# Ayrı Yol - André Gide Kitap özeti, konusu ve incelemesi

> Ayrı Yol kimin eseri? Ayrı Yol kitabının yazarı kimdir? Ayrı Yol konusu ve anafikri nedir? Ayrı Yol kitabı ne anlatıyor? Ayrı Yol kitabının yazarı André Gide kimdir? İşte Ayrı Yol kitabı özeti, sözleri, yorumları ve incelemesi...

- Kaynak: Mardin Life
- URL: https://www.mardinlife.com/kitap/ayri-yol-andr-gide-kitap-ozeti-konusu-ve-incelemesi
- Dil: tr-TR
- Yayın tarihi: 2022-03-02T14:00:21+03:00
- Güncelleme: 2022-03-02T14:00:21+03:00
- Yazar: Mardin Life
- Kategori: Kitap
- Görsel: https://cdn.mardinlife.com/2022/03/02/andr-gide-kimdir-andr-gide-kitaplari-ve-sozleri-165633.jpg

Kitap Künyesi
 Yazar: André Gide 
 Çevirmen: Tahsin Yücel 
 Orijinal Adı: L'immoraliste 
 Yayın Evi: Can Yayınları 
 İSBN: 9789750710933 
 Sayfa Sayısı: 156 
--reklam--
Ayrı Yol Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti
Nobel ödüllü Fransız yazar ve düşünür André Gide, yaşamı boyunca toplumsal ve bireysel ahlakın en önemli ölçütünün bireyin içtenliği ve kendini tanıması olduğunu vurgulamıştır. Ayrı Yol, André Gide'in bu görüşünü en net biçimde dile getirdiği romanlarından biri. Geleneksel ahlak anlayışının karşısında bireyin özgürlüğünü savunanlara açık destek veren ve bu nedenle devrimci olarak nitelendirilen yazar, bu yapıtında, kendi evliliğinden yola çıkarak insan ilişkilerindeki sorunlara çözüm getirme çabalarını dile getiriyor. 

Ayrı Yol, balayını geçirmek üzere karısıyla birlikte Tunus'a giden arkeolog Michel'in vereme yakalanmasıyla başlayan, onun iyileşmesi ve daha sonra karısının hastalanmasıyla devam eden bir yüzleşme ve arayış serüveni. Dünya edebiyatının en usta yazarlarından birinin kaleminden çıkan bu romanda, eşcinselliğini keşfeden ve toplumsal düzenin dayattığı kavramlardan sıyrılıp olabildiğince özgürleşmeye çalışan, bunu yaparken de kendisiyle çatışan bir erkeğin öyküsünü okuyacaksınız.
--reklam--
Ayrı Yol Alıntıları - Sözleri
Anılar mutsuzluğun icat ettiği şeylerdir.
Her şey yoruyor beni, okumak bile. Hem neyi okuyacaksın ki? Varolmak yeterince uğraştırıyor beni.
Başkasının mutluluğunu kıskanmak çılgınlıktır; insan o mutluluktan yararlanamaz ki
Bir insanın içinde birbirine düşman ne kadar tutku, ne kadar düşünce barınabileceğini kim söyleyebilir?
hiçbir şey mutluluğun anısı kadar engelleyemez mutluluğu.
Başkalarının yanında kendimi durgun, üzgün, küskün, hem rahatsız edici, hem de rahatsız buluyordum.
"Varolmak yeterince uğraştırıyor beni.."
“.., hiçbir şey mutluluğun anısı kadar engelleyemez mutluluğu.”
Ne kederliyim, ne sevinçli; buranın havası pek bulanık bir coşkunlukla dolduruyor insanın içini, üzüntüden olduğu kadar sevinçten de uzak görünen bir durum içinde yaşatıyor; belki de mutluluk budur.
--reklam--
Ayrı Yol İncelemesi - Şahsi Yorumlar
Okuduktan sonra çok fazla derin düşüncelere dalmadım. Kitabın arkasında kahramanın eşcinsel olduğu yazıyormuş fakat ben içinde öyle bir konuyu yakalayamadım bir türlü. Veremli karısından tiksinen, ahlakı sorgulatan, bencil bir adamı okudum, keza bu hastalığı karısına kendisi bulaştırdı. Ha birde kendindeki bu ahlak değişimini, sözde mutluluk arayışındaki serüvenini, arkadaşlarına uzun uzun anlatıyor bu kitapta, bizler de okuyoruz, betimlemeler çok iyi değil, derin anlam yüklü bir eser hiç değil. İnsan kendini ararken, değişirken, kendi benliğini keşfe çıkarken, sevdiklerini bu oyunda kullanamaz ve kendini bulmak demek, bu eserdeki gibi, sefil bir özgürlüğe kavuşmak demek değildir. (Leyla) 
Ayrı Yol: Okumadan önce André Gide’in hayatına dair araştırmalar yapmıştım. Bu kitabı hatta bu karakterleri yazma sebebini kitap bittiğinde daha iyi kavradım. Tam bir
André Gide psikolojisi diyebiliyorum ve yazar her ne kadar ona öfkelenmeyin dese de ben Michel’e öfkeliyim.

