# Bir Darbenin Anatomisi - Yılmaz Öztuna Kitap özeti, konusu ve incelemesi

> Bir Darbenin Anatomisi kimin eseri? Bir Darbenin Anatomisi kitabının yazarı kimdir? Bir Darbenin Anatomisi konusu ve anafikri nedir? Bir Darbenin Anatomisi kitabı ne anlatıyor? Bir Darbenin Anatomisi PDF indirme linki var mı?  Bir Darbenin Anatomisi kitabının yazarı Yılmaz Öztuna kimdir? İşte Bir Darbenin Anatomisi kitabı özeti, sözleri, yorumları ve incelemesi...

- Kaynak: Mardin Life
- URL: https://www.mardinlife.com/kitap/bir-darbenin-anatomisi-yilmaz-oztuna-kitap-ozeti-konusu-ve-incelemesi
- Dil: tr-TR
- Yayın tarihi: 2022-04-24T02:00:08+03:00
- Güncelleme: 2022-04-24T02:00:08+03:00
- Yazar: Mardin Life
- Kategori: Kitap
- Görsel: https://cdn.mardinlife.com/2022/04/24/yilmaz-oztuna-kimdir-yilmaz-oztuna-kitaplari-ve-sozleri-206905.jpg

Kitap Künyesi
 Yazar: Yılmaz Öztuna 
 Yayın Evi: Ötüken Neşriyat 
 İSBN: 9789754379754 
 Sayfa Sayısı: 480 
--reklam--
Bir Darbenin Anatomisi Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti
Yılmaz Öztuna bu kitabında 1876 askeri darbesini, Sultan Abdülaziz'in tahttan indirilmesi ve ölümü olayını bütün detayları ile anlatıyor. Bütün o dönemin şahitlerinin ifadelerini naklediyor. 
1876 Darbesi, sonradan imparatorluk ve Cumhuriyet Türkiyesi'nde yapılan diğer askerî darbelere örnek oluşturduğu için çok önemlidir.
(Tanıtım Bülteninden)
--reklam--
Bir Darbenin Anatomisi Alıntıları - Sözleri
(...). Zavallı Sultan Murad, atalarının tahtında değil, alelâde bir koltuğa oturtularak padişah ilân edilecekti. Hiçbir zaman da Bayram Tahtı'na oturamadı. Som altın ve mücevherler gömülmüş olan ve bugün Topkapı Sarayı Hazînesi'nde cam içinde teşhir edilen bu taht, vezîr-i âzam Dâmad İbrahim Paşa tarafından parçalar hâlinde Kahire'de yaptırıldıktan sonra bu parçalar İstanbul'da birleştirilmişti. Altın levhalar Derviş Bey'in, üzerine kakılmış mücevherler ise Kuyumcu İbrahim Bey'in eseridir. Bu şekilde taht 23 Eylül 1585'te Cihan Hâkanı Üçüncü Sultan Murad'a sunulmuştur. Bazıları güvercin yumurtası büyüklüğündeki zümrütleri, gök ve sarı yâkutları, zeberced ve fîruzeleri göz kamaştırmaktadır. İşte bu taht, 1585'ten saltanatın sonuna kadar yılda iki defa, bayram günleri padişahlar tarafından, bir de bîat (tahta geçme) törenlerinde mutlaka kullanılmıştır. Hiçbir padişah yılda iki defadan fazla bu tahta oturmamıştır. Son defa tahta oturup bîat kabûl eden zât Sultan Abdülaziz'in oğlu İkinci Abdülmecid'dir ki, 1922 Kasım'ı sonunda bu taht üzerinde halife sıfatıyla bîat kabûl etmiştir.
Beylerbeyi Sarayı’nda devlet adamlarını, kendisine alıştırdığı bir erkek arslan yanında olduğu halde kabûl eden padişahın ve yanındaki hayvanın azametinden, ziyaretçilerin yürekleri ağızlarına geliyordu
Bestekâr, neyzen, ressam, sportmen, asker, donanma ve silâha ibtilâ derecesinde meraklı, çok mağrur bir hükümdardı. Fakat şahsî muamelelerinde pek nâzikti. Sert mizacı altındaki merhamet ve şefkat hisleri kuvvetliydi. Kızdığı zaman soğukkanlılığını muhafaza edemezdi. Dindar, fevkalâde vatansever, heybetli bir padişahtı. Büyük zekâsının yanında, aynı zamanda bir safdillik içindeydi. Ağabeyi gibi, aşırı derecede cömertti. İlk 10 senesinde dengeli, nispeten muktesit bir hayat yaşadı
- Bunlar Sultan Murad’ın cülûs toplarıdır Vâlide, dedi. Beni amcam Sultan Selim’e döndürdüler ve bu işi Avni Paşa yapmıştır. Sanırım Rüşdü Paşa ile Ahmed Paşa da birliktir. Cenâb-ı Hakk’ın takdiri böyle imiş!

