okula ve öğretmene kavuşturmak için o zaman yapılan plana göre 1956'da okulsuz köy kalmayacaktı. Hepsi öğretmene de kavuşacaktı. Her sekiz on köy bir sağlık memuruna ve ebeye kavuşacaktı. 1956'da tüm köyler sağlık denetimine alınmış olacaktı.
Sağ yobazlığa ne kadar düşmansam, sol yobazlığa da o kadar düşmanım.
Bir türlü kavrayamıyorum... Eğer demokrasinin ana prensiplerini anlayamıyor ve ideal hukuka uygun yasaları uygulayamıyorsak kabahat demokratik hukuk devleti düzeninin mi, yoksa bizim midir?
"Siz düşünmüyorsunuz, siz geldiğiniz yere inanacak yerde, onu bırakıp politika esnafının ve de onlara uşaklık eden sözüm yabana yazarların, aydın taslaklarının yavelerine inanıyorsunuz. Bırakın da onlar sizden ders alsınlar. Üstelik okumuyorsunuz. Dünyadan haberiniz yok. Buyrun lafını ettiğiniz köye götüreyim sizi. Otobüsü de benden. Ankara'dan gitmesi üç saat sürer. Bir pazar sabahı gider akşama geri döneriz. Evet beyler, Halep oradaysa arşın buradadır. Buyrun?.. "
Neydi Makal'ın suçu?
Halktan yana olmak, halkın uyutulmasına karşı olmak. Göstermelik törenlerle halkın kalkınamayacağı için gerçek halk kalkınmasının yollarını yazmak. Köylünün ve de öğretmenlerin Atatürk'ü gerçek ve devrimci yönü ile tanımalarını sağlamak için onlara kitaplar, ödevler vererek gerçek ulusçunun görevini yapmak...
Nerede kaymakam dendi, ona bağlı olarak "hükümet" de dillerden düşmüyordu: Hükümete çıktım; hükümet bilir, hükümet ceza verir, diye konuşulur giderdi günlük yaşam içinde. "Hükümet, hükümet diyorsun, nerede hükümet, nedir hükümet?" diye sorardım anama.
Oktay Rıfat'ın şiirinde çok güzel anlattığı bir tip vardı o zaman hükümetin başında. O da vatanı kurtarmaya çalışıyordu ama hem işleri, hem kavramları karıştırarak:

 Herif küpünü doldurmuş
 Malum usulle bilirsin
 Bir dostu var ki vallahi
 Yanında sen çirkin kalırsın
Öylesine kurum, öylesine çalım
Sanki küçük dağları yaratmış
Ama bir parmak üstünün yanında
Kerata süklüm püklüm
 Kurumuna bakarsan büyük vatanperver
 Bir o bilir dünyada olanı biteni
 İnanma güzelim inanma
 Çiftlikleriyle karıştırıyor vatanı
Suçumuz insan olmak...
Bende kitap tutkusu çok küçükken başlamıştı. Nasıl anımsamam, nasıl unutabilirim, karda kışta yüklendikleri ak torbalarla köye kitap taşıyan Darende'li çocukları? Hele onlardan birini, Cabir'i nasıl unutabilirim.
Öğretmenleri kıyıma uğratanlar, aslında yaraya tuz biber ekiyorlar. Her zaman olduğu gibi bugün de öğretmen kıyımı sürüyor.

