# Bir Şefin Çocukluğu - Jean-Paul Sartre Kitap özeti, konusu ve incelemesi

> Bir Şefin Çocukluğu kimin eseri? Bir Şefin Çocukluğu kitabının yazarı kimdir? Bir Şefin Çocukluğu konusu ve anafikri nedir? Bir Şefin Çocukluğu kitabı ne anlatıyor? Bir Şefin Çocukluğu kitabının yazarı Jean-Paul Sartre kimdir? İşte Bir Şefin Çocukluğu kitabı özeti, sözleri, yorumları ve incelemesi...

- Kaynak: Mardin Life
- URL: https://www.mardinlife.com/kitap/bir-sefin-cocuklugu-jean-paul-sartre-kitap-ozeti-konusu-ve-incelemesi
- Dil: tr-TR
- Yayın tarihi: 2022-03-01T00:00:27+03:00
- Güncelleme: 2022-03-01T00:00:27+03:00
- Yazar: Mardin Life
- Kategori: Kitap
- Görsel: https://cdn.mardinlife.com/2022/03/01/jean-paul-sartre-kimdir-jean-paul-sartre-kitaplari-ve-sozleri-164393.jpg

Kitap Künyesi
 Yazar: Jean-Paul Sartre 
 Çevirmen: Eray Canberk 
 Yayın Evi: Habora Yayınevi 
 İSBN: --- 
 Sayfa Sayısı: 104 

Bir Şefin Çocukluğu Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti
...Çocuk, yeni deneyimler kazanmaya açık olmanın bir simgesidir. Herhangi bir şeyi denemek için istekli, korkusuz, sabırsız, meraklı, açık ve en önemlisi, bazı kalıplaşmış alışkanlıklar ve tutumlarla engellenmemiş bir durumdadır. Yıllar geçtikçe bu paha biçilmez niteliklerini yitirir... İkinci Dünya Savaşı sırasında, yaşantı kalıplarını bozmak zorunda kalmış kadın ve erkeklerin, kendilerinde daha önce var olduğunu bilmedikleri birikimleri ve yetenekleri keşfettikleri görülmüştür. Savaşın ve felaketlerin böylesine büyük çapta bir kendini yenileme sürecine yol açması ne kadar tuhaf ve acıdır... (Arka kapaktan)

Bir Şefin Çocukluğu Alıntıları - Sözleri
Düşüncelerimi, onları anlayamayan insanlara göstermeye ihtiyacım yok!
Her şey bir yana, dünyaya gelmeyi ben istemedim.
Düşüncelerimi, onları anlayamayan insanlara göstermeye ihtiyacım yok!
“Biz gümbürtüye gitmiş insanlarız,” diyordu gururla, “biz hayatı ıskalayanlardanız. Hiçbir işe yaramayacağız.”
Zamanımı doğmuş olmaktan pişmanlık duymakla geçirdim.
“Her şey bir yana, dünyaya gelmeyi ben istemedim.”
Berliac, "Her zaman bir başka şey vardır," diye karşılık veriyordu.
Düşüncelerimi, onları anlayamayan insanlara göstermeye ihtiyacım yok.
Pergellerle boşu boşuna binlerce yuvarlak çizilmişti, bir tek daire çıkmıyordu ortaya.
Düşüncelerimi, onları anlayamayan insanlara göstermeye ihtiyacım yok!
"Düşüncelerimi, onları anlayamayan insanlara göstermeye ihtiyacım yok!"
“Yalnız olmak!” diye ellerini ovuşturarak inliyordu. “Akıl danışacak kimsesi olmamak,doğru yolda mıyım,değil miyim bana söyleyecek birisi!”
“Biz gümbürtüye gitmiş insanlarız,” diyordu gururla, “ biz hayatı ıskalayanlardanız.”
Düşüncelerimi, onları anlayamayan insanlara göstermeye ihtiyacım yok!

Bir Yöneticinin Çocukluğu, Jean-Paul Sartre
"İlk atasöz," diye düşündü Lucien, "kendi içini görmeye kalkmamak; bundan daha büyük bir yanlış yoktur."

