# Belleğin Girdapları - Behçet Çelik Kitap özeti, konusu ve incelemesi

> Belleğin Girdapları kimin eseri? Belleğin Girdapları kitabının yazarı kimdir? Belleğin Girdapları konusu ve anafikri nedir? Belleğin Girdapları kitabı ne anlatıyor? Belleğin Girdapları PDF indirme linki var mı?  Belleğin Girdapları kitabının yazarı Behçet Çelik kimdir? İşte Belleğin Girdapları kitabı özeti, sözleri, yorumları ve incelemesi...

- Kaynak: Mardin Life
- URL: https://www.mardinlife.com/kitap/bellegin-girdaplari-behcet-celik-kitap-ozeti-konusu-ve-incelemesi
- Dil: tr-TR
- Yayın tarihi: 2022-05-15T09:00:12+03:00
- Güncelleme: 2022-05-15T09:00:12+03:00
- Yazar: Mardin Life
- Kategori: Kitap
- Görsel: https://cdn.mardinlife.com/2022/05/15/behcet-celik-kimdir-behcet-celik-kitaplari-ve-sozleri-222751.jpg

Kitap Künyesi
 Yazar: Behçet Çelik 
 Yayın Evi: İletişim Yayınları 
 İSBN: 9789750526947 
 Sayfa Sayısı: 266 
--reklam--
Belleğin Girdapları Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti
Yaban ya da yabancı değildim… Arada bir yer – onlardan olmadığım gibi büsbütün eloğlu da sayılmazdım. Bir şeyin kendi olmaktan çıkıp karşıtına dönüşme anında donup kalmış gibiydim. Daha ilginci, aynısı onlar için de geçerliydi. Yaban ya da yabancı değillerdi bana. Onların şansı kalabalık olmalarıydı, sayılarındaki çokluk, dönüp de sürekli benzerlerini, aynılarını görmek, bir dönüşümün ortasında kalakaldıklarını unutturuyordu onlara.
Belleğin Girdapları, kaçmak isteyen bir adamın hikayesi. Günlük hayatın getirdiklerinden, insan ilişkilerinin yoruculuğundan ve aslında, bunlara uyum sağlayamayan kendisinden kaçmak... Onunkisi yeni bir hayat beklentisi değil, en fazla “iyi olacak” sezgisi… Daha iyi hatırlayabilmek için yaşadıklarını yazmayı istese de hatırlamaktan, bir “hayıflanma kuyusuna” düşmekten korkuyor. Ama kaçamıyor… Kaçabildiği en uzak nokta, “şehrin sonunda” bir yerleşim yeri: Ona tekinsiz hatta giderek tehditkar gelen atmosferiyle, gerçek bir inzivaya izin vermeyen, “öfkelenememenin yorgunluğuyla” kendi boşluğuna düşüşü hızlandıran bir mahalle, “Serpmetepe.”
Behçet Çelik, bir adamın zihninin derinlerine iniyor, katman katman onu keşfediyor. Edebiyat yolculuğunun en derinlikli karakterlerinden birine, kusursuz bir üslupla imza atıyor.
--reklam--
Belleğin Girdapları Alıntıları - Sözleri
Minnetini söyleyemeyen mihnet nasıl ifade etsin?
Çocukken bahçemizdeki akasya fidanının yapraklarını yolmuştum bir keresinde. Hoşuma gidiyordu dibinden tutup bir çekişte sekiz on yaprağını söküp almak. Ağustos olmalı yaz tatilinin sonları. Bunca sıkıldığıma göre . Bir zaman sonra akasya tek tük çiçeğe durmuştu. Çok şaşırmıştım gördüğümde. Akasyayı kandırmıştım, dallarını yapraksız görünce bahar geliyor sanmıştı zavallı. Sanırım ben o fidana yaptıklarımın bedelini kendimi kandırıp durmakla ödeyip durdum yıllar boyunca.
Bu manzara neden hoşuma gidiyor bilmiyorum. Sis buradaki varlığımı mı andırıyor, bu haliyle daha bir yerleşik mi hissediyorum kendimi? Ya da tam tersine sadece kendimin değil herşeyin, herkesin hatta gezegenin gelip geçiciliğini mi hatırlatıyor?
Nelerden kurtulduğumu farkettiğim her anda, artık onların dünyamda olmadığını her hatırlayışımda derin bir oh çekerek anıyorum bitmiş gitmiş, geride kalmış olanları.
