# Bu Mülkün Sultanları - Necdet Sakaoğlu Kitap özeti, konusu ve incelemesi

> Bu Mülkün Sultanları kimin eseri? Bu Mülkün Sultanları kitabının yazarı kimdir? Bu Mülkün Sultanları konusu ve anafikri nedir? Bu Mülkün Sultanları kitabı ne anlatıyor? Bu Mülkün Sultanları PDF indirme linki var mı?  Bu Mülkün Sultanları kitabının yazarı Necdet Sakaoğlu kimdir? İşte Bu Mülkün Sultanları kitabı özeti, sözleri, yorumları ve incelemesi...

- Kaynak: Mardin Life
- URL: https://www.mardinlife.com/kitap/bu-mulkun-sultanlari-necdet-sakaoglu-kitap-ozeti-konusu-ve-incelemesi
- Dil: tr-TR
- Yayın tarihi: 2022-06-06T07:00:03+03:00
- Güncelleme: 2022-06-06T07:00:03+03:00
- Yazar: Mardin Life
- Kategori: Kitap
- Görsel: https://cdn.mardinlife.com/2022/06/06/necdet-sakaoglu-kimdir-necdet-sakaoglu-kitaplari-ve-sozleri-239554.jpg

Kitap Künyesi
 Yazar: Necdet Sakaoğlu 
 Yayın Evi: Oğlak Yayınları 
 İSBN: 9789753296939 
 Sayfa Sayısı: 600 
--reklam--
Bu Mülkün Sultanları Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti
"Akla gelen ilk soru ya da sorun Osmanlı padişahlarının yaşamlarına hangi açıdan bakıldığı ya da bakılması gerektiğidir. Bu çalışmalar her düzeyde ve farklı yönlerden yapılabilir. Örneğin çocuk padişahların öyküleri, savaşçı padişahların çileli seferleri kadar ilginçtir. Dindar, savaşçı, av, eğlence, müzik, kitap, sanat tutkunu, sanatkar padişahlar; her birinin hastalıkları, ölüm nedenleri üzerinde de ilginç çalışmalar yapılabilir. Oysa bizim kültürümüzde, padişahların yaşamlarına ağırlıklı olarak siyasal ve askeri açıdan bakmak geleneği vardır. Bu kitapta ise Osmanlılık'ı temsil eden 36 padişahın yaşamöyküsü, tarih-severlerin ilgiyle okuyacakları tarzda ve beşeri yönleri olabildiğince öne çıkartılıp arada kaynak yapıtlardan kısa alıntılara da yer verilerek anlatılmış; 36'sından yansıyan davranışlar, yaklaşımlar ve olaylarla da Osmanoğulları hakkında genel bir fikir verilebilmesi düşünülmüştür. Yaşamöyküleri için, Osmanlı tarihindeki önem dereceleriyle orantılı kapsamlar öngörülmeyerek Kanuni'nin de I. Mustafa'nın da birer insan ve padişah oldukları ilkesinden hareket edilmiştir. Şu bir gerçek ki Osmanlı sultanlarının yaşamları ifrat-tefrit eğilimlerine son derece açıktır. İstenirse, en beceriksiz ve yetersiz olanını bile -sözgelimi dindarlığını, iyilikseverliğini, hoşgörüsünü vb anıp yüceltmenin bir kolayı bulunabileceği gibi, amaç kötülemekse en başarılıları bile siyaseti, yaşantısı ve zaafları bugünün ölçüleriyle irdelenerek olumsuz çizgilere çekebilir. Durum bu olunca padişahlar arasında yetki kullanımı, siyaset, beceri vb. açılardan koşutluklar yakalamak ve kıyaslamalar yapmak oldukça zordur. Kesintisiz 641 yıl (1281-1922) süren ve 21 kuşakta 36 padişahla temsil edilen Osmanoğulları'nın başarıları ve yanlışları her zaman tartışılacaktır."
-Necdet Sakaoğlu'nun "Önsöz"ünden-