Bizim insanımız, bizim öğretmenimiz, yeniden kıyılamayacak kadar kıyılmıştır. Ulus olarak kurtuluşumuz için en olmaz zorluklar içinde yine de çalışan öğretmen bulunca dünyayı zehir etmeye kalkışıyorlar. Anlaşılıyor ki kimsenin bu ulusun kurtuluşu için çalışmasını istemiyorlar. Gidişata bakınca başka türlü düşünmenin olanağı kalmıyor.
Sonra canım, neymiş, Köy Enstitüleri gomonis yuvasıymış. Ordan çıktığıma göre bunun kuşku götürür yanı da yokmuş. Öyle olmasa köylünün konukseverliğini, askerlik severliğini; gönül zenginliğini bırakıp da neden açlığını, yoksulluğunu yazmışım?
Oturunca da İstanbul'u ve Ankara'yı nasıl bulduğumu sordu.
"Ankara'yı daha çok beğendim. Şehir daha derli toplu. Yollar daha güzel."
"Çözülür" demiş Faust "bu kainatın sırrı"
Ve onunçün çarpılmış Hakkın cezasına,
Demek ki, hikmetinden sual olunmayan Tanrı
Razı değil milletin okuyup yazmasına ...
--reklam--
Anımsı Acımsı İncelemesi - Şahsi Yorumlar
--reklam--
Anımsı Acımsı PDF indirme linki var mı?
--reklam--
Mahmut Makal - Anımsı Acımsı kitabı için internette en çok yapılan aramalardan birisi de Anımsı Acımsı PDF linkidir. İnternette ücretli olarak satılan çoğu kitabın PDFleri bulunmaktadır. Ancak bu PDF'leri yasal olmayan yollarla indirmek ve kullanmak hem yasalara hem de ahlaka aykırıdır. Yayın evlerinin sitesinden PDF satılıyorsa indirebilirsiniz.
Kitabın Yazarı Mahmut Makal Kimdir?
Bir çiftçinin oğlu olarak Aksaray'da doğan Mahmut Makal, Konya Ereğlisi'nde bulunan İviz Köy Enstitüsü'nü bitirdi. Altı yıl köy öğretmenliği görevinde bulundu ve Ankara Gazi Eğitim Enstitüsü'ne gitti. Mezun olduktan sonra çeşitli illerde ilköğretim müfettişliği yaptı, 1971'de Venedik Üniversitesi'ne giderek Türk Dili ve Edebiyatı eğitimi verdi.

Köy öğretmenliği yaptığı dönemde, çeşitli dergilerde şiirleri yayınlanan Mahmut Makal, 1947 yılından başlayarak iki yıl süreyle Varlık dergisinde yayınlanan köy notları ve mektuplarıyla tanındı. Kırsal kesimde yaşayan insanların koşullarını son derece gerçekçi ve yalın bir dille kaleme aldığı bu notları ve mektupları 'Bizim Köy' adlı kitapta toplayan Mahmut Makal, geniş kitlelere seslenme imkanı buldu. Bu yazılarıyla Türk edebiyatında Köy Enstitülü yazarların ilki olarak bilinen Makal, köyü konu alan yeni bir edebiyat döneminin de ilk adımlarını attı. Bu türün ünlü isimleri, Fakir Baykurt ve Talip Apaydın onun izinden yürüdü.

Bizim Köy'ün ardından yazdığı yazılarda da Anadolu'nun çeşitli köylerini anlatan yazar; köy, kasaba, eğitim sorunları, öğretmen kıyımlarını konu alan, izlenime dayalı notlarlar yazdı.