Bir Şefin Çocukluğu İncelemesi - Şahsi Yorumlar
Lucien'in çocukluktan yetişkinliğe uzanan öyküsü. Babasının yönetici olmasıyla ilgili telkinleri, cinsel kimliği ile ilgili kargaşa yaratacak ebeveyn davranışları, kimliğini ararken yaşadığı içsel karmaşalar oldukça iyi yansıtılmış.

Lucien, orta sınıf taşralı bir aileye mensup hayatı sorgulayan, kendini çözmek için Freud bile okuyan bir genç. Arayışları çerçevesinde zamanla varlığından bile kuşku duymaya başlıyor. Felsefe hocasıyla yaptığı sohbette hocası kendisine, Descartes'e atıfta bulunarak "varlığından kuşku duyuyorsan varsın diyor." Lucien ise "var olup olmamak felsefi bir teoreme dayandırılamaz bu bir eyleme dayandırılmalı" minvalinde bir söz söyleyerek hayatına son vermek bile istiyor. Başka bir karakterin Lucien'in durumunu tanımlamak için kullandığı "karmaşa" sözü, kanımca, okurun elle tutabileceği kadar yoğun.

Satrte, antisemitizm üzerinden bir anlam bulma çabasına giren karakter ile "Var oluş özden önce gelir" felsefesini kurgu metin aracılığı ile anlatmış. Ailenin çocuğa biçtiği misyonların, bunun varoluşuna dayatılmasının onun yetişkinlik hayatını nasıl etkilediği üzerine akılımda sorgulamalar, yankılar bıraktı.

Dil, anlatım biraz zorlasa da varoluşa dair kısa ama etkili bir öykü. Avrupa'nın felsefe konusunda birikimlerini, Sartre'ın büyüklüğünü hissettiğim bir kitap oldu. İnsan keşke Fransızca bilseydim de şu kitabı aslından okuyabilseydim diyor. (Mehmet Ben) 
Ekzistensial krizis.: Əlimi qoyuram vicdan kimi boş-boş şeylərin üstünə və deyirəm ki, hər yazarın başı üçün deyil belə bir işi ərsəyə gətirmək. Elə dəli söhbətlər, nəfəskəsən səhnələr var ki... Bilmirəm bu kitabı oxuyan qızlar, xanımlar, nənələr protaqonisti başa düşə bilər ya yox, amma əziz cənablar, qaqaşlar və babalar, siz bu kitabı bir dəfə əlinizə alın, səhifələyin. Sartr adamı elə dərin ekzistensial padvala atır ki, orda hava bürkülü də olsa birtəhər canını dişinə tutub gözləyirsən. Buna səbəb isə biz zavallı bəndələrin bu bürküylə çoxdan, lap elə uşaqlıqdan tanış olmasıdı. İstisnalar var... Əlbəttə ki, var. Mütləq şəkildə olmalıdır. (Qərib Hüseynzadə) 

Kitabın Yazarı Jean-Paul Sartre Kimdir?
Jean-Paul Sartre (tam adı: Jean-Paul Charles Aymard Sartre) (21 Haziran 1905, Paris - 15 Nisan 1980, Paris), ünlü Fransız yazarve düşünür. Felsefi içerikli romanlarının yanı sıra her yönüyle kendine özgü olarak geliştirdiği Varoluşçu felsefesiyle de yer etmiş; bunların yanında varoluşçu Marksizm şekillendirmesi ve siyasetteki etkinlikleriyle 20. yüzyıl'a damgasını vuran düşünürlerden biri olmuştur. Sartre, bir anlatıcı, denemeci, romancı, filozof ve eylemci olarak yalnızca Fransız aydınlarının temsilcisi olmakla kalmamış, özgün bir entelektüel tanımlamasının da temsilcisi olmuştur.