Ama tartışılmaz olan asıl gerçek, Osmanlı Devleti'nin kuruluşunun 700. yıldönümünde Osmanlı kaynakları temel alınarak yazılan Bu Mülkün Sultanları'nın, Necdet Sakaoğlu'nun usta kalemiyle, bir tarih kitabı olmaktan çıkıp, "Bu Mülkün Romanı" halini almasıdır.
(Arka Kapak)
--reklam--
Bu Mülkün Sultanları Alıntıları - Sözleri
II. Murad, okuduğu Kabusname çevirisini "ruşen" (açık) bulmayarak Mercimek Ahmed'den "açık ibare ile tercüme etmesini" istemiştir. Gerek bu isteği, gerek kendi paralarına Kayı buyu damgasını vurdurtması, daha önemlisi Osmanoğulları'nı Kayı-han ve Oğuz soyuna bağlayan bir soyağacı düzenletmesi, onun "Türkçülük hareketini başlatan padişah" olarak tanıtılmasının gerekçeleridir.
Yıkılubdur bu cihan sanma ki bizde düzele
Devleti çarh-ı denî verdi kamu mübtezele
Şimdi ebvab-ı sa'adetde gezen hep hezele
İşimiz kaldı heman merhamet-i Lemyezel'e
 III. Mustafa
Fasl-ı nevruz erdi gül vakti gülistan devridir
Sohbet-i eyyam-ı çemen hengâm-ı bûstan devridir
Şi'r ü inşâ mevsimi şah-ı sühandan devridir
Mey getür sâki gül eyyâmı Selim Han devridir
III. Mehmed'in saraydaki ilk gecesinde şehzadeler, kimi anasının, dadısının kucağından alınarak kimi kıskıvrak yakalanarak dairelerden toplatıldı. Bir şehzadenin, gelen dilsizlere önündeki kestane tabağını gösterip, "Bari kestanelerimi yiyeyim!" dediği rivâyet edilir.
Kanuni'ye kadar ilk 10 padişah orduya başkomutanlık edip savaş ve kuşatma yönettikleri halde, 2. Selim(1566-1574), 3. Murat(1574-1595), 1. Mustafa(1617-1618/1622-1623), Ibrahim(1640-1648), 2. Süleyman(1687-1691), 2. Ahmet(1691-1695) sefere çıkmamış; sefere çıkan ve meydan savaşına kumanda eden son padişah 2.Mustafa(1695-1703) olmuş, bundan sonrakiler başkomutanlık yetkilerini ''Serdar-ı ekrem'' sanını verip ''Sancak-ı Şerif'' i teslim ettikleri, sorguçlarından birini de kavuklarına iliştirdikleri veziriazamlara bırakmışlardır. Sadrazam ve Serdar-ı Ekrem Reşit Mehmed paşa'nın 1832'de Konya Savaşı'nda Kavalalı Ibrahim paşaya yenilip tutsak düşmesinden sonra artık sadrazamlar da savaşa gönderilmeyerek serdar-ı ekremlik görevi asker paşalara bırakılmıştır.
Osmanli tehdidinden etkilenen Hristiyan devletlerin birliklerinden oluşan ve Macaristan kralı 1. Layoş'un başkomutanlığında Edirne'ye yürüyen ordu korku yarattı. Bu sırada Murad bey Bursa'daki yeni örgütlenmelerle ilgileniyordu. Edirne muhafızı Lala Şahin paşa, padişahtan yardım isterken bir yandan da Hacı İlbeyi komutasında bir süvari kolunu keşfe çıkardı. Bu gözü pek tümen, Meriç ırmağını geçmiş bulunan müttefik ordusuna, gün ağarırken ani bir baskında bulundu. Yaşanan panikte binlerce Sırp, Bulgar, Ulah(Eflak) ve Macar askeri öldürüldü ya da Meriç'te boğuldu. Türkler 1363'teki bu müthiş baskına ''Sırp Sındığı'' adını vermişlerdir.
Artık hedef, geride kalan ve küçülen Bizans değil, Avrupa topraklarıydı. Fakat bu yeni strateji, Papa V. Urbanus'un teşvikiyle Sırp, Macar, Bulgar, Bosna ve Ulah (Eflak) hükümetlerini bir bağlaşıklığa yöneltti. Murad Bey ise Çandarlk
Halil Hayreddin'in, örgütlenen Yaya ve Müsellem birliklerinin yeterli olmayacağını uyarıp tavsiyelerde bulunması üzerine, 1365'te, tutsak ve devşirme gençlerden Yeniçeri Ocağı'nı kurdu.
Bu daimi-paralı asker örgütünün giderlerini karşılamak amacıyla da ulemadan Karamanlı Kara Rüstem ilk Osmanlı maliyesini
örgütledi.