Kendisiyle yeni yeni tanışıyorum fakat diğer eserleriyle muhakkak devam etmek istediğime eminim.
Ayrı Yol, insana müthiş bir varoluşsal sancı sunuyor. André Gide’in yarattığı Michel hikâye başladığından beri kendi içinde varoluşsal sancılar çeken bir karakter. Kendisini eşiyle çıktığı balayında vereme yakalanışıyla tanıyoruz. Sonrası ise ardı arkası kesilmeyen sancılar...Kendine sorduğu sorularla, sorularına aradığı yanıtlarla ve kendi hayatına bakışıyla dahi insanı yer yer huzursuz ediyor. Ana tema arayış olduğu için Michel’in kendi içinde çıktığı bulutlu yolculukta siz de ona eşlik etmiş oluyorsunuz.

“İnsanın içindedir her şey” diyen Michel’e hak veriyorum. Bu cümlenin derinliği etkiliyor sonra beni. Ne kadar çok şey anlatmak istediğini kendini arayışı esnasında bizlere kanıtlıyor. İnsanın kendini okuyabilmesinin ne denli zor olduğunu gösteriyor. Okurken Michel’in cümlelerine yabancılık çekmiyorsunuz. Bir zamanlar hoşumuza giden alışkanlıkların artık hoşumuza gitmediği, yeni keşifler aradığımız ve bir türlü tatmin olmadığımız, neyden hoşlanıp hoşlandığımızı tam çözemediğimiz dönemleri yaşıyor Michel. Hepimizin yaşadığı dönemler bunlar ve bu sebeple diyorum ya yabancı kalamıyoruz. Bunu eşine olan aşkında dahi anlatıyor aslında. Ne zaman “tamam bu benim” ya da “bunlar emin olduğum duygular” dese değişken kişiliği yine onu sarıyor. Hangi kişiliğimiz gerçek bizi yansıtıyor sorusu ise akıllara zarar. Çocukluğumuzdan bu yana hangimiz hep aynı şeylerden hoşlanır durduk ki sanki değil mi? Bence hepimizin içinde binlerce biz yatıyor. Dönem dönem kendimizi keşfederken içimizde başka bir ben olduğunun farkına varıyoruz. Bu sancılı süreçte Andre Gide bireyin özgürlüğüne de değinmekten geri durmuyor. Karakterin ağzından özgürlük kavramını da defalarca sorgulatan biri. Özgürlük? Kime göre özgürlük? Neye göre? Biliyoruz ki Andre Gide geleneksel ahlak anlayışı karşısında bireyin özgürlüğünü savunan bir yazar. Bununla birlikte insan ilişkilerindeki sorunları da dile getirmekten geri durmamış.

Varoluşsal sancısının sonunda Michel kendini buluyor diyebilir miyiz? Seyahatleri, tanışıklıkları, hastalığı, duyguları ve eşiyle geçen yaşamında deneme yanılma yöntemiyle kendi benliğini tanımaya başladı. Bu sebeple benim nazarımda hala tam anlamıyla benliği eksik fakat var olması için kendine sebepler bulmuş bir karakter diyebiliriz. Michel’in kendini arayışı da okura faydalar sağlıyor. Farklı milletten insanlar, geçmiş filozof ve düşünürler ile bizi tanıştırıyor. Farklı insanların ağzından dökülen cümleler okuru da düşünmeye sevk ediyor. Sonrası Michel ile birlikte Tunus macerası, Tunus günleri başlıyor.