Ancak bu davranışı sonradan nice tarihçi ve yazar tarafından Sultan Aziz’in basiretinin bağlanması şeklinde değerlendirilecek, mukavemet etmediği için çok kınanacaktır.
Sultan Murad'ın İngiltere seyahatinde tanışıp şahsî dostluk kurduğu ve sonra devamlı mektuplaştıkları İngiltere Veliahdı Galler Prensi Edward (Yedinci Edward)'ın teklifiyle farmason olduğu duyulmuşsa da halk buna inanmamıştı. Bir Osmanoğlunun, hele kutsal hâkanlık tahtının vârisi bir şehzâdesinin farmason olabileceğine kimse ihtimal vermemişti.
Sultan Aziz- Sultan Murad - Sultan Hamid üçgeni, Sultan Selim - Sultan Mustafa - Sultan Mahmud üçgeninde benzemektedir. Adeta tarih, 68 yıl arayla tekerrür etmiştir.
Nâmık Kemâl ise daha Magosa’dadır. Orada söylenegeldiği gibi zindana falan atılmış değildir. Son yıllarda Türk Tarih Kurumu’nun 4 büyük cilt hâlinde yayınladığı mektuplarında açıklandığına göre zevk, sefa ve keyif içinde yaşamakta, güzel şiirler yazmaktadır.
Tanzimat yukarıdan aşağıya bir reformdur. Büyük Fransız İhtilali gibi, hükümdar selahiyetlerini aşağıdan gelen baskıyla budamamıştır. Onun için ihtilal değil, reformdur.
tarih, siyaset değildir. tarihçi siyâsî cereyanları tarafsiz şekilde incelemeye alışmış adam demektir. bu alışkanlığı edinememiş, günün modasına göre söz söyleyen yazar, tarihçi değildir. çünki siyâsî rejimler ve fikir modaları, daima değişir. bu değişiklikler içinde ve gelecekte tarihçi, tarafsız kalmasını ve gerçekleri aksettirmesini bilmiş olmalıdır.
Halk, israfına rağmen, bu hükümdarı seviyordu. Osmanoğlu olması, bu sevgiyi kendisine doğuşundan sağlamıştı. Üstelik halîfe olduğu için, mü’min bir Müslüman, padişaha karşı gelerek günaha girmek istemezdi. Kara ve deniz manevralarına katılması, askerle karavana yemesi, ordu ve donanma ve askere gösterdiği itina ve çok açık sevgi, prestijini artırıyordu. Kadınlarına düşkün değildi. Millet, ağabeyi Sultan Abdülmecid’i çok sevmiş, fakat kadınlarından da bıkmıştı. Sultan Aziz için böyle bir şey bahis mevzuu değildi... Dört zevcesi dışında bir câriye ile ilişkisi duyulmamış, Abdülaziz Hân böyle bir şeyi küçüklük saymıştı
--reklam--
Bir Darbenin Anatomisi İncelemesi - Şahsi Yorumlar
Tarihimizin en feci en yürek yakan olaylarından Sultan Abdülaziz’in haksız yere tahttan indirilip elim şekilde şehid edilişi yazarın kendine has ve aydınlatıcı üslubu ile anlatılmış. Okurken duygulara hakim olmak yaşanılan üzüntüyü insan yüreğinde hissetmemek mümkün değil… Allah cc çerkes Hasan’a rahmet eylesin. İsterdim ki suçlular daha ağır sekılde cezalandırılsın!.. (Sitare) 
Türkiye tarihinin en feci olaylarından birisi olarak kayıtlara geçen, Sultan Abdülaziz'in önce hâl edilmesi, ardından da şehid edilmesi ile sonuçlanan ve tarihin seyrini değiştirerek felaketlere sebep olan 30 Mayıs 1876 darbesini, giriş, gelişme ve sonuç itibariyle detaylıca ele alan muhteşem bir eser... (Ömer Faruk Çetin) 
Kitap, Sultan Abdulaziz’in tahttan indirilmesi ve ölümüyle sonuçlanan bir dizi tarihi olayın ayrıntılı incelenmesini konu alıyor. Bir tarih kitabı olmasına rağmen, tıpkı bir roman gibi sürükleyici bir dil kullanılmış. Okunması kolay, anlaşılır ve akılda kalıcı bir anlatım tarzı var ama bir tarih kitabına göre bazı yerlerde tarafsızlıktan uzaklaşılmış. Yazar eldeki delilleri, tanık ifadelerini ve tarihi kayıtların işaret ettiği gerçekleri, kararı okuyucuya bırakmadan bizlere sunuyor. Elbetteki bu durum, bize anlatılan tarihi olayların vahametini azaltmıyor.