Babasını ufak yaşta yitiren Sartre, annesinin ailesinin yanında büyüdü. Olgunluk sınavını Louis le Grand Lisesi'nde verdi. Daha sonraki eğitimini Ecole Normale Supérieure'de, İsviçre'deki Fribourg Üniversitesi'nde ve Berlin'deki Fransız Enstitüsü'nde sürdürdü. Çeşitli liselerde öğretmenlik yaptı ve 1928'de Simone de Beauvoir'la tanıştı.

1939 yılında II. Dünya Savaşı başlayınca Fransız ordusuna meteorolog olarak hizmet vermeye başladı. 1940 yılında Almanlar tarafından yakalanıp 9 aylığına hapse atılmasının sonrasında Direniş hareketine katıldı. Sinekler adlı ünlü oyunu bu koşullarda yazıldı ve sahnelendi. Aynı sekilde, Varlık ve Hiçlik adlı kendi felsefesini açıkladığı ünlü yapıtı da bu sırada yazıldı (1943).

1945 yılında öğretmenliği bıraktı ve "Les Temps Modernes" adlı edebi-politik dergiyi çıkarmaya başladı. Kitaplarının neredeyse tümü edebi ve politik sorunları işleyen kuramsal metinler olarak şekillendi. Sartre, savaş sonrası dönemde ise özellikle politik etkinlikleriyle öne çıkmaya başladı. Soğuk savaş dönemi boyunca birçok eleştirisine rağmen Sovyetler Birliği'ni desteklemiş, Fransa'nın Cezayir'e karşı yürüttüğü savaşa karşı çıkmıştır. Çıkardığı dergi, bu bağlamda yoğun bir etkinlik göstermiştir.

Sartre, hep sol politik görüşe yakın olmuştur. 1956 yılında Macaristan'ın Sovyetler Birliği tarafından işgal edilmesine kadar Fransız Komünist Partisi'ni (PCF) desteklemiş, ardından desteğini çekmiştir. Ardından Fransız Komünist Partisi'nin Sovyetler Birliği Komünist Partisi'nden daha bağımsız politikalar izleyebilmesine dolaylı katkısı olmuştur. 1960'ların sonlarında Sartre, kurulu komünist partileri reddettiği için Maocuları destekledi. Sartre daha sonra Maocularla ittifak halinde olduğunu reddetmiş ve Mayıs olaylarından sonra "Eger biri tüm kitaplarımı yeniden okursa, benim hiç değişmediğimi, hep anarşist olarak kaldığımı anlayacaktır." demiştir. Bundan sonra kendisinin anarşist olarak tanıtılmasını uygun karşılamıştır.

Sartre, 1964 yılında kendisine verilmek istenen Nobel Edebiyat Ödülünü geri çevirmiştir. Bunun hem yapıtlarına hem de politik konumuna zarar verecegini düşünmüştür. "121'ler Manifestosu" olarak bilinen bildirgeyi imzalamış ve 1961-1962 yılındaki büyük gösterilere katılmıştır. Ayrıca, 1966-67 yılları arasında Vietnam Savaşı'nda meydana gelen katliamları sorgulamak üzere kurulmuş olan Russell Mahkemesi'nin de başkanlığını yapmıştır. Politik etkinlikleri giderek yoğunlaşmış ve kendi iç-dönüşümleriyle birlikte şekillenmiştir. 1968olayları Sartre'ın kendi fikirlerini ve geleneksel entelektüel konumlarını da sorguladığı bir dönem olmuştur. Sovyetler'in Prag'a müdahalesinin ve Fransa'daki öğrenci hareketlerinin üzerine, teorik politik alanı yeniden değerlendirmeye başlamış, 1973'te Liberation'u kurmuştur.

1974 yılında Sartre'ın gözleri büyük oranda görmez oldu. Bu nedenle politik etkinlikleri yavaşladı, ancak her zaman yine de Batı'nın Doğu üzerindeki baskılarına karşı etkinliklerde bulundu ve insan hakları konusunda her zaman duyarlı oldu. Bu tutumuyla, Aydınların yeri ve rolükonusunda hem teorik hem de pratik bir örnek oluşturdu.

