# Bir Demet İstanbul - Mustafa Kutlu Kitap özeti, konusu ve incelemesi

> Bir Demet İstanbul kimin eseri? Bir Demet İstanbul kitabının yazarı kimdir? Bir Demet İstanbul konusu ve anafikri nedir? Bir Demet İstanbul kitabı ne anlatıyor? Bir Demet İstanbul kitabının yazarı Mustafa Kutlu kimdir? İşte Bir Demet İstanbul kitabı özeti, sözleri, yorumları ve incelemesi...

- Kaynak: Mardin Life
- URL: https://www.mardinlife.com/kitap/bir-demet-istanbul-mustafa-kutlu-kitap-ozeti-konusu-ve-incelemesi
- Dil: tr-TR
- Yayın tarihi: 2022-03-01T12:00:21+03:00
- Güncelleme: 2022-03-01T12:00:21+03:00
- Yazar: Mardin Life
- Kategori: Kitap
- Görsel: https://cdn.mardinlife.com/2022/03/01/mustafa-kutlu-kimdir-mustafa-kutlu-kitaplari-ve-sozleri-164689.jpg

Kitap Künyesi
 Yazar: Mustafa Kutlu 
 Yayın Evi: Dergah Yayınları 
 İSBN: 9789759957520 
 Sayfa Sayısı: 224 
--reklam--
Bir Demet İstanbul Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti
"Bir şehre ruhunu veren, o iklimin, o coğrafyanın, o kültürün, o şehri yapan insanların birlikte kotar-dıkları biricik oluştur. Bu bazan bir pencere biçiminde kendini gösterir, bazan bir ağaç seçiminde. Meselâ İstanbul ve Bursa için Erguvan vazgeçilmemesi gereken bir ağaçtır. Şehrin Erguvan'a ihtiyacı vardır. Erguvan pembesinden arındırılmış bir Boğaziçi, baharda, gelinini yitirmiş duvağa benzer.

Bir şehre ruhunu veren bazan o mıntıkada kaynayan bir su, bazan sadece o bölgede pişirilen bir yemek, oynanan bir oyun, bir yapı tarzı, bir davranış, bir mezar, bir tepe, bir ziyaretgâh, bir mesire-dir. Urfa'da Halilü'r-Rahman, Konya'da Mevlâna kadar Meram, Safranbolu'da evler, Erzurum'da Çifte Minare kadar eski çeşmelerden akan eski sulardır.

Bir şehre ruhunu veren çocukların oyun oynarken söyledikleri türküler ve tekerlemelerdir. Esnafın müşteriyi karşılamasıdır. Topluca yaşanmış elemler, topluca yaşanmış kederlerdir.

