# Bir Kitap Bir Balta - Ömer Faruk Dönmez Kitap özeti, konusu ve incelemesi

> Bir Kitap Bir Balta kimin eseri? Bir Kitap Bir Balta kitabının yazarı kimdir? Bir Kitap Bir Balta konusu ve anafikri nedir? Bir Kitap Bir Balta kitabı ne anlatıyor? Bir Kitap Bir Balta PDF indirme linki var mı?  Bir Kitap Bir Balta kitabının yazarı Ömer Faruk Dönmez kimdir? İşte Bir Kitap Bir Balta kitabı özeti, sözleri, yorumları ve incelemesi...

- Kaynak: Mardin Life
- URL: https://www.mardinlife.com/kitap/bir-kitap-bir-balta-omer-faruk-donmez-kitap-ozeti-konusu-ve-incelemesi
- Dil: tr-TR
- Yayın tarihi: 2022-08-28T02:00:03+03:00
- Güncelleme: 2022-08-28T02:00:03+03:00
- Yazar: Mardin Life
- Kategori: Kitap
- Görsel: https://cdn.mardinlife.com/2022/08/28/omer-faruk-donmez-kimdir-omer-faruk-donmez-kitaplari-ve-sozleri-299656.jpg

Kitap Künyesi
 Yazar: Ömer Faruk Dönmez 
 Yayın Evi: İz Yayıncılık 
 İSBN: 9789753557870 
 Sayfa Sayısı: 135 
--reklam--
Bir Kitap Bir Balta Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti
Bir sinek, hafızasını kaybetmiş bir felsefe profesörü, bir ölüm meleği, pantolonunu giymeyi unutup işe giden biri ya da ayda şatosu olan “normal” bir adam… Hikayeci okuyucuya “yabancı” birinin gözünden modern hayatın eleştirisini sunuyor; insanın maruz kaldığı çeşitli baskıları ve insanlar arası ilişkilerin bugünkü durumunu teşhis ediyor. Bunu yaparken de yine bilinç akışından, absürt olaylardan ve ironiden yararlanıyor. Hep Aynı Hikâye’den sonra ikinci hikaye kitabı Bir Kitap Bir Balta’yla, Dostoyevski ve Oğuz Atay’ın izinden giderek açtığı yolu genişletiyor, bugüne daha derinden, daha somut bir bakış yakalıyor.
--reklam--
Bir Kitap Bir Balta Alıntıları - Sözleri
Bana söyle
yüz seksen derecedir diyorlar bir üçgenin iç açıları toplamı,
ama kaç derecedir acaba bir insanın iç acıları toplamı,
hiç hesaplayan var mı bunu...
Bu dünyada her şey geç kalabilir bayım, her şey! Fakat ölüm, asla geç kalmaz!
–Dünya sahtekârlarla doludur azizim; herkes birbirini kırar incitir...Bizim o koca koca kitapları devirmemiz, iki satır samimiyet bulmak içindir...
“Okulu bitireceksin, iş bulacaksın, evleneceksin, çocuğun olacak… Eee? Peki niçin?”
- Bu dünyada her şey geç kalabilir bayım, her şey! Fakat ölüm... Asla geç kalmaz.
Dağ dağa kavuşmuştu fakat insan insanı anlamamıştı...
Hiçbiri, hiçbiri o gün öleceğini düşünmüyordu. Etrafta her gün yüzlerce kişi ölüp durduğu halde... Üstelik yeryüzünde bugüne kadar kimse ölümden kaçamadığı halde... Hep uzakta sanırlar ölümü. Hep başkaları içindir ölüm...
Akşama kadar evden çıkmadım. Okudum. Düşündüm. Kapitalizm benim gibi evde oturan adamı naapsın? Hiç hazzetmez.
Ve şimdi hangi yasadışı şarkı, tasadışı edip gönlümü, zarif bir arif kılar beni..
Fakat hayat, bayım, hiç de zannedildiği gibi bir şey değil..