Osmanlı tehdidinden etkilenen Hıristiyan devletlerin birliklerinden oluşan ve Macaristan Kralı I. Layoş'un başkomutanlığında Edirne'ye yürüyen ordu, korku yarattı. Bu sırada Murad
Bey Bursa'daki yeni örgütlenmelerle ilgileniyordu. Edirne muhafizı Lala Şahin Paşa, padişahtan yardım isterken, bir yandan
da Hacı İl-Beyi komutasında bir süvari kolunu keşfe çıkarttı. Bu gözüpek tümen, Meriç Irmağını geçmiş bulunan müttefik ordusuna, gün ağarırken ani bir baskında bulundu. Yaşanan paniktę binlerce Sırp, Bulgar, Ulah ve Macar askeri öldürüldü da Meriç'te boğuldu. Türkler, 1363'teki bu müthiş baskına “Sırp Sındığı" adını vermişlerdir.

Topraklarının önemli bir bölümünü Osmanlılar'a bırakan Bulgar Kralı İvan Şişman, kızkardeşi Prenses Mara'yı (Tamar) Murad Bey'e vererek onun yüksek egemenliğini kabul etti. Bu gelişme Osmanlı Devleti'nin 15. yy'da kazanacağı çok uluslu imparatorluk kimliğine ilk adımıdır.

Osmanlı sınırlarının Sırbistan'a dayanması karşısında da Sırp despotu Lazar'ın 1374'te yıllık vergi ödemek ve Sultan Murad'ın yüksek egemenliğini tanımak koşullarını içeren bir antlaşmayı imzaladığı saptanıyor.

1381’de oğlu Bayezid’i (Yıldırım) Germiyanoğlu Süleyman Şah’ın kızı Devlet Hatun’la evlendirerek çeyiz olarak Kütahya, Tavşanlı, Simav ve Emet’i topraklarına kattı. Başkentini bile Osmanlılar’a bırakan Süleyman Şah, kendisine bırakılan Kula kasabasına çekildi.

 Sultan" sanıyla anılmasını gerektirecek bir güce ulaştığı bu dönemde, oğlu ve "taht vekili" Savcı Bey, -ilerde benzerleri yaşanacak olan şehzade ayaklanmalarından birini başlatarak
Murad Bey'i can evinden vurdu. Savcı'yı ayaklanmaya iten komplo, Istanbul'da sık yaşanan imparatorlar ve prensler arası
ahr kavgalarının bir uzantısıydı ve bunun sahnelenmesi için de Murad Bey'in, Bizans Imparatoru V. Ioannis'i yanına alıp Anadolu'ya geçtiği 1385 yılı uygun görülmüştü. Taht hakkını yitiren Prens Andronikos'un ayaklanma eylemine her nedense Savcı Bey de katıldı. Prens ve şehzade, babalarına baş kaldırdılar. Savcı Bey, Rumeli'nde sultanlığını ilan ederek kendi adına hutbe okuttu. Murad Bey, Rumeli'ne geçerek İstanbul'a yakın bir yer olan Apikridium'da şehzade ile prensin kuvvetlerini dağıttı. Kaçan Savcı Bey, Dimetoka'da yakalanarak babasının buyruğu gereği gözlerine mil çekildi. Feridun Bey Münşeatı'ndaki deyimle Savcı Bey “nur-1 basıradan mehcur" (görme ışığından yoksun)
edildi. Tarihler aynı cezanın Andronikos'a daha insancıl bir bịçimde uygulandığını, gözlerine kızgın sirke dökülen prensin yarı kör edildiğini yazıyor. Oğlunu kör etmekle öfkesini yenemeyen
ya da bundan rahatsız olan padişah baba, henüz on dört yaşındaki Savcı Bey'i boğdurtarak evlat katili de oldu. Kimi kaynaklarda Bursa dolaylarında başlayıp bittiği anlatılan Savcı Bey olayı öykülere, romanlara konu olmuş trajik bir vaka sayılsa da daha çok, Osmanoğullarının saltanat ihtirasının ilk acımasız gerçeği
olarak dikkati çeker. Beylik uğruna dedesi Osman Bey'in amca kendisinin de kardeşlerini öldürtmesine, Bizans sarayına özgü bir işkence yöntemiyle öz oğlunu kör edip boğdurtarak bir
yeni cinayeti katması, Osmanoğullarının taht ya da devlet anlayışları açısından düşündürücüdür.
Murad Bey'i yaşlılık günlerinde bir kez de damadı Karamanoğlu uğraştırdı. 1386'da Osmanlı sınırlarındaki Beyşehir'e saldıran Alâeddin Bey'e karşı 1387'de harekete geçen padişah,
damadının af ve barış önerilerini geri çevirdi. Büyük bir orduyla Konya’ya yürüdü. Murad Bey, kızı Nefise Melek Hatun’un yalvarması sonucu damadını bağışlayarak Bursa’ya döndü.