Bütün bu unsurlardan yoksun kalan şehir ruhunu kaybeder. Belki büyür, modernleşir, hatta azmanlaşabilir; ama ötekilerden bir farkı kalmaz, çekici bir yanı olmaz, içinde ikamet eden insanlara vereceği bir şeyi yoktur artık onun."
(Tanıtım Bülteninden)
--reklam--
Bir Demet İstanbul Alıntıları - Sözleri
Şimdi yaşadığımız modern zaman, insanı kendinden ayıran bir mekanizmayı işletiyor. Dünyamızı parçalıyor ve bizi içimize dönmeye bırakmıyor.
Derinden bakınca gözlerinize,
Niçin başınızı öne eğdiniz?..
Bir şehre ruhunu veren çocukların oyun oynarken söyledikleri türküler ve tekerlemelerdir.
Ömrü olan görür demişler..
Unutmayalım, İstanbul'u dünya kenti yapan, finans- sanayi ve ticaret merkezi olmanın önünde onun tarihi-kültürel varlığıdır.
Bir şehre ruhunu veren, o iklimin, o coğrafyanın, o kültürün, o şehri yapan insanların birlikte kotardıkları biricik oluşlarıdır.
Biz kendi değerlerimizi koruyup kollamaz isek, yeni nesillere çorak bir toprak parçasından başka miras bırakamayız.
İstanbul tükenmez...
“Ama hayat bu...Siz kaçarsınız, o kovalar.”
Derinden bakınca gözlerinize,
Niçin başınızı öne eğdiniz?...
Evet, zaman, elimizden ipek bir mendilin kayışı gibi düşüveriyor.
İnsanlar işaretler vasıtasıyla anlaşıyorlar.
İmza ile marka'nın farkını fark edemeyenler ruhtan bîhaberdir. Üstelik eskiler eserlerine imza atmaktan bile imtina etmişlerdir.
Ama hayat bu...Siz kaçarsanız, o kovalar.
Bir kimliğe kavuşmak bir şehre kavuşmak gibidir.
--reklam--
Bir Demet İstanbul İncelemesi - Şahsi Yorumlar
Mustafa Kutlu'nun kalemini çok severim. Öyküleriyle hikâyeleriyle insanı çok farklı bir dünyaya ışınlayabiliyor. Bundan önce deneme eseri olarak ilk Vatan Yahut İnternet kitabını okumuştum. Değindiği konular çok önemli ve kitabın geneli gayet başarılıydı. Bir Demet İstanbul'u okurken açıkçası biraz zorlandım. Gayet akıcı bir stili var ama sorun bu değil, sürekli tekrarlanan konular. Bazı konular veya bilgiler o kadar sık tekrarlanıyor ki, insan belli bir noktadan sonra maalesef o bölümleri geçiştirerek okuyor. Ayrıca kitabın 20-25 senelik bir süreç içerisinde yazılan ve bir gazetede yayınlanan yazılar olmasından ötürü başlığın yanına tarih atılması çok iyi olurdu. Bu haliyle okurken yıllar önce yazıldığını tahmin edebiliyorsunuz ama tarihte hangi yıla konumlandıracağınızı bilemiyorsunuz. Anlatılan olayı daha iyi anlayabilme açısından yazının yayınlandığı tarihi eklemek okurun işini kolaylaştırabilirdi. (zeynep) 
Bir Demet İstanbul Üzerine: Mustafa Kutlu Hocamızın kaleme aldığı bu eser, benim kendisini tanımama vesile olan ilk eserdir. Bu kitapta Mustafa Kutlu'nun İstanbul hakkında yazdığı fikir yazılarından, sorunlardan ve onlara getirdiği çözümlerden bahsediyor. İstanbulun geleceği hakkında ki fikirleri ise paha biçilemez. Hocamızın ileri görüşlülüğü sayesinde gelecekteki sorunlara dahi kitapta çözüm bulunmuştur. Dilerim ki İstanbul hakkında yetki sahibi olan kişiler bu kitabı okurlar... (Ömer Alparslan) 
Mustafa Kutlu'yu yazdığı hikayelerinden tanıyoruz. İlk defa onun deneme türünde yazılmış bir kitabını okudum. İstanbul'un son 25 yılı hakkında detaylıca bilgiler verilmiş. Ben de İstanbul'u Okuyorum Projesi kapsamında okudum ve epey de bilgi edindim. İnsan yaşadığı şehri, tarihini, geçmişini bilmeli. Şimdi de öğrencilerim okuyacak ve onlar bitirince birlikte konuşacağız. Dolayısıyla kitap hakkında çok fazla detaya giremiyorum. Sizler de İstanbul'da yaşayıp, içinde bulunduğunuz şehri merak ediyorsanız okumalısınız. Deneme türünde olduğu için hikayeler gibi akıcı değil ama özel ilgi alanınız ise size pek çok şey katacaktır. Herkese keyifli okumalar diliyorum. (İnci) 
--reklam--
Kitabın Yazarı Mustafa Kutlu Kimdir?
Mustafa Kutlu, 6 Mart 1947’de Erzincan’un Ilıç ilçesine bağlı Kuruçay nahiyesinde doğar. Babası Nurettin Bey, annesi Sulhiye Hanım’dır. Beş kardeştirler. Üç ablası ve bir de kız kardeşi vardır.

Mustafa Kutlu ‘nun ailesi ilmiye sınıfındandır. Babası Nurettin Bey rüştiye tahsillidir. Nahiye Müdürlüğü yapar. Anadolu’nun pek çok yerinde bu görevi yürütmüştür. Dedeleri de çeşitli memuriyetlerden gelmedir. Soylarına Hacıyakupoğulları denir. Ailenin bilinen bütün kökleri Erzincan’dadır. Babasının görevi sebebiyle bir yerde bir iki sene kalıp başka bir yere nakilleri gerçekleşir. Babası 1953 yılında emekli olduktan sonra Erzincan’a döner, kahvelerde arzuhalcilik yapar. Babasını 1959 yılında 12 yaşındayken kaybeder.