--reklam--
Bir Kitap Bir Balta İncelemesi - Şahsi Yorumlar
Yazarın okuduğum ilk kitabı "Bir Kitap Bir Balta" oldu. Yazarın anlatımını sevdim, bazı hikayeleri saymazsak okurken sıkılmadım diyebilirim. Fakat birkaç hikayede yazarın yapmış olduğu açıklamalar beni çok rahatsız etti. Öncelikle "Sinek" adlı hikayenin 33. sayfasında yer alan ve ister erkek, isterse kadın olsun, bütün insanların yaşamın amacını unutmuş olduğunu anlatmak maksadı ile yazılmış olan "Ve belki de bayanlar, sadece, insanların üremesi için yaratılmış varlıklardı, kim bilir! Öyle ya; evde de işte de böyle anlamsız bir hayat sürdüklerine göre, tek vazifeleri kocalarıyla yatımak ve insanların çoğalmasını sağlamaktı. Belki de aslolan erkekti ve bayanlar, insan ırkının devamı için kullanılan ikinci sınıf yaratıklardır..." bu paragraf beni çok rahatsız etti. Yazar, bu paragrafın devamında hakikatin bir bütün olarak ele alınması gerektiğini vurgulayarak evde yaşayan diğer bir şahısın, yani erkeğin yaşam tarzını incelemeye başlıyor. Sonuç olarak her iki tarafın da hayatı amaçsızca yaşadığı belli oluyor. Fakat garip olan şu ki, yazar böyle bir kanıya varsa da, yukarıda yazmış olduğu cümleler ile ilgili herhangi bir açıklama veya yumuşatma yapmıyor, yukarıda yazmış olduğu cümleler üzerine herhangi bir şey söylemiyor. Daha sonra kitapta yer alan bir diğer hikaye olan "Ortaya Karışık" adlı hikayenin 149. sayfasında yer alan ve "Kırmızı Başlıklı Kız" masalından yola çıkarak şekillendirilen bu cümle "Kırmızı başörtülü kızların üniversite denen kurtlarla dolu ormana girebilmek için bunca ısrar ediyor olmalarında bu masalla büyümüş olmalarının bir etkisi olabilir mi?" üniversitede eğitim alan başörtülü kadınların oraya okumak için değil de başka amaçlarla gidiyor olmasına yapılmış olan bir gönderme değil de nedir? Umarım ben cahilimdir veya henüz bu yazarı anlayacak düzeyde değilimdir ve bu nedenle yanlış anlıyor ve de yanlış yorumluyorumdur. Kitabı okumuş olan ve farklı bir bakış açısına sahip olan arkadaşlar yorumlarda beni de aydınlatırsa minnettar olurum. (Nezmin Niyazlı) 
Eleştirel parodi: Merhaba. Uzun zamandır kitaplarını merak ettiğim bir yazar ile tanışma imkanı bulduğum için memnunum. Kitabın okurken yer yer güldüğümü söyleyebilirim ama yer yer de yazarın vermek istediği mesajı çok sık önümüze koyuşu biraz rahatsız etti. Yani bir yerden sonra küçük hikayeleri okurken devamında ne olacağını bilebilmek, kitabın genel perspektifi üzerinde düşündüğümüz zaman doğru tahmine çok açık oluşu biraz beni sıktı diyebilirim. Okurken gelecek cümleleri tahmin etmek biraz heyecanımı kaçırdı da diyebilirim. Bu yüzden birkaç hikaye daha az olsa ya da başka bir kitapta, bambaşka bir vesileyle sunuluyor olsa daha çok zevk alırdım kitaptan. Bir de "/" işaretiyle ayırdığı cümleler belki kafiyeye uygun olsa da bazen ilkokul esprileri okuyor olmak da ciddiyeti sarsan cinsten. "Bu kadar eleştirdin niye 8 verdin kardeşim" diyen olabilir belki. İncelemeye eksiklerden başlamayı ben seçmedim bir anda spontane gelişti :D