 Osmanlı tarihinin bu ilk büyük meydan
muharebesi 28 Ağustos 1389'da Üsküp yakınındaki Karatavuk
(Kosova) sahrasında aralıksıZ sekiz saat sürdü. Yan cenahlara kumanda eden Şehzade Bayezid ve Yakub'un çabalarıyla Sırp, Bosna, Eflak, Macar, Hirvat kuvvetleri bozguna uğratıldı. Muharebeyi çadırından izleyen Murad Hüdavendigâr, bu ölüm kalım
mücadelesinin son safhasında, içyüzü tarih ışığına yansımamış
bir suikaste uğrayarak Sırp soylusu Miloş Obiliç tarafından öldürüldü.
içeride padişahla nasıl yaşadıklarını dışarıya sızdırmama konusunda da başarılı oldular.
Göktürk yazıtlarındaki "Türk Tanrısı, Türk ulusu yok olmasın diye babam İlteriş Kağanla anam il-bilge Hatun'u gönderdi,
IV. Murad öldüğü sırada, Bağdat Köşkü’nün iç süslemeleri ve yazı kuşakları henüz tamamlanmamıştı. Hattat Tophaneli Mahmud Çelebi ve “nice ancılayın eshab-ı maarif ve hünermendan, meşgûl-i nukuş ve tezhib-i eyvan idiler” . İlginç bir rastlantı olarak da altın suyuyla “Hz. İbrahim” hakkındaki bir âyeti yazıyorlardı ve o gün İbrahim padişah oldu.
Konuk olduğu evde duvarda asılı Kuran'ı ululayarak sabaha kadar ayakta el bağlayan da Osman değil, baba Ertuğrul'dur.
İlk altı padişah(Osman, Orhan, 1.Murad,Yıldırım Bayezid, Çelebi Mehmet ve 2.Murad) Bursa'da, Fatih'ten 5.Mehmed Reşad'a kadar 29 padişah İstanbul'da, son padişah Vahideddin ise Şam'da gömülüdür.
Osman Gazinin kayınbabası, Eskişehir Ahileri'nin İtburnu Tekkesi Şeyhi Edebalidir.
Oğuz töresi uyarınca "dirlik" olarak kardeşi Gündüz Bey'e Eskişehir'i, oğlu Orhan'a Karacahisar'ı, Hasan Alp'e Yarhisar'ı, Turgut Alp'e İnegöl'ü veren Osman Bey, Bursa, Kestel Kite tekfurlarının bir Bizans tümeniyle takviyeli ortak ordusunu 27 Temmuz 1302'de Koyunhisar (Baphaon, Bafeum) Savaşında yener. Yeğeni Aydoğdu'nun şehit düştüğü bu savaş sonunda Kite Hisarı, Orhaneli (Atranos), Ulubat Gölündeki Alyos Adası fethedilir ve Kite Tekfuru da Aydoğdu'nun öcü alınmak için öldürülür.
Çok basit bir formda (Orhan bin Osman?) adına tuğra çekilen ilk Osmanlı beyi, Orhan Beydir.
--reklam--
Bu Mülkün Sultanları İncelemesi - Şahsi Yorumlar
Hızlandırılmış Osmanlı Tarihi gibi bir kitaptı. Beş yüz sayfa ama tüm padişahlar çok güzel bir şekilde anlatılmış. Osmanlı Padişahlarının yaşamlarına dair her şeyi kronolojik bir sırayla öğrenenildiğimiz, çok fazla ayrıntıya girmeden en önemli noktalara vurgu yapan değerli bir eserdi. Tarih ile ilgilenenler zaten beğenerek okuyacaklardır ama padişahları öğrenmek isteyip tarih okumayı sevmeyenler için biçilmiş kaftan diyebilirim. Çünkü gereksiz ayrıntılar yok, araştırmalar, atıflar çok iyi..
 Bu kitapta daha önce başka kitaplarda okumadığım alıntılara, beyitlere ve bilgilere rastlama fırsatım oldu. Sadece padişahların hayatlarını öğrenmekten ziyade dönemi de çok iyi öğreniyorsunuz.

Okuması oldukça zevkli ve sıkıcılıktan uzak bir eserdi tavsiye ederim..