Babası ile pek fazla içli dışlı olamaz. Nurettin Bey tam bir Osmanlı Beyefendisidir. Eski harfleri çok iyi yazar. Kutlu’nun kendisi gibi Nurettin Bey de babasını 12 yaşında kaybeder. Babanne ikisi erkek, ikisi kız olan çocuklarını kendi başına yetiştirmek zorunda kalır.

Mustafa Kutlu ‘nun Annesi Sulhiye Hanım ve babannesi de tam bir Osmanlı Hanımefendisidirler. Eşlerinin yokluğunu çocuklarına hissettirmemek için ellerinden gelen gayreti gösterirler. Sulhiye Hanım’ın isminin kaynağı 1923’te ilan edilen Cumhuriyet’tir. “Sulh” olduğu için ismini Sulhiye koymuşlardır.

Çocukluğunda yazları annesinin köyüne gider. Eskiden şehir ve taşra hayatı birbirinden bugünkü kadar kopuk değildir. Erzincan’da mahallelerinin hemen yakınında bir köy uzun yıllar; ahırıyla, mereğiyle, davarı, nahırıyla varlığını korur.

Babasının tayin edildiği bir nahiyede ev bulamadıkları için istasyon yakınlarında bir binada kalırlar. Burası Kemah Beylerinden Sağıroğulları’nın Cebesoy İstasyonu’na yaptırdıkları bir dinlenme evidir. Kısa bir süre de karakol binasında kalmışlardır. Bu günlerin hatıralarını Kupa Maçı [Gİ] ve 5492 [AKY] isimli hikâyelerinde kullanır. Burada dumanlı trenler, istasyonlar, demiryolu çalışanları, ıssız tabiat ve hayvanlarla içli dışlı olur.

Beş altı yaşlarındayken okula giden ablalarının kitaplarından okuma yazmayı öğrenir. Bu kitaplardaki şiirleri ezberler. Okula gitmeden önce ikinci üçüncü sınıf talebesi kadar bir birikime sahip olur.

Babasının ölümü ile birlikte (orta ikinci sınıftadır) zor günler başlar. Annesine yardımcı olmak için birçok iş yapar. Sebze halinde arabadan karpuz indirir, kahvede garsonluk, çadırlarda puantörlük yapar. Yine bu yıllarda uğraştığı iki iş vardır. Biri resim yapmak diğeri futbol oynamak. Mahalli ligde futbol oynar.

Mustafa Kutlu – Tahsili

Mustafa Kutlu, İlkokulu, ortaokulu ve liseyi Erzincan’da okur. Ortaokula kadar oturdukları ev deprem sonrası yapılan prefabrik evlerdendir. Buraya elektrik gelmediğinden orta ikiye kadar petrol lambası kullanmışlardır.

İlkokuldan itibaren edindiği okuma alışkanlığı, ortaokul sıralarında edebî zevke dönüşür. Edebiyat okumayı düşünür; fakat edebiyatçı olmak gibi bir tasarısı yoktur. Lisede fen kolundan mezun olur. Fen koluna giriş sebebini şöyle açıklar: “Sıra arkadaşımla mahalli bir amatör kümede, aynı takımda top koşturuyoruz. Çocuk kütüphane müdürünün oğlu ve dersleri çok iyi. Ben haytayım, derslerim o kadar iyi değil. O arkadaşım babasının yönlendirmesiyle fen bölümüne giriyor. Fen, yani zor bölüm, ki üniversitede tıp kazansın, teknik üniversiteye falan gitsin. Ben de diyorum ki, “ulan orayı yapamayız oğlum, biz top oynuyoruz, edebiyata gidelim, edebiyat kolay.” O fen koluna gidince ben de onun peşi sıra fen bölümüne gittim. Yani arkadaş kurbanı oldum.” (Murat Menteş, “Göründüğü Gibi Olan Adam”, Gerçek Hayat, 16-21 Mart 2001, s.17)

Mustafa Kutlu on üç dersten bitirme imtihanına girerler. Yazılıyı vermeyeni sözlüye almamaktadırlar. Birçok öğrencinin tek dersten kalıp liseyi bıraktığı bir dönemde mezun olabilen iki öğrenciden biridir. (1963)

Mustafa Kutlu , Liseyi bitirdikten sonra resme olan hevesi yüzünden Güzel Sanatlar Akademisi imtihanına girmek ister. O güne kadar Erzincan sınırlarına çıkmamış bir taşra çocuğunu Güzel Sanatların “frapan havası” iter. Böylece on yıl uğraştığı resim defterini kapatır. Buraya girmeyişinin bir başka sebebi de taştada bir kılavuzu olmayan, belli bir eğitimden geçmemiş, kendi kendini yetiştiren bir ressam adayının pek bir yere varamayacağını hesap etmesidir.