Tarihçi yazar Yılmaz Öztuna, öncelikle o dönemin fotoğrafını çekerek anlatıma başlamış. 1876 yılındaki içinde Osmanlı’nın da bulunduğu imparatorlukları askeri ve siyasal güç, nüfus, orduların durumu, sınırlar, ulaşım ağı v.s. yönlerinden karşılaştırmış.

Darbenin hemen öncesindeki iç ve dış siyasetin ne durumda olduğu, Sultan Abdulaziz’in nasıl bir padişah olduğu, yönetme biçimi ve icraatları anlatıldıktan sonra, darbeye ve suikaste karışan siyasetçi, bürokrat ve askerlerin karakter özelliklerinden bulundukları makamlara nasıl geldiklerine ve olaylara neden karıştıklarına kadar tüm ayrıntılar anlatılmış.

Sultan Abdulaziz’in tahttan indirildikten sonra ölümüyle ilgili intihar iddialarına karşı olayın bir cinayet olduğuna dair tüm tıbbi raporlar, uzman görüşleri, şahit ifadeleri, günlükler, karakol kayıtları sunulmuş. Söz konusu deliller ve şahitler, daha sonra 2. Abdülhamid tarafından bu olayın soruşturulması için kurulan ve yine bu kitapta ayrıntılı olarak incelenen Yıldız Mahkemesi kayıtlarında da yer alıyor. (şayel) 
--reklam--
Bir Darbenin Anatomisi PDF indirme linki var mı?
--reklam--
Yılmaz Öztuna - Bir Darbenin Anatomisi kitabı için internette en çok yapılan aramalardan birisi de Bir Darbenin Anatomisi PDF linkidir. İnternette ücretli olarak satılan çoğu kitabın PDFleri bulunmaktadır. Ancak bu PDF'leri yasal olmayan yollarla indirmek ve kullanmak hem yasalara hem de ahlaka aykırıdır. Yayın evlerinin sitesinden PDF satılıyorsa indirebilirsiniz.
Kitabın Yazarı Yılmaz Öztuna Kimdir?
20 Eylül 1930 İstanbul doğumludur. İstanbul'da lise tahsilinin yanında İstanbul Konservatuarına devam etti. 1950 - 1957 yıllarında Paris'te kaldı. Paris'in büyük kütüphanelerinde çalıştı. Paris Üniversitesi Siyasi İlimler Enstitüsü'nde Sorbonne'da Fransız Medeniyeti kısmında, Alliance Française'nin yüksek kısmında okudu ve Paris Konservatuarı'na devam etti. 13 yaşında ilk makalesi ve 15 yaşında ilk kitabı basıldı.