Kitabın içeriğine ve olumlu taraflarına da gelelim artık. Kitap birçok hikayeden oluşsa da genel bir perspektiften bakarsak hikayelerin özü olarak; Müslümanlara inandıkları üzere yaşam sürmelerini, bunun dışında kalacak bir yaşamın anlamsızlığını gösterdiğini söyleyebiliriz sanıyorum. İnananların kafir diye nitelendirip kendilerinden öteledikleri insanlar gibi hayat sürmelerinin manasızlığını adeta eleştirel bir parodi olarak aktarması bence doğru bir seçim olmuş. Yani birçok kitapta bu mesajları doğrudan doğruya hissederiz ama bize bizi, nasıl olmamamız gerektiği üzerinden anlatması insanları kendi yaşamları üzerinde çokça düşündürecektir. Yazar inananlara şöyle sesleniyor gibidir: “Çok okuyor çok konuşuyorsunuz ama yaşam pratiğinizde bu dine çok az yer veriyorsunuz. Çok yiyor çok içiyor ama insanlara çok yememeyi çok içmemeyi tavsiye ediyorsunuz.” Yazar bu seslenmelerini başlangıçta üç ilginç karakterin üç ilginç ve uzun hikayeleri olarak sunuyor olsa da daha sonra çok kısa olarak tamamen mesaj odaklı küçük hikayecikler olarak veriyor. Ama bu hikayelerde de karakterlerin sıradan olmayışı çok güzel bir detay olarak önümüzde duruyor. Başlangıçta yer alan üç karakter Sinek, Ölüm ve Bay Cezmi C. ‘idi. İlk iki karakteri ve bu karakterlerin hikayelerini, insanlara yönelttiği eleştirileri beğendim. İlk karakter olan Sinek’in sadece yaşaması için gerekli olan faaliyetlerini gerçekleştirirken insanlar tarafından bu denli rahatsız edilişi, insanların onu ve Sinek ahalisini öldürme tutkusu bana az da olsa Kafka’nın Dönüşüm’ünü hatırlattı. Yine Ölüm karakteri bana Jose Saramago’nun Ölüm Bir Varmış Bir Yokmuş kitabındaki Ölüm karakterini hatırlattı. Ama oradaki Ölüm karakteri bir an önce görevini tamamlayıp bir sahil kenarına yerleşmeyi hayal etmiyordu tabii :D Ya da her sabah uyanınca ilk iş olarak dişlerini fırçaladıktan sonra aynanın önüne geçip sakalım uzadı mı, acaba kesmesem olur mu, mevzuata aykırı davranmış olur muyum gibi dertlere sahip değildi :D Yazarın devlet memuru edasıyla işlediği bu karakter orijinalliğinin yanı sıra insanların beyhude bir yaşam sürdüklerine dair tespitleri ile dikkat çekiyor. Yazarın uzun uzun işlediği son karakter olan Bay Cezmi C. karakteri ise içlerinde hiçbir karaktere benzetemediğim ama okurlarımızın bence kitap olmasa da belki filmlerde gördüğü bir karakter. Bay Cezmi C. bir gün uyandığında hiçbir şey hatırlamayan bir insandır. Adeta ıssız bir adaya düşmüş gibi etrafını taramaya başlar. Bir süre sonra fark eder ki hatırladıkları sadece kitabi bilgilerdir ve Bay Cezmi C. felsefe alanında öğretim sunan bir profesördür. Kendini kitabı bilgilerle donatılmış bulan bu adam kendini anlama noktasında güzel bir anlam arayışı hikayesi sunar bize. Okula gider ve öğrencilerine üzerinde çağlar boyu düşünülmüş ve belki de sonsuza kadar düşünülmeye devam edecek olan “Niçin yaşıyoruz” sorusunu sorar ve onları tefekkür etmeye iter.

” İş bulmak, para kazanmak, evlenmek, çocuk sahibi olmak… hah, mutlu, huzurlu bir yaşam! İnsan sadece üremek için yaşamaz bayım. İnsan sadece çoğalmak için yaşamaz. Yaşamın başka bir anlamı olmak zorundadır. Yaşamın (yaşamak dışında) bir sebebi ve anlamı olmak zorundadır. Tabiî ki iyi bir iş bulmak isteriz, para kazanmak, evlenmek, çocuk sahibi olmak isteriz. Tabiî ki mutlu, huzurlu olmak isteriz. Fakat bunlar yaşamın sebebi değil; gereğidir bayım. Niçin yaşıyorsunuz sorusuna böyle cevap verilmez. Bunlar için yaşanmaz; fakat yaşarken bunlar, olur.”

 Yaşamın niçinliği sorusuna insanların, hayvansal içgüdülerini sebep olarak göstermesi de hiddetlenmesine sebep olur. Yani yaşamın anlamını iç güdülerde aramak çok anlamsız olur ona göre. Anlamsızlık üzerine bir anlam da inşa edilemez. Yani insanlık olarak, 1984'te geçtiği gibi Nasıl'ını anladığımız ama Neden'ini anlayamadığımız bir durumdan bahsediyor yazar bence. Mutluluk, çok para, gelecek hayalleri ile yaşıyoruz ama bu niçin sorusunun bir cevabı değil bana kalırsa da.
