# Bu Diyar Baştan Başa - Yaşar Kemal Kitap özeti, konusu ve incelemesi

> Bu Diyar Baştan Başa kimin eseri? Bu Diyar Baştan Başa kitabının yazarı kimdir? Bu Diyar Baştan Başa konusu ve anafikri nedir? Bu Diyar Baştan Başa kitabı ne anlatıyor? Bu Diyar Baştan Başa kitabının yazarı Yaşar Kemal kimdir? İşte Bu Diyar Baştan Başa kitabı özeti, sözleri, yorumları ve incelemesi...

- Kaynak: Mardin Life
- URL: https://www.mardinlife.com/kitap/bu-diyar-bastan-basa-yasar-kemal-kitap-ozeti-konusu-ve-incelemesi
- Dil: tr-TR
- Yayın tarihi: 2022-02-16T14:00:24+03:00
- Güncelleme: 2022-02-16T14:00:24+03:00
- Yazar: Mardin Life
- Kategori: Kitap
- Görsel: https://cdn.mardinlife.com/2022/02/16/yasar-kemal-kimdir-yasar-kemal-kitaplari-ve-sozleri-154086.jpg

Kitap Künyesi
 Yazar: Yaşar Kemal 
 Yayın Evi: Cem Yayınevi 
 İSBN: 
 Sayfa Sayısı: 640 

Bu Diyar Baştan Başa Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti
"İnsan birden irkiliveriyor. Atom bombası bu şehre düşmüş sanki. Yer yer taş yığınları, harabeler. Diyarbakır pas tutmuş. Diyarbakır, eski, çok eski bir demir kapı kadar paslı. (...) Bu şehir kılıf içinde."
-Yaşar Kemal-

"Türk umumi efkarından ve memleketten neler saklandığını görmek, hakikatin ne olduğunu anlamak için Yaşar Kemal'in sade bir kalemle, yalnız realiteyi ifade azmiyle yazdıklarını okumalı."
-Hüseyin Cahit Yalçın / Ulus, 6 Eylül 1953-

Bu Diyar Baştan Başa Alıntıları - Sözleri
Sana söyleyim. Teker teker söyleyim Efendi.
Neden ormanı yakarlar? Tarla açmak için bir.
Tarlanın etrafı ormanlık olur, içinde kara böcük saklanır.
Kara böcük çok zarar verir mahsule. Çok olur öldüremezler. Onun için tarlanın yakınındaki ormanı yakarlar, iki.
 Bir de yanmış orman toprağında o yıl öyle bir ot biter ki diz boyu. Keçiler o otları yeyince çok etlenirler.
Bir de ormandaki keneler vardır. Keçilere yapışırlar.
Keneler yansın diye ormanı yakarlar, bu üç.
Bir de tahtacılar işsiz kalırlar. Orman dairesi onlara orman gösteremez.
İş bulmak için yakarlar, bu dört.
Bir de orman memurlarına kızar köylü...Bu beş.
Bir de köyde iki adam biribirine hasım olur.
Biri, ötekinin tarlasından ormana ateş verir ki tarla sahibini orman dairesi tutsun da mahkemeye versin. Süründürsün, bu altı.
Daha bir ay evvel böyle bir adam yakalandı. Bolasan Muhtarına kızmış adam, muhtarın tarlasından ormana ateş vermiş..