Eserleri:
Bizim Köy (1950), Köyümden (1952), Memleketin Sahipleri (1954), Kuru Sevda (1957), Köye Gidenler (1959), 17 Nisan (1959), Kalkınma Masalı (1960), Kamçı Teslimi (1964), Ötelerin Havası (1965), Yer Altında Bir Anadolu (1968), Bu Ne Biçim Ülke (1968), Zulüm Makinası - Öğretmen Kıyımı (1969), Kokmuş Bir Düzende (1970), Bizim Köy 75 (1976), Karanlığı Zorlayanlar (1976), Bir İşçinin Günlüğünden (1980), Ağlatı (1989), Anımsı-Acımsı (1990), Bakırdaki Kıvılcım (1992)
--reklam--
Mahmut Makal Kitapları - Eserleri
Bizim Köy
Köy Enstitüleri ve Ötesi
Hayal ve Gerçek
Kuru Sevda
Yeraltında Bir Anadolu
Bozkırdaki Kıvılcım Enstitülüler
Memleketin Sahipleri
Anımsı Acımsı
Bir İşçinin Günlüğünden
17 Nisan
Köye Gidenler
Deli Memedin Türküsü
Ötelerin Havası
Değişenler
Ağlatı
Kalkınma Masalı
Zulum Makinası
Bu Ne Biçim Ülke?
Halktan Ayrı Düşenler
Bizim Köy
Karanlığı Zorlayanlar
Deli Memedin Türküsü
Bizim Köy
Memleketin Sahipleri - Köye Gidenler
Hayal Ve Gerçek
Kamçı Teslimi
--reklam--
Mahmut Makal Alıntıları - Sözleri
Ardindan Orhan Veli geliyor, « icmeyip de
ne haltedeceksin?» diyor. icmek!.. Orhan gitti. Cahit bu yuzden dustu bu hale .. (Bir İşçinin Günlüğünden)
Ay yoksulların lambasıdır. (Memleketin Sahipleri)
Fatma Ankara Hastahanesinde çalışıyor. Trabzonun Kütkü köyünden gelmiş. Ufacık tefecik daha.
«Yaşını biliyor musun?» diyorum. «On dört» diyor.
«Peki ama on dört yaşında almazlardı seni buraya, nasıl oldu?»
«Babam on sekize çıkarttı.>>
Yaşı on dörttür ama, bırakmamışız on dörtte. Çalışıp para kazanmak için dört yılı bir günde yaşayıp on sekize basıvermiş kızcağız. Sararıp solmuş ekmek uğruna. Babasının kör isteği uğruna, ayakta kalabilme uğruna kızlığından önce çocukluğunu, saflığını, tombulluğunu vermiş. Körpe bedeninin gelişmesine setler çekilmiş Fatma'nın. Bir ak önlük beribenzer. Bir ak örtü başına. Bir elinde su leğeni, bir elinde fay kutusu. Odalar, odalar. Musluklar, banyolar, pencere camları, kapı kolları, etajerler... Sonra gelsin yemek tepsileri, toplansın yemek kapları.. Silmeye, taşımaya, getirmeye - götürmeye: FATMA. Saffet Hanımlar, Saynur Hanımlar da hemşire ya da hemşire adayıdırlar sözgelimi. Hemşire adaylara söylenir görevi gereği:
«Etajerlere bakın, toz toprak varsa sildirin...» Her biri bir odaya girer adayların. Etajerlerin gözlerini takırtıyla çekip, ondan sonra bağırırlar: «Fatma!»