Kitabın birçok yerinde benzer soruları sorduğu için spoiler olarak görmüyorum o yüzden aktarıyorum.

 “Asırlardır tekrar edilen bir şeyin gevezeliğini yapıyor olmaktan dolayı zihnimde buruk ve ekşi bir tat hissediyorum. Fakat, “İnsan doğar, yaşar ve ölür; işte hayat budur.” diyen ahmaklara şu soruyu tevcih etmek zorundayım efendim:
İnsanla hayvan arasındaki fark nedir o halde?
İnsanlar doğar, yaşar, çiftleşir, çoğalır ve ölür. Öyle mi?
Hayvanlar da doğar, yaşar, çiftleşir, çoğalır ve ölür. Fark ne?
“Hayvanlar, çoğaldıklarının bilincinde değildirler. Ah, öyle ya! (Tanrım, bir de felsefe öğrencisi olacaklar!) Yani hiçbir at, dünyaya yeni atlar gelsin diye yaşamaz. Fil ırkının devamı hiçbir filin umurunda değildir. Hiçbir susamuru dünyaya yeni susamurları getirme bilinciyle yaşamaz. Demek ki insanların hayvanlardan ayrıldığı nokta, çoğaldığının farkında olmasıdır, öyle mi? İnsan, bunu bilir.
İyi ama, ne işe yarar ki bu bilgi?
“Niçin yaşıyorsunuz?” sorusuna verilen cevaplar bizi şu noktaya getirdi ki, bir insanın yaşama dair bilgisi, yaşamı sürdürme düşüncesinden ibaretse, bunun hayvani bir içgüdüden daha nitelikli bir bilinç düzeyi olduğunu iddia etmek, üç kuruşluk kargaların münasebetsiz bir taraflarıyla bize gülmeleri için davetiye çıkarmak demektir. Zira hayvanlar da yaşamak için uğraşırlar; insiyak denen şey sayesinde, barınak ararlar, yuva kurarlar, avlanırlar, çoğalırlar, yavrularını beslerler. Bazı insanlar da tıpkı böyle yapmıyorlar mı? Fakat bu kadarcık şeyi yapmakla insan oldum zannedenlere yine de kızmamalıyız efendim; zavallılıklarını bile fark edemedikleri için onlara ancak acıyabiliriz.”

Bu alıntı zaten kitabın genel bakış açısını da veriyor bize. Yazar yaşamımıza bir ayna tutmamızı ve kendimizi seyretmemizi istiyor. Yaşamımızda manasızca yaptığımız birçok şey var. Yazarın temel amacı da bu sanıyorum, yaptıklarımıza bir anlam katmamız. Yazarın ağzından aktarayım: “söyle bana nedir / yosmadan geçilmeyen bir kentin caddelerinden kusmadan geçebilmenin yolu” Daha anlamlı bir dünya oluşturabilmek dileğiyle… (Serhat Günaydın) 
Her kısa hikaye başlangıcında tuhaf bir olaya şahitlik edeceğinizi hissederek okuyorsunuz ki başlangıçta da günlük olaylardan çok uzak ve tuhaf durumlar söz konusu zaten. Ama okudukça bu tuhaflıkları , bu boşa yaşama halini daha doğrusu ne için yaşadığını idrak edememe halini kendi hayatınızda her gün yaşadığınızı fark ediyorsunuz. Tuhaf ve tamamen uzak gibi görünen her kesit sizin ve insanlığın yaşadığı hayatın ta kendisi oluyor ve bu durum tuhaf olanın aslında bu öyküler olmadığını; her gün bir şeyleri ( tuhaf olan ve yaşama amacını unutan insanı ) değiştirmeden yaşayıp, bunun farkında bile olmamanın asıl tuhaflık olduğunu görüyorsunuz. Kitapta ki balta etkisi de bu olsa gerek. Her gün kendimizi yok ettiğimizi ve bunun farkında olmayışımızı görüyoruz. Sahi neden yaşıyoruz ? (sinonino) 
--reklam--
Bir Kitap Bir Balta PDF indirme linki var mı?