Mustafa Kutlu Erzurum Atatürk Üniversitesi Edebiyat Fakültesine 1964’te kaydolur. Burada yeni ve değişik bir dünya ile karşılaşır. Orhan Okay, Kaya Bilgegil, Niyazi Akı, Selahattin Olcay gibi hocalarla tanışır.

Mustafa Kutlu iki arkadaşı ile birlikte Erzurum Halkevi salonunda yağlıboya resimlerinden oluşan bir sergi açar. Burada 30-40 kadar resmi sergilenir. Üniversite üçüncü sınıfa kadar aklında yazı yazmak düşüncesi yoktur.

Mustafa Kutlu bir gün Orhan Okay Hoca’nın odasında Hareket Dergisi’nin sahibi Ezel Erverdi ile karşılaşır. Bu karşılaşma hayatında bir dönüm noktası olur. Çünkü Ezel Erverdi desensiz mesensiz diye eleştirdiği Kutlu’dan desen göndermesini ister. Gönderdiği ilk desenler Hareket’in 28. sayısının kapağını süsler. Sonra bu dergide hikâyeleri de yayımlanmaya başlar. İlk hikâyesi 29 Mayıs 1968’de yayımlanan “O…”dur, hikâye ile birlikte biri kapakta olmak üzere 6-7 deseni çıkar.

Üniversitenin son sınıfında Orhan Okay Hoca ile “Sait Faik’in hikâyelerinin resim ve perspektif açıdan incelenmesi” konulu tezini hazırlar. 1968’de okulu bitirir.

Mustafa Kutlu – Memuriyeti

1969’da Erzincan’da görücü usulü ile, hayatımın en güzel tevafuku dediği eşi Sevgi Hanım ile evlenir. (Bu evlilikten bir erkek bir kız çocukları olmuştur. ) Evliliği ile birlikte öğretmenliğe başlar. İlk tayini Tunceli’ye çıkar. Dört yıl Tunceli Lisesi’nde çalışır. 1972 yılında İstanbul’a tayin edilir. Küçükköy Vefa Poyraz Lisesi’nde iki yıl öğretmenlik yapar. 1974 yılında çok sevdiği mesleğinden istifa ederek ayrılır. Hareket Yayınları’nı genişletmek isterler. İstifa gerekçesini şöyle açıklar: “Öğretmenliği çok seviyordum; fakat yine de dergiye ağırlık vermemiz gerektiği için istifa ettim.” (Murat Menteş, “Göründüğü Gibi Olan Adam”, Gerçek Hayat, 16-21 Mart 2001, s.17)

Mustafa Kutlu – Yayın Hayatı

Mustafa Kutlu, 1968 yılında İstanbul’da çıkan Fikir ve Sanatta Hareket Dergisi’nde yayımladığı hikâyelerle yayın dünyasına girdi. Adımlar (Erzurum, 1970-72), Hisar, Türk Edebiyatı, Düşünce, Yönelişler gibi dergilerde yazdı.

“Üniversite yıllarında yazmaya başladım. İlk yazdığım “O” hikâyesinden itibaren bütün yazdıklarımı yayımladım. Bu işi şuurla yürüttüm. Bizim neslin bu sahada ağabey, hoca, arkadaş kabilinden mürebbisi yok sayılır. Kendimi yetiştirdim. Bu açıdan ilk hikâyelerimin yayınlanması, hatta kitap haline gelmesi hem bir şans, hem bir talihsizliktir. Okuyucunun karşısına olgun örneklerle çıkamadım, ancak zamanla kendi hikâyeme doğru yürümeye başladım. İlk iki kitabım hazırlık dönemidir.” (Yaşar Kaplan, “Mustafa Kutlu’yla Bir Söyleşi”, Aylık Dergi, Sayı 63-64-65, 1984, s:44)

Hikâyeleri, desenleri ve diğer yazıları Hareket dergisinde yayımlandı. Adımlar dergisinde şiirleri de vardır. Hikâyelerini bu dönemde kitaplaştırmaya başladı. İlk hikâye kitabı “Ortadaki Adam” (1970) Hareket Yayınları tarafından basıldı. Bunu “Gönül İşi” (1974) takip eder. Bu arada iki inceleme yayımlar. Bunlar Sabahattin Ali ve Sait Faik üzerinedir. Bunların yayımlanması ona göre hem bir şans hem de bir şanssızlıktır. “Talebelik sırasında yapmış olduğum iki çalışma hemen yayımlanma şansı buldu. Bunlar erken yayının bütün acemiliklerini taşıyan kitaplardı; ama benim için büyük bir şanstı.” (Adnan Tekşen, “Mustafa Kutlu ile Mülakat”, Zaman, 16 Temmuz 1987, s. 9.