1969'da Adalet Partisinden Konya Milletvekili seçilerek Ankara'ya yerleşti. Türkiye Radyo Televizyon Kurumu'nda denetleme kurulu üyesi, repertuvar kurulu üyesi, eğitim kurulu üyesi (Ocak 1966- Kasım 1981), Kültür Bakanlığı'nda bakan başmüşaviri (1974-77), İstanbul Teknik Üniversitesi Türk Musikisi Devlet Konservatuarı'nda kurucu yönetim kurulu üyesi ve Türk Musıkisi Korosunda kurucu yönetim kurulu üyesi (1975'den beri) , Yay-kur (Yaygın Yüksek Öğretim) üniversitesinde Osmanlı siyasi ve medeniyet tarihi öğretim üyesi (1975-78), Milli Eğitim ve Kültür bakanlıklarında 1969'dan beri pek çok ihtisas kurulunda üye ve başkan oldu.

1974-1980 arasında Türkiye Cumhuriyetinin resmi ansiklopedisi olan ve Milli Eğitim Bakanlığınca yayınlanan Türk Ansiklopedisi'nin genel yayın müdürü olarak K harfinden T harfine kadar olan ciltleri yayınladı. 1983'te Milliyetçi Demokrasi Partisinin kurucuları arasında bulunarak merkez genel yönetim kuruluna seçildi, sonra istifa etti. 1985'de Faisal Finans Kurumu müşaviri oldu.

Pek çok radyo ve televizyon programı yaptı, bunlarda konuştu. Bazı konuşmaları A.B.D., Fransa, Avusturya gibi ülkelerin televizyonlarında yayınlandı. Bazı kitap ve yazıları çeşitli dillere tercüme edildi. Dünyada ilk defa olarak Türk Musikisi Tarihi kürsüsünü kurdu. "Büyük Türkiye", "Osmanlı Cihan Devleti", "Büyük Türk Hakanlığı" gibi son yıllarda çok kullanılan tarihi ve siyasi tabirler, Yılmaz Öztuna'nındır. Ayasofya Hunkar Mahfilinin ibadete açılması ve Topkapı Sarayında Hırka-i Saadet Dairesinde Kuran okunması, 1000 Temel Eser, Ankara Devlet Konser Salonu ve İstanbul Atatürk Kültür Merkezinin Türk Musikisine açılması gibi fikirler ve realizasyonlar Yılmaz Öztuna'nındır ve siyasi iktidara onun tarafından telkin ve kabul ettirilmiştir. Türk Kara Kuvvetlerinin ve Deniz Kuvvetlerinin evvelce yanlış olarak kutlanan yıldönümlerini bugünkü doğru başlangıç tarihleri ile kutlanmasını sağlayan da Yılmaz Öztuna'dır.

Birçok konferans verdi. 6 kıtada pek çok ülkeyi gezdi, devlet adamları ve halkla görüşerek incelemeler yaptı. Milletlerarası birçok kuruluşa üye seçildi.

Türkiyede Osmanlı tarihinin çatışmasız bir anlayışla algılanmasında katkısı vardır. Türk Parlamenterler Birliği, İstanbul Gazeteciler Cemiyeti, Ankara Aydınlar Ocağı, Anadolu Kulübü, Yahya Kemali Sevenler Cemiyeti, İstanbul Şehrini Güzelleştirme Derneği, Müsteşrikler Cemiyeti, WACL, APACL, NATO Parlamenterler Birliği, Parlamentolararası Türk - Japon ve Türk - Kore, Türk - Suudi Dostluk cemiyetleri, Avrupa Konseyi cemiyeti, Yılmaz Öztuna'nın üye, kurucu olduğu veya bulunduğu milli veya milletlerarası kuruluşlar arasındadır.

1 Eylül 1998 tarihinden itibaren Türkiye Gazetesinin başyazarlığını yaptı. 9 Şubat 2012 tarihinde Ankara'da vefat etti.

ESERLERi:
- BiR DARBENiN ANATOMiSi
Yılmaz Öztuna bu kitabında 1876 askerî darbesini, Sultan Abdülazizin tahttan indirilmesi ve ölümü olayını, bütün detayları ile anlatıyor. Bütün o dönemin şahitlerinin ifadelerini naklediyor.