Yaban ya da yabancı değildim. Durumum, konumum başkaydı. Arada bir yer - onlardan olmadığım gibi büsbütün eloğlu da sayılmazdım. Bir şeyin kendi olmaktan çıkıp karşıtına dönüşme anında donup kalmış gibiydim. Daha ilginci, aynısı onlar için de geçerliydi. Yaban ya da yabancı değillerdi bana. Onların şansı kalabalık olmalarıydı, sayılarındaki çokluk, dönüp de sürekli benzerlerini, aynılarını görmek, bir dönüşümün ortasında kalakaldıklarını unutturuyordu onlara.
Bir şey, bir sızı, bir yokluk, bir boşluk, içinde bulunduğum andan beni az ya da çok uzak tutan o tatsızlık hep bakiydi. Hem orada olup hem de olmamaya alıştım zamanla - bunu da iyi yaptım.
“Ev doğru dürüst ısınmıyor, şikâyetçi değilim, üst üste iki kazak giyip omzuma hırka alıyorum masaya oturduğumda, ayaklarımda çift çorap.Elektrikli ısıtıcı az ötemde.Bin yıl önceki öğrenci evimiz gibi kokuyor içerisi; bunu seviyorum.Hatırlamak bazen daha çok ısıtabiliyor ısıtıcadan.”
Susarak anlaşmak için de ortak bir dil gerektiğini, bu adamla böyle bir suskunluk dilimiz olmadığını, bu yüzden gergin olduğumuzu düşündüm.
“Nelerden kurtulduğumu fark ettiğim her anda, artık onların dünyamda olmadığını her hatırlayışımda derin bir oh çekerek anıyorum bitmiş gitmiş, geride kalmış olanları.”
Bir tek hayatımız var, son düğümün ne zaman atılacağı meçhul; çekiştirmek, sürdürmek, sürüklemek lazım henüz elimizin altındayken. Eski, küçük düğümler zamanla çözülüyor kendiliğinden ya da unutup geçiyoruz. Peki ya bir türlü geçemediklerim, kördüğümler, durup durup oynadığım beter hale getirdiğim. Her şey eldir, dokunur dokunmaz toz gibi dökülürken, sapasağlam kalmış bu düğümlere sarılmayı çare sananlardan olmalıyım. Aklım bu kadarına eriyor. Bir büyük gizemi çözecek değilim, çözülsün istediğimi de sanmıyorum. Bu yaşıma kadar elde ettiklerim sadece bunlar, nu dolaşık düğümler.
Yeni düğümlerden kaçtıysam, kaçıyorsam, bundan sonra sadece eskileriyle oynamak istediğimden.
Kalamadığım için geldim, buranın bir cazibesi olduğundan değil.
Eskiden, birkaç yıl öncesine kadar, "Bu yokluk hissi içimi böyle yaktığına göre bir zamanlar varmış, yaşanmış, " diyerek avutabilirdim kendimi. Kederi var edenin eski sevinç tortuları olduğunu düşünmenin de bir tadı vardı o zamanlar.
Yazarak hisler, hatıralar sabitlenebilir mi peki?
Biyolojik saatin kayması için enlem, boylam değiştirmeye gerek yok, başka şeyler değiştiğinde de içeride çok şey sarsılıp yerinden oluyor.
Kaşların çatıklığında, sinirle üflenen sigara dumanlarında, gizemli sessiz bakışlarda, biteviye baş sallamalarda hep aynı çığlık - belki de çiğlik. Herkes her şeyi biliyordu, daha önemlisi bildiğinin bilinmesini istiyordu; herkes haklıydı, ama bu yetmiyordu hiçbirine, başkaları da kendilerine hak versin diye tutuşuyorlardı, çıldırmak üzereydiler.
--reklam--
Belleğin Girdapları İncelemesi - Şahsi Yorumlar
Bazı kitapların isimleri içindekileri öyle güzel ve tam anlamıyla anlatıyor ki tabi bunu okuduktan sonra anlayabiliyorsunuz.Bu duyguyu Hasan Ali Toptaş'ın Heba'sın da da çok net hissetmiştim o da bir dipnot olsun.Adından da anlaşılacağı üzere kitapta hafızasındakiler içine yer etmiş hatıralarına sığınıp şuan ki zamandan soyutlanmak isteyen bir adamın sancılarını okuyoruz.Sancı diyorum çünkü her ne kadar geçmişe özlem hesaplaşma hisleri ile dolsa da içi şuan ki zamandan da tam anlamıyla kopamayışını bir yerlerden tutunma ihtiyacındaki hayat belirtisini çok güzel anlatıyor.İnsan okudukları ile kendi geçmişine de zaman zaman yolculuk yapmıyor değil.Belleğin Girdapları,bir adamın geçmiş ile şimdiki zaman arasındaki yutmaya çalışan girdapları arasındaki duruşunu hatta bazen durama-yaşını anlatan insanın kendini zaman zaman geçmişte bulduran çok iyi kitaptı. (tuce y.) 
Behçet Çelik'in "Belleğin Girdpları" isimli romanını yeni bitirdim. Cahilliğimden olsa gerek Behçet Çelik'in adını duymama vesile olan kitap "Kurbağalar İnanıyorum" isimli edebiyat söyleşisi kitabıydı. Başka bir kitabını okumamıştım Behçet Çelik'in. "Belleğin Girdapları" kitabının kapağındaki görsel kitaba dair de birçok arka kapak yazısından daha çok şey anlatıyor. Yukarıdan bir ışık hüzmesi düşüyor adamın üstüne. Onu aydınlıkta bırakıyor. Bu roman, anlatıcı/baş karakterin geçmişine, bugününe (bir şeyin kendi olmaktan çıkıp karşıtına dönüşme anında donup kaldığı yer), aşklarına, açmazlarına, düşlerine, korkularına, saplantılarına bir ışık hüzmesi indiriyor Behçet Çelik. Çok belirgin ana karakterin etrafında yüzen gölgeler var romanda. Hatıralar bölük pörçük. Kızgınlık, kırgınlık, bir yere ait olmaya çalışırken bir anda işlerin rast gitmemesi ve gidecek başka bir yerin de olmayışı... Romanın elbette en güçlü tarafı yazarın dili. Çok usta bir kalem, hem sözcük seçimleri, hem onları nasıl dizdiği, benzetmelerindeki biriciklik... Dili ziyadesiyle güzel. Bir karakteri böylesine tahlil etmek de birikim gerektiriyor. Okurken, ben yazsaydım ne kadar anlayabilirdim bu hikayeyi diye düşündüm. Çok çok 5-6 sayfada biterdi herhalde. Ustalık böyle bir şey olsa gerek. Şöyle sıkı bir dili olsun, bir zihnin içinde yolumuzu kaybedeli diyorsanız buyurun "Belleğin Girdapları"na. İyi okumalar... @behcetcelik #behçetçelik #belleğingirdapları #roman #türkiyerdebiyatı #iyikitap #neokudum #neokusam #zorbakitabevikafe #bookstagram #instagram #book #kitap #kitaptavsiyesi #kitaplık (Özgür Çırak) 
Öyküleriyle tanıyıp sevdiğim Behçet Çelik’ten ilk kez bir roman okudum.Gerçi öyküleri de roman tadı verir bana genelde.
Hani pek çok kişinin dilinde sakız gibi uzayan “Bir sahil kasabasına yerleşme isteği “ vardır ya, çoğunlukla gerçekleşmeyen.Zamanın yavaşladığını da düşünürüz nedense böyle yerlerde.
Roman kahramanımız da kent yaşamından, çevresinden, en çok da kent yaşamındaki kendisinden kaçmak istiyor.Bu amaçla bir sahil kasabasında yerleşmeyi gerçekleştirecek güce sahip olmadığından, ya da kentle olan bağlantılarını tamamen koparacak özgürlüğe sahip olmadığından dolayı, kentin dışında Serpmetepe’ye taşınır.
Amacı kimseyle yakınlaşmadan yaşamaktır ve belki de en çok özlemini duyduğu geçmiş zaman dilimlerini hatırlamak.
Roman boyunca karakterin belleğinde, aklında, geçmişinde ve şimdisinde dolaşırken, kendimizden de çok şey bulabileceğimiz bir kitap olduğunu düşünüyorum Belleğin Girdapları’nın.
Zevkle okudum. (Özlem Akbaş) 
--reklam--
Belleğin Girdapları PDF indirme linki var mı?
--reklam--
Behçet Çelik - Belleğin Girdapları kitabı için internette en çok yapılan aramalardan birisi de Belleğin Girdapları PDF linkidir. İnternette ücretli olarak satılan çoğu kitabın PDFleri bulunmaktadır. Ancak bu PDF'leri yasal olmayan yollarla indirmek ve kullanmak hem yasalara hem de ahlaka aykırıdır. Yayın evlerinin sitesinden PDF satılıyorsa indirebilirsiniz.
Kitabın Yazarı Behçet Çelik Kimdir?
Behçet Çelik 1968'de Adana'da doğdu. Adana Anadolu Lisesinden 1986'da, İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesinden 1990'da mezun oldu. İlk yazısı 1986'da Yeni Adana gazetesinde, ilk öyküsü 1987'de Varlık'ta yayınlandı. Çeşitli dergilerde öykü, yazı ve çevirileri yayınlanan Çelik, Yazılı Günler ve Virgül dergilerini yayınlayanlar arasında yer aldı. 1989'da Akademi Kitabevi Öykü Başarı Ödülünü kazandı; Gün Ortasında Arzu isimli öykü kitabı 2008'de Sait Faik Hikâye Armağanına, Diken Ucu adlı öykü kitabı da 2011'de Haldun Taner Öykü Ödülüne değer bulundu. İki Deli Derviş(1992), Yazyalnızı (1996), Herkes Kadar (2002), Düğün Birahanesi (2004), Gün Ortasında Arzu (2007), Diken Ucu(2010) adlı öykü kitaplarının yanı sıra Dünyanın Uğultusu (2009) ve Soluk Bir An (2012) adlı romanları ile Sınıfın Yenisi adlı ilkgençlik romanı (2011) yayınlandı. Çelik'in doğup büyüdüğü Adana üzerine yazılmış yazılardan oluşanAdana'ya Kar Yağmış (2006) adlı bir de derlemesi ve Ateşe Atılmış Bir Çiçek/ Yazarlar, Kitaplar, Okuma Notları(2012) adlı bir deneme kitabı bulunmaktadır. Behçet Çelik'in "Çok Tanıdık, Çok Bildik" isimli öyküsü ABD'de yayımlanan Istanbul Noir adlı kitapta, "Soğuk Bir Ateş" adlı öyküsü de Hollanda'da yayımlanan Stad en Mens adlı kitapta yer almıştır.
--reklam--
Behçet Çelik Kitapları - Eserleri
Gün Ortasında Arzu
Belleğin Girdapları
Diken Ucu
Dünyanın Uğultusu
Soluk Bir An
Sınıfın Yenisi
Düğün Birahanesi
Herkes Kadar
Kaldığımız Yer
Yolun Gölgesi
Patikaların İyi Yanı
Yazyalnızı - İki Deli Derviş
Çantasızlar Kampı
Ateşe Atılmış Bir Çiçek
Adana'ya Kar Yağmış
Düğün Birahanesi
Dünyaya Baktığımız Yol
--reklam--
Behçet Çelik Alıntıları - Sözleri
her düşüme sindi şu uyanıklık. (Yazyalnızı - İki Deli Derviş)
“Seyrelmek istemiyor, yok olmak gibi bir şey bu onun için, dağılmak, ortalığa saçılmak, bir daha toparlanamamak.” (Patikaların İyi Yanı)
“Benim güçsüzlüğüm kendini güçlü hissetmene neden oluyor, biliyorum,” dedi.
“Çok yanlış,” dedim. “Bu çok yanlış.”
“Doğru olan ne peki? Çırpınıyorum karşında, susuyorsun. Daha da zorlarsam, kelimelerin yetmediğini söyleyeceksin hep yaptığın gibi. Takılmışsın buna. Beni üzmekten zevk alıyorsun. Yaşadığını böyle hissediyorsun. Kim bilir, kimin öcünü alıyorsun beni böyle sefil hallere sokunca.” (Gün Ortasında Arzu)
Baykuşun tünediği daldayım. Baykuş değil yarasa - baş aşağı asılıyım. (Gün Ortasında Arzu)
Oysa gitmeyi bilen ne de güzel gidiyordu. (Gün Ortasında Arzu)
çevremizi saran incir ağaçlarının kokusu, yalnızca sarhoş olduğum zamanlar duyduğum bir acıyı depreştirdi. yitip gidenin peşinden bakmaya benziyordu. artık göremeyeceğini bildiğin bir dostu, gece rüyanda görüp, sabah ağlayacak
gibi uyanmaya. haymada oturan adamın ufkuna bir iki incir ağacı yerleştirdim. insan neler düşünür böyle bir haymada, bir yola, bir ufka bakarken? (Yazyalnızı - İki Deli Derviş)
incecik bir yara, hiç iyileşmiyor. (Yazyalnızı - İki Deli Derviş)
Her şeyin sonsuza dek değiştiğini ikimiz de anlamıştık, ama tam bize göreydi benim böyle debelenmem ve onun hiçbir şey dememesi. (Diken Ucu)
kardeşim, demezler mi, dostum, canım, bir tanem, nedir bu seni hülyalı hülyalı ortalığa bakmaya zorlayan şey? (Yazyalnızı - İki Deli Derviş)
Neresi olduğunu kestiremediğim bir yerler açıyor içimde. Bedenin mi bana ait olmaktan çıkıyor, acı mı yer değiştiriyor? Kalbim diyorum, karnım diyorum, göğsüm, hepsinin arasında bunca yıldır farkında olmadığım bir boşluk, neresi bilemiyorum. (Yolun Gölgesi)
yaşaya yaşaya, acısını duya duya, uykusuzluğu, açlığı, her şeyi bir umutsuzluğa ulayan karamsarlığıyla bitireceğim bu kederi. bir sabah, belirli ölçekte keder duyup belirli litre gözyaşı akıtınca, aylar yıllar sonra ilk kez, kedere değil de sabah sevincine uyanacağım. (Yazyalnızı - İki Deli Derviş)
tek doğru; her şeyin bir kederle birlikte örüldüğü. (Yazyalnızı - İki Deli Derviş)
(...)Dönüp dolaşıp aynı cümleleri yeniden ısrarla peş peşe yineleyen, sanki bütün dünya onlara bir şeyler-para, mülk, unvan, itibar- borçluymuşçasına mağdur ve bundan her daim haklılık, aksilik ve şirretlik almaşığı bir ömür devşiren adamlarla kadınların evreninde sıkışıp kalmış hissetmekten bıkkın, her yanını balçık bataklık kaplamışçasına hareket edememiş olmaktan yorgun, gecenin korkusundan, kaygısından henüz sıyrılamamış halde ağır aksak yürürken tökezleyiverdi, düşer gibiyken doğruldu. (Patikaların İyi Yanı)
"Bir yemeği güzelleştiren yapan değil yiyenlerdir." (Düğün Birahanesi)
Görüşmelerimiz de bu yüzden seyrelmişti. Bana ev içleri, o ikisine dışarısı batıyordu. Kimselerle görüşmediklerini söylemişlerdi bir keresinde. Şikayetçiye benzemiyorlardı bundan. Yalnızca Aytül, insanların her şeyde bir karşılık beklemelerinden bunaldığını söylemişti.

"Bizim ev her zaman, herkese açık, ama her gelen bizim de onlara 'iade-i ziyaret' e gitmemizi bekliyor," demişti. Kendi sözleriyle dolduruşa gelip sesini yükseltmişti ardından. "Ne bu ya? Arkadaş mıyız, diplomatik misyon şefi miyiz, anlamadım!"

Sezai Aytül'e o akşam, "Şefim, büyükelçim" diye takılmıştı sürekli. (Düğün Birahanesi)
Gözyaşlarım kırık şimdi. (Patikaların İyi Yanı)
Kelimeleri boş verelim, can dostlarımdan birinin dediği gibi, bazı anlamlara gelmiyor onlar. (Kaldığımız Yer)
'Herkesin kendini övdüğü bir çağda yaşıyordu.Kimse utanmıyor bundan.' Behçet Çelik - Soluk Bir An (Soluk Bir An)
Başkasının değil senin ne düşündüğün önemli.... (Patikaların İyi Yanı)
Bunca kapkaranlık bir dünyada, bu rezaletler bileşkesi karşısında, içimizi yakan kendilik kuruntularımızdan kurtulmanın yegâne yolunun sencileyin başkalarına, kendimiz gibi olmayanlara, onların acılarına, sızılarına açılmak olduğunu sezmezden geldik de ne oldu, ne elde ettik kızım? (Kaldığımız Yer)

---
Kaynak: [Mardin Life](https://www.mardinlife.com/kitap/bellegin-girdaplari-behcet-celik-kitap-ozeti-konusu-ve-incelemesi)