Öte yandan siyasal aktifliğinin onun edebi ve felsefi yönünü gölgelediği söylenemez. Sartre her şeyden önce kendisinden iyi bir edebiyatçı ve yetkin bir filozof olarak söz ettirmeyi başardı. 15 Nisan 1980'de Paris'te öldüğünde geride felsefe ve edebiyat açısından büyük değerde metinler bıraktı. Kendi varoluşçu felsefesini işlediği yapıtları başlıca; Özgürlügün Yolları, Bulantı, Gizli Oturum, Kirli Eller, Sözcükler, Duvarolarak belirtilebilir.

Sartre'ın Varoluşçuluğu:

Varoluşçuluk, esas olarak 17. yüzyıldan beri var olmakla birlikte, gerçek ününü Sartre ile birlikte kazanmıştır. 20.yüzyılda, Martin Heidegger gibi kendine özgü ve yetkin varoluşçu filozoflar söz konusu olmakla birlikte, bir felsefe olarak varoluşçuluk asıl etkisini Albert Camus ve özellikle de Sartre ile birlikte göstermiştir. Sartre, varoluşçu felsefenin hem felsefi hem de siyasal alandaki taşıyıcısı, uygulayıcısı olmakla bir entelektüel ve filozof olarak ayrı bir yer edinmiştir.

Varoluşçuluğun, geriye doğru gidildiğinde Blaise Pascal'a kadar uzayan bir geçmişe sahip olduğu görülür; bu elbette belli bir şekilde anlaşılan varoluşçuluk anlamında bir felsefe eğilimidir, bunun yanı sıra varoluşçuluğun argümanlarının bir kısmı, nüve halinde ya da perspektif düzleminde de olsa çok daha öncelerde, örneğin Sokrates felsefesinde, kutsal metinlerde vb. de bulunmaktadır. Ama felsefe tarihi incelemelerinde bir felsefe eğilimi olarak Varoluşçuluğu Pascal ile birlikte ele alıp değerlendirmek yaygın bir tutumdur.

Daha sonraları, Soren Kierkegaard varoluşçuluğun anlaşılmasına tam olarak belli bir şekil verir. Buna göre dünyadaki insanın varoluşu bir problematiktir ve felsefenin soruşturulması bunun üzerine yürütülmelidir. İsa, modern varoluşçuluğun kurucusu olarak kabul edilir. Varoluşçuluk öyle ki hem edebiyat alanında hem de felsefe alanında etkili olmuş ve çeşitli şekillerde temsilcilerini bulmuştur. Friedrich Nietzsche, Martin Heidegger, Albert Camus, Dostoyevski varoluşçuluk dendiğinde akla gelen ve modern varoluşçuluğun temsilcileri olarak incelenen isimlerdir.

Sartre'ın, varoluşçuluğunda ilk olarak görülen, insanın önceden-tanımlanmamış bir varlık olarak ele alınmasıdır. İnsan kendi yaşamını ya da tanımını kendi kararlarıyla verecektir. İnsanın içinde bulunduğu koşullar içinde yaptığı tercihleri onun kim olacağını ve ne olacağını belirler. Bu, "varoluş özden önce gelir" sözünün anlamıdır. İnsan önceden-zaten-belirlenmiş bir öze sahip değildir, daha çok o özünü kendi eyleyişleriyle gerçekleştirecek, yani varoluşunu şekillendirerek özünü ortaya koyacaktır. Kahraman ya da alçak olmak, insanın kendi yaptıklarıyla ilgili bir sonuçtur. Bu anlamda varoluşçu felsefede insanın etik bir varlık olarak şekillendirildiği, ama bunun da siyasalı yadsımayan bir etik olduğu görülür. İnsan belirli bir bütünlüğün içine doğmuştur, burada belirli bağımlılıkları vardır ve yaşamı boyunca bu bağımlılıklar içinde bazı kararlar vermek zorundadır. İşte bu kararlar insanın varoluşunun gerçekleştirilmesidir. Bu anlamda Sartre varoluşçuluğu genelde sanıldığının aksine ve varoluşçu edebi metinlerde görülen karamsarlığa rağmen iyimser bir felsefe olarak değerlendirir. Bu felsefede özgürlük ve bağımlılık arasında tuhaf bir ilişki kurulur, öyle ki, Sartre; insan kendi özgürlüğüne mahkum edilmiştir der. Sartre'a göre insan kendi kararlarıyla ve tercihleriyle özgürlügünü gerçekleştirmek zorundadır.