Bu Diyar Baştan Başa
Yaşar Kemal
Bir kız, isterse en çirkin, en fakir olsun, fiatı iki binden aşağı değildir. Getirirsin iki bini, alırsın kızı. Zengin kızlarının fiatı otuz bine kadar yükseliyor. Son zamanlarda kızları kamyonla değiştiriyorlar. Bir kamyona bir kız...
Sonra yetmişlik, seksenlik ihtiyarların onbeşinde gül gibi karıları var. Kim ne karışır, parasını vermiş almış.
9.7.1951
"Anlat bakalım radyonun sana ne zararı dokundu? "diye sordular
Kahveci:
"Allah belalarını veresice şeyhler, hocalar var ya, köylülere demişler ki, o kahveye gidip, o pınarın suyundan içmek külliyen haramdır. Kafir olursunuz. Çünkü o pınarın suyuna radyo sesi sinmiştir. Radyo şeytanı lainin icadıdır. Radyo sesinin sindiği toprağa basmak bile kafirliktir. Radyo neredeyse cehennem oradadır. Ya işte beni böyle geçimimden etti radyo."
Yalnız bu kahveler başka şehirlerin kahvelerine benzemiyor. Bunlar başka türlü, çok şirin. Her kahvenin bir avlusu var. Çimen ekilmiş, güller donatılmış bir avlu, avluda, güllerin yanında, havuzun başında dört karış yüksekliğinde masalar. İki karış yüksekliğinde, kürsü denilen, oturakları balıkçı ağı gibi iple örülmüş iskemleler... Karşılıklı oturulup kahve, çay içilir. Bazı kahveler çayı demlikle getiriyor. Bu kadar çok kahve! Kahveler tıklım tıklım dolu. Sebebini sordum; işsizlik, dediler.
Bir adam geçiyordu, sordum:
-Hep böyle çırılçıplak mı bu köyün çocukları?
-Yok begim, dedi. Heç olir çiplak, elbise de giyirler.
-Ne, ne? dedim.
-Analari gitmiştir göle. Yikemişdir çemeşir.
-Hep bir kat mı olur? dedim.
-Ya gaç tene olacek,dedi. Yetmir mi bir get?
Gözleri yaşarıyor. Herşeyi gördüm de, türlü türlü ağlayanları, sevda için, keder için, ölüm için ağlayanları gördüm de umudun insanları ağlattığını ne görmüşlüğüm ne duymuşluğum vardır.
Amasyalı:
- Ben ne bileyim, nerededir aşk. Aşk, toprakta, taşta, suda, ağaçta, gecede, gündüzde... Yeşil otlarda bile... Aşk olmazsa damardaki kan durur. Aşk, aşk, kainatın her zerresindedir.
İnce, uzun, dal gibi Rizeli kemençeci tam üç gün tükenmez bir aşkla çaldı söyledi.

Adamun sayirler
Otuz içi dişuni
Nasil tarif edayum
Sevdaluğun işuni
Duyardım da inanmazdım. Derlerdi ki, Karadenizde erkekler oturur, her işi; tarla işini, ev işini, pazar işini kadınlar görürler. Bu hali gördükten sonra...
Şu ambarda, güvertede kaç övün yemek yendiyse hep erkekler önce yedi, kadınlar baktı. Kalan artıkları da köpeğe atar gibi, kadınlara verdiler.
Bu adamın üstünden, başından da yalnızlık akar. Bir de bu adama Kadıköy iskelesinin kanepelerinden birine oturmuş heybetli köylüleri, çıplak ayaklı serseri çocukları, hanımefendileri seyrederken rastlarsınız.
Bu adam hikayeci Sait Faiktir.
- Ne var ne yok Sait? dedim. Hikaye yazıyor musun?
- Yok, dedi, yaşıyorum.
Hüzünlü, ılık, insan sevgisi dolu hikayelerini Sait yazmaz, yaşar. Sait bir dertli, kötülüklerden, aşağılıklardan, dünyadaki cümle bayağılıklardan, kirden iğrenen bir adem oğludur. O daima iyiliği söylemiştir.
"Yahu" dedim "Sofi, diyorlar ki, senin şeyh rakı içip, kız oynatıyormuş İstanbullularla. Doğru mu acaba?"
Boş atıp dolu tutmuştum. Başını olanca sertliğiyle salladı. Gözleri döndü:
"Herkes söylüyor; zındıklar Şeyhe iftira ediyorlar. O, içtiği rakı değildir. Gözleri güneşe kapalı olanlar onu göremiyorlar. Şeyh rakı kadehine elini dokundurur dokundurmaz o rakı kevser suyu olur. O kadın cennetten gelmiş Huridir. Yoksa Şeyh kadına bakar mı?"
İki saat içerisinde tam otuz yedi liralık esans sattım Licede. Mübarek bir satılıyor ki, sormayın.
".... Bunlar küçük medreseler. Saidi Nursinin bile burada müritleri var. Geçen gün bir tanesini yakaladık. Evinden Saidi Nursinin mektupları ve fotoğrafları çıktı. Bir sürü de kitap.."
Jandarma komutanı bana bir sürü mektupla Saidi Nursi fotoğraflarını gösterdi. Mahkemeye vereceklermiş adamı.
O gece sabaha karşı Diyarbakıra döndüm. Gördüklerim beni serseme çevirmişti. Yirminci yüzyılın Türkiyesinde bunlar gerçek miydi?
"Şeyhlik" diyor, "kulla Allah arasına menfaat mukabili bazı kimselerin girmesidir"