Mustafa Kutlu , Türk Dili ve Edebiyatı Ansiklopedisinin (8 cilt 1976-1998) 2. ciltten itibaren yayın yönetimini üstlenir ve bu ansiklopediye geniş ölçüde madde yazar. 1974-75’ten itibaren 20 yılını verdiği bu ansiklopediyi 1973’te aldığı Smith Corona marka daktilosundan yazarak çıkarır. Ansiklopedi için şimdi profesör olan D. Mehmet Doğan ile çalışır.

Fikir ve Sanatta Hareket Dergisi 1982’de kapanınca kendi tabiri ile sudan çıkmış balığa dönerler; çünkü dergi ile yaşamaya alışmışlardır.

Mustafa Kutlu, 1980’lerin ortasından sonra sinemaya yönelir ve senaryolar yazmaya başlar. “TRT’de dramatik belgeseller yazdım: Divan-ı Lügati’t Türk’ün bulunuşu ile ilgili ‘Bir Kitabın Hikâyesi’; ‘Müzedeki Şiir’, Divan Edebiyatı Müzesi ile bağlantılı bir belgeseldi. Selim ileri ile beraber Pazartesi Hikâyeleri’ni hazırladık; birçoğu çekildi. Halit Refiğ’in yönettiği ‘Kurtar Beni’ ile Osman Sınav’ın çektiği ‘Kapıları Açmak’ görünür hale geldi; çünkü her ikisi de ödül aldı. TGRT’de yayınlanan Ufukta Bir Ağaç’ı yazmıştım…” (Murat Menteş, “Göründüğü Gibi Olan Adam”, Gerçek Hayat, 16-21 Mart 2001, s.17)

Ömer Seyfettin’in Yalnız Efe’sini senaryolaştırır. Diyanet İşleri’nin çocuk filmleri yapması ve bu filmlerin TRT’de gösterilmesi için Turgut Özal’ın girişimi ile bir proje hazırlar. Yusufçuk diye 8 bölümlük bir dizi yazar. “İnsanlar Yaşadıkça” isimli dizisi TRT engeline takılır. Son yazdığı senaryolardan birini TRT’ye teklif etmiş, ismi Mavi Kuş olan bu senaryo şu anda sinema filmi olarak düşünülmektedir.”

Mustafa Kutlu’nun Kapıları Açmak isimli senaryosunun Turizm ve Tanıtma Bakanlığı’nın açtığı yarışmada ikincilik derecesi vardır.

Mustafa Kutlu, dergiciliğe uzun bir ara verdikten sonra Dergâh (1990) ile bir dönüş yapar. İlk sayısı Mart ayında yayımlanır. Dergi edebiyat-sanat dergisidir. Dergâh’ın çıkışını Sultan Ahmet’teki Derviş çay bahçesinde İsmail Kara, Mustafa Kutlu ve Ezel Erverdi kararlaştırır.

Mustafa Kutlu derginin yanı sıra Kutlu, hâlen Dergâh Yayınevi’nin yönetimini de sürdürmektedir.

1986 yılından itibaren Zaman gazetesinde “Bir Demet İstanbul” başlığı altında şehir yazıları yayımlanır. Bu yazılar daha sonra Şehir Mektupları (1995) adı altında kitaplaşır. Halen Yeni Şafak’ta kültür-edebiyat yazıları yazmaya devam eden Kutlu, aynı gazetede spor yazıları yazmaktadır.