Öte yandan varoluşçuluk belirtildiği gibi iyimser bir felsefedir ve özünde hümanisttir. Hümanizm Sartre'ın felsefesinde önemli bir yöndür. 20. yüzyılın ikinci yarısı özellikle Hümanizmin kuramsal ve felsefi olarak reddedilmesi ve eleştirilmesi olarak ortaya çıkmış olmasına ve bunların çoğunluğunun Fransa kaynaklı olmalarına rağmen, Sartre ısrarla, kendi felsefi konumunu ifade etmek için özgül bir şekilde anladığı anlamda hümanizmi vurgular. Sartre Varoluşçuluk Hümanizmdir der ve bu isimde felsefi bir çalışması vardır.

Bulantı

Bulantı, Sartre'ın aynı adlı kitabı olmasının yanı sıra, terim olarak da Sarte'ın varoluşçu felsefesini ifade etmektedir. Dünyanın kendinde varlığı ("kendinde şey"), insana bulantı duygusu verir; çünkü gerçeklik, yani varlıklar ne iseler o olarak orada öylece ve anlamsız bir şekilde dururlar. Bilinç ise, "kendi-için-şey"dir, ve o hiçlikle ortaya konur. Sartre, felsefi olarak "Varlık ve Hiçlik" kitabında bu noktaları açıklar. Daha sonra da Bulantı romanında edebi bir metin olarak konuyu somut biçimde değerlendirir.

Bulantı romanının kahramanı Antoine Roquentin'dir. İlk kez yerde gördüğü bir taş parçasını eğilip almak istediğinde bunu yapamadığını fark eder; çünkü bu anda varoluşun saçmalığına karşı bir bulantı duymaya başlar, varlıkların varoluşuna, doluluğuna karşı duyulan bir bulantı. Bu dünyanın özündeki kendinde anlamsız varlığı karşısında duyulan bir bulantı'dır. Sartre'a göre hissedilen bu bulantı hissi, kişinin varlıkların kendiliğinden varoluşlarının doğurduğu anlamsızlıktan sıyrılmasını sağlar ve onu bilinçli bir varlık olma konumuna getirir.

Varoluşçu Marksizm

Sartre'a göre Marksizm esas itibariyle varoluşçu bir mantıkla değerlendirilebilir ve değerlendirilmelidir. Marksizm, yapısalcılık gibi kuramcı eğilimlerin iddialarının aksine özünde Hümanisttir; "Marksizm hümanizmdir", der Sartre.

Diyalektik Aklın Eleştirisi'nde Sartre, varoluşçulukla Marksizmi karşılaştırarak değerlendirir ve Marksizmin, "çağımızın aşılmaz bir felsefi ufku olduğu" saptamasını yapar. Sartre'a göre; bir Descartes ve Locke dönemi, bir Kant ve Hegel dönemi, ve son olarak bir Marx dönemi söz konusudur. Bu temsilcilerin hepsi, bütün bir kültürün tarihsel ufkunu temsil ederler ve Marx bunların en yetkinleşmiş halidir. Tarihsel bir perspektif olarak Marksizmi kesin bir şekilde önerir ve "insanlık tarihinin tek geçerli yorumu"nun Marksizm ya daDiyalektik Materyalizm olduğunu söyler. "Hiç olmazsa zamanımız için" der Sartre, "marksizm aşılamazdır".