-TÜRK TARİHİNDEN YAPRAKLAR
Türk Tarihinden Yapraklar, Yılmaz Öztuna'nın 1968'te İstanbul Radyosunda yaptığı konuşmalardan oluştu. Her konu, bir konuşmadır. 1969'da Millî Eğitim Bakanlığının 1000 Temel Eser serisinin 11. kitabı olarak basılıp 20.000 tiraj bir haftada satıldı. 1992'de Millî Eğitim Bakanlığınca Türk Klasikleri serisine alındı ve bu serinin 17. kitabı olarak basıldı. Şimdiye kadar 5 baskıda 58.000 tiraj yapan Türk Tarihinden Yapraklar artık klasiklerimiz arasına girmiş bulunuyor. Osmanlı ağırlıklı olmak üzere 2.200 yıllık tarihimiz içinde tam bir gezintidir.

- OSMANLI PADİŞAHLARININ HAYAT HİKAYELERİ
Osmanlı Padişahlarının Hayat Hikâyeleri, Yılmaz Öztuna'nın klasikleşmiş kitaplarından biridir. Nesiller tarafından ilgiyle okundu. Bu kitaba dayanılarak senaryolar, piyesler yazıldı, filmler çekildi. 12 Osmanlı hâkan-halîfesinin kronolojik olarak hayatlarından kesitler veren bu eser, Osmanlı tarihinin en çarpıcı taraflarını vurguladı. Konuşmalar, o çağların Türkçesi ile yazıldı. Olaylar, çok duru ve klasik bir dille tasvir edildi.

-TÜRK TARİHİNDEN PORTRELER
Biyografi, tarihçinin edebiyata yaklaşabilme yeteneği ile orantılı bir türdür. Onun için, edebiyatın bir türü şeklinde de ele alınmıştır. Kitaptaki biyografiler, hayatları ve kişilikleri anlatılan şahsiyetlerin doğum sırasına göre kronolojik şekillerde sunuldu. En yaşlıları Bumin Kağan, en gençleri Turgut Özal olmak üzere... Hayatta bulunan bir kişiyi almaktan kaçındım. Tanıttığım şahsiyetlerin hepsinin Türk büyükleri, Türk dâhileri olmadıklarını sevgili okuyucularım hemen fark edeceklerdir. Daha mütevazi çapta büyükler de, Türke çok zarar vermiş birkaç kişi de alındı. Ancak çoğunluk, tarihimizin çeşitli alanlardaki dehalarından seçildi. Hiç unutulmasın, tarihin küçükleri de, tarihin büyükleri derecesinde milletlerin hayatını ve geleceğini şiddetle etkilemişlerdir.