--reklam--
Ömer Faruk Dönmez - Bir Kitap Bir Balta kitabı için internette en çok yapılan aramalardan birisi de Bir Kitap Bir Balta PDF linkidir. İnternette ücretli olarak satılan çoğu kitabın PDFleri bulunmaktadır. Ancak bu PDF'leri yasal olmayan yollarla indirmek ve kullanmak hem yasalara hem de ahlaka aykırıdır. Yayın evlerinin sitesinden PDF satılıyorsa indirebilirsiniz.
Kitabın Yazarı Ömer Faruk Dönmez Kimdir?
1976 yılında Adana’da doğdu. 1997’de Dokuz Eylül Üniversitesi Buca Eğitim Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümünü bitirdi.

Yazılarını Türk Edebiyatı, Çınar, Atlılar, Huruç, Ay Vakti, Hece, Hece Öykü, Cafcaf, İhtiyar, Fayrap ve Müdahale dergilerinde yayımladı
--reklam--
Ömer Faruk Dönmez Kitapları - Eserleri
Hamza
Bir Kitap Bir Balta
Bir Yobazın Günlüğü
Dervişan
Ölü Bir Yazarın Anlattıkları
Hep Aynı Hikaye
Ab-ı Hayat
Paradigma Sonsuzluk
Ab-ı Hayat 2
Yolcu ve Burjuva
--reklam--
Ömer Faruk Dönmez Alıntıları - Sözleri
Ulan ne iş be. Fatih'in İstanbul'u fethettiği yaştayım ve dershaneye gidiyorum. (Hamza)
İfade edilmeyen bir düşünce,hiç düşünülmemiş gibidir.. (Hep Aynı Hikaye)
"Hayatın hakkını vermeden yaşayanın, varlığı haramdır." (Ab-ı Hayat)
İçindeki eğrilikle uğraş. (Ab-ı Hayat)
Hukuk bir ahlaka dayanmıyorsa, yasalar gevezeliktir. (Dervişan)
Dağ dağa kavuşmuştu fakat insan insanı anlamamıştı... (Bir Kitap Bir Balta)
Beni geçelim azizim. Uzun mevzuyum. Anlatmakla bitmem ki. (Bir Yobazın Günlüğü)
İlginçtir; Yusuf aleyhisselam bir kadının şerrinden kurtulmak için senelerce hapiste kalmayı göze almış; torunu Musa aleyhisselam ise bir kadına ulaşabilmek için senelerce işçilik / çobanlık yapmıştır.
Demek ki kadın vardır, yüzünü görmektense zindana girmek evlâdır; kadın vardır, ona ulaşmak için uğrunda yıllarca çalışılsa sezâdır. (Ölü Bir Yazarın Anlattıkları)
Yolcu bu dünyaya sırnaşmayan ve yerleşmeyen onurlu insandır.. (Yolcu ve Burjuva)
Ruhu örseleyen yıpratan yoran parçalayan tüketen iki şey var: arzular ve korkular. (Yolcu ve Burjuva)
Modern edebiyat hikmete hakka hakikate iyiye bünyesinde yer veremiyor metinden bir ders ve ibret almayı bir hisse ve nasihat çıkarmayı asla istemiyor çünkü tam da bunları reddetmekle varlık buldu biz dertli yazarlar da hikmeti hakkı hakikati iyiyi güzeli anlatmak istediğimizde modern edebiyatın bu gizli ve otoriter tehdidiyle ve reddiyle baş etmek zorunda kalıyoruz
 Sanatta mesaj olur mu diyenler işte bu tezgaha düşenlerdir.
 Bir meselesi olmayan bu kadar geveze işte bu yüzden piyasaya doldurmuştur. (Yolcu ve Burjuva)
Bir mutluluk bazen nasıl da bir tek cümleyle yıkılabiliyor... (Hep Aynı Hikaye)
“Mevla görelim neyler/
Neylerse güzel eyler” (Ölü Bir Yazarın Anlattıkları)
Edeb başka şey azizim; kitaptan okumakla öğrenilmiyor. (Dervişan)
Her şeyi yanlış anlıyorlar. Aptal oldukları için mi?