Bu Diyar Baştan Başa İncelemesi - Şahsi Yorumlar
Kitap iyi hoş ama oraların havasını pekiştirmek için insanların konuşmalarını şiveleriyle yazması biraz gereksizdi bence. Bazı cümleleri anlamadım hatta (yapmışem, yokdir tarzı konuşmalardı). Röportaj dendiğine de aldanmayın. Bence gezi yazısından başka bir şey değil. Ama bu gezi yazıları bir başka. 1950'li yıllarda yazılmış bu yazılar Türkiye'nin halini olanca açıklığıyla gösteriyor. Cahillik almış başını gidiyor. Okudukça halimize şükrettim, en azından okuyan, öğrenmeye çalışan kesim biraz çoğaldı. Kitabı okudukça Atatürk'ün yaptıklarının ne kadar doğru, ne kadar iyi olduklarını da daha iyi anlayacaksınız. Bizler çoğu şeyi tarih kitaplarından üstünkörü öğretilenlerle biliyoruz. Burada ise bildiklerimizin nedenleri çok açık bir şekilde anlatılıyor. Çok ama çok güzel bir kitaptı. Kalın falan ama ülkemizde olan biteni bütün çıplaklığıyla göz önüne seriyor. Bence kesinlikle herkesin okuması gereken, bilmesi, öğrenmesi gereken bir kitap. Tek kelimeyle bayıldım. Hepinize tavsiye ederim. (Öznur Biçer) 
Gecikmeli bir inceleme-yorumlama

Bu kitabı okumam yaklaşık iki ayımı aldı. Neden derseniz, Yaşar Kemal okurken sayfaların bitmesini istemiyorum. Bitince bir yandan hafif bir burukluk yaşıyorum.
Bu kitapta da aynısı oldu. Olabildiğince uzattım ama derler ya her güzel şeyin de bir sonu vardır. Amenna. Şimdi kitap ile ilgili izlenimlerimi paylaşacağım.

Bir yazar düşünün ki; köylü ile birlikte haklarını aramak için kol kola yürümüş, düşünce suçlularının tahliyesi istemiş, haklarını savunmuş ve ara buluculuk yapmış (Hayata dönüş operasyonu ve öncesindeki açlık grevi), Anadoluyu gezerken denk geldiği orman yangınını engellemek için kürek sallamış...

Bu yazarın bir destanıdır bu kitap. Cumhuriyet gazetesine girdikten sonra Anadolu'yu gezmesi ve halk ile ropörtaj yapması için görevlendirilen gazeteci-yazar
Yaşar Kemal, kitabın adı gibi bu diyarı baştan başa dolaşmış. Neler görmemiş ki? Bunların bazılarını anlatıp geri kalanını sizlere bırakmak istiyorum.

Kitabın bazı bölümlerini okurken, özellikle kaçakçılar arasında geçen günlerini anlattığı kısımda, sanki "İnce Memed" okuyormuş gibi hissettim. Çünkü Yaşar Kemal, kaçakçıların arasına giriyor ve Adanalı Hasan olarak nam salıyor. Hem de ne nam! Ünü Antep Maraş yöresinde kendinden önce geliyor. Herkesin dilinde bir "Adanalı Hasan"!

Bu görevde mal kaçırıyor, çatışmada kalıyor ölüm tehlikesi atlatıyor. Sebebi ne peki? Kaçakçıları gözlemlemek ve sorunlarını öğrenmek. Neden kaçakçılık yapar diye düşünüyor. Sonra bakıyor ki bu coğrafyada başka geçim kaynağı neredeyse yok.
Memleketin doğusu batısı bir derler ya lafta, o öyle değilmiş işte. Sene 1953.