Cümlemin başında da belirttiğim gibi ben bu kitapta epey André Gide esintisi hissettim. Kendisi de bu varoluşsal sancıları çekmiş ve bireyin kendi arayışını katıldığı topluluklarda kendi içinde hissetmiş biri. Bu sebeple kendini anlatma biçimi olarak Michel’i ortaya attığına inanıyorum.

Düşündürücü bir eser. Mutlaka okumanızda fayda var. :) (Mihriban) 
André Gide ile tanışma kitabım oldu. Kesinlikle devam etmeyi düşünüyorum. Güzel bir kurgunun içerisinde aynı zamanda düşünsel olarak da beni tatmin eden bir okumaydı. Bunu Hermann Hesse'de de görmüştüm. Hem kitabı elinizden bırakmak istemiyorsunuz müthiş bir akış var, hem de aralarda altı çizilesi satırları yakalama şansı buluyorsunuz.

 Hesse'de de kendini arayış vardır, bu kitapta da ana tema o aslında. Karakterimiz Michel, kendini ararken siz de kendi içinize doğru belirsiz bir yolculuğa çıkıyorsunuz, kendine sorduğu soruları kendinize yöneltiyorsunuz. Sonuç ne oluyor peki? Bir karmaşa... Düşündükçe insanın huzuru kaçıyor sanki. Ama düşünmeden yaşamak da bizi birer kopya haline getiriyor. Saçı, gözü farklı olan ama aynı paketlenmiş beyni taşıyan bir sürü... Ki bazen fiziksel görünüşümüzü bile birilerine benzetme çabasındayız. Kitapta bundan da bahsediliyor.

 Kendini keşfedebilmek zor olsa gerek ki kitap bunun bir ispatı. Michel, kendinin de farkında olmadığı bir süreçte bambaşka bir insan olduğunu, bilmem kaç yıl önce hoşuna giden şeylerin artık onu tatmin etmediğini görüyor. Buldum diyemiyor hiçbir zaman, sürekli değişen bir "ben" yakalıyor her defasında. Bu değişimi kabul etmekle birlikte, ben insanın içinde birçok kişilik barındırdığını düşünüyorum. Hangi birini bulacaksın içinde; belki birini belki hepsini belki de hiçbirini. (Biri, Hiçbiri, Binlercesi kitabını okuduktan sonra çok düşünmüştüm bunu.)

 Michel bu arayışın sonunda kendini buldu diyebiliriz, ne kadar mümkünse. En azından var olmak için anlamlı sebepler buldu diyelim. Tabii bu salt düşünülerek yapılacak bir şey değil, bizzat yaşayarak bir nevi deneme yanılma yöntemiyle karar verdi kim olduğuna. Kitap aynı zamanda karakterle birlikte ülke ülke gezdiriyor, bambaşka insanlarla karşılaştırıyor sizi; bende en çok iz bırakan Ménalque oldu. Defalarca okudum fikirlerini.

 Michel'in varoluşsal yolculuğunu okuyun. Belki siz de arayışa çıkarsınız kim bilir.. (Esra) 
--reklam--
Kitabın Yazarı André Gide Kimdir?
André Paul Guillaume Gide (22 Kasım 1869 Paris - 19 Şubat 1951 Paris) Fransız yazar. 1947 yılı Nobel Edebiyat Ödülü sahibi.

Gide, 22 Kasım 1869 tarihinde Paris, Fransa`da dünyaya geldi. Babası Protestan ve köylü kökenli, annesi Katolikti. 8 yaşında Paris'te Alsace Okulu'na gönderildi. Sık sık hastalandığı için öğrenimi kesintiye uğradı. Gide henüz 11 yaşındayken (1880) Paris Üniversitesi`nde hukuk profesörü olan babasını kaybetti. Ailedeki kadınların etkisi ve annesinin katı otoritesi altında büyüdü.

1889'da okuldan mezun oldu. Yaşamını yazarak geçirmeye karar verdi.Yazı hayatına 1891’de 21 yaşındayken yayımladığı André Walter'in Günlükleri(Les Cahiers d'André Walter) ve Narsis Üstüne İnceleme ile başladı. Ama ikisi de başarısız bulundu.