Sartre ve Aydın tavrı:

Sartre, bir aydın ya da entelektüel olarak her zaman çok özel bir konumda durmuş, her zaman bu aydın konumu üzerinden tartışmalar yürütülemesine vesile olmuştur. Hem savunduğu hem de uyguladığı aydın tavrı, Sartre'ı entelektüeller arasında özel bir konumda tutar. Öyle ki, Sartre, hem tamamen özgürlükçü ve bağımsız bir konumda bulunup hem de sıkı bağlanımları gerektiren pek çok politik tavrı, tereddüte ya da çelişkilere düşmeksizin sergileyebilmiş ve zamanının bütün sorunları konusunda neredeyse aktif bir tavır sergileyebilmiştir.

Bu bakımdan Sartre için, "çağının tanığı ve vicdanı" diye söz edilmesi yanlış olmaz. Sartre'ı Sartre yapan yalnızca felsefi çalışmalarının yetkinliği ve özgül varoluşçu kuramının ilgi çekiciliği değil, aynı zamanda sergilediği aktif aydın tavrıdır. Sartre, bu noktada kuram ve eylem adamı niteliklerini birleştirmiş durumdadır.

Sartre'ın anladığı ve savunduğu anlamda aydın, ister eylem alanında ister yazı masasında olsun, esasta aydını aydın yapan nitelik, yaşadığı zamanın dünyasına sırt çevirmeyen, bu dönemin gerçekliklerinden ve çelişkilerinden kaçınmayan, aksine tutumunu ve eylemini bu gerçeklikler ve çıkmazlardan hareketle oluşturup belirleyen tavırdır.

Bu anlamda Sartre'ın bir bütün yaşam doğrultusu bu bakışın doğrulanmasıdır. Dolayısıyla da, Sartre'ın sergilediği aydın tavrı ve kişiliği, varoluşçuluğun edebiyattaki yetkin temsilcisi olarak kabul edilen Dostoyevski'nin sözünü onaylar niteliktedir; "Her insan herkes karşısında her şeyden sorumludur." Bu söz Sartre'ın anladığı ve örneğini sergilediği anlamda aydının tavrının da iyi bir açıklanmasıdır.

Jean-Paul Sartre Kitapları - Eserleri
Bulantı
Duvar
Akıl Çağı
Varoluşçuluk
Yıkılış
Yaşanmayan Zaman

Edebiyat Nedir?
Sözcükler
Aydınlar Üzerine
Varlık ve Hiçlik
İş İşten Geçti
Sartre Sartre'ı Anlatıyor
Baudelaire

İmgelem
Sanat, Felsefe ve Politika Üstüne Konuşmalar
Toplu Oyunlar
Toplu Oyunlar 2
Kirli Eller
Öznellik Nedir?
Ego'nun Aşkınlığı

Denemeler
Saygılı Yosma
Yöntem Araştırmaları
Hepimiz Katiliz
Materyalizm ve Devrim
Altona Mahpusları
Özgür Olmak

Şimdi Umut: 1980 Söyleşileri
Tuhaf Savaşın Güncesi
Çark
Gizli Oturum
Mezarsız Ölüler
Sinekler
Heyecanlar Üzerine Bir Kuram Taslağı

Şeytan ve Yüce Tanrı
Bir Şefin Çocukluğu
Altona Men - Without Shadows - The Flies
Komünistler Devrimden Korkuyor
Çağımızın Gerçekleri
Jean Paul Sartre Küba'yı Anlatıyor
Yazınsal Denemeler

Yabancının Açıklaması
Estetik Üstüne Denemeler
In Camera and Other Plays
Briefe an Simone de Beauvoir 1
Sahibin uşaqlığı
Seçilmiş Əsərləri
The Age of Reason