Fatma günde on yedi saat çalışıyor. Kaytarma bilmediği gibi dinlenme de bilmiyor. Çok çalıştığını, bu yaşta dinlenmeye ihtiyacı olduğunu söylediğinizde darılır. Kendisine en kötü telkini yaptığınızı düşünür. «Çalışmayacam da işim ne burada?» der. Sorarsanız, aydan günden, okumadan yazmadan olduğu kadar, saatten dakikadan da haberi olmamıştır. Haktan hürriyetten hiç olmayacak bu gidişle. Fatma okulsuz, Fatma sağlıksız, sapsarı. Fatma kendinin farkında değil. (Kalkınma Masalı)
Ah ! En küçük bir çıkar karşısında ,insanları kardeşlerine düşman eden cehalet. (Bizim Köy)
Camisiz köy, minaresiz cami kalmamalıdır. Ezanın Arapça
okunmasını sağlamak ilk işimiz olacaktır. (Köye Gidenler)
Tezek dumanı bacaları çabuk tıkadığından içerinin dumanlanmasından sonra kapının açılması ''tilki çıkarmak'' deyimiyle anlatılır. (Kamçı Teslimi)
Köy Enstitülerinin adını değiştirip eşin eğitimi de oralardan kaldırdıktan sonra, köy kızlarının doğdukları köyün sınırını çıkamaz olduklarını biliyorsunuz. Elli yıl ya da altmış yıl her neyse, eline geçen yaşama süresini, beş kilometre çaplı bir yer­ de tüketmek! Çok acı bu. Bunun üstünde uzun uzun düşünmeli. Üstelik son yıllarda bu köy kızları ilk­ okula bile doğru dürüst yollanmadılar. Okutmak için onların arkasını kimse aramadı. Kanun ilişemez, öğretmen ses etmez oldu. Beri yanda da havanda su döğer gibi eğitim seferberliğinin lafını ettik durduk. Erkekler hiç olmazsa askerlik dolayısiyle ya da ekmek uğruna yorganı sırtlayıp Adanalara Ankaralara gidiyorlar. Peki bu kızların bir kısmı olsun gün görmeyecek mi? Okuyup köyüne dönüp de orada kalanlara gün göstermeye çalışmayacaklar mı? (Kuru Sevda)
"Makineleşmekten geçtik, insanın yerine hayvanı koyabilsek o da yeter." (Bizim Köy)
Çocuğun konuşamamasını bir hata saymıyorum. Bunlar asırlardan beri sustukları için elbette birden bire konuşamazlar. Bunlara ilk öğreteceğiniz şey ko­nuşturmak, konuşmalarını ve düşüncelerini söyleye­bilmelerini sağlamak olmalıdır! (17 Nisan)
Ne deseniz, yüzyılların kuşaktan kuşağa bıraktığı ve Anadolu köylüsünün iliğine işlemiş olan kendi yağı ile kavrulma alışkanlığını kırmada etkili olamıyorsunuz. (Bir İşçinin Günlüğünden)
Neydi Makal'ın suçu ?
Halktan yana olmak, halkın uyutulmasına karşı olmak. Göstermelik törenlerle halk kalkı­namayacağı için gerçek halk kalkınmasının yollarını yazmak. Köylünün ve de öğretmenlerin Atatürk'ü gerçek ve devrimci yönü ile tanımalarını sağlamak için onlara kitaplar, ödevler vererek gerçek ulusçunun görevini yapmak... (Zulum Makinası)
Antalya dolaylarındaki Aksu Köy Enstitüsü’ne Sağlık Bakanı Behçet Uz gelir bir gün. Öğrenciler okul alanına toplanacak, sayın bakan da onlara “nutuk” atacak. Tarih boyunca onlar nutuk atmış karşısındakiler ses çıkarmadan dinlemiştir. Ama bu kez bir aksilik olur. Kampana çalıp alan dolunca başlar Bakan “ Siz ne biçim öğrencisiniz? Kiminizin paçası, kiminizin yeni sallanıyor…” demeye,

Bir öğrenci fırlar ortaya: “Toplantınıza yetişebilmek için koştum, paçamın lastiği koptu. Sözünüzü ettiğiniz öğrenci benim herkesi suçlamayın!” der.

Köy Enstitüsü öğrencileri, paçası lastikle büzülen golf pantolon giymektedirler. Paçasının lastiği kopan öğrenci Abdullah Aksakal’dır. Ayrıca, Köy Enstitüsü öğrencileri, giysilerin, yattıkları ve çalıştıkları yerleri temiz ve düzenli tutmalarıyla, düzgün yerleştirmeleriyle bilinirler.

Aksakal’ın böyle uluorta yanıtına kızan Bakan, konuşmayı da keserek Aksakal’a “Sen benimle idareye gel!” der. Lastikle birlikte yüzyılların alışkanlığı da kopmuş, bir öğrenci bir bakanın karşısına çıkmıştır. Bu durum Köy Enstitülerinde doğaldır. Doğallaşmıştır. Saygı-sevgi sınırı içinde müdür de, öğretmenleri de eleştirmek doğaldır. Düşündüklerini söylemekten onları alıkoyacak hiçbir engel yaratılmadığı gibi, olan engeller de ortadan kaldırılmıştır. 1989 yılında İzmir’de ve İstanbul Küçükköy’de birer lise öğrencisi düşündüklerini söyledikleri gerekçesiyle okullarından atılmışlar, akıllarından kuşkulanılarak adli tıbba yollanmışlar ve mahkeme edilmişlerdir. Küçükköy’deki öğrenci, kendisini eleştirdiği için Başbakanca mahkeme verilmiştir. Oysa eğitimin tek ereği, gören, düşünen ve düşündüğünü söyleyen insanı yetiştirmektir. Toplumların gereksinimi de bu tiptir.