şimdiden okuyacaklar keyifli okumalar dilerim (Gülsüm) 
Bir gün çok kıymet verdiğim bir abimle sohbet ederken “çık sokağa sor Osmanlı Padişahlarını sayabilir misin? 1.000.000 nüfuslu şehrimizde bunu en fazla 100 kişi sayabilir, geriye kalan kesim ise lafa gelince ecdadımız öyle şanlı, ecdadımız böyle iyi vs söylerler. Ama bunu hiçbir şey bilmeden söylerler”demişti. Ne yalan söyleyeyim hak verdim ve utandım. Bu yüzden de bu Eseri okumaya karar verdim.
Gerçekten tatmin edici bir kitap. Öğrendiklerine gelince;
* Osman Bey 1299 yılında amcası Dündar Bey’i akınlarına karşı çıktığı bahanesiyle bir ok atarak öldürmüştür. (Taht uğruna işlenen ilk cinayet)
* Orhan Bey Bizans ile iyi geçinip kazan-kazan stratejisi uygulamıştır. Orhan Bey’in oğlu Süleyman Paşa’nın süren avında attan düşerek ölmesi onu derinden üzmüş, tahtı kendi rızasıyla diğer oğlu Murad Bey’e bırakmıştır.
* Murad Bey, tutsak ve devşirme gençlerden Yeniçeri ocağını kurmuştur. Oğlu Savcı Bey ilk şehzade ayaklanmasını başlatmış, ceza olarak önce gözleri kör edilmiş, sonra öfkesini yenememiş oğlunu boğdurtmuştur. Kosova savaşı’nda çadırında suikaste uğrayarak öldürülmüştür.
* Sultan Yıldırım Bayezid Kosova savaşı’nda babasının suikaste kurban gittiğini duyunca kardeşi Yakup Bey’i boğdurtmuş ve tahta geçmiştir. Bu olay üzerine askerin moralini düzeltmek için Osmanlı tarihinde ilk defa cülus denilen bahşiş dağıtılmıştır. Ankara savaşı’nda Timur’a esir düşmüş ve saltanatı sona ermiştir.
* Çelebi Mehmed, kardeşleri Emir Süleyman, İsa ve Musa arasında geçen taht kavgasından (fetret devri) galip çıkmış ve yönetime el koymuştur. Bir sürek avı sırasında at sırtında felç olmuştur. Ölümü 42 gün gizlenmiş, dolayısıyla naaşı mumyalanmıştır. Cenazesi 2. Muradın tahta çıkmasından sonra defnedilmiştir.
*2. Murad, İstanbul’u 40 gün kuşatmıştır, bu kuşatma sırasında şehzade Mustafa padişahlığını duyurmuş ve 2. Murad kuşatmaya son verip şehzadeyi boğdurmuştur. Tahtını Edirne den çağırdığı Mehmet’e bırakmış, herhangi bir sıfat taşımaksızın ordunun başına geçip Varna’ya gitmiştir. Ölümü 19 gün gizli tutulmuştur.
* Fatih Sultan Mehmed, Otuz yıllık saltanatında 2 imparatorluk, 4 krallık, 6 prenslik ve 5 dukalığa son veren “Büyük Türk” Osmanlı İmparatorluğunun kurucusudur.
* Sultan 2. Bayezid, Cem ile saltanat sorunu yaşamış, kardeşi Cem’in Rodos şövalyelerine sığınması sonucunda en önemli dış sorun haline gelmiştir. Cem Sultan Napoli’de ölmesi sonucu 4 yıl boyunca pazarlık konusu yapılmıştır. İktidarını yeniçerilerin desteğini alan oğlu Yavuz Sultan Selim’e bırakmak zorunda kalmıştır (darbe).
* Yavuz Sultan Selim, 22 yıl Trabzon valiliği yapmış, kardeşi şehzade Ahmed’in taht varisliği şansının artması üzerine babası 2. Bayezid’e ve kardeşlerine karşı mücadele başlatmış ve tahtı ele geçirmiştir. Osmanlı Devleti’nin sınırlarını Hicaz ve Mısır’a kadar genişletmiştir. Topkapı Sarayı’ndaki Kutsal Emanetler Dairesi’nin kurucusudur. Selim’in ilk buyruğu babasının İstanbul’dan uzaklaştırılması olmuştur. Şehzade Korkud’u ve daha önceden ölen kardeşlerinin oğullarını yakalatıp boğdurtmuştur. Abbasi Halife’si Mütevekkil’den halifelik sanını devralmıştır. Sırtındaki çıbanın hızla büyümesiyle Edirne’ye giderken yolda kurulan çadırda ölmüştür.
*Kanuni Sultan Süleyman, her yönüyle Muhteşem Süleyman! Oğlu Mustafa’yı çadırda, diğer oğlu Bayezid ve onun oğullarını ise İran şahı ile mektuplaşarak Kazvin’de boğdurtmuştur. Bu tatsız olaylar haricinde gerçekten Osmanlı için muhteşem bir yüzyıl olmuştur. Zigetvar kalesi kuşatması sırasında ordunun başında olan Kanuni, çadırında ölmüştür. Tahnit edilerek 48 gün boyunca öldüğü gizlenmiştir.