2012 yılında Osman Sınav’ın yönetmenliğinde ve Kenan İmirzalıoğlu’nun başrollüğünde “Uzun Hikâye” isimli eseri beyaz perdeye aktarılmıştır.
--reklam--
Mustafa Kutlu Kitapları - Eserleri
Uzun Hikâye
Ya Tahammül Ya Sefer
Mavi Kuş
Yoksulluk İçimizde
Sır
Beyhude Ömrüm
--reklam--
Bu Böyledir
İyiler Ölmez
Menekşeli Mektup
Hayat Güzeldir
Nur
Hüzün ve Tesadüf
Tirende Bir Keman
--reklam--
Rüzgarlı Pazar
Huzursuz Bacak
Yokuşa Akan Sular
Kapıları Açmak
Tahir Sami Bey'in Özel Hayatı
Tarla Kuşunun Sesi
Sevincini Bulmak
--reklam--
Hesap Günü
Chef
Zafer Yahut Hiç
İlmihal Yahut Arzuhal
Vatan Yahut İnternet
Tufandan Önce
Sıradışı Bir Ödül Töreni
--reklam--
Arkakapak Yazıları
Dem Bu Demdir
Fırtınayı Kucaklamak
Anadolu Yakası
Akasya ve Mandolin
Kalbin Sesi
Yoksulluk Kitabı
--reklam--
Vitrinde Olmak
Kalbin Sesi ile Toprağa Dönüş
Şehir Mektupları
Bir Demet İstanbul
Yıldız Tozu
Selâm Olsun
Akıntıya Karşı
--reklam--
Topkapı’dan Topkapı’ya
Sabahattin Ali
Gönül İşi
Ortadaki Adam
Sait Faik’in Hikaye Dünyası
Haliç İle Çepeçevre İstanbul
--reklam--
Mustafa Kutlu Alıntıları - Sözleri
İnsan dünyaya kendini kaptırınca zamanın nasıl geçtiğini bilemez. Bir akıntıya düşüp tüm ömrünü koşturarak geçiren çoktur. (Hesap Günü)
“Saçların tarumar gözlerinde nem
Ateşe benzerdin küle dönmüşsün.” (Tirende Bir Keman)
“Giden gidiyor, geride solgun fotoğraflar kalıyor.” (Selâm Olsun)
Aramak vazifedir. “ Aramakla bulunmaz fakat bulanlar ancak arayanlardır.” (Kalbin Sesi ile Toprağa Dönüş)
“–Aslımızı yitirmezsek iyidir.
 – İyidir ya, mümkün mü?” (Yokuşa Akan Sular)
Baki olan sadece Cenab- ı Hakk ' tır. (Şehir Mektupları)
--reklam--
“Kendisini değil, artık hatırasını seviyordu.” (Tirende Bir Keman)
Tren gider, yol gider.
Ömür biter, yol bitmez. (Kapıları Açmak)
Hayatımızı manevi zenginliklerle donatmak gibi köklü ve insani alışkanlıktan, hayatımızı maddi zenginlikler ile donatmak gibi boyutları belirsiz ve bize ait olmayan bir mutluluk anlayışına kaymamız olup bitenlerin kaynağına işaret eder. (Topkapı’dan Topkapı’ya)
Ne denilmiş:
Sabır, sebat, murat. (Beyhude Ömrüm)
Ölülere sahip çıkamayanlar, dirilere sahip çıkabilir mi? (Haliç İle Çepeçevre İstanbul)
Önce zihnimiz kirlendi, sonra kendimizden şüpheye düştük, ardından inançlarımızı sorgulamaya başladık. Bu geleneği ve ahlakı yaraladı. Artık ortada bir 'güven bunalımı' vardı. (Vatan Yahut İnternet)
Herşey gelip inceliklerde düğümleniyor. (Bu Böyledir)
--reklam--
"Gönül yarası bu kızım, mutlaka izi kalır." (Zafer Yahut Hiç)
Eskiye ait ne varsa kıymete bindi. (Vatan Yahut İnternet)
Velhasıl dünya hayatı "İş" dediğimiz oyun ve eğlenceden ibarettir. (Hesap Günü)
Mahvıma sebep hilmimdir.. (Sevincini Bulmak)
Umut bu dağın ardında belki, ama bu dağın ardı meçhul. (Yoksulluk Kitabı)
“Dua etmeli derim içimden; hem giden, hem bizim gibi geride kalanlar için artık sadece dua etmeli.” (Selâm Olsun)
Giden gidiyor, geride solgun fotoğraflar kalıyor. (Selâm Olsun)

---
Kaynak: [Mardin Life](https://www.mardinlife.com/kitap/bir-demet-istanbul-mustafa-kutlu-kitap-ozeti-konusu-ve-incelemesi)