Yöntem Araştırmaları

Jean-Paul Sartre Alıntıları - Sözleri
Emek, hayatın yeniden üretilmesi yoluyla nesnelleşmeyse, emek yoluyla nesnelleşen nedir? İhtiyaçla tehdit edilen nedir? Jouissance'la (haz, keyif) birlikte ihtiyacı ortadan kaldıran nedir? Cevap elbette ki pratik biyolojik organizmadır ya da diğer bir deyişle, bu terim bizi öznellik açısından ilgilendirdiği ölçüde, psikosomatik birliktir. Sonuç olarak, burada içselliğiyle dolaysız bilgiden kaçan bir birliği kavrıyoruz. (Öznellik Nedir?)
Özgürlük, metafizik değil, pratik özgürlük, proteinle koşullanmıştır. İnsanlar, açlıktan kurtulduğu, uğraşlarını ona yakışan koşullar altında yapabildikleri gün, yaşam insanca olacaktır. (Sanat, Felsefe ve Politika Üstüne Konuşmalar)
Dokunmayın bana. Birinin bana dokunmasından nef­ret ederim. Acımanızı da kendinize saklayın. Haydi! (Gizli Oturum)
Aşk, aşktan daha fazla bir şeydir. (Denemeler)
Ben de herkes gibi değiştim: bir sürerlilik içinde. (Sanat, Felsefe ve Politika Üstüne Konuşmalar)
Bize ihanet eden, kendi sözlerimiz, kendi eylemlerimiz, kendi alçaklıklarımızdır. (Altona Mahpusları)

Köksüzlerin ağırlığı olmaz. (Sinekler)
"O halde bu, proletaryanın hiçten yola çıkarak icat ettiği ya da 'yarattığı' bir şey değil, daha ziyade bütünlüğü içindeki evrim sürecinin zorunlu sonucudur; bu yeni öğe, ancak proletarya onu bilincine yükseltip pratik kıldığında somut bir gerçeklik halini almaya dair soyut bir imkân olmayı yine de bırakmaz. (Öznellik Nedir?)
İnsan dönüp kendi geçmişine bir anlam yakıştırarak onu bir çeşit değişikliğe uğratabilir.
Yani kendi kişisel tasarısına göre, geçmişini farklı bir biçimde sahiplenir. Bir başka deyişle geçmiş, insanın özgürlük anlayışına göre kimlik kazanır.. (Ego'nun Aşkınlığı)
"Yeniden kendimi hissedebilmek istiyorum. İçten ve yoğun bir duygu beni kurtaracak." (Jean Paul Sartre Küba'yı Anlatıyor)
"Eskiden beklemek umurumda değildi. Şimdiyse ya­pamıyorum artık." (Kirli Eller)
Cehennem, başkalarıdır. (Toplu Oyunlar)
“Neden iki ayrı kişi olduğumuzu anlamıyorum. Kendim kalarak, sana dönüşmeyi isterdim.” (Toplu Oyunlar)

Gerçekten savaşsaydım, pek fena olmazdı. Fakat, savaşmıyorum işte. Silah altına alınmışım, o kadar. (Tuhaf Savaşın Güncesi)
"Bizi hiçbir zaman sevmediler!.." (Yıkılış)
Öncelikle en başında boşluk korkutmuştu sanatçıyı. Kuş uçmaz kervan geçmez, bu ıpıssız mekanda kendi boşluğunu kavramaya çalışırken, bir aşağı bir yukarı, aylarca gezinmişti.

Sadece kendi korkunç yalnızlığı eşlik etmişti ona... (Estetik Üstüne Denemeler)
" Belli bir grubun emrindeki bilim, bir ideolojiye dönüşür. '' (Aydınlar Üzerine)
"İnsan özgür olmaya mahkûmdur." (Varoluşçuluk)
Söyleyebildiğim zaman söyleyeceğim. (Tuhaf Savaşın Güncesi)
Biz rüzgar ektik, o ise fırtınadır. Şiddetin çocuğu, şiddetten her an kendi insanlığını ya­ratıyor. Biz onun sırtından insandık, o da bizim sırtımızdan ken­disini insanlaştırıyor. Yeni bir insana doğru hem de daha ni­teliklisinden. (Hepimiz Katiliz)

---
Kaynak: [Mardin Life](https://www.mardinlife.com/kitap/bir-sefin-cocuklugu-jean-paul-sartre-kitap-ozeti-konusu-ve-incelemesi)