Devamında bu ve bunun gibi birçok bilgi bulunmaktadır. (Yasin Malkoç) 
Osmanlı tarihine yeni başlayanlar için biraz ağır kaçabilir ancak padişahlar ve yaşadıkları dönemler hakkında kısa ve doyurucu bilgiler almak istiyorsanız gayet yeterli bir kitap. (Berk) 
--reklam--
Bu Mülkün Sultanları PDF indirme linki var mı?
--reklam--
Necdet Sakaoğlu - Bu Mülkün Sultanları kitabı için internette en çok yapılan aramalardan birisi de Bu Mülkün Sultanları PDF linkidir. İnternette ücretli olarak satılan çoğu kitabın PDFleri bulunmaktadır. Ancak bu PDF'leri yasal olmayan yollarla indirmek ve kullanmak hem yasalara hem de ahlaka aykırıdır. Yayın evlerinin sitesinden PDF satılıyorsa indirebilirsiniz.
Kitabın Yazarı Necdet Sakaoğlu Kimdir?
Divriği Atatürk İlkokulu'nu (1951), Nuri Demirağ ortaokulu (1954), İttihatçı Sivas valisi Muammer Bey'in yaptırdığı şatovari bir öğretmen okulunu (1957) ve en son olarak da, İstanbul Çapa'daki kitabesinde adı "Dârül-Muallimat-ı Aliye" olan Eğitim Enstitüsü'nü bitirmiştir.

Tarih, folklor ve edebiyat alanlarında araştırmaları vardır.
--reklam--
Necdet Sakaoğlu Kitapları - Eserleri
Bu Mülkün Sultanları
Bu Mülkün Kadın Sultanları
Duru Tarih
Türkiye Eğitim Tarihi
Süleyman Hurrem ve Diğerleri
Osmanlıdan Günümüze Eğitim Tarihi
Türk Anadolu'da: Mengücekoğulları
Avrupalılaşmanın Yol Haritası ve Sultan Abdülmecid
Cumhuriyet Dönemi Eğitim Tarihi
İffet-Saray-ı Şahane
8500 Yıllık Tarih İstanbul Dünyanın En Eski Şehri
Atatürk ve İstanbul
Tanzimat'tan Cumhuriyet'e Tarih Sözlüğü
Osmanlı Tarihi Sözlüğü
20. Yüzyıl Başında Osmanlı Kentleri
Köse Paşa Hanedanı
Saadetim Yıldızı Sultanım
--reklam--
Necdet Sakaoğlu Alıntıları - Sözleri
Eski gümüş para. 17. yy sonunda para birimi "kuruş" olunca, bunun 1/40’ı sayılan "para"nın 1/3’ü değerindeki birime de akça denmiştir. Tanzimat’ı izleyen yıllarda ise piyasada akça diye bir para mevcut değilken, "para" anlamında "akça" deyimi kullanılıyordu. Örneğin "akça farkı" bir bütçe deyimiydi ve gelir gider açığını ifade ediyordu (Tanzimat'tan Cumhuriyet'e Tarih Sözlüğü)
Gülhane Hatt-ı Hümayunu’nun getirdiği yeni esaslara uyacağına ilişkin Sultan Abdülmecid’in, Topkapı Sarayı Hırka-i Saadet Dairesi’nde ulemâ ve vükelâ önünde ettiği yemin. (Tanzimat'tan Cumhuriyet'e Tarih Sözlüğü)
1920 Nisanında Maarif Nazırı olan Rumbeyoğlu Fahreddin, okul kitaplarına, İkinci Meşrutiyet'in Türkçülük akımıyla giren "Türk" sözcüğünü çıkarttırdı! Bununla birlikte İstanbul'da ve işgal bölgelerinde öğretmenlerin çoğunluğu, Türk'ü ve Türklüğü işlemekten çekinmediler. 6 Mayıs 1920'de TBMM'nde Maarif Vekilliğine seçilen Rıza Nur, üç gün sonra okunacak Hükümet programına eğitimle ilgili konuları da katabilmek için, Ankara Maarif Müdürlüğünden çağırdığı bir tek kâtiple çalışarak yeni halk hükümetinin eğitim stratejisini belirledi:
- Dinî ve millî eğitim,
- Hayatî, işe dönük, üretkenliği aşılayan eğitim,
- Millî yapıya, coğrafyaya, kültüre, geleneklere uygun ders kitapları,
- Çağdaş ve bilimsel olanaklara sahip okul,
- Sözlük, tarihsel, toplumsal, edebî eserler yazdırılması, bunlarla ulusal duyguların geliştirilmesi, Doğu'nun ve Batı’nın bilim-fen kaynaklarının Türkçe'ye çevrilmesi,
- Elde bulunan okulları en iyi biçimde, dikkatle ve özel çabalarla yönetmek...
Rıza Nur imzasıyla 10 Mayıs 1920'de yayınlanan ilk genelgede ise öğretmenlere şöyle denmekteydi: "Batı’nın köle etmeyi amaçlayan emperyalist saldırısına uğrayan ulusumuz bir buhran yaşıyor. Dinimiz ve ulusumuz tehdit altındadır. Eğitim ve öğretim görevlileri olan siz aydınlar, ulusumuzu uyarmakla yükümlüsünüz..." (Cumhuriyet Dönemi Eğitim Tarihi)
Osmanlı Devleti’nin rakı satışı için koyduğu vergi. (Tanzimat'tan Cumhuriyet'e Tarih Sözlüğü)
Anlaşılır, arı dil. III. Selim’in başlattığı Osmanlıca’nın Türkçeleştirilmesi süreci, II. Mahmud ve Tanzimat dönemlerinde hızlandı. Bir kısım Tanzimat yazarları, arı dil anlamında bu deyimi kullandılar. (Tanzimat'tan Cumhuriyet'e Tarih Sözlüğü)
''Anlayışlı olan anlar, bilgili olan bilir, bilen ve anlayan her vakit dileğine ulaşır.'' (Türkiye Eğitim Tarihi)
Okuması-yazması olmayan Mustafa Naili Paşa, üç kez sadrazamlık yapmıştır. (Avrupalılaşmanın Yol Haritası ve Sultan Abdülmecid)
Mahpeyker Validenin, camide cülûsa karşı çıkarak devlet geleneğinden ödün vermeyişi; ulemayı, padişahı uyarmadıkları için eleştirmesi; cülûs için gelenlerle dehliz kapusu önünde tartışması, valide sultanla yapılan bir "ayak divanı" idi. Abdülaziz Efendi, Hanefi Efendi gibi dönemin önde gelen din bilginlerine düşüncelerini açıklaması, yönelttiği sorular; ikna olunca da soğukkanlılıkla oğlunun tahttan indirilip yedi yaşındaki torununun tahta oturtulmasını kabul edişi ve bu değişikliğin sorumluluğunu üstlenmesi, onun kritik bir dönemde üstlendiği sorumluluğun kanıtlarıdır.(…) Kösem, valide sultanlığı gelini Hatice Turhan’a bırakmayarak Valide-i Muazzama sanıyla üçüncü kez saltanat naibesi oldu. Bunun Osmanlı tarihinde bir örneği yoktur. İzleyen günlerde, Haremde hapsedilen İbrahim'i, içoğlanlarının tekrar tahta oturtmak için eyleme geçecekleri duyumu üzerine, bunun kendi sonu olacağını hesaplayarak oğlunun kapatıldığı iç köşkün kapı ve pencerelerini ördürttü. 18 Ağustosta da ulemanın fetvasıyla boğdurulmasına ses çıkarmadı. (Bu Mülkün Kadın Sultanları)
