# Aşka Dair Nesirler - Ümit Yaşar Oğuzcan Kitap özeti, konusu ve incelemesi

> Aşka Dair Nesirler kimin eseri? Aşka Dair Nesirler kitabının yazarı kimdir? Aşka Dair Nesirler konusu ve anafikri nedir? Aşka Dair Nesirler kitabı ne anlatıyor? Aşka Dair Nesirler PDF indirme linki var mı?  Aşka Dair Nesirler kitabının yazarı Ümit Yaşar Oğuzcan kimdir? İşte Aşka Dair Nesirler kitabı özeti, sözleri, yorumları ve incelemesi...

- Kaynak: Mardin Life
- URL: https://www.mardinlife.com/kitap/aska-dair-nesirler-umit-yasar-oguzcan-kitap-ozeti-konusu-ve-incelemesi
- Dil: tr-TR
- Yayın tarihi: 2022-04-24T04:00:14+03:00
- Güncelleme: 2022-04-24T04:00:14+03:00
- Yazar: Mardin Life
- Kategori: Kitap
- Görsel: https://cdn.mardinlife.com/2022/04/24/umit-yasar-oguzcan-kimdir-umit-yasar-oguzcan-kitaplari-ve-sozleri-206931.jpg

Kitap Künyesi
 Yazar: Ümit Yaşar Oğuzcan 
 Yayın Evi: Everest Yayınları 
 İSBN: 9789752895249 
 Sayfa Sayısı: 277 
--reklam--
Aşka Dair Nesirler Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti
Gelme diyecektim, geldim. İyi ettim geldiğine. Nerdeyiz? Bir şehir yanıyor, dikkat et. Tutuşabiliriz, işte ilk ateş gözlerine düştü, sonra dudaklarına, saçlarının arasına kıvılcımlar doldu ışıl ışıl.

Yanıyorsun, yanıyorum, yanıyoruz.

Aramakla yetinsek bunlar gelmeyecekti başımıza. Yine de memnunum. İyi ettin geldiğine. Taş olup kalmaktansa, ağaç olup yanmak iyi. Ellerini ver, ellerini. Öpüşmeye susadım. Tırnak uçlarından öpmeye başlayacağım seni. Titreme, yanıyorsun.

Ümit Yaşar Oğuzcan
--reklam--
Aşka Dair Nesirler Alıntıları - Sözleri
"Gittiğine inanmıyorum.
Gel demeyeceğim."
Kadındın, ama önce insan. Güzeldin, ama önce iyiydin...
Gittiğine inanmıyorum. Gel demeyeceğim.
Anlamıyor musun?
Gökyüzü güneş olsa
Sensiz karanlıktayım
"
Ölümlerden beter, yalnızlığımız.
"
"Bütün ışıkları kaldırıp attım bir yana
Anlamıyor musun
Gökyüzü güneş olsa
Sensiz karanlıktayım.."
Gittiğine inanmıyorum.
Gel demeyeceğim.
Hani o iki kişilik dünyalar bizimdi
Hani sen iyiydin
Halden anlardın
Hani sen git demeyecektin bana
Ve ben her şeye rağmen gelecektim..
"Bir insan tarafımız olacaktı.
Aradık üç gün üç gece,
Bulamadık..."
"Bütün mevsimleri bir günde,
bütün yılları bir mevsimde yaşamaya razıyım seninle.."
--reklam--
Aşka Dair Nesirler İncelemesi - Şahsi Yorumlar
Çok mu anlam yüklüyorum bu tarz kitaplara diye düşünüyorum bazen?
Bu tarz kitapları okurken ister istemez aralanıyor yüreğimin kapıları ve o aralığı fırsat belleyen satırlar, savunmasız yakaladıkları yüreğime hoyratça saldırıyorlar... :)

Her okuduğum satırda acaba kaç sevdalı yüreğin hislerinin telafuzu olmuştur ve kaç, yüreği yaralıya merhem olmuştur bu satırlar diye düşündürdü bana yazarımız. Kim bilir belki de hiç aşkı yaşamamış kaç okuyucuyu heyecanlandırmıştır...

Şiirler ve mektuplardan oluşan iki bölümden oluşuyor kitabımız. ilk kez Ümit Yaşar kitabı okudum ve hem şiirler hem de mektuplar bölümünde "Ah be Ümit ağabey böylesi sevmek kaldı mı acaba?" diye sormadan edemedim.
Sonra dedim ki ; sevmek kendini keşfetmekmiş diyor Ümit ağabeyimiz,
bütün güzel şeyler keşfedilmeyi beklemiyor mu zaten?

Kendini aşkına adamış bir adamın yüreğindekilerin kıyıya vurmuş halidir bu kitap. Sevenin sevdiğine dil dökümüdür.

Son olarak sevginin/ sevmenin ne "olmadığı" üzerinden aslında ne "olduğunu" anlatan bir alıntıyı da bırakıyorum buraya...

" Sevgi tartılamaz, sevgi ölçülemez. Sevgi; gram değildir, mesafe değildir. Derinlik sanırsınız, yüksekliktir o. Sevgi; dudak değildir, göz değildir, saç değildir. Sandalye değildir sevgi, yatak değildir, çarşaf değildir. İçki değildir, içemezsiniz fakat her şeyden güzeldir sarhoşluğu. Geçip karşısına seyredemezsiniz, manzara değildir, tablo değildir, heykel değildir. Okuyamazsınız, kitap değildir. Bilmece değildir, çözemezsiniz. İstesenizde içinizden atamazsınız, kan değildir, kesip damarınızı akıtamazsınız. Siz ağladıkça o güçlenir içinizde. Akmaz, gözyaşı değildir. Kuş değildir uçmaz, çiçek değildir koklanmaz. Bitmez, çile değildir. Ne desen o değildir sevmek. " (Elif) 
Şiir nispeten uzak olduğum bir kulvar edebiyatta her ne kadar son zamanlarda ilgim artmış olsa da. Bunu da şuna bağlıyorum: biz insanlar, düz bir çizgi üzerinde yol aldığımızı sanıyor olsak da, bu çizgi üzerinde süreç içinde kırılmalar meydana gelir ve çoğu zaman farkında bile olmadan ya da üzerinden çok uzun zaman geçmeden bu kırılmaların farkına bile varmayız. Bir gün, bizi de sürükleyerek akıp geçen hayatın kenarına kısa süreli bile olsa çıktığımızda, dönüp geçmişe bakarız ve o an fark ederiz ki, eski ben ile yeni ben bambaşkadır! Sanki yer yarılmış, daha doğru ifadeyle yer billurlaşmış ve ayaklarımızın altında eski ben, şimdiki bene bakmaktadır, şimdiki ben de ona... Bu travmatik ve trajik durum, insan ruhunu cendereye alarak, ona sık sık dünden bugüne davranışlarının muhasebesini yapmaya zorlar. Bu da bir kimlik karmaşasına sebebiyet verir: Ben kimim?

Aşkı da bu açıdan ele alabiliriz pekala, çünkü aşık olmadan önceki halimiz ile aşık olan halimiz birbirinden çoğu zaman bambaşkadır. En mantıklı insanı bile aşk, mantıksız kılabilir ya da en realist insanı bir romantik ruh haline büründürebilir. Zaten aşkın olayı da tam olarak budur: ayaklarınızın altındaki toprakta çöküntüler oluşturup sizi içine düşürmek. Düştüğünüz bu yerde bulunduğunuz, uzunluğu kişiden kişiye değişen süre zarfında, gerçek hayattan kopuk olduğunuz için mantıklı ya da realist olduğunuzda size uzak gelen kararları aldırır, aklınızdan hiç geçmeyeceğiniz tercihleri yaptırarak hayatınızda değişiklikler meydana getirir. Schopenhauer ya da evrimsel açıdan yaklaşılacak olursa, kör istencin ya da soyun devamı için bunlar yaşanır. Tabi, aşık olup da çocuk yapmayan çiftleri düşünecek olursak, insan denilen ne olduğunu en başta kendisinin bile anlayamadığı canlının kör istence ya da evrime bir çalım atarak büyük bir soru işaretini büyük bir bomba olarak onların ortasına bıraktığını da düşünebiliriz.

Bilimsel terminolojide soyut her şeyi somuta indirgeyerek açıklamaya çalışmak temel olduğundan dolayı aşkı birtakım hormonlarla açıklamak revaçtadır. Bunların aksini iddia ederek sahte bilimci bir tavır tanınacak değilim, ben sadece birtakım hormonlar salgılandığı için aşk diye adlandırılan duygu durumunu yaşadığımıza fazla odaklanırken olayın indirgenemez bir boyutunun da olabileceği ihtimalini es geçtiğimizi söyleyeceğim. Mesela herkes hayatının bir anında aşık olur, ancak kimisi aşıkken şiir yazar, beste yapar, oldukça yaratıcı sürprizler planlar ya da oturur sadece ağlar. Ancak benim odaklanmak istediğim husus sanatsal boyutu. Tabi ki, bir Antik Yunanlı gibi bu durumdaki insanların esinlerini Musalar'dan aldığını iddia etmeyeceğim, buna karşın bu esinleri salt hormonlara ya da sinirsel aktivitelere de indirgeyebileceğimizi de söyleyemeyeceğim. Eğer böyle ise, gerekli teçhizatlar ve imkanlar çerçevesinde herhangi bir insana hormon takviyesi yapılıp ve uygun sinirsel aktiviteler düzenlendiğinde, bu insandan bir Goethe ya da bir Charles Baudelaire ya da incelemesini yapmakta olduğum Ümit Yaşar Oğuzcan yaratabiliriz demek olur, yani bu isimlerin ortaya çıkardığı eserleri olduğu gibi ya da çok benzer şekilde üretmesi beklenmelidir. Bilmiyorum belki gelecekte bu da yapılır ama henüz bilim bu kadar ilerlemedi. Ben burada kısaca şunu anlatmak istiyorum, bilim yolumuzu aydınlatan bir nevi Prometheus'un Tanrılardan çaldığı bir ateş, ancak ona insana dair her bir zerreyi mükemmel derecede aydınlatmış şekilde bakmak hata olacaktır. Bilhassa sanatsal konularda…

İşte, ister hormonların bir ürünü olsun isterse Eros'un okunun ucunda bulunuyor olsun, aşk, sanatsal aktivitenin ilk hareket ettiricisine verilmiş bir isimdir en başta zannımca. Hal böyleyken onun gerçekten olup olmamasını bilim insanları deney tüplerinde inceleye dursunlar, biz ufak da Ümit Yaşar Oğuzcan'ın dizelerine bakalım.

Aşk bir açıdan bir güç ilişkisi: iki taraf da sahip olmak ister, hem de farazi konuşalım, erkek kadına, kadının kendi bedeni ve ruhu üzerindeki hakkını bile gasp etmek ister, ve aynı şey kadın için de geçerli. Bu noktada 'ne tarafa baksam güç istencini görüyorum' diyerek aklıma gelen Nietzsche'yi de anmazsam olmaz. Tabi, her genelleme yanlıştır bu da dahil sözüne binaen, bu tonu düşük ya da çok az olan aşk ilişkileri de mevcuttur. Ümit Yaşar Oğuzcan'ın şu cümleleri bize, bu nadir rastlanan ilişkilerin anahtarını verebilir:

"Bütün insanlar aldanıyormuş, sürekli bir aldanmaymış yaşamak... Ne çıkar? Ben artık aldanmak istemiyorum ya! Sen ona bak... Onun için seni erişemeyeceğin bir yere çıkarmayacağım, olduğun gibi seviyorum seni. Olmanı istediğim gibi değil! Hiç olamayacağın gibi değil. Nerdeysen orda dur. Nasılsan öyle kal." (s.145/On Altıncı Mektup)

"Dudaklarından yalnız aşkın hazzını değil, dostluğun doyulmaz içkisini de içmeliyim ... Dudaklarım kurudu bak! Bir yudum su ver güzelliğinin pınarından. Acıktım dersem iyiliğinle doyur beni. Üşüyorsam; yalnız dostluğunun ateşinde ısınsın ellerim." (s.144/On Beşinci Mektup)

"Kadındın, ama önce insandın. Güzeldin, ama önce iyiydin." (s.133/On Üçüncü Mektup)

Öte yandan aşk, insanın Dionysos tarafı da diyebiliriz; her insan zaman zaman uçarılık yapmak ister, gerçeklik bağından sıyrılıp sanrılara kendini bırakmak, aklını bir an için kaybedip veya askıya alıp, bu durumun hazzını yaşamayı arzular. Benzer hisleri yüksek adrenalin barındıran aktivitelerde, tiyatro, sinema ya da bir kitapta da yaşayabiliriz. Yani aşk kavramını salt iki insanın birbirlerine duydukları bir ilişki boyutu olarak ele almak da çok doğru değildir. Akıl boyutunda az kalmanın da çok kalmanın da kendine göre zararları vardır. Az kalırsak, 21. yüzyılda yeni bir Ortaçağ yaşayabiliriz; çok kalırsak da robot olup çıkar, can sıkıntısının içine hapsoluruz ve can sıkıntısı ki insana en akla gelmeyecek şeyleri yaptırabilir; belki uzun süre boyunca her bir adımını mantıklı atmış bir adamdır çılgınlığa namzet kişimiz, ancak can sıkıntısı öyle derinden öyle sabırla birikir ki, hiç beklenmedik bir anda bir yanardağ gibi lavlarını dışarı püskürtür. Bu nedenle ölçüsünde yaşanan aşk, insanın dengesini sağlayan temel aktörlerden birini teşkil eder.

Tabi aşkın söz konusu olduğu yerde dengenin varlığı biraz kulağa garip geliyor, farkındayım, zira aşk bizi çoğu kez açılmayacak kapıların önünde saatler boyu beklemeye zorlar. Sanki bir sadist gibi bize en çok acı veren insanlara yöneltir, bu esnada gözümüzü kör eder ve yanımızdan geçip giden ve aslında birlikte yaşasak daha mutlu olabileceğimiz insanları fark etmememize neden olur. Aşkın bu haline yüzlerce satır örnek verilebilir. Ama ben burada bitireyim.

Aşk, insanın yalnızlık korkusuna verdiği bir isimdir. Üç beş saatlik ya da üç beş günlük bir yalnız başına kalma halinden bahsetmiyorum, ömür boyu yapayalnız kalmaktan, evinin duvarlarının dile gelmeye başladığı acıklı zor durumdan bahsediyorum. İnsan böyle kalmaktansa en sevmediği insanı bile yanında ister, sabahtan akşama kadar kavga da edecek olsa ister, şimdi her gün sokakta, apartmanda ya da ekranlarda sürekli kavga eden, birbirlerinden nefret eden çiftlere yeniden bakın, belki onlar birbirlerinin son çare olarak yanlarında istedikleri düşmanlarıdır.

"İçimde çalkalanan bir dünya
Kulaklarımda karanlığın uğultusu
Ve gözbebeklerimde korkuların en büyüğü
Bir büyük dünyada yalnız kalmak korkusu
Ölürsem korkudan öleceğim" (s.90)

Aslında daha uzun uzun aşk hakkında şeyler yazılabilir ama ben burada bitirmek istiyorum, yazının bütünlüğüne daha fazla zarar vermeden. Kapanışı da Ümit Yaşar Oğuzcan'dan yapayım:

"Güzelliğin bir şiir gibi yerleşmiş hafızama." (s.219)
"Güzelliğinin yağmuru altında yürüyorum günlerdir." (s.232)

Başta söyleyeceğimi unutkanlıktan şimdi söyleyeyim: Ümit Yaşar Oğuzcan'ı okurken, insanın hiç aklında yokken, tutup rastgele birine aşık olası gelir.

Keyifli okumalar.. (Kaan) 
Bir alıntıya denk gelip, bu kitabı kesinlikle almalıyım demiştim. Beğenerek okudum gerçektende, belki de şuanki hisslerime ve düşüncelerime hitap ettiği içindir. Ümit yaşar oğuzcan diyor ki:
"Tarifi olmayan tek şeydir sensizlik", o kadar sensizim ki kitabın her bir kelimesi yüreğime dokunuyor..

Kısacası Kitap iki bölümden oluşuyor; başta şiirlerle ve sonrası yazılan ve sahibini bekleyen onca mektuplar..
Herkese hitap edebilcek bir kitap olduğunu düşünüyorum, okunmaya değer. (Ebru Özenir) 
--reklam--
Aşka Dair Nesirler PDF indirme linki var mı?
--reklam--
Ümit Yaşar Oğuzcan - Aşka Dair Nesirler kitabı için internette en çok yapılan aramalardan birisi de Aşka Dair Nesirler PDF linkidir. İnternette ücretli olarak satılan çoğu kitabın PDFleri bulunmaktadır. Ancak bu PDF'leri yasal olmayan yollarla indirmek ve kullanmak hem yasalara hem de ahlaka aykırıdır. Yayın evlerinin sitesinden PDF satılıyorsa indirebilirsiniz.
Kitabın Yazarı Ümit Yaşar Oğuzcan Kimdir?
Ümit Yaşar Oğuzcan, (22 Ağustos 1926, Tarsus - 4 Kasım 1984), Türk şair.