Karadeniz'deki iş göçü ve yolda yaşanan hadiseler ne yürek parçalar aman Allahım! Tıkış tıkış insanların günlerce bir göz kamarada, hangarda seyahat etmesi ne demektir?

Doğudaki kangren gibi yayılan cehalete ne demeli? Radyo yüzünden kafir ilan edilen bir kahvecinin sitemine tercüman olmuş Yaşar Kemal. Çocukları okula göndermeyen, gönderenleri din düşmanlığı ile isnat eden bir zihniyet!

Yaşar Kemal buradaki şeyhler ile tanışmak için kılıktan kılığa girmiş ağızlarından cımbızla laf almış. Yeri gelmiş hakarete uğramış yeri gelmiş kovulmuş ama asla pes etmemiş. Kılık değiştirip esans satıcısı bile olmuş.

Evi olmayan mağarada yaşayan, suyu olmayan insanlara misafir olmuş. Bir anısı ne yürek burkar;

Köyde su için sondaj açmışlar. Su çıkınca köylü bir hafta boyunca suyu izlemiş sevinçle. Bir ay sonra geldiğinde hala suyu izleyenleri görmüş Yaşar Kemal. Memleketin halini varın siz düşünün!

Ege ve Akdeniz bölgesinde talan edilen rant sağlanan ormanları anlatmış. Köylülerin çaresizlikten ormanda tarla açması ve toprağı yok etmesi! Okurken insanın içi cız ediyor resmen. Daha neler anlatayım efendim? Ne anlatsam kifayetsiz. Okuyup görmek lazım.

Velhasıl, Yaşar Kemal gezdiği her yerde insanların sorunlarını yazılarına taşımış, onların dertlerini kendine dert edinip çözüm aramıştır. Öneriler sunmuştur. Bu yazıları ile gazetede büyük ses getirmiştir. Daha sonrası ise malum. Devlet tarafından daha fazla baskı daha fazla sansür.

Yaşar Kemal'i anlamak için okunması gereken bir kitaptır bence. Onun edebi yönünden ziyade insani yönünü görmek isteyenler buyursun efendim. Keyifli okumalar.

Kitapta geçen bazı yörelerden parçalar ekledim :)

https://youtu.be/0l7QvuvSjVY
https://youtu.be/kGEyhPiXoDg
https://youtu.be/oGcfXurWWIQ
https://youtu.be/ijhnWobsTms
https://youtu.be/XmvtVTmynmA (Li-3) 
Herkesin başucunda bulunması gereken bir kitap. İnsan hiç sıkılmadan yeniden ve sürekli okuyabileceği bir kitap tavsiye ederim.
Her yöreyi gezmiş kadar oluyorsunuz. (Beyhan) 

Kitabın Yazarı Yaşar Kemal Kimdir?
Yaşar Kemal (d. Kemal Sadık Gökçeli,] 1923; Gökçedam, Osmaniye), Kürt asıllı Türk romancı, senaryo ve öykü yazarı. Türk edebiyatının en önde gelen kalemlerinden biridir. İlk öykü kitabı Sarı Sıcak'ta da yer alan Bebek öyküsü ile ilk romanı İnce Memed, Cumhuriyet'te tefrika edildi. İnce Memed, yaklaşık kırk dile çevrilerek yayımlandı ve kitaplarının yurtdışındaki baskısı yüz kırktan fazladır.

Yaşar Kemal pek çok yapıtında Anadolu'nun efsane ve masallarından yararlanmıştır. PEN Yazarlar Derneği üyesidir. Nobel Edebiyat Ödülü'ne aday gösterilen ilk Türk yazardır.

