# Ayaklı Kütüphaneler - Dursun Gürlek Kitap özeti, konusu ve incelemesi

> Ayaklı Kütüphaneler kimin eseri? Ayaklı Kütüphaneler kitabının yazarı kimdir? Ayaklı Kütüphaneler konusu ve anafikri nedir? Ayaklı Kütüphaneler kitabı ne anlatıyor? Ayaklı Kütüphaneler PDF indirme linki var mı?  Ayaklı Kütüphaneler kitabının yazarı Dursun Gürlek kimdir? İşte Ayaklı Kütüphaneler kitabı özeti, sözleri, yorumları ve incelemesi...

- Kaynak: Mardin Life
- URL: https://www.mardinlife.com/kitap/ayakli-kutuphaneler-dursun-gurlek-kitap-ozeti-konusu-ve-incelemesi
- Dil: tr-TR
- Yayın tarihi: 2022-05-19T02:00:04+03:00
- Güncelleme: 2022-05-19T02:00:04+03:00
- Yazar: Mardin Life
- Kategori: Kitap
- Görsel: https://cdn.mardinlife.com/2022/05/19/dursun-gurlek-kimdir-dursun-gurlek-kitaplari-ve-sozleri-225821.jpg

Kitap Künyesi
 Yazar: Dursun Gürlek 
 Yayın Evi: Kubbealtı Neşriyatı 
 İSBN: 9789757663973 
 Sayfa Sayısı: 406 
--reklam--
Ayaklı Kütüphaneler Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti
Elinizdeki bu kitap, bilgi hazinelerinden birkaç pırlantayı sinesinde barındırıyor. Okuyucuyu "yıldızları konuşturan alim"le, "kafasının içi, müdürlüğünü yaptığı kütüphane kadar zengin olan hoca efendi"yle, "ölüleri dirilten ve mezarlıklara hayat veren biyografi bilgini"yle, "kahvelerde ders veren ünlü tarihçi"yle, "Osmanlı arşivi belgelerini Bulgarların elinden kurtarmak için çırpınan, akmayan çeşmeleri görünce gözyaşı akıtan muallim"le, "Fransız işgal komutanını kütüphanesinden kovan Hafız-ı Kütüp"le, "kitapların ve kitapçıların şeyhi kabul edilen sahhaf"la tanıştırıyor.
--reklam--
Ayaklı Kütüphaneler Alıntıları - Sözleri
Sırası gelmişken belirtelim ki, kütüphaneler birer ilim ve irfan yuvasıdır.
"Hoşça bak zatına, kim zübde-i âlemsin sen!"
"Bâki kalan bu kubbede bir hoş sadâ imiş!"
Mekanı şereflendiren,orada bulunan insandır..
"...bu kitap meraklılarının bazılarında öyle hususi bir kibir vardır ki, kütüphanelerinde beş bin kitap var diye bunları kendileri yazmış gibi çehrelerinde beş bin müellif azameti duruyordu: Beş bin kibir!"
Zann ile yakîn hâsıl olmaz..
Evet, insan küçüktür. Fakat asıl büyüklüğü, bu küçüklüğünde gizlidir.
İslam bilginlerine göre mavi, masmavi denizlere bakmak, güzel simalarla karşı karşıya gelmek, gökyüzünü temâşâ etmek gözleri dinlendirir.
...“İlim diye haykıran,fakat âlimden hoşlanmayan zavallı muhit!”
Bizim gibi yabanzâdelere,"Babanzâdeler" rehberlik etmelidir..
“Öğretmen” kelimesi, “muallim” in yanında sönük, donuk, ve cılız kalıyor.
Ne yazık ki bugün artık hiç kimse “muallim” sözünü kullanmıyor, nasıl kullansınlar ki “hoca” lâfı bile bâzı ham ruhları, kafalarına kaynar su “boca” edilmiş gibi çıldırtıyor.
Garip değil mi, medeniyet” kelimesi “م"(mim) harfiyle başladığı gibi, bu büyük îmar, inşâ ve ihyâ hareketinin asıl unsurlarını teşkil eden...
müellifler, mütercimler, mürebbîler, musahhihler, muharrirler, ve muallimler de aynı harfle “mim”leniyorlar.
Bir kavim kendi kılık ve kıyafetini, ahlakını başka bir kavme benzetmeye kalkışırsa,o kavimden sayılır .Bir kavim kendi toprağında çıkan elbiseyi giymelidir....
Hoşça bak zatına kim zübde-i âlemsin sen..
"Yıldızlı semalardaki haşmet ne güzel!"
Hatıra gelir ki ölümleri heyecansız karşılanan âlimler,muhitleri çalkantı yapamayan,yürekleri ısıtamayan kimselerdir.Bu fikir yanlıştır.İlim adamlarıyla artistleri karıştırmamak gerekir.Sönük muhitlerle diri muhitleri ayırt etmelidir.Şehvani bir roman yazarını birkaç bin kişi tanıdığı halde,değerli bir alimi nihayet birkaç yüz insan tanır...
Ve bu ilmin damgasıdır.İlim birkaç tablo çizgisiyle suni ihtiras tufanı koparan roman kadar halk tabakalarında heyecan meydana getirmez.Ama Batı topraklarında bir âlimin bağlı bulunduğu mektep, müessese ve sınıf müntesiplerinin alakası muhitinin ihmalini yırtar,ona layık olduğu hürmetle mezarına götürür..
--reklam--
Ayaklı Kütüphaneler İncelemesi - Şahsi Yorumlar
Dursun Gürlek - Ayaklı Kütüphaneler: Kısmi spoiler içerir. :)
Öncelikle şunu belirtmeliyim ki Ayaklı Kütüphaneleri bir kez değil birden fazla kez okumak gerektiği kanısındayım. Çünkü her okuyuşta Dursun Gürlek' in bizlerle tanıştırmış olduğu kitap kurdu ve hafıza şampiyonlarına ait farklı bir özelliği yakalıyorsunuz. Yazar bizlere hayatını kitaplara adamış, kitapları en büyük hazine olarak gören ve bilgiye önem veren on altı şairin anılarından kesitler sunuyor. Kitap İbn-i Sina'nın Kanun adlı kitabı ezbere yazdırması ve yalnızca yolculuk esnasında baktığı bir kitabı ezbere okuyuşunu anlatmakla derin bir merak uyandırarak başlıyor. Gelenbevi İsmail Efendi'nin engin bilgisi ve üstün zekasını anlatarak devam ediyor. Kitapseverler anlatılmaya devam ederken en ilgimi çeken isimlerden birisi Ali Emiri Efendi oldu. Ali Emiri Efendi'nin Millet Kütüphanesini oluşturarak millete armağan etmesi, Dîvânu Lugâti't-Türk'ü buluş hikayesi oldukça ilgi çekici şekilde anlatılıyor. Bu hikayeden sizlere kısaca bahsetmek istiyorum. Paraya ihtiyacı olan bir kadın kitabı sahaflar çarşısındaki Burhan Bey'e götürür ve otuz lira karşılığında satmak ister. Tam o sırada ömrünü kitaplara adamış olan Ali Emiri Efendi Burhan Bey'in dükkanına girer. Yeni bir kitap olup olmadığını sorar. Burhan Bey ona Dîvânu Lugâti't-Türk'ü gösterince Ali Emiri Efendi yanındaki on beş lirayı verir ve kalan kısmını borç ile ödeyeceği konusunda anlaşarak kitabı alır. Kitabın ünü Ali Emiri Efendi'nin anlatımlarıyla her yere yayılır. Ziya Gökalp kitabı yayımlatmak ister. Kilisli Rıfat Bey ve Sadrazam Talat Paşa'nın yardımıyla Dîvânu Lugâti't-Türk Ali Emiri Efendi'den alınarak yayımlatılır. Ve bu külliyat bizlere kazandırılır. Ayaklı Kütüphaneler anlatılmaya devam ederken dikkatimi çeken diğer isimlerden birisi maaşını muhtaçlara ve kedilere harcayan şair İsmail Saib Sencer oldu. İsmail Saib Sencer'in kedi sevgisi o kadar biliniyormuş ki bu nedenle Beyazıd Devlet Kütüphanesi'nin ismi Kedili Kütüphane olmuş. :) Bahsetmek istediğim son isim ise Ali İhsan Yurttaş ve onun ilm-i şemail özelliği. Ali İhsan Yurttaş bu özelliği sayesinde kişilerin ilk görüşte kim ve nereli olduklarını anlayabilmekte imiş. Üniversite mezunu olmadığı halde kendi kendisini yetiştirebilmiş öyle ki doktora payesi alabilecek durumda bir şair olmuş. Bu kitapta şairlerin hayatlarından kesitlerle birlikte ideal bir sahafın nasıl olması gerektiğini de öğreniyoruz. Benim Ayaklı Kütüphaneler hakkında etkilendiğim noktalar ve izlenimlerim bu şekilde idi. Herkesin yararlanmasını isteyeceğim bu kitabı hepinize tavsiye ederim sevgili okurlar. :) (Birsen Katırcı) 
Kitabın muhtevası, sayfa başından sonuna kadar kültür tarihimizdeki kitap aşıklarını, ayaklı kütüphaneleri, canlı kitapları, kafasında kütüphane taşıyan kıymetli zatları, isimleri anlatmakla ve her kıymetli zatın kendisine has başlığıyla hem celb-i dikkat çeken hemde her zatı kıymetli bir eser gibi okuyup bilgilerinden, ilimlerinden, edeplerinden, kuvvetli hafızalarından ve herbirinin kitaplara olan aşklarını, sahaflara, kütüphanelere olan bağlarını, kitaplara verdikleri kıymetleri yaşıyormuşcasına bizide ayaklandırmaya sevk eden nadide bir eser gerçekten. Çok beğendiğim ve kıymetli zatlar hakkında bilgi sahibi olduğum muazzam bir eser oldu. (Müteşekkir) 
Üstad Dursun Gürleğ'in okuduğum ilk kitabı. Konuşmalarını,röportajlarını hayranlıkla dinlemiştim.
Kitaptaki üslûbu da harika, çok akıcı ilerleyen bir kitaptı.Herkese okumasını tavsiye edeceğim bir kitap, her okumada insanda farklı şeyler katacağına inanıyorum.
Kitapta hayatlarından en çok etkilendiğim kişiler Ali Emiri Efendi ve Mahmud Kemal İnal oldu. Şâirimiz Yahya Kemal'in iki ayaklı kütüphâne hakkında da beyitleri var, onları burada paylaşayım. Ali Emiri Efendi hakkında ki beyt;
"Muhtâç iken füyûzuna eslâf pendinin
Diz çök önünde şimdi Emiri Efendi'nin."♡

Mahmud Kemal İnal hakkında ki beyt;
"Hezar gıbda o devr-i kadim efendisine
Ne kendi kimseye benzer, ne kimse kendisine.♡

Ecdad (Ali Emiri Efendi) bir kitabı okumak için tayinini başka ülkeye aldırıyor...
Okuyana çok şey kazandıran bir kitap vesselam.
Böylelikle ilk kitap inceleme mi yapmış bulunuyorum. (Sümeyye Sena) 
--reklam--
Ayaklı Kütüphaneler PDF indirme linki var mı?
--reklam--
Dursun Gürlek - Ayaklı Kütüphaneler kitabı için internette en çok yapılan aramalardan birisi de Ayaklı Kütüphaneler PDF linkidir. İnternette ücretli olarak satılan çoğu kitabın PDFleri bulunmaktadır. Ancak bu PDF'leri yasal olmayan yollarla indirmek ve kullanmak hem yasalara hem de ahlaka aykırıdır. Yayın evlerinin sitesinden PDF satılıyorsa indirebilirsiniz.
Kitabın Yazarı Dursun Gürlek Kimdir?
1952 yılında Tokat'ta doğdu. İlk ve orta tahsilini memleketinde tamamladı. İstanbul Atatürk Eğitim Enstitüsü, Türk Dili ve Edebiyatı bölümünü bitirdi. Yeni İstanbul, Tercüman, Hürriyet, Günaydın gazetelerinde çeşitli görevlerde bulundu. Bir süre muhtelif okullarda Türkçe ve Edebiyat öğretmenliği yaptı.Biyoğrafi araştırmaları ve çeşitli makaleleri Meşale, İnanç, Milli Kültür, Türk Edebiyatı, Kültür Dünyası gibi dergilerde yayınladı. Tarih ve Düşünce dergisinin yazı işleri müdürlüğünü yaptı. Bu dergide neşrettiği "Kırkambar" ve "Ayaklı Kütüphaneler" başlığı altındaki yazılarıyla dikkat çekti.

Yazarın, Osmanlı Tarihi, Şark Klasikleri ve biyografi sahasındaki çalışmaları halen devam etmektedir.
--reklam--
Dursun Gürlek Kitapları - Eserleri
Çınaraltı'nda Kitap Sohbetleri
Karınca Huzura Varınca
Ayaklı Kütüphaneler
Tebessüm ve Tefekkür
Maziye Bir Bakıver
Sohbet Tadında
Kültür Dünyamızdan Manzaralar
Muhabbet Ateşi
Dersaadet'te Ramazan Akşamları
Dersaadet'te Bayram Sabahları
Namık Kemal
İbnülemin Mahmud Kemal İnal
İbnülemin Mahmud Kemal İnal - 2
--reklam--
Dursun Gürlek Alıntıları - Sözleri
GEÇMİŞ ZAMAN OLUR Kİ HAYÂLİ CİHAN DEĞER (Maziye Bir Bakıver)
Allah bes baki heves (Muhabbet Ateşi)
Yılda iki defa değil de her gün bayram havası teneffüs etmek isteyen kimsenin, İslami bir hayat yaşaması gerekiyor. Unutmayalım ki Müslüman'ın üç büyük bayramı vardır: birincisi, ömrünü imanlı olarak bitirmesi, ikincisi cennete girmesi, üçüncüsü de orada Cemâlullah ile şereflenmesidir. (Dersaadet'te Bayram Sabahları)
O gül-endâm bir al şâle bürünsün yürüsün
Ucu gönlüm gibi ardınca sürünsün yürüsün

 Enderunlu Vâsıf (Sohbet Tadında)
Bir ilim adamı, konferans vermek üzere salona girmiş. Lâkin içerisi bomboş. Sâdece ön koltuklardan birinde bir hayvan bakıcısı, yâni bir seyis oturuyormuş. İlim adamı, konuşup konuşmamakta bir an için tereddüt etmiş. Derken seyise sormuş: "Senden başka kimse yok. Konuşayım mı, konuşmayayım mı?" Seyis şöyle cevap vermiş:

- Efendim, ben seyisim, dolayısıyla bu işlerden pek anlamam. Sâdece şu kadarını söyleyeyim ki, ahıra girdiğimde bütün atların kaçtığını, içeride sâdece bir atın kaldığını görmüş olsaydım, onu yine de beslerdim.

Mesajı alan ilim adamı, konferansa başlıyor ve iki saatten fazla konuşuyor. Görevini zevkle yapmanın gurûruyla ve tek kişilik dinleyicisinin de memnun olduğunu düşünerek soruyor:

- Konuşmamı nasıl buldunuz?

Seyis şu ilgi çekici cevabı veriyor:

- Hocam, başta da söylediğim gibi, ben bu işlerden anlayan biri değilim. Ama yine ahıra girip biri dışında bütün atların kaçtığını görseydim onu yine beslerdim ama elimdeki bütün yemi verip hayvanı çatlatmazdım. (Muhabbet Ateşi)
Bizim gibi yabanzâdelere,"Babanzâdeler" rehberlik etmelidir.. (Ayaklı Kütüphaneler)
Çölde âheste adımlarla yürüyen kimse,acele edeni geçti. (Muhabbet Ateşi)
Şeker kamışı mahsulünü kaldıran tropikal bir ada ülkesi olsak hasat festivali gibi bir Şeker Bayramı yapmaya hakkımız olurdu. (Dersaadet'te Bayram Sabahları)
Allah Resulü şöyle buyurdu:
Yüce Allah üç sesi sever. Bunlar:
1.Horoz sesi
2.Kur'an okuyan kimsenin sesi
3.Seherlerde tövbe ve istiğfar edenin sesi (Sohbet Tadında)
İftardan sonra evlerde, konaklarda teravih hazırlığı başlar. Herkeste bir neşe, herkeste bir sevinç. Şakır şakır abdestler alınır, irili ufaklı cam veya muşamba fenerler hazırlanır, güle oynaya câmilerin yolu tutulur. Bu esnada o muazzam câmiler kapılarına kadar tıklım tıklım dolmuştur. (Dersaadet'te Ramazan Akşamları)
Bozulmuş cemiyetlerde bozulmamış fertler suçlu vaziyetinde kalırlar (Karınca Huzura Varınca)
İbnülemin'in hocası Hüsnü hoca oğlu Necati'yi derslere almaz ve "üdebâ meclisinde cühelânın yeri yoktur" diyerek aşağıda oturtur. Cahil dediği Necati, yıllardan beri Almanya'da profesördür. (İbnülemin Mahmud Kemal İnal)
Bundan elli altmış sene evvel zamanın padişahı Sultan İkinci Abdülhamid Han bir çok sebeplerle Ramazanlara fevkalade ehemmiyet verirdi. Evvelâ dindardı. Bu mübarek tesîd eder, ona hürmet ederdi. Muntazaman oruç tutar, Kur’an-ı Kerim okur, namaz kılar ve bunu böyle yapanlara ayrıca para verir, severdi. Mübarek ayın hulûlünden evvel kilercibaşıyı çağırır, ona emirler verir, sofralar ve yemekler ve her akşam iftara davet ettiği askerlere verilecek iftariyeler üzerinde zihin yorar, adeta menüleri kendisi hazırlardı.