22 Ağustos 1926 tarihinde Tarsus’ta doğdu. Eskişehir Ticaret Lisesi’ni bitirdi (1946). Türkiye İş Bankası’na girerek Adana, Ankara ve İstanbul’da çalıştı. Halkla İlişkiler Müdür Yardımcısı görevinde iken, hizmette otuz yılını doldurunca kendi isteğiyle emekliye ayrıldı (Haziran 1977). İstanbul’da kendi adını taşıyan bir sanat galerisi kurdu.

Şiire 1940’da Yedigün şairleri arasında başlayan; 1975’te 33 şiir, 4 düzyazı kitabı, 13 antoloji ve biyografik eser, toplam 50 kitap çıkarmış bulunan, şiir plakları, şarkı sözleri ve yergileriyle tanınan Oğuzcan, günümüzün en popüler şairlerinden biridir. Genellikle Faruk Nafiz Çamlıbel duyarlılığında ve aşk, ayrılık, özlem temaları ekseninde çoğalttığı şiirini, 1973’te büyük oğlu Vedat’ın ölmesi üzerine, hayatın boşluğu, ölüm ve acı gibi derinliklere, öz ve biçim yoğunlaştırmalarına yöneltti. Şairlik başarısını, daha etkili, aruzla yazdığı rubailerinde gösterdi.

Kaynak: https://tr.wikipedia.org/wiki/Ümit_Yaşar_Oğuzcan
--reklam--
Ümit Yaşar Oğuzcan Kitapları - Eserleri
Şiir Denizi 1
Şiir Denizi 2
Aşka Dair Nesirler
Anılar Düşünceler
Taşlamalar Hicivler 1
Taşlamalar Hicivler 2
Rubailer Dörtlükler
Beni Unutma
Acılar Denizi
Garip Şiirler Antolojisi
Bir Gün Anlarsın
Sevenler Ölmez
Çigan Gözler
İki Kişiye Bir Dunya Sahibini Arıyan Mektuplar
Yüz Yıl Yanarım Yanmayı Öğrendimse
Göbek Davası
Karanlığın Gözleri
Sözüm Meclisten Dışarı Yergiler
Şiirimizde İstanbul
Şairlerin Seçtikleri
Yeni Dünya Rekoru
Akıllı Maymunlar
Deniz Musikisi
Aşkmıydı O
Seninle Ölmek İstiyorum
Üstüme Varma İstanbul
Halktan Yana
Toprak Olana Kadar
Sahibini Arayan Mektuplar
Avrupa Görmüş Adam
En Eski Yalnızlığımdır Aşk Benim
Şiirimizde Ayrılık
Biraz Kül Biraz Duman
Aşık Veysel
Mihriban'a Şiirler, Mektuplar
Yalan Bitti 
Taşlar ve Başlar Yeni Aşk Şiirleri İle
Hüzün Şarkıları
Sen Aşk Nedir Bilmezdin
Aşkımızın Son Çarşambası
Sadrazamın Sol Kulağı
Önce Sen Sonra Sen
Ben Seni Sevdim Mi
Şiirle 40 Yıl
Şiirimizde Aşk ve Kadın
Ötesi Yok - Rubailer
--reklam--
Ümit Yaşar Oğuzcan Alıntıları - Sözleri
Umman arayıp, damlayı bulmak ne acı (Rubailer Dörtlükler)
SU GAZELİ
Köylüsü, taşralısı, eski İstanbullusu
İnim inim inliyor bütün İstanbullu su
Muslukların ağzını bıçak açmıyor şimdi
Bir damla suya hasret çeşmelerin borusu
Aylar var ki evlerde hayal oldu yıkanmak
Herkesin yüreğinde murdar ölmek korkusu
Su pompası bozulmuş, yedeği de yokmuş, ya
Duyan diyor: - Allahım bu ne gaflet uykusu
Sular İdaresi mi? Yoksa Belediye mi?
Söyleyin de bilelim kim bunun sorumlusu
Pislikten geçilmiyor bu güzel kentte gayrı
Hastalığın her biri kurmuş bir yere pusu
Çanları tehlikenin çalıyor ya, duyan yok
Her evde saldırmaya hazır mikrop ordusu
Yağmurlar yeterince yağmazsa; bu gidişle
Olacağız cümlemiz bir ahret yolcusu
Köylüsü, taşralısı, eski İstanbullusu
İnim inim inliyor bütün İstanbullu su

BURASI İSTANBUL ŞEHRİ
Burası İstanbul şehri
Koca Fatih'in yüzyıllar önce fetheyleyip
Türklüğe armağan ettiği şehir
O yüzden bir çağı değiştiren
Avrupa'yla Asya'yı birleştiren
İlk görenin başını döndüren
Kanını tutuşturan
Ve bağrından nice şairler yetiştiren
Bi mislü baha İstanbul'u Nedim'in
Fikret'in bin kocadan arta kalan bakiresi
Yahya Kemal'in hayal şehri, Aziz İstanbul'u
Sait Faik' in ömür boyu yazdığı
O güzelim insanlar beldesi
Orhan Veli'nin gözleri kapalı dinlediği şehir
Şimdi bir yığın çaresiz ve fakir
İnsanın doldurduğu
Dinmeyen gürültülerin
Başlara sürekli bir çekiç gibi vurduğu
Tüm insanları sinir hastası
Yaşanmaz şehir, unutulmuş şehir
Her semtinde gecekonduların mantar gibi bittiği
İnsanlarının birbirine savaş ilan ettiği
Hor görülmüş şehir, yorulmuş şehir
Hoyrat ellerce
Ta canevinden vurulmuş şehir

BU ŞEHRİ STAMBUL Kİ...
Yüzyıllar önce
"Bu şehr-i Stambul ki bi mislü bahadır
Demiş
Şair Nedim Efendi
Üstelik
"Bir sengine yekpare Acem mülkünü feda eylemiş
Şimdi gel gör bakalım
Neresi bi mislü bahadır
Artık bu şehirde yaşamak
Dayanılmaz bir ezadır
Delik deşik caddeleriyle
Çamur deryası sokaklarıyla
Bu şehirde yürümek bile
İnsanoğluna bir cezadır
Kuyruklar ki uzayıp gider
Dükkanların önünde
Seyri dahi akıllara sezadır
Arama o eski İstanbul efendisini
Bulamazsın
O, yüzyıllar öncesi görülmüş bir rüyadır
Şimdi, şöyle bir çıkıp dolaşırsan
En çok duyacağın sözcük
Ya "çüştür, ya "ohadır
Yanmaz elektrikler günde on saat
Musluk akmaz
Sorarsın: "Bu ne biçim su
Bu nasıl ziyadır?
Sis' i Tevfik Fikret' e göre
"Bir zulmeti beyzadır
Ama, sen bir de İstanbullulara sor
O nasıl bir beladır (Şiirimizde İstanbul)
dinmeyen gürültülerin
başlara sürekli bir çekiç gibi vurduğu
tüm insanları sinir hastası
yaşanmaz şehir (Sözüm Meclisten Dışarı Yergiler)
Birkaç ünüversite bitiren aç geziyor. (Taşlamalar Hicivler 1)
Hani o iki kişilik dünyalar bizimdi
Hani sen iyiydin
Halden anlardın
Hani sen git demeyecektin bana
Ve ben her şeye rağmen gelecektim.. (Aşka Dair Nesirler)
Şair, her yerde her zaman şiiri yaşayan kişidir. Bir bakıma yaşamıyla şiiri birbirine karıştırmıştır, ayrılamaz. Öyle ki yürürken, çalışırken, dinlenirken, düşünürken, soluk alırken öncelikle şiirdir yaşadığı şairin. (Anılar Düşünceler)
Durup durup sebepsiz yere ağladığın oluyor mu
Gözyaşların bir sel misali boşanıyor mu gözlerinden (Toprak Olana Kadar)
Bir kez kimi sevdiyse unutmaz bu yürek
Devran kiri, nisyan pası tutmaz bu yürek
Birgün o muhabbetten eser kalmazsa
Ancak o zaman bir daha atmaz bu yürek. (Yüz Yıl Yanarım Yanmayı Öğrendimse)
Deli eden insanı zaman değil,
Zamanı unutmamak kahrıdır! (Beni Unutma)
her türlü rezalet yoktur
işsizlik, sefalet yoktur
bu yurtta cehalet yoktur
diyenler yalan söylüyor (Sözüm Meclisten Dışarı Yergiler)
İŞSİZ GEMİ
- Yahya Kemal'in Sessiz Gemisine benzetme -
Artık demir almak günü gelmişse iktidardan
Onlar ki ne serden geçerler ne de yardan
Sallanır bu kalkışta tekmeler ve tokatlar
Hiçbiri bilmez her seçim millete neye patlar
Yoklamada kaybeden bu sonuçtan elemli
Günlerce genel Merkeze gider gözleri nemli
Biçare adaylar üzülmeyin ne son seçimdir bu
Nice üyelikler var, ne de son geçimdir bu
Zavallı seçmenler yolunuzu nafile bekler
Bilmez ki dört seneden önce gelmeyecekler
Seçilenler memnun ki maaşıyla işinden
Birçok seneler geçse ayrılamaz peşinden (Taşlar ve Başlar Yeni Aşk Şiirleri İle)
Gözlerimiz kapalı doğduğumuzdan başka
Ömür boyu işimiz körebelik değil mi?
Şimdi fazla üzmüyor beni kekemeliğim
Yaşamak da bir çeşit kekemelik değil mi? (Taşlar ve Başlar Yeni Aşk Şiirleri İle)
Gözlerine baktığım zaman susmanın bir sebebi olmalı. Bana kendini anlat. (İki Kişiye Bir Dunya Sahibini Arıyan Mektuplar)
Gözlerine baktığım zaman susmanın bir sebebi olmalı. Bana kendini anlat. 
Korkularını, dileklerini söyle bana. Aşktan ne bekliyorsun? Dostluk mu? Al, istediğin kadar..Yüreğimi apaçık önüne seriyorum işte! Orada sevdiğin, istediğin ne varsa al, senin olsun. Sana arzularımın ötesinden sesleniyorum.  (Sahibini Arayan Mektuplar)
Korkma! Yalnız geldin, yalnız gideceksin...
Hüzün şarkıları yalnızlığında başladı, yalnızlığında bitecek. (Hüzün Şarkıları)
".. Bakışlarında beni dinlendiren bir şey var !
Kıyısındaymış gibi en sakin denizlerin....!"(^^).. (Şiir Denizi 2)
Pederin bir gafleti
Ebenin marifeti
Verdiler emaneti
Çıka geldik dünyaya.

Nerde şekermiş, balmış
Acılar bize kalmış
Var'ları eller almış
Yoka geldik dünyaya.

Bugün yarın kaygısı
Yarın ölmek korkusu
Galiba en doğrusu
Şaka geldik dünyaya. (Taşlar ve Başlar Yeni Aşk Şiirleri İle)
"Bütün ışıkları kaldırıp attım bir yana
Anlamıyor musun
Gökyüzü güneş olsa
Sensiz karanlıktayım.." (Aşka Dair Nesirler)
Görünüşe aldanma, meziyetler sahtedir
Bugün iyi sandığın vaziyetler sahtedir
Gösterişten ibaret bizde hayırseverlik
Gördüğün şaşaalı hamiyetler sahtedir
Güvenme bu dünyada kendinden başkasına
Tedbirler kafi değil, emniyetler sahtedir
Kapladı memleketi her türlü sahtekarlık
Sadece fertler değil, cemiyetler sahtedir
Her kalpte gizli niyet, her yüzde bir maske var
Samimiyetler yalan, resmiyetler sahtedir
Arama, hiç kalmadı sahte olmayan bir şey
Kemiyetler sahtedir, keyfiyetler sahtedir
Sen paradan haber ver, her belgeyi alırsın
Diplomalar, pasolar, ehliyetler sahtedir (Taşlamalar Hicivler 1)
"Anlamıyor musun?!..
Gökyüzü güneş olsa, sensiz karanlıktayım." (Karanlığın Gözleri)

---
Kaynak: [Mardin Life](https://www.mardinlife.com/kitap/aska-dair-nesirler-umit-yasar-oguzcan-kitap-ozeti-konusu-ve-incelemesi)