1893'te Kuzey Afrika gezisine çıktı. Arap dünyasının tümüyle farklı değerleriyle tanıştı. Fransa'ya döndüğünde oradaki katı Victorya dönemi yaşantısının olumsuzluklarından rahatsız oldu. 1894'te tekrar Kuzey Afrika'ya gitti. Burada Oscar Wilde ve Lord Alfred Douglas'la tanıştı. Onların yüreklendirmesiyle baskı altında tuttuğu eşcinselliğini kabul etti. Annesi hastalanınca Fransa'ya döndü.

1895'te kuzeniyle evlendi. 1896`da Normandiya`da bir komüne belediye başkanı oldu.

1908`de bazı seçkin yazarlarla birlikte Nouvelle Revue Française adında bir edebiyat dergisi kurdu. 1916`da 16 yaşındaki Marc Allégret ile sevgili oldu. Marc Allegret ile eşcinsel ilişkisi ailesinde huzursuzluk yarattı. Eşi Gide'nin kendisine yazdığı mektupları yok etti.

I. Dünya Savaşı yıllarında Kızılhaç ile gönüllü insani kuruluşlarda çalıştı. 1923'te ilk feministlerden ünlü Elizabeth van Byyselberghe ile olan yasak ilişkisinden tek çocuğu kızı Catherine doğdu. 1924 yılında Corydon adlı homoseksüelliği savunan bir kitap yayımladı, fakat eser ilk etapta kınandı.

1925'te Fransız Ekvator Afrikası'na gitti. Burada gördüklerinden de etkilendi. Dönüşünde sömürgeciliği eleştiren yazılar yazdı. 1925 yılında yayımladığı Kalpazanlar Gide`nin en önemli eserlerinden biri olarak görülür. 1926`da otobiyografik eser olan "Si le grain ne meurt"u yayımladı.

Komünizme ilgi duydu. 1936'da büyük umutlarla gittiği Sovyetler Birliği'nden hayal kırıklığı ile döndü. 1938'de eşini kaybetti.

II. Dünya Savaşı'nın başlamasından sonra 1942'de tekrar Kuzey Afrika'ya gitti. Savaşın sonuna kadar burada yaşadı. 1947'de Oxford Üniversitesi'nden "Edebiyat Doktoru" unvanı aldı. Aynı yıl Kasım ayında da Nobel Edebiyat Ödülü'nün sahibi oldu. 19 Şubat 1951'de yaşamını yitirdi.

Yaşamı boyunca toplumsal ve bireysel ahlakın en önemli ölçütünün, bireyin içtenliği ve kendisini tanıması olduğunu savundu. Edebi, siyasal ve toplumsal sorunlara karşı hoşgörülü bir tutum benimsedi. Genel ahlak anlayışının karşısında bireysel özgürlüklerin savunucusu oldu. Ama aynı zamanda 19'uncu Yüzyıl Fransız edebiyatının en önemli hümanist ve ahlakçı yazarı olarak tanındı. Düşüncelerindeki bütünlük ve soyluluk, üslubundaki arılık ve uyumla Fransız edebiyatının saygın isimleri arasında yer aldı.

Katolik kilisesi André Gide'in eserlerini 1952 yılında Yasak kitaplar listesi'ne koymuştur.
--reklam--
André Gide Kitapları - Eserleri
Kalpazanlar
Isabelle
Dar Kapı
Theseus
Kadınlar Okulu
Chopin Üzerine Notlar
--reklam--
Tohum Ölmezse
Ayrı Yol
Vatikan'ın Zindanları
Dünya Nimetleri ve Yeni Nimetler
Pastoral Senfoni
Günlük
Sapık Sevgi
--reklam--
Batak
Henri Michaux'yu Tanımak
Seçme Yazılar
Dostoyevski
Pastoral Senfoni - Dar Kapı
Denemeler
SSCB'den Dönüş
--reklam--
Dünya Nimetleri
Cinayet Mahkemesi Anıları
Two Legends: Oedipus and Theseus
Yeni Nimetler
Autumn Leaves
Prometheus ve Theseus
Bataklık
--reklam--
Dostoyevski
--reklam--
André Gide Alıntıları - Sözleri
"Arkadaş, insanların sana sundukları gibi benimseme yaşamı. Yaşamın daha güzel olabileceğine inandır kendini." (Dünya Nimetleri ve Yeni Nimetler)
"İyi duygularladır ki kötü edebiyat yapılır", "Şeytanın yardımı olmayan sanat eseri yoktur." (Seçme Yazılar)
.
Kendin olmaya cesaret et. Bunun da altını çizmeliyim.