Saray-ı Hümayun’da iftara gelecek misafirlerin hizmetine verilecek olan sofracıların elbiselerine kadar meşgul olur, alaturka setre mi, yoksa redingot mu giymelerini münakaşa ederdi. Ve hele bu adamların fevkalade temiz olmalarını isterdi. Bu padişah hem çok titiz, hem çok temizdi. O kadar ki iftariye olarak kendisinin göndereceği çil çil altınları tekrar yıkattırır, kurutturur, gözünün önünde kırmızı atlas keselere koydurtur, ağızlarını mühürlettirirdi. Banknotları da bezlerle sildirtir, sonra zarflara yerleştirirdi. Üzerine de zamklı mührünü (A.H) yapıştırırdı. (Dersaadet'te Ramazan Akşamları)
Bir gün doğar elbette şems-i hakikat
Hiç böyle müebbed mi kalır zulmet-i alem? (Karınca Huzura Varınca)
"Selam verdim,rüşvet değildir deyu almadılar!" (Muhabbet Ateşi)
İnsan hayatı gerçekten çok kısadır. Ezel ve ebede göre zaman ne kadar kısadır. Zamâna göre kâinatın ömrü ne kadar kısadır. Kâinatın ömrüne göre dünyânın ömrü ne kadar kısadır. Dünyânın ömrüne göre mahlûkatın ömrü ne kadar kısadır. İnsanın ömrü ise bir günden, bir saatten bir dakîkadan ibârettir. Hattâ bir "ân-ı vâhid" dir. Öyleyse dem bu demdir. An, bu andır. Şurası bir gerçektir ki, insan bu kısa ömürde, ebedî hayâtı, bütün özellikleriyle, olanca güzellikleriyle kazanabilir. Unutmayalım ki, inanan insan kazanan insandır. Yok, yoksa vardır. Mâdemki Allah var, her şey vardır. (Sohbet Tadında)
Selahattin Eyyubi ölüm döşeğindeyken evinin önündeki direğe kefeni asılır. Kefeni asan bayraktar bağırır:
"Sultan Selahaddin'in dünyadan ahirete götüreceği şey işte bu kefenden ibarettir.." (Maziye Bir Bakıver)
Diyojen, gündüz vakti elinde bir fenerle dolaşıyordu. "Ne arıyorsun?" dediler. "Adam arıyorum." cevabını verdi. (Tebessüm ve Tefekkür)
İmam-ı Gazali Hazretlerine, "İlimde bu mertebeye nasıl yükseldiniz?" diye sordukları zaman o büyük alim şu cevabı verdi, "Bilmediğim şeyleri sorup öğrenmekten utanmadım!" (Tebessüm ve Tefekkür)
Ömür kısa, vakit dar. Yapılacak iş çok, gevezelik yapacak vakit yok. Bizim dumana değil köze, lafa değil söze ihtiyacımız var. (Maziye Bir Bakıver)

---
Kaynak: [Mardin Life](https://www.mardinlife.com/kitap/ayakli-kutuphaneler-dursun-gurlek-kitap-ozeti-konusu-ve-incelemesi)