# Çılgın Palmiyeler - William Faulkner Kitap özeti, konusu ve incelemesi

> Çılgın Palmiyeler kimin eseri? Çılgın Palmiyeler kitabının yazarı kimdir? Çılgın Palmiyeler konusu ve anafikri nedir? Çılgın Palmiyeler kitabı ne anlatıyor? Çılgın Palmiyeler kitabının yazarı William Faulkner kimdir? İşte Çılgın Palmiyeler kitabı özeti, sözleri, yorumları ve incelemesi...

- Kaynak: Mardin Life
- URL: https://www.mardinlife.com/kitap/cilgin-palmiyeler-william-faulkner-kitap-ozeti-konusu-ve-incelemesi
- Dil: tr-TR
- Yayın tarihi: 2022-03-11T14:00:10+03:00
- Güncelleme: 2022-03-11T14:00:10+03:00
- Yazar: Mardin Life
- Kategori: Kitap
- Görsel: https://cdn.mardinlife.com/2022/03/11/william-faulkner-kimdir-william-faulkner-kitaplari-ve-sozleri-173443.jpg

Kitap Künyesi
 Yazar: William Faulkner 
 Çevirmen: Necla Aytür 
 Çevirmen: Ünal Aytür 
 Orijinal Adı: The Wild Palms 
 Yayın Evi: Yapı Kredi Yayınları 
 İSBN: 9789750819100 
 Sayfa Sayısı: 272 
--reklam--
Çılgın Palmiyeler Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti
William Faulkner'in daha önce Türkçe'de yayımlanmamış benzersiz romanı, Çılgın Palmiyeler olayları, kişileri, mekânları, genel havaları apayrı iki uzun öyküden oluşur. 

Yapıtlarında hep birtakım değişik anlatım biçimleri deneyen Faulkner, Çılgın Palmiyeler ve "Irmak Baba" başlıklı bu öyküleri tek bir romanın parçaları gibi tasarlamış, bölümlerini dönüşümlü biçimde sıralamıştır. Bu plan uyarınca kitap, Çılgın Palmiyeler'in ilk bölümüyle başlar, arkasından "Irmak Baba"daki adsız mahkûmun öyküsünün ilk bölümü gelir; üçüncü bölümde Harry ile Charlotte'un öyküsü devam eder; dördüncü bölüm, yeniden mahkûmun başından geçenleri anlatır; bundan sonraki bölümler de aynı biçimde sıralanır 1939'da yayımlanan bu benzersiz romanı için Faulkner şöyle diyor:
"Çılgın Palmiyeler"in ilk bölümünü bitirir bitirmez, bir şeylerin eksik kaldığını, öykünün pekiştirilmesi, müzikteki kontrpuan benzeri bir yöntemle güçlendirilmesi gerektiğini gördüm. Bunun üzerine, "Çılgın Palmiyeler"deki öykü yeniden canlanıncaya kadar "Irmak Baba"yı yazdım. Derken, "Irmak Baba"nın birinci bölümünün sonuna gelince, onu bırakıp "Çılgın Palmiyeler"e döndüm ve gene gücünü yitirmeye başlayıncaya kadar yazmaya devam ettim. Sonra, onun "antitez"i olan "Irmak Baba"nın bir bölümünü daha yazarak "Çılgın Palmiyeler"i yeniden canlandırıp güçlendirdim.
--reklam--
Çılgın Palmiyeler Alıntıları - Sözleri
belki de bize acı çektiren yüreğimiz ya da duyarlığımız bile değil ; biz acıyı boş bir gurur uğruna ya da acı çekebildiğimiz, kendimizi aldattığımız, hatta belki de sırf acı çekmekten hoşlandığımız için çekiyoruz, dedi
Yüreğim kan değil, sıvı bir şey değil, kum pompalıyor sanki, diye düşündü.Kum pompalamaya çalışıyor.Bu rüzgar yüzünden soluk alamıyorum sanki; aslında soluk alamıyor, soluyacak hava da bulamıyor değilim, çünkü anlaşılan yürek her şeye dayanabiliyor - her şeye, her şeye.
.... üstesinden gelemeyeceğimizi kabul edebileceğim o güçlü nedeni tekrar et ki, sırf bu yüzden olabileceğine inanmasam ya da aklım yatmasa da, başka hiçbir şey değil, sırf parasızlık diyebileyim.
“-ama belki vakit gelip çatınca, hep atı dizginleyerek durabileceğini, bir şeyleri kurtarabileceğini düşünmüşsündür belki de düşünmemişsindir o an geldiğinde duramayacağını bilirsin, duramayacağını baştan beri bildiğini bilirsin ve duramazsın, dehşet içinde iradeden umuttan her şeyden vazgeçtiğin o anda isteksiz tüm varlığınla tek bir evetten başka bir şey değilsin sen -o karanlık, o düşüş, yalnızlığın o gürleyen sesi, yaşanan sarsıntı ve ölüm hantal bedeninin engellemesine karşın o anda tüm canının telaşla senden çıkıp her yanını saran o ezeli kör davetler kabın içine - o yakıcı dipsiz esnek hayat kaynağına o mezar-rahme ya da rahim-mezara(ikisi de aynı kapıya çıkar) akıp dolduğunu hissedersin.Ama geri dönersin. Baştan beri biliyordun döneceğini; ama dönersin belki yetmiş yaşına ya da bilmem kaç yaşına kadar yaşarsın ama bundan sonra hayatının bir bölümünü geri gelmemek üzere yitirdiğini o bir iki dakika sırasında zamanın dışına çıkarak yalnızca mekanda var olduğunu bilirsin hep.Ayrıca bilirsin ki sen sanıldığı gibi yetmiş yaşında değilsin ve hesabı denkleştirmek için bir gün borcunu ödemek zorunda kalacak yalnızca yetmiş dokuz yıl üç yüz altmış dört gün yirmi üç saat elli sekiz—“
Ancak hepsi bu kadar olamaz, diye düşündü.Olamaz.Ziyanlık bu.İnsan etinin ziyan olması değil; bundan her zaman yığınla vardır.Yirmi yıl önce ülkelerini korumaya, sloganlarını haklı çıkarmaya çalışan insanlar gördüler bunu - bedenlerin koruduğu ülkeler, onca bedenin yok olması pahasına korunmaya değmişse elbet.Ama bellek.Belleğin varlığı bedene, ete bağlı değildir.Ancak bu da yanlıştı.Çünkü beden olmadan bellek, kendinin bellek olduğunu bilemez.Dolayısıyla şu bildiğimiz et, yani belleği çalıştırması gereken o zayıf, ölümlü beden olmadan olmuyor.
iki insan arasındaki aşk ölür, derler. bu doğru değil. aşk ölmez. eğer ona layık değilsen seni bırakır gider. o ölmez; ölen sen olursun. aşk deniz gibidir. sen işe yaramaz biriysen, sularda kötü bir koku çıkarmaya başlarsan, o zaman deniz, dışarıda bir yerde ölmen için kusar atar seni.
Aşk ile acı çekmenin aynı anlama geldiğini, aşkın değerinin uğruna ödenecek toplam bedele eşit olduğunu ve aşkı ucuza elde eden birinin kendini aldattığını öğrendim.
Çünkü insan daha önce çektiği acılardan hep bir parça korkar.
..insanın kaldırabileceği yalnızlığın bir sınırı vardır...
Acı ile hiçlik arasında kalsam acıyı seçerdim.
Neden kendine acı vermek istiyorsun? Dünyada kaçınılmaz bunca acı, yığınla acı varken, sen neden kendine acı vermekten hoşlanıyorsun?
Bir gün sana, aşkın ölmediğini, ölenin kadınla erkeğin kendileri olduğunu —kadınla erkeğin içlerindeki bir şeyin —sevebilme şansını hak etmeyen bir şeyin— öldüğünü söylemiştim.

Çılgın Palmiyeler
Son bahar gelecek, ilk soğuklar, ağaçlardan düşen sarı kırmızı yapraklar, biri düşerken suda yansıyan eşi, yükselerek onu karşılar, birbirine dokunur, tam birleşmeden birlikte hafifçe sallanırlar. Sallanan yaprakların yanında yatan göğüsün üstündeki gölgesini seyredersin.
Çünkü kargalarla serçeler vurulup ağaçlardan düşer ya da sellerde boğulur, kasırgalarda, yangınlarda ölür, ama atmacalar ölmezler. Ve ben serçe olsam da, bir şahine eşlik edebilirim belki.
İnsan, kendi zamanı ile kuşağından adsız milyonlarca başkalarıyla birlikte uygun adım bir yürüyüşün içine doğar.; eğer bir kez adımınızı şaşırır, bir kez yanlış adım atarsanız, ayaklar altında ezilir ölürsünüz.
--reklam--
Çılgın Palmiyeler İncelemesi - Şahsi Yorumlar
William Faulkner'ın 1939 yılında yazdığı "Çılgın Palmiyeler" ya da gerçek adıyla "Yaban Palmiyeleri" adlı bu romanı, ne yazık ki, az bilinen ve okuduğum eleştirilerde de anladığım kadarıyla Faulkner eleştirmenleri tarafından bile doğru değerlendirilememiş bir eser; çünkü "Ses ve Öfke", "Döşeğimde Ölürken" ve "Abşalom, Abşalom!" gibi başyapıtlarının yanında bu kitap daha sade, daha klasik bir anlatı gibi görülmüş. Ancak bir çok eleştiride karşıma çıkan şey ise aslında durumun öyle olmayabileceği: aslında "Çılgın Palmiyeler", Faulkner'ın en iyi eserlerinden birisi olabilir.

"Çılgın Palmiyeler"de iki roman var. Faulkner Çılgın Palmiyeler adlı ilk romanı bir bölüm yazdıktan sonra Irmak Baba adıyla çevrilen ikinci romana geçiyor. Kitap boyunca toplum on bölüm okuyoruz, beş bölüm Çılgın Palmiyeler, beş bölümse Irmak Baba'dan.

Faulkner bu sefer bilinç, daha doğrusu zihin akışı tekniğini kullanmıyor. Çok büyük bir oranda kronolojik bir akış var, bu akış nadiren de olsa kesiliyor. Çılgın Palmiyeler de Irmak Baba da ilk bölümlerinde olaya ve karakterlere giriş anlamında aslında başka ve daha geniş bir çerçeve çizerek sanki başka bir şey anlatacakmış gibi bir hava yaratıyor ve bu durumun yanıltıcı olduğu ikinci bölümlerde ortaya çıkıyor.

Çılgın Palmiyeler; eşini onun da rızasıyla bırakarak sevgilisiyle kaçan Charlotte ve sevgilisi Harry'yi anlatıyor: Charlotte'un özgürlük inancına göre aşkın önünde hiç birşey duramaz ve yaşanan an her şeydir. Kitabın tamamı sevgililerin bu iddiasını hayata geçirme çabasının ilginç anektodlarından oluşