# Bana Türkçe Bir Ekmek Ver - Cezmi Ersöz Kitap özeti, konusu ve incelemesi

> Bana Türkçe Bir Ekmek Ver kimin eseri? Bana Türkçe Bir Ekmek Ver kitabının yazarı kimdir? Bana Türkçe Bir Ekmek Ver konusu ve anafikri nedir? Bana Türkçe Bir Ekmek Ver kitabı ne anlatıyor? Bana Türkçe Bir Ekmek Ver kitabının yazarı Cezmi Ersöz kimdir? İşte Bana Türkçe Bir Ekmek Ver kitabı özeti, sözleri, yorumları ve incelemesi...

- Kaynak: Mardin Life
- URL: https://www.mardinlife.com/kitap/bana-turkce-bir-ekmek-ver-cezmi-ersoz-kitap-ozeti-konusu-ve-incelemesi
- Dil: tr-TR
- Yayın tarihi: 2022-03-08T22:00:19+03:00
- Güncelleme: 2022-03-08T22:00:19+03:00
- Yazar: Mardin Life
- Kategori: Kitap
- Görsel: https://cdn.mardinlife.com/2022/03/08/cezmi-ersoz-kimdir-cezmi-ersoz-kitaplari-ve-sozleri-171008.jpg

Kitap Künyesi
 Yazar: Cezmi Ersöz 
 Yayın Evi: Tekin Yayınevi 
 İSBN: 9789754782509 
 Sayfa Sayısı: 184 
--reklam--
Bana Türkçe Bir Ekmek Ver Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti
Bir yanımı, burada, bu insanlara bıraktım. Korktum onların yanında kendimi ele vermekten. Yanlarında ruhumu, düşüncelerimi, duygularımı, taslakların içine yerleştirdim. Çerçeveledim... Bir yanım çekip gitti, o ibret verici karanlık öykülere. Bu yüzden, bu ikiye bölünmüşlük ve hiçbir yere tam ait olamayış yüzünden çok aşağıladım kendimi, çok kınadım... Ama farkındayım her şeyin. Ne kadar çelişkiye düşersem, ne kadar çok hissedersem parçalanmışlığımı, aşk o kadar çok birikiyor içimde... Aşk, ölüm gibi bakıyor bana. Her geçen gün güzelleşen bir ölüm gibi... Karanlık öykülerin aydınlığına battıkça...
--reklam--
Bana Türkçe Bir Ekmek Ver Alıntıları - Sözleri
“Bu ülke, benim acılarımın yüzüme tükürdü. Bu ülke, yaşadığım her şeyin yüzüne tükürdü...”
“Bana aşk, keder ve inanç aşılayan Tanrının içimde öldüğünü hissediyorum...”
Oysa zamanın yönünü başka bir yere çevirebilirdik.
“Artık kimsenin kimsesi yok. Artık bütün mezarlıklar kimsesizler mezarlığı...”
Sis basmış, ülkenin her yerini... Sevgisizliğin, tahammülsüzlüğün, acımasızlığın sisi...
Eskiden insanlar iyi kalpli bir isyanla yollarda yürür ve "Sömürüye hayır!" diye bağırırlardı, şimdiyse, "Bizi sömürün!" diye bağırıyorlardı iş sahiplerine...
Yıllardır Diyarbakır Cezaevi'nde yatan oğlunu ziyaret edemeyen ve onun hasretiyle yanıp tutuşan bir anne, sonunda dayanamıyor, her ne pahasına olursa olsun, oğlunu ziyaret etmeye karar veriyor. 'Neden ziyaret edemiyor'a gelince... Çünkü bu anne hiç Türkçe bilmiyordur ve o cezaevinde Kürtçe konuşmak yasaktır. Kürtçe konuşanlar hakarete uğruyor, gözaltına alınıyordur. Anne, diğer oğlundan Türkçe birkaç kelime öğrenir, ezberler bu kelimeleri ve cezaevine, oğlu Kamber Ateş'i ziyarete gider... Oğlu, tel örgülerinin ardında görünür. Anne, yılların hasretiyle ve ağlamaktan yorgun düşmüş gözleriyle sarılır oğluna ve şöyle der: "Kamber Ateş, nasılsın?" Oğlu, "sağ ol anne, iyiyim!" der ve susar...

Anne yaklaşık bir saat boyunca, oğluna bildiği tek Türkçe cümle olan, "Kamber Ateş, nasılsın?" der durur... Ama hep değişik tonlarda, farklı tınılarda. Bazen fısıltıyla, bazen üzgün bir halde, bazen çoşku dolu bir inançla... Ama hep aynı şeyi söyler: "Kamber Ateş, nasılsın?"

Sonra oğlu yine koğuşuna döner. Arkadaşları "annenle ne konuştun?" diye sorarlar. O da şöyle der: "Annemle aslında çok şey konuştuk!"
“Beni şaşırtan kimse kalmadı. Zaten herkes içimde.”
“Nereden geliyor bunca nefret, bunca acımasızlık... Yetmedi mi, yetmedi mi artık birbirimizi bunca mahvettiğimiz...”
Susuz kalmıştı, içindeki sevgiye. Susuz kalmıştı, kendisine...
Babam, daha çok acı vermesin diye, çok eski bir masal gibi yaşıyordu hayatını artık.
Ruhum ölü bir taş gibi soluğumu tıkıyor.
Seni böyle zamanlarda seyretmek, bir insanı, çok sevdiğin için öldürmek gibidir...
Kelebekleri ateşimle korudum. Seviştim gökyüzüyle.
“Sadece kitap okumak yetmiyordu ona artık...”
--reklam--
Bana Türkçe Bir Ekmek Ver İncelemesi - Şahsi Yorumlar
Bir yanımı, burada, bu insanlara bıraktım. Korktum onların yanında kendimi ele vermekten. Yanlarında ruhumu, düşüncelerimi, duygularımı, taslakların içine yerleştirdim. Çerçeveledim… Bir yanım çekip gitti, o ibret verici karanlık öykülere. Bu yüzden, bu ikiye bölünmüşlük ve hiçbir yere tam ait olamayış yüzünden çok aşağıladım kendimi, çok kınadım… Ama farkındayım her şeyin. Ne kadar çelişkiye düşersem, ne kadar çok hissedersem parçalanmışlığımı, aşk o kadar çok birikiyor içimde… Aşk, ölüm gibi bakıyor bana. Her geçen gün güzelleşen bir ölüm gibi… Karanlık öykülerin aydınlığına battıkça…

ARTIK HİÇBİR ŞEY

ESKİSİ GİBİ OLMAYACAK (Taner durmaz) 
Bana Türkçe Bir Ekmek Ver: Kitap ismini 1980 sonrası kürtçe konuşma yasağının olduğu yıllarda doğuda yaşanmış trajikomik bir öyküden almıştır. Tam hatırlayamasamda ve anlatılan hikayelerde küçük farklılıklar olsa da aşağı yukarı öykü şu şekildeydi. Kasabaya yeni gelen kaymakam (ya da başka bir amir) herkesin kürtçe konuştuğunu görüp sinirlenir ve 82-91 yılları arasında geçerli olan yasağı* (kürtçe konuşma yasağı) da arkasına alarak kasabada her türlü işte, konuşmada türkçe konuşmayı mecbur tutar. Bu kararın (emrin) altını çizmek içinde ekmek bile alırken türkçe konuşacaksınız cümlesi her tarafta ilan edilir. Hayatı boyunca türkçe konuşmamış ve bilmeyen yaşlı bir kadın ekmek almak için fırına girer. Kuraldan haberdar olduğu için başını belaya sokmak istemez ama türkçe de bilmediği için baslığa konu olan cümleyi kürtçe kurar.
"Ka naneki bi tırki" (sanırım bu şekilde yazılıyor)
"Bana Türkçe bir ekmek ver." (İsmail Tok) 
CEZMİ ERSÖZ VE KİTABI İLE İLGİLİ BİR İNCELEME: Cezmi Ersöz’ün yazılarını yıllarca Leman’da severek okumuştum ama onun hiç kitabını almamıştım.
“Bana Türtçe Bir Ekmek Ver” kitabını bir sahafta görünce, gönülsüz ce de olsa aldım.
İyi ki de almışım. Zira onun bu kadar ezilenlerden, zulme uğrayanlardan yana olduğuna ya dikkat etmemişim ya da unutmuşum.
 “Sistemin büyük bir hızla yarattığı bu yeni insan tipi kimdi, nasıl bir şeydi? Düşünmeyen, sorgulamayan, yüzeysel, boş, kayıtsız, ne verilirse onu alan, kolay yönlendirilen yeni bir insan tipiydi bu…” (Sayfa 56) Onun tarif ettiği yeni insan tipi ile ne de çok karşılaşıyoruz.
“Evlat sevgisi taşıyan bir anne, sadece kendi çocuğuna değil, bütün çocuklara, çocuklarını yitiren bütün annelere duyarlıdır. “Ne zaman şehit annelerini görsem oğlum Delil aklıma geliyor. O analara sarılıp ağlamak istiyorum. Evladını kaybeden bilir anacak bu acıyı.” (Sayfa 17) Acılı bir ana böyle derken, siyasilerimizin her gün çıkıp çok insan öldürmekle övünmeleri ne yaman bir çelişki değil mi?
Kitapta hepsi de birbirinden değerli 30 makale var. (Halil Korkmaz) 
--reklam--
Bana Türkçe Bir Ekmek Ver PDF indirme linki var mı?
--reklam--
Cezmi Ersöz - Bana Türkçe Bir Ekmek Ver kitabı için internette en çok yapılan aramalardan birisi de Bana Türkçe Bir Ekmek Ver PDF linkidir. İnternette ücretli olarak satılan çoğu kitabın PDFleri bulunmaktadır. Ancak bu PDF'leri yasal olmayan yollarla indirmek ve kullanmak hem yasalara hem de ahlaka aykırıdır. Yayın evlerinin sitesinden PDF satılıyorsa indirebilirsiniz.
Kitabın Yazarı Cezmi Ersöz Kimdir?
Cezmi Ersöz, (d. İstanbul, 1959) Türk yazar, şair.

Kabataş Erkek Lisesi'nden mezun olduktan sonra İstanbul Üniversitesi Siyasal Bilimler Fakültesi'nde Siyaset ve Kamu Yönetimi Bölümü'nü bitirdi. Yazın dünyasına yayımlanan şiir ve eleştirileriyle girdi. Reklam yazarlığı ve gazetecilik yaptı. Cumhuriyet, Güneş, Özgür Gündem, Aydınlık gibi günlük gazetelerde yazıları ve röportajları yayımlandı. Ardından haftalık 'Deli' dergisinde yazdı. Halen 'Leman' dergisinin yazarları arasında yer almış bir takım sorunlar nedeniyle ayrılmıştır. Şuan "Şizofren" dergisinde yazmaya başlayacaktır. İnsan-dünya ilişkisini, duygular ve olaylar karşılaştırması yaparak anlattığı çoğu eserinde hayatı sorgular. Gündelik zorunluluklardan, en temel ihtiyaçlardan ve insanın vazgeçemediği tutkularından bahseder. Eserlerinde yoğun bir melankoli ve karamsarlık fark edilir. İnsanın iç yolculuğunu melankolik bir dille anlatan bir yazardır.
--reklam--
Cezmi Ersöz Kitapları - Eserleri
Şizofren Aşka Mektup
Hayallerini Yak Evi Isıt
Ölürsem Beni Seninle Ararlar Şimdi
Kırk Yılda Bir Gibisin
İçime Gir Ama Sigaranı Söndürme
Yine Seninle Geldi Hayat
Bana Türkçe Bir Ekmek Ver
Yok Karşılığı Yüzünün
Ancak Bir Benzerim Öldürebilir Beni
Saçlarının Kardeş Kokusu
Derinliğine Kimse Sevgili Olamadı
Hiçbir Şey Senden Eski Değil
Şehirden Bir Çocuk Sevdin Yine
Haritanın Yırtılan Yeri
Hayat Bir Emrin Var Mı?
Suçtur Umutsuzluğa Kapılmak
Kafka Market
Son Yüzler
Annelik Oyunu Bitti
Zarfını Ben Açardım Sana Yazdığım Mektupların
Beni Asıl Hayat Aldattı
Şizofren Aşkın Günlükleri
Kendi Kendine Konuşmaktır Aşk
Hata Yaptıysam Aramızda Kalsın
Açıkla Bana Bu Işığı
Candı Yüceldi Şarabiydi
Kalbimde Bir Şiir Gizli
Aykırı Yazılar
Acı Çeken Nefes
Can Baba
Bana Kürtçe Bir Sevgi Ver
Müsait Olduğumda Ararım Seni
Abdocan - Ölümden Başka Her şey Olacak
Bana Türkçe Bir Ekmek Ver
Çözülmeler
Adet Kanı Mavi Olan Kadınlar
Cem'in Akıllı Telefon ile İmtihanı
Satürn
Bodrum
Düş Ülke
Kalp de Yürür
Güzel Ülkemi Geziyorum
Gemi
Nemrut
Pamukkale
Plüton
Uranüs
Ürgüp
Çanakkale
Konya
Sabır
Uzunköprü / Özgürlük Anıtı
Bursa
Dünya
Erzincan
Hasankeyf
Kutuplar-1
Uzay Serisi - Gezegenleri Geziyorum
Jiyan Fermanek te Heye?
Son Yüzler
Kıtalar ve Kaşifler Dizisi
Çocuklar Size Vasiyetimdir
Neptün
Okyanusya Avustralya
Öğütler
Sağlıkta İlkler
Savaşlar ve Zaferler
Selanik
Sindirim Sistemi
Sinema ve Televizyonda İlkler
Sporda İlkler - 1
Sporda İlkler - 2
Tanzimat
Ulaşımda İlkler
Venüs
Afrika
Akciğer - Karaciğer
Amerika
Asya
Atatürk Doğmadan Önceki Yıllar
Avrupa
Ay ve Güneş
Beyin
Boşaltım Sistemi
Böbrek
Burun
Yiyeceler ve İçeceklerde İlkler
Çocukların Ata'ya Tiradı
Göz
Güney Amerika
Günlükler
İlk Kutlamalar ve Özel Günler
İlke ve İnkılaplar
İskelet - Kemikler
Jüpiter
Kadınlarımız ve İlkler - 1
Kadınlarımız ve İlkler - 2
Kadınlarımız ve İlkler - 3
Kalp
Kulak
Kutuplar-2
Kuzey Amerika
Mars
Merkür
Meşrutiyet, Dans ve 19 Mayıs
Mutlu Son
--reklam--
Cezmi Ersöz Alıntıları - Sözleri
Gitmek mi zor? Yoksa kalmak mı ? (Şizofren Aşkın Günlükleri)
“Sadece kitap okumak yetmiyordu ona artık...” (Bana Türkçe Bir Ekmek Ver)
“Hepimiz zalim bir meleğin eline düşmüş gibi hırpalanıyoruz.”

~Ahmet Hamdi Tanpınar~ (Hayat Bir Emrin Var Mı?)
Sen de benim gibi, seni sevmeyeni sevdin hep. Sana acı çektireni... Seni aramayanı, telefonlarına çıkmayanı, çıkında seninle bir küfür gibi konuşanı sevdin... Sen de benim gibi seni incitip üzeni sevdin hep... (Hayallerini Yak Evi Isıt)
Öylece kaldın.
Baktılar sana, baktılar…
Ama , yüreğini bir türlü göremediler… (Aykırı Yazılar)
Aşırı benimseme, tam tersini, aşırı nefreti besliyordu. (Açıkla Bana Bu Işığı)
--reklam--
Sevgimizi kucağımızda taşıdığımız ve hep çocuk kaldığımız için bize etmedik kötülük bırakmadılar.. (Yok Karşılığı Yüzünün)
“kim bilir kaç kez lanetlendim kendimi odamda... kim bilir kaç kez kalbimde hiçledim kalbimi.” (Suçtur Umutsuzluğa Kapılmak)
Çok yaralı bereli olsa bile, çocukluk, hiçbir zaman içinden tümüyle çıkamadığımız, bizi bırakmayan ve bırakamadığımız anayurt gibidir. (Açıkla Bana Bu Işığı)
İnsanın nerede, ne zaman derinden kırıldığını hiçbir zaman bilemeyiz.. (Kendi Kendine Konuşmaktır Aşk)
Babam, daha çok acı vermesin diye, çok eski bir masal gibi yaşıyordu hayatını artık. (Bana Türkçe Bir Ekmek Ver)
Yazamıyordum ama başka bir iş de yapamıyordum. (İçime Gir Ama Sigaranı Söndürme)
Hayatımda tam mutlu olduğum anları toplasam ancak birkaç dakika eder. (Can Baba)
--reklam--
Sen yokken gittim
Korkularımın üstüne
Hiç ardıma bakmadım
Gümüş şiirler yazdım sen yokken
Çok yangın çıktı yüreğimde
Küllerini bile savurmadım
Irak denizlerin fırtınasıydım
Uzak iklimlerin sert rüzgarları
Kulaçlarken denizinde gurbeti
Kanlı savaşlarım,
Belalı sevdalarım olmadı hiç
Ama hep sustum,
Hep ağladım, hep yandım sen yokken.
Bekliyorum dönüşünü yeniden,
Bir gelsen,
Hayatın önünden alsan beni
Bir gelsen,
Sellerin önünden alsan beni
Bir gelsen,
Ölümlü düşlerimden alsan beni.