Eğitim; 1950'ye değin, ilköğretim ve okuma-yazma ağırlıklı, halkın gönenmesine dönüktü. Oysa 1950-1960 arasında kalitesiz orta öğretime, 1960'tan sonra da yüksek öğrenime yönelinmiştir. Bir başka, açıdan bakılınca ilk dönemde, eğitimin tabana yayılması ve laiklik; Hasan Ali Yücel döneminde (1938-1946) işe dönük eğitim, yeni hayat-yeni insan; çok partili yaşama geçilince de odunculuk ve prensipsizlik politikaları yakalanmaktadır. 1970'ten sonra ise, genç nüfus patlaması ve çok yönlü çalkantılar sonucu, kontrol ve disiplin mekanizmalarının zayıfladığı görülebiliyor.
... (Cumhuriyet Dönemi Eğitim Tarihi)
Çok basit bir formda (Orhan bin Osman?) adına tuğra çekilen ilk Osmanlı beyi, Orhan Beydir. (Bu Mülkün Sultanları)
Harf Devrimi ile kitle eğitiminin temellerini atan odur. İlk Maarif Vekillerinden Hamdullah Suphi (Tanrıöver), Dağ Yolu'ndaki bir söylevinde “Mektep bir iş evidir, esnaf ocağıdır. Bir ihtiyaçtan doğar... Çocuklarımızı neşesizliğe, cesaretsizliğe ve hayatta ricacı bir vaziyete düşüren bugünkü ölgün ve uhrevî terbiyemiz yerine, hayata bağlı, elinde sanatı olan işçi nesli yetiştirecek amelî (uygulamalı) terbiyeyi koymalıyız!" diyordu. (Cumhuriyet Dönemi Eğitim Tarihi)
Yıldırım Bayezid'in annesi hakkında bilgilerin kaynaklarda yer almayışı nedendir? Ailesi, din değiştirip değiştirmediği, Murad Bey'le evlendiği ve öldüğü tarihler bilinmiyor. Bursa'daki türbeyle ilgisi de kuşkulu; dayanaksız savlarla annesi Gülçiçek değil, Tamara idi diyenlere karşı çıkmak da anlamsızdır. (Bu Mülkün Kadın Sultanları)
III. Mehmed'in saraydaki ilk gecesinde şehzadeler, kimi anasının, dadısının kucağından alınarak kimi kıskıvrak yakalanarak dairelerden toplatıldı. Bir şehzadenin, gelen dilsizlere önündeki kestane tabağını gösterip, "Bari kestanelerimi yiyeyim!" dediği rivâyet edilir. (Bu Mülkün Sultanları)
Fatih'ten Vahideddin'e kadar otuz padişahın haremlerindekiler -istisnaları olsa da- İslam hukukunun tanımladığı konumda, "canlı mal" türünden kölelerdi. Müslüman ana babadan doğmuş bir kızın köleliği şer'an caiz görülmediğinden de hareme alınan tutsak kızların gayrımüslim ailelere mensup ve sarayda Müslüman olmaları koşuldu. Fakat son dönemde bu kural gözardı edilmiş, Müslüman Çerkes, Abaza ailelerden kızlar alınmıştır. (Bu Mülkün Kadın Sultanları)
İnsanları alışkanlıklarından koparmak kolay iş değildir. Onlardan bunu istemek yersizdir. Bırakın insanlar dilediği gibi yaşasınlar... (Türkiye Eğitim Tarihi)
içeride padişahla nasıl yaşadıklarını dışarıya sızdırmama konusunda da başarılı oldular. (Bu Mülkün Sultanları)
Abdülmecit'in aile yaşamında dikkati çeken bir başka özellik, ölüm döşeğinde iken "Beni kadınlarım bitirdi" dediğine göre, mutluluğu yakalayamamış olmasıdır. (Avrupalılaşmanın Yol Haritası ve Sultan Abdülmecid)
Eski Türklerin eğitim gelenekleri Uygurların dağılışından ve 10. yüzyılda da Müslümanlığın Türk boyları arasında yayılmasından sonra; töreyi giderek ikinci plana iten, ulusçu eğitim yerine din eğitimini öne çıkartan bir sürece girilmiştir. (Türkiye Eğitim Tarihi)
1926'da yürürlüğe konan İlköğretim Programı'nın, 5 yıllık ilkokullarda uygulanması, millî bir eğitimle, genel bilgilerin çocuklara kazandırılması en önemli hedefken bunun her çevrede gerçekleştirilememesi, yukarıdaki sebeplerin yanı sıra, münakaşası 1910lardan beri süregelen, Arap Elifbası ile okuma-yazma öğretiminin güçlüğüyle de doğrudan ilgilidir. (Cumhuriyet Dönemi Eğitim Tarihi)
Anlaşılır, arı dil. III. Selim’in başlattığı Osmanlıca’nın Türkçeleştirilmesi süreci, II. Mahmud ve Tanzimat dönemlerinde hızlandı. Bir kısım Tanzimat yazarları, arı dil anlamında bu deyimi kullandılar. (Tanzimat'tan Cumhuriyet'e Tarih Sözlüğü)

---
Kaynak: [Mardin Life](https://www.mardinlife.com/kitap/bu-mulkun-sultanlari-necdet-sakaoglu-kitap-ozeti-konusu-ve-incelemesi)