Çocukluğu
Yaşar Kemal, Nigâr Hanım ile çiftçi Sadık Efendi'nin oğlu olarak aslen Van-Erciş yolu üzerinde ve Van Gölü'ne yakın Muradiye ilçesine bağlı Ernis (bugün Ünseli) köyünden olan bir aileden dünyaya geldi. Kendi anlatımına göre bir Türkmen köyünde tek Kürt ailenin çocuğu olarak doğup büyüyen Yaşar Kemal, evde sadece Kürtçe köyde ise Türkçe konuşurdu. Ailesi, Birinci Dünya Savaşı'ndan dolayı Adana'nın Osmaniye ilçesine bağlı Hemite (bugün Gökçedam) köyüne yerleşti. Beş yaşındayken, babasının camide öldürülüşüne tanık oldu. Orta okul döneminde çeşitli işlerde çalıştı. Kuzucuoğlu Pamuk Üretme Çiftliği'nde ırgat kâtipliği (1941), Adana Halkevi Ramazanoğlu kitaplığında memurluk (1942), Zirai Mücadele'de ırgatbaşlığı, daha sonra Kadirli'nin Bahçe köyünde öğretmen vekilliği (1941-42), pamuk tarlalarında, batozlarda ırgatlık, traktör sürücülüğü, çeltik tarlalarında kontrolörlük yaptı.

Sanat hayatı

1978 yılındaki yaptığı bir söyleşide sanat çalışmalarına ilkokula başlamadan önce şiirle işe koyulduğunu ve okula başladığında "yaşlı halk şairleriyle çakıştığını" anımsadığını belirtti. İlkokulun son sınıfındayken arkadaşı Aşık Mecit, çok iyi saz çalarken kendisi annesinden ötürü sazı "berbat" çalmaktaydı. Bunun nedenini şu sözlerle dile getirdi:

"Benim saz çalamamamın sebebi var, anam aşık olacağım da diyar diyar dolaşacağım diye saza, aşıklığa düşman olmuştu. Onun tek çocuğuydum ve gözünden ayırmıyordu beni. Okulda, düğünlerde bayramlarda beni hep Aşık Mecitle çakıştırırlardı. Aşık Mecitle Kadirlide bir kahvede bir gece sabaha kadar çakıştığımı şimdi iyice anımsıyorum."

Ortaokuldan ayrıldıktan sonra folklor derlemelerine başladı ve 1940-1941 yılları arasında Çukurovadan ile Toroslardan derlediği ağıtları içeren ilk kitabı olan Ağıtlar, Adana Halkevi tarafından 1943 yılında yayınladı. 1944 yılında ilk hikâyesi Pis Hikâye'yi yayınladı. Bunu, Kayseri'de askerlik yaparken yazmıştı. Bebek, Dükkâncı, Memet ile Memet öyküleri 1950'lerde yayımlandı.

Kemal Sadık Göğceli adı ile çeşitli yayımlarda yazarken Yaşar Kemal adını Cumhuriyet gazetesine girince kullanmaya başladı. 1952 yılında yayımlanan ilk öykü kitabı olan Sarı Sıcak'ta da yer alan Bebek öyküsü burada tefrika edildi.

1947'de İnce Memed'i yazdı fakat yarım bıraktı ve 1953-54’te bitirdi. Romanı yazma nedeni eşkiya olan ve dağda vurulan amcasının oğlunun vurulması olduğunu 1987 yılındaki bir söyleşisinde belirtti. Ayrıca aynı söyleşide, çocukluğunun eşkiyalığın içinde geçtiğini, dayısının "en büyük" eşkiyalardan biri olduğunu, o çevrede 1936'lara kadar beş yüze yakın eşkiya bulunduğunu ve bunlardan birinin de Kurtuluş Savaşı'nda Kadirli'yi ilk örgütleyenlerden olan Karamüftüoğlu ailesinden ünlü Remzi Bey olduğunu söyledi. Remzi Bey'in kendisine, ilk İnce Memed hikayesinde "Çakırdikeni" diye yer alan diken hikâyesini anlattı ve Yaşar Kemal'le "eşkıyalığın felsefesini" yaptı.

Yaşar Kemal'in dünyada ilk kez yayımlanan seri, Bebek öyküsüdür ve önce Fransızcaya, sonra İngilizceye, İtalyancaya, Rusçaya, Romenceye ve diğer dillere çevrildi.