- TARİH SOHBETLERİ I, II, III
Biz bir cihan imparatorluğunun varisleriyiz. Geleceğimize dair görüşler ileri sürer, programlar yaparken geçmişteki bu muazzam siyasî ve medenî tecrübelerimizden sonuna kadar istifade etmek bizim en tabiî hakkımızdır. Millet ve devlet olarak misyonumuzu belirlemekte en sağlam ölçüyü de böyle bir tarih şuuru ile getirebiliriz. Bu itibarla aydınlarımızın ve gençlerimizin kendi tarihleri hakkında muhtelif cihetlerden bilgi edinebilecekleri eserlere ihtiyaç duydukları muhakkaktır. Ötüken, işte bu mülahazalarla, Türk tarih ve mûsıkîsine yaptığı değerli hizmetler ve verdiği kıymetli eserlerle haklı bir şöhret kazanan değerli yazar Yılmaz Öztunanın "Tarih Sohbetleri"ni üç cilt halinde sunmaktan şeref duyar.
--reklam--
Yılmaz Öztuna Kitapları - Eserleri
Bir Darbenin Anatomisi
Türk Tarihinden Yapraklar
Yavuz Sultan Selim
Sultan 2. Mahmud
Türkler
Kanuni Sultan Süleyman
Osmanlı Padişahlarının Hayat Hikayeleri
Osmanlı Hareminde Üç Haseki Sultan
2. Abdülhamid
Türk Tarihinden Portreler
Osmanlı Devleti Tarihi 1
93 ve Balkan Savaṣları: Avrupa Türkiye'sini Kaybımız
Kısa Osmanlı Tarihi
Sultan Genç Osman ve Sultan IV. Murad
Kuruluş
Tarih Sohbetleri 1
Barbaros Hayrettin Paşa'nın Hatıraları
Büyük Türkiye Tarihi (14 Cilt)
Osmanlı Devleti Tarihi 2
Tarihçi Gözüyle
Fatih - Büyük Kartal'ın Gölgesi
Osmanlıya Veda
Avrupa Türkiyesi'ni Kaybımız
Tarih Sohbetleri 2
Tarih Sohbetleri 3
Genç Osman ve IV. Murad
Türk Tarihinde Ordu Faktörü
Tanzimat Paşaları: Ali ve Fuad Paşalar
Osmanlı Devleti Tarihi
Büyük Osmanlı Tarihi (10 Cilt)
Itri
Başlangıcından Zamanımıza Kadar Türkiye Tarihi Cilt 1
Türkler Araplar Yahudiler
Keçecizade Fuat Paşa
Devletler ve Hanedanlar
Resimlerle 93 Harbi
Abdülkaadir Meraği
Hacı Ârif Bey
Türk Bestecileri Ansiklopedisi
Türkiye'de Askerî Müdahaleler
Türk Mûsikîsi 2 Cilt
Başlangıcından Zamanımıza Kadar Türkiye Tarihi 9
Başlangıcından Zamanımıza Kadar Türkiye Tarihi 2
Başlangıcından Zamanımıza Kadar Türkiye Tarihi 4
Başlangıcından Zamanımıza Kadar Türkiye Tarihi 7
Başlangıcından Zamanımıza Kadar Türkiye Tarihi 5
Başlangıcından Zamanımıza Kadar Türkiye Tarihi 6
Başlangıcından Zamanımıza Kadar Türkiye Tarihi 3
Tarih ve Politika Ansiklopedisi
--reklam--
Yılmaz Öztuna Alıntıları - Sözleri
Uzun Hasan savaş sonrası Osmanlı şevket ve kudretini kavrayarak bir daha hayatının sonuna kadar Osmanlılara sataşmamak için azamî gayret göstermiştir.Bu husus ölürken oğullarına:"Osmanoğulları ile asla muharebe etmeyesiz!" şeklinde vasiyeti ile sabittir. (Fatih - Büyük Kartal'ın Gölgesi)
Haleb Büyük Câmii'ndeki Cuma namazında hatîb, hutbeyi Yavuz'un adına okumuş, Yavuz'u "Hâkimü'l-Haremeyni'ş-Şerîfeyn = Mekke ile Medîne'nin Hâkimi" diye anmıştır. Yavuz müdahale edip, "Hâkim" kelimesini "hâdim = hizmetkâr" şeklinde düzeltmiştir. (Yavuz Sultan Selim)
"İstanbul şivesi" dediğimiz, 2500 yıldan bu yana Türkler'in coğrafyanın her mekanında konuştukları binlerce şivenin ahenklisinin en ateşli savunucuları kimlerdir? Üsküblü Yahya Kemal'dir. Urfalı Nabi'dir. Trabzonlu Nihad Sami'dir. Diyarbakırlı Gökalp'tir. Hayatında bir defa İstanbul'a şöyle bir uğrayan Kırımlı Gaspıralı İsmail'dir.
İstanbul'daki parlak kültürü oluşturanların en büyük kısmı böyledir. Beldeyi şaheserleriyle donatan Sinan, Kayserili'dir. Uzun bir ihmal ve umursamazlık döneminden sonra şehrin imarını ele alan Menderes, Aydınlı'dır. İki kıt'anın yakasını birleştiren Demirel, Ispartalı'dır ve Özal, Malatyalı'dır. (Tarih Sohbetleri 1)
Mısır’daki Memlûk beylerini Kahire kalesinde bir tuzağa düşürerek imhâ eden Mehmed Ali,bunların, Mısır’ın zenginliğinin büyük kısmını teşkil eden milyarlar değerindeki servetine el koymuş, bu para ile büyük işler yapmıştı. Kavalalılar’ın günümüze kadar gelen büyük servetinin menşei budur. (Sultan 2. Mahmud)
Ortodoks ve Katolik mezheplerinin birleşmesi,
Ortodokslar'ın da Papa'nın ruhani şemsiyesi altına girmesi isteniyordu.Çaresiz kalan son "Kayser-i Zaman",bunu kabul etti.
1452 yılının 12 Aralık gününde Ayasofya'da Papa'nın gönderdiği Kardinal İzidor, Katolik ayiniyaptırdı.Bizans halkı, bu ayini nefretle seyretti. Elbette Türk hakimiyeti altında dini ve vicdanı hürriyetlerini muhafaza ederek yaşamak, çok daha hayırlı ve şerefli olacaktı.
Bizanslılar'ın bu görüşünü, Başbakan Büyük-Duka Lukas Notaras da paylaşlaşıyordu:
İstanbul'da Türk sarığını görmek, Latin şapkasını görmekten evladır, demişti. (Osmanlı Padişahlarının Hayat Hikayeleri)
Sitvatorok Muahedesi'ne rağmen Türkiye'nin, imparator'u hala sadrazamla eşit saydığına, yani Kanuni devrindeki protokole uyduğuna dair elimizde birçok vesika vardır. Bunlardan biri, Sadrazam Damat Nasuh Paşa'nın imparator Mathias'a yazdığı 26 Ekim 1612 tarihli mektuptur ki, imparatora "dostum" diye hitap etmektedir. (Sultan Genç Osman ve Sultan IV. Murad)
Fransa eyalet sistemini de 1790 larda kaldırdı. Eyaletleri illere parçaladı. Bizim Cumhuriyet döneminde yaptığımızın aynıdır. Fransa örnek alınmıştır. (Tarih Sohbetleri 3)
Bugün Türkiye devletinin kuruluşu, 900 yılı geçmiştir. Bu hadise, Türk milletinin tarih boyunca yarattığı en büyük eserdir. Anadolu'nun fethi için yüzyıllarca hazırlanan Türkler, 1074'te Türkiye devletini kurduktan sonra da yeni anayurtlarını savunmak, geliştirmek, ayakta tutmak ve büyük bir devlet hâline getirmek için akıl almaz çileler çekmişler ve en büyük fedakarlıklara katlanmışlardır. Üzerinde yaşadığımız topraklar, atalarımızın bizim hesabınıza yaptıkları sonsuz mücadelelerin eseridir. (Türk Tarihinden Yapraklar)
Mâhpeyker Kösem Haseki’nin üvey oğlu bir ateş parçasıydı.
Genç bir arslandı.
Fevkalâde yetişmişti.
Arabça, Farsça, hattâ bir rivâyete göre Batı dillerini öğrenmişti.
“Fâris” ve “Fârisî” mahlasıyle olgun şiirler yazıyordu.
Silâhşörlük ve pehlivanlıkta, babasından da üstündü.
Korku nedir bilmiyordu. (Osmanlı Hareminde Üç Haseki Sultan)
"Değerleri solcu ve solcu olmayan diye kesin çizgiyle ikiye ayıran zihniyet yıkılmadıkça, Türkiye iflâh olmayacaktır." (Türk Tarihinden Portreler)