Çok durdum güneşe karşı bir başıma
Savrulurdum rüzgarlarında sensizlik denizinin
Sen yokken,
Az dolaşmadım gönlümün kuytularında
Üşüyen karanfilim şimdi buruşuk parmaklarda
Bir kırağı ayazıydım gecenin kollarında
Zifirlerinde sadece ben üşürdüm.
Hiç aldırmadım esen rüzgara
Hiç dinlenmiş bir yürekle çıkmadım ortaya
Yine de hiç yıkılmadım giden trenlerin ardından
Ama bütün yangınlar beni yaktı önce
Hep ortasında kaldım vurgunların
Vurgun nedir ki? deme
Bir babanın serzenişi nasılsa öyle
Bayrakları indirilmiş,
Bozguna uğramış bir hisardım sen yokken
Hep sustum,
Hep yandım, hep ağladım sen yokken.
Bir gelsen,
Yangınlardan alsan beni,
Bir gelsen,
Dünyalarımdan alsan beni,
Bir gelsen,
Şafaksız gecelerden alsan beni,
Ama ne zaman gelsen,
Akşam kızılı gözlerimle bulacaksın beni.
Cahit Külebi (Kalbimde Bir Şiir Gizli)
Dersimli bir göçmen olan Cemal Süreya, bu ülkedeki acılar tırpanından fazlasıyla yara almıştır. Ece Ayhan gibi parasız yatılı okuyan Cemal Süreya, Ankara'da okurken civar ilçelerden birinde oturan kız kardeşlerini görmeye gittiğinde üvey anne kapıları kapatıp gitmiş. "Kimseye, abinize de kapıyı açamayacaksınız," demiştir. Cemal Süreya dışarda, kız kardeşleri içerde, pencereden birbirlerine bakıp, ağlaşırlarmış... (Kafka Market)
O günkü duruşmayı unutamıyorum. Aralarında Yaşar Kemal, Gencay Gürsoy, Orhan Pamuk,Ahmet Altan , Şanar Yurdatapan, Nilüfer Göle gibi ülkemizin tanınmış bir çok sanatçısı ve bilim insanı İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi'nde Terörle mücadele Yasası,yani, meşhur 8.Madde'yle yargılanıyordu.Bu maddeden yargılanan bir sanatçı dostumuzun yapıtının altına hepimiz imzamızı atıp " Bu sanatçıyı yargılıyorsanız, bizi de yargılayın; onu hapse atacaksanız,bizi de atın!" diyerek bir anlamda mahkemeye kendimizi ihbar etmiştik. Ve mahkeme de mecburen bize de dava açmış ve ifadelerimizi almak için bu duruşmaya çağırmıştı.
Salonda büyük bir medya ordusu vardı. Sanatçılar, bilim insanları bunu fırsat bilerek çok etkili ve dikkat çekici savunmalar yapıyorlardı. Kimisi bir anısını anlatıyor, kimisi şiir okuyor, kimisi geçmişte özgürlük mücadelesi vermiş kahramanları anarak savunmasına başlıyor ve bu duruşmanın bir gün tarihe geçeceğini vurgulayarak, savunmasını bitiriyordu. Sıra, oyuncu ve tiyatro yönetmeni Mahir Günşiray'a gelmişti. O da boş durur mu... Son derece etkili ve teatral jestlerle, Franz Kafka'nın, "DAVA" adlı romanından bir bölüm okuyarak başladı savunmasına;
"Siz kim oluyor da bizi yargılıyorsunuz? Bu mahkemenin anlamı nedir? Siz önce kendinizi yargılayın. Nedir bu oyun? Son verin artık bu saçmalıklara... Nedir, bu soytarılık?..."
Salonda çıt çıkmıyordu... Bütün kameralar Mahir Günşiray'a dönmüştü. Yüzünde flaşlar patlıyordu. Mahkeme heyeti son derece şaşkındı. Kısa bir sessizlik oldu. Günşiray, romanın o bölümünü bir daha okudu. Çok etkilenmiştik savunmasından. Mahkeme Başkanı hâkim, öfkeyle susturdu Mahir Günşiray'ı:
"Ne demek istiyorsunuz siz? Biz burada oyun mu oynuyoruz? Siz şimdi bize soytarı mı demek istiyorsunuz?"
Salonda kısa bir dalgalanma olmuştu. Kimse hâkimin bu denli öfkeleneceğini hesaplayamamıştı. Belli ki soytarı sözcüğü hakimin çok ağırına gitmişti. Yüzü hiddetten kıpkırmızı,ikide bir aynı şeyi tekrarlıyordu:
"Biz burada oyun mu oynuyoruz? Ne demek soytarı? Bu mahkemeye düpedüz hakaret..."
"Yaz kızım!" dedi hâkim, önünde oturan zabıt kâtibesi kıza: " Sanık Mahir Günşiray mahkeme heyetine hakaret etmiştir..."
Mahir Günşiray hâkimin öfkesini biraz olsun yumuşatmak için söz hakkı istedi. Hâkim " Evet,konuşun," anlamında bir hareket yapınca, sanatçı kendisini şu sözlerle savundu:
" Söylediğim sözler bana ait değildir. Franz Kafka'nın 'Dava' adlı romanından bir bölümdür. Mahkemeye hakaret kastım yoktur."
Hâkimin öfkesi dinecek gibi değildi. Önündekk dosyalara elinin tersiyle vurarak, "Kafka mı, o mu demiş bize,soytarı, diye; kim bu Kafka ne hakkı var yüce mahkemeye hakaret etmeye?!" Diye bağırdı...
Mahir Günşiray biraz şaşkın ama çok da tedirgin bir sesle:
"Ünlü romancı efendim.Franz Kafka..."
"Nerede yaşıyor bu adam?"
Salondan, " Yaşamıyor, öleli çok oldu" gibi hafiften sesler yükseldi, ama hâkim duyacak gibi değildi. Duysa bile öylesine öfkeliydi ki, öldüğüne inanmazdı zaten... Sinirli bir şekilde zabıt kâtibesi kıza yine dönerek:
" Yaz, kızım! Kafka adlı şahıs derhal bulunacak,mahkemeye çağrılıp ifadesi alınacak!" (Hata Yaptıysam Aramızda Kalsın)
"Aşkın temel duygularından biri de güvendi, geç de olsa anlamıştım." (Müsait Olduğumda Ararım Seni)
"İnandığın gibi yaşamazsan,yaşadığın gibi inanmaya başlarsın" (Aykırı Yazılar)
Hayatın tam içine girip, göze aldığım ne varsa dibine kadar yaşayıp sonra yine kendime dönmek bana hep iyi gelir. (Hata Yaptıysam Aramızda Kalsın)
Birisi öper, elbet, kalbimizden akan kanı... Birisi öper, mutlaka!... (Yine Seninle Geldi Hayat)

---
Kaynak: [Mardin Life](https://www.mardinlife.com/kitap/bana-turkce-bir-ekmek-ver-cezmi-ersoz-kitap-ozeti-konusu-ve-incelemesi)