Siyaset

17 yaşından bu yana sosyalist politikanın içindedir. 1961 Anayasası'ndan sonra kurulan Türkiye İşçi Partisi'ne 1962'de katıldı. Emekçi sınıfının tamamen yönetime gelmesini isteyen Kemal, TİP'te sekiz yıl çalıştı ve yöneticilerden biriydi. 1987'deki bir söyleşisinde Türkiye'de bir Marksist partiye ihtiyaç olduğunu belirtmiştir. Aynı söyleşideki "Nasıl bir sol modelden yanasınız?" sorusuna, şu cevabı vermiştir:

"Her ülke sosyalist modelini kendisi kurar. Sovyetlerin 70 yıldır yaşama geçmiş modelini kabul edemeyiz. Yüzde yüz bağımsızlıktır sosyalizm. Kişi bağımsızlığı, ülke bağımsızlığı, politik bağımsızlık, ekonomik bağımsızlık, özellikle de kültürel bağımsızlık... Sosyalizmin başka bir anlamı yok benim için. Bu çağa gelinceye kadar kültürler birbirlerini beslemişlerdir, yok etmemişlerdir. Oysa çağımızda, kültürler kültürleri yok etmek için, bilinçli olarak kullanılmışlardır, emperyalistler tarafından. Benim için dünya bin çiçekli bir kültür bahçesidir; bir çiçeğin bile yok olmasını, dünya için büyük bir kayıp sayarım."

TİP'ten ayrılan yazar, nedenini partinin niteliğini yitirmesine, bürokratların eline geçmesine ve emekçilerden kopmasına bağladı. Sovyetler Birliği çökmesinin, sosyalizmin de çökmesi değil, tam tersine dünya sosyalizminin zaferi olduğunu 1993'teki bir söyleşisinde dile getirmiştir.

Temalar
« Halka kim zulmediyorsa, etmişse, halkı kim eziyor, ezmişse, onu kim sömürmüş, sömürüyorsa, feodalite mi, burjuvazi mi... Halkın mutluluğunun önüne kim geçiyorsa ben sanatımla ve bütün hayatımla onun karşısındayım. [...] Ben etle kemik nasıl biribirinden ayrılmazsa, sanatımın halktan ayrılmamasını isterim. Bu çağda halktan kopmuş bir sanata inanmıyorum. »

Yaşar Kemal'im edebi çalışmalarında halka dönük bir düşünce hakim oldu ve bunu, bir yerde politik düşünce ile birleştirerek yürüttü. Yapıtlarıda halk şiirinde, epopelerde olduğu gibi insan değerlerinden kopmamaya çalıştı. Yaşar Kemal, siyasi görüşü ile sanatının paralel olduğunu, "halk ve doğa"ya inandığını, sanatının proletaryanın çıkarlarının emrinde olduğunu dile getirmiştir.

Yaşar Kemal Kitapları - Eserleri
Teneke
Çakırcalı Efe
İnce Memed 1
İnce Memed 2
İnce Memed 3
İnce Memed 4

Ağacın Çürüğü
Ağıtlar
Ağrıdağı Efsanesi
Al Gözüm Seyreyle Salih
Yılanı Öldürseler
Çıplak Deniz Çıplak Ada
Fırat Suyu Kan Akıyor Baksana

Karıncanın Su İçtiği
Tanyeri Horozları
Demirciler Çarşısı Cinayeti
Yusufçuk Yusuf
Allahın Askerleri
Hüyükteki Nar Ağacı
Zulmün Artsın

Üç Anadolu Efsanesi
Binboğalar Efsanesi
Ortadirek
Denizler Kurudu
Kuşlar da Gitti
Deniz Küstü
Tek Kanatlı Bir Kuş

Filler Sultanı ile Kırmızı Sakallı Topal Karınca
Yağmurcuk Kuşu
Kale Kapısı
Kanın Sesi
Ölmez Otu
Yer Demir Gök Bakır
Gökyüzü Mavi Kaldı

Sarı Sıcak
Yanan Ormanlarda Elli Gün
Nuhun Gemisi
Peri Bacaları
Bir Bulut Kaynıyor
Neredesin Arkadaşım
Sevmek, Sevinmek, İyi Şeyler Üstüne

Baldaki Tuz
Bugünlerde Bahar İndi
Yolda
Yağmurla Gelen
Binbir Çiçekli Bahçe
Pis Hikaye
Kalemler