Bütün Orta Çağ'ın (476-1453) bütün yeryüzünde geçen en büyük meydan muharebesi olan, her iki tarafta başkumandan olarak oğulları ile beraber tarihin en büyük asker hükümdarlarından ikisinin bulunduğu, Çin ile Adriyatik arasındaki ülkeleri paylaşan iki Müslüman ve Türk hakanının zaferi ölesiye çekiştiği Ankara muharebesi, Türkiye tarihinin en büyük felaketlerinden biridir. Osmanlı gelişmesini ve fütuhattını yarım asır geciktirmiş, Bizans'ın ve Orta Çağ'ın hayatını 50 yıl uzatmış, Anadolu birliğini ise 70 yıl geciktirmiştir. Yıldırım devrinde Osmanlı toprakları olan bazı yerler ancak 115 yıl sonra Yavuz Sultan Selim tarafından yeniden Türkiye'ye katılabilmiştir. (Osmanlı Devleti Tarihi 1)
Nâmık Kemâl ise daha Magosa’dadır. Orada söylenegeldiği gibi zindana falan atılmış değildir. Son yıllarda Türk Tarih Kurumu’nun 4 büyük cilt hâlinde yayınladığı mektuplarında açıklandığına göre zevk, sefa ve keyif içinde yaşamakta, güzel şiirler yazmaktadır. (Bir Darbenin Anatomisi)
Yıldırım Sultan Bayezid'in esirliği 7 ay 12 gün sürdü. 3 Mart 1403'te Akşehir'de vefat etti. 43 yaşındaydı. (Kuruluş)
Ebrûlerinin zahmı nihandır ciğerimde
Gül-ruhlerinin handelerî çeşm-i terimde
Eşkim yerinê kan dökülür dîdelerimde
Sevdây-ı muhabbet, esiyor şimdi serimde
Takdîre ne hâcet, bu da varmış kaderimde
Adlî (İkinci Mahmûd) (1785-1839) (Sultan 2. Mahmud)
"2.500 km'lik uzun bir yolu aşıp zafere ulaşılan bu başarılı seferin, hemen aynı şartlar altında 1812'de Napoléon'un, 1941'de Hitler'in Moskova'ya yaptıkları başarısız seferler göz önünde tutulursa, ne derece değer taşıdığı anlaşılır" (Yavuz Sultan Selim)
XVI. asırda da Türk kültürünün seviyesi, Avrupadan ilerideydi. Ilköğretim ve okuyup yazma, Avrupaya nazaran pek çok gelişmişti. Aydın tabaka ve kitap okuyanlar da önemli sayıdaydı. Avrupada bin yazma eseri bir araya getiren hükümdarlar parmakla gösterilirken, Doğuda onbinlerce yazmadan müteşekkil pek çok kitaplık vardı. XVI. asırda Avrupada basılan kitapların tirajı çok düşüktü. Bu tirajın çok fazlasını Türkiyede hattatlar ortaya koyabiliyordu. (Türk Tarihinden Yapraklar)
Türk denizciliğinin, Türk ordusu kadar kıdemi yoktur. Hatta Türkler, Anadolu'ya gelinceye , 11.asra kadar, denizci bir millet değillerdi denilirse mübalağa edilmiş olmaz. Gerçi milattan önceki asırlarda denizlere ulaşmışlardır. Fakat bir donanmaya ihtiyaç duymamışlardır. Türkler, Avrasya'yı seven bir kavimdir. Bir boğazı ve bir çölü atlayıp Afrika'ya bile geç tarihte intikal etmişlerdir. Açık denizden, hiç olmazsa 11.asra kadar hoşlanmamışlardır. (Kısa Osmanlı Tarihi)
Sultan Abdülhamîd'in düşürülmesi, Osmanlı İmparatorluğu'nun parçalanmasının ilk gerçek adımı olmuştur. Adı bile düşmanı ürkütecek, mazlûm Müslüman milletlere ümit verecek bir senboldü. Onun düşmesiyle yalnız Avrupa ve Balkan devletleri değil, Ermeniler, Yahûdiler gibi devlet sâhibi olmayan topluluklar da hedeflerine çok yaklaştıklarını hissetmişlerdir. (2. Abdülhamid)
Ordu yaptığın rezaleti gör diye Sadrazamın aleyhinde gösteri yaptıysa da seksenlik ihtiyar buna da aldırmadı. (Türkler)
Deismann göre: " Fâtih dünya tarihinde bir dönüm noktası yarattıktan sonra Doğu ve Batı'nın kapısında durarak bu iki alemin kültürünü nefsinde toplayan bir insandır." (Fatih - Büyük Kartal'ın Gölgesi)

---
Kaynak: [Mardin Life](https://www.mardinlife.com/kitap/bir-darbenin-anatomisi-yilmaz-oztuna-kitap-ozeti-konusu-ve-incelemesi)