Asla yapmacıklık yaparak, insanları sizin gibi yapmak için, taklit ederek ya da çelişme zevki için hiçbir şey yapmayın.

... (Seçme Yazılar)
Hepimiz Tanrı' ya tek başımıza ulaşmak zorundayız. (Dar Kapı)
"Mutsuz değilim. Bu hayatta bana öyle çok şey bahşedilmedi ama bu az şeyle de mutlu olmayı bildim." (Bataklık)
Hasmımı kucaklarım, ama boğmak için. (Denemeler)
--reklam--
Ömrüm beklemekle geçiyor.
Hiç bir şeye başlamağa cesaret edemiyorum. (Günlük)
"..kuruntu sonucu abartılan keder, gerçekteki olguyu aşar. Ah! Eğer, kapılarımızı düşgücümüzün yarattığı canavarlarla kuruntulara açmasaydık, yalnızca yaşamımızdaki kötülükleri görmekle yetinseydik, mutsuzluklarımıza katlanmamız çok daha kolay olurdu." (Pastoral Senfoni)
Çocukluğumuzdan beri kim bilir kaç kez engellemişizdir kendimizi yapmak istediğimiz bir şey için, sırf çevremizdekilerin durmadan ‘yapamaz onu’ demelerini işite işite... (Pastoral Senfoni - Dar Kapı)
"Kurtulduğumu sanırken gittikçe
daha çok tutsak olduğumu, gururuma tutsak olduğumu anlamıyordum.Tanrı'nın beni kafese koyduğunu söylerken bunu demek istiyordum işte.Gururumu erdem gibi gösterdi bana.Tanrı benimle alay etti.Eğleniyor.Kedinin fareyle oynadığı gibi oynuyor benimle." (Kalpazanlar)
Sanat eseri, daima tektir. (Denemeler)
Ama insan sadece kendisi için alçak sesle çaldığında, o tanımlanamaz heyecan bitmek bilemez; sanki, sadece sezinlenen, sevgiye düşman ve insanca yakınlığın giremediği bir dünya karşısında duyulan o neredeyse elle tutulur korkunun da sonu gelmez. (Chopin Üzerine Notlar)
Ah, Tanrım! Ölmek için ölümü beklememeyi bah­şet bana. (Yeni Nimetler)
--reklam--
İş mesut olmakta değil --- mesut oldu­ğumu bilsinler istiyorum. (Günlük)
Aslında, görebileceğiniz en iyi, en dürüst, başkasının ayağına basmayan ve tıpkı bir şair gibi, para kazanmak için yaratılmamış, tersine harcamaya ve vermeye her an hazır bir çocuktu. (Tohum Ölmezse)
Ağlamak isterdim. Yazık ki kalbimi bir çölden daha çorak hissediyordum. (Pastoral Senfoni)
"Düşünceler çiçeklere benzer, bozulmadan en çok dayananlar sabah derilenlerdir." (Isabelle)
Ruh bedende ihtiyar olarak doğar, beden ruhu gençleştirmek için ihtiyarlar. Eflatun, Sokrates'in gençliğidir. (Denemeler)
Umudun bir için araladığı o fazlasıyla ağır kapak yeniden kapanıyordu; kuşkusuz bu hep böyle olacaktı: Yasaklıydım. En eşsiz kurtuluşun karşısında durmadan bir gelenekler ve eylemsizlik duvarının yükseldiğini görecektim...Buna boyun eğmek lazım, diyordum kendi kendime ve elbette en iyisi buna gülüp geçmek; kaderin sillesini yiyip hacıyatmaz gibi yeniden dikildiğimiz için kendimize bir gurur payı çıkartmaktaydık; mizacımız buna müsaitti ve tatsız bir havada başlayan yemek şakalaşmalarla son buldu. (Tohum Ölmezse)
-Demek ki, yataktakiler karı-koca ise yapılanlar sapıklık olmaktan çıkar.
-Karı-koca canları ne isterse yapabilirler; buna hakları vardır. Tekrar ediyorum, bu sizleri ilgilendirmez.
-"Hakları vardır"; evet, bu sözü "normal" sözünden daha çok beğendim. (Sapık Sevgi)

---
Kaynak: [Mardin Life](https://www.mardinlife.com/kitap/ayri-yol-andr-gide-kitap-ozeti-konusu-ve-incelemesi)