Ustadır Arı
Bu Bir Çağrıdır
Yüzler
Yaşar Kemal Kendini Anlatıyor
Dağın Öte Yüzü
Beyaz Pantolon
Sarı Defterdekiler

Don Quijote ve Roman Sanatı
Bu Diyar Baştan Başa
Röportaj Yazarlığında 60 Yıl
Yeşil Kertenkele
İnce Memed
Taş Çatlasa
Çukurova Yana Yana

Teneke, Sarı Sıcak, Pis Hikaye ve Ötekiler
Bütün Hikayeler
Memed, mein Falke
Van

Yaşar Kemal Alıntıları - Sözleri
" Keşke zelzelede ölseydik de bu hallere düşmeseydik." (Nuhun Gemisi)
İçinden her şeyi bırakıp kaçmak geldi. Yapamadı. (Beyaz Pantolon)
Kaçamıyordu kimseden, kendini yitirip gitmişti. (Yılanı Öldürseler)
Cehennem yerinde hiç ateş yoktur, herkes ateşini buradan götürür... (Kuşlar da Gitti)
Ve sonra Sait Faik… Yeşil, çocuksu gözleri vardı. Onulmaz öfkesi vardı. Hikayeleri kadar da, kendi kişiliğinin tadı vardı. Küfürleri vardı. Ve İstanbul Sait Faiksiz edemezdi.￼ (Peri Bacaları)
"Oğlum, diyordu.Sen sen ol görünüşe aldanma.
İnsanlar iki yüzlüdür..." (Teneke)

Şu insanoğluna akıl ermez. (Ağrıdağı Efsanesi)
Yeni yüzler, yeni dünyalar görmek onu kendine çekiyordu. Yeni yeni insanlara, yeni yeni şeyler söylemek. (Üç Anadolu Efsanesi)
İnsana ne olursa olsun, başına ne gelirse gelsin, insan umudunu kesmemeli. Yalnız kalmış, umudunu yitirmiş insan yarı ölü bir insandır. Bana kalırsa insan yaratım gücünü hiçbir yerde yitirmemelidir. (Çıplak Deniz Çıplak Ada)
Korku, insanın yerleşmiş, büyük duygularından bir tanesi… Bana göre, insanlar korkuyu inkar ettikçe korkuyorlar. (Ağacın Çürüğü)
İnsan doğar, büyür ve ölür. Sınıf da doğar, büyür ve ölür. Ama büyük insanlık ölmez. Doğada da böyle bir oluşum var. Doğanın parçaları da doğar, büyür, ölürler. (Binbir Çiçekli Bahçe)
Çöplükler, şehirlerin tıpa tıp aynasıdır. (Yolda)
insanın katlandığına dağlar katlanmaz. (Bu Bir Çağrıdır)

"Benim Ustam," dedi, "benim ustamda böyle yapardı.Emek varsa yemek vardır" (Yağmurla Gelen)
“Bir insan ne ka­dar yürekliyse, o kadar korkaktır. Ya da bir insan ne kadar kor­kaksa o kadar yüreklidir. Bunun böyle olduğunu bir insan an­cak seksenine gelince anlar.” (İnce Memed 2)
"Bugünlerde öğretmenlik, doğru dürüst vicdanlı öğretmenlik bir kahramanlık değil mi, bu kadar kıyımdan, sürgünden, zulümden sonra… Ve aldıkları para ayın on beşine kadar yetmezken… Baskı, baskı, baskı… Bugünlerde öğretmenlik yapılır mı?" (Baldaki Tuz)
Tanışmadan görüşmeden bir insan bir ıssız ada gibidir.. (Tek Kanatlı Bir Kuş)
"Susmak sövmektir." (İnce Memed 4)
Çok özlem çeken insanlardır çocuklar (Neredesin Arkadaşım)
Umutsuzluk,kötülüğe karşı savasma gücünü yokeden, kıran en büyük silahtır. (Taş Çatlasa)

---
Kaynak: [Mardin Life](https://www.mardinlife.com/kitap/bu-diyar-bastan-basa-yasar-kemal-kitap-ozeti-konusu-ve-incelemesi)