Şimdi Aksu Köy Enstitüsü’nün idare binasına gelelim:
Bakan: “Sen nasıl böyle konuşabilirsin?”
Aksakal: “Ben düşündüklerimi söylerim.”
Bakan: “ Seni gittiğin her yerde izleteceğim!”
Aksakal: “İstediğin kadar izle! Siz egemen sınıflar, suskun millete alışmışsınız, konuşana bir yumruk vurup yere deviriyorsunuz. Ezik bir toplum oluşuyor böylece.” (Deli Memedin Türküsü)
Deniz kiyisinda birkac saat kaldik. Aslinda denize girecektik. Hava sogudugu icin yalniz Yasar Kemal girdi. Onu da Sait taşladı. Gozüne sövdü. (Bir İşçinin Günlüğünden)
Benim zavallı memleketim, sana ne kötü tohumlar ekiyorlar... (Kalkınma Masalı)
Türkiye'de Köy Enstitüleri, köylü yığınını ilgilendiren problemlerin topuna el koyarak, onları anlayıp çözmeye çalışmışlar, çözüme yarayacak çareler teklif etmişler; köylülerin günlük çalışmalarını, yaşayışlarını, maddi ve ahlaki bakımdan iyileştirecek yeteneğe sahip öğretmenler yetiştirmişlerdir. (Köy Enstitüleri ve Ötesi)
Kendimize gelmeli, sağlam bir tutumla, korkusuzca iyi yayınların bütün okullarımıza sokulması için harekete geçmeliyiz. Ortaya sağlam ilkeler koymalı, günümüzle bağdaşmayan "okutmaktan korkma" anlayışını yırtıp atmalıyız. Çocuklarımızın okuma sorununu gelişigüzellikten, dilencilikten kurtarmalıyız. Çünkü, elden gelen övün olmaz, o da vaktinde bulunmaz!... (Halktan Ayrı Düşenler)
Köy enstitüleri robot değil, düşünen, düşündüğünü uygulayan nitelikte ögretmenler yetiştirmiştir. Ezberelikten bu memleketin neler kazandığını ise birbirimize sorma­dan kestirebiliriz. (17 Nisan)
Biz çoğunlukla düşünmeden yargısını belirtmek eğiliminde olan bir toplumun bireyleriyiz. Davranış­lardan çok dış görünüşler, biçimler ilgilendiriyor bi­zi. Böyle düşüne düşüne, gerçekten uzaklaşıyor, ufacık bir görüntüden tutun da yurt sorunlarına kadar her şeyi daracık açılardan görmiye alışıyoruz. (17 Nisan)
Bu 1946 tarihi, aynı zamanda o yıl eğitim bakanı olan Reşat Şemsettin Sirer'in, İlköğretim genel müdürlüğü'nden uzaklaştırdığı Hakkı Tonguç'a (Enstitülerin fikir babası) suçunun ne olduğunu anlattığı tarihtir: 'Hakkı, köy çocuklarına sıçmayı öğretmeden önce okumayı öğrettin sen!' (Deli Memedin Türküsü)
« Fatma Ankara Hastahanesi'nde çalışıyor. Trabzon'un Kütkü köyünden gelmiş. Ufacık tefecik daha.
- 'Yaşını biliyor musun?' diyorum.
- 'Ondört' diyor.
- 'Peki ama ondört yaşında almazlardı seni buraya, nasıl oldu?'
- 'Babam onsekize çıkarttı.'
Yaşı ondörttür ama, bırakmamışız ondörtte.
Çalışıp para kazanmak için dört yılı bir günde yaşayıp onsekize basıvermiş kızcağız. Sararıp solmuş ekmek uğruna, ayakta kalabilmek uğruna kızlığından önce çocukluğunu, saflığını, tombulluğunu vermiş. Körpe bedeninn gelişmesine setler çekilmiş Fatma'nın.» (Kuru Sevda)

---
Kaynak: [Mardin Life](https://www.mardinlife.com/kitap/animsi-acimsi-mahmut-makal-kitap-ozeti-konusu-ve-incelemesi)