 Bilmi­yorum. Kafaları az çok çalışıyor. Fakat kalpleri? Kalpleri? Bir kalpleri var mı ki dersin canımın içi? (Bir Yobazın Günlüğü)
Gönlünü her gün tazelendireceksin; ‘ölümlü dünya’ diyeceksin, hepsini senin mülküne verseler ne olur, bir gün gelecek öleceksin: bu vaaz gönlü tazelendirir. (Ab-ı Hayat)
yani mensubiyetin değil samimiyetin belirleyici olduğunu yani insanları iddialarına göre değil ahlâklarına göre tanımlamak gerektiğini evet zaman içinde daha iyi anladım ve ilginçtir anneden babadan tevarüs edilmiş hocadan ezberlenmiş din sadece mensubiyet doğuruyor oysa varlık nedir var eden kimdir gayesi nedir diyerek bedeli ödenmiş emek verilmiş din samimiyet doğuruyor bu denklem tersten de kurulabilir yani mensubiyet sadece tevarüs edilmiş ve ezberlenmiş biçimi üretirken samimiyet bedeli ödenmiş emek verilmiş bir inanma biçimi üretiyor (Paradigma Sonsuzluk)
Zamanın birinde bir memlekette, ağzından küfür ek­sik olmayan bir adam yaşarmış. Nerde hoşuna gitmeyen bir durum görse basarmış küfrü. Memleketin en küfürbaz adamı olarak nam salmış tabi. Herif bu kötü namından rahatsız­lık duymaya başlamış; fakat küfretme alışkanlığından da bir türlü vazgeçemiyormuş. Gitmiş bir tekkeye. Şeyh efen­diden derdine bir çare dilemiş. Şeyh buna bir avuç bak­la vermiş. Al bunları demiş, birini ağzına koy, tam küfredeceğin zaman bakla diline değer; küfretmemen ge­rektiğini hatırlayıp, kendine hâkim olursun. Bizim adam uygulamaya başlamış. İşe yarıyormuş da. Neyse bir gün yine bu şeyhle bizimki gezerlerken müthiş bir yağmur başlamış. Acayip ıslanmışlar. Tam tekkeye doğru ko­şarlarken bir evin penceresinden bir kadıncağız seslen­mesin mi: "Hocaefendi bir bakıver!" Ulan koskoca ke­ramet sahibi şeyh, yağmur yağıyor diye halkın talebini geri mi çevirecek: durmuşlar tabi. Ama yağmur nasıl ya­ğıyor! Penceredeki kadın kaybolmuş, bizimkiler de ka­pıyı açmaya geliyor sanıp beklemişler. Neyse, 5 daki­ka sonra kadın bir daha belirmiş pencerede: "Biraz bekleyiver hocaefendi!" Haydaaa! Ulan yağmur sırılsıklam etmiş bunları, kadın bekletiyor, bizim küfürbaz homur­danmaya başlamış tabi. Şeyh de 'ya sabır' çekmeye ko­yulmuş. Kadın birazdan tekrar görünmüş pencerede, "Ta­mam hocaefendi gidebilirsiniz." demiş. Hayda ki haydaaa! "İyi de hanım, bizi niye beklettin boş yere şu yağ­murun altında?" diye kızmış şeyh. "Yok." demiş kadın gülümseyerek, "Boş yere bekletir miyim hiç hocaefendi; bizim tavuklar kuluçkada. Yumurtayı tavuğun altına ko­yarken kapıdan bir şeyh geçerse, yumurtadan horoz çı­kar derler, o yüzden beklettim sizi." İyi mi. Dangalaklı­ğın bu kadarına artık dayanamayan şeyh, bizimkine dön­müş, "Ulan arkadaş demiş, çıkar ağzından baklayı!" Hah ha. (Bir Yobazın Günlüğü)
Emperyalistlerin en çok korktukları şey, “Büyüyünce ne olacaksın?” sorusuna “Şehit olacağım!” cevabını veren bir neslin yetişmesidir. (Hamza)
Mülk kimindir
Tasarruf hakkı kime aittir
O'nun adaletine mi güvenmiyorsun merhametine mi
İlmine mi inanmıyorsun hikmetine mi
Geç yunus endişeden.. (Yolcu ve Burjuva)

---
Kaynak: [Mardin Life](https://www.mardinlife.com/kitap/bir-kitap-bir-balta-omer-faruk-donmez-kitap-ozeti-konusu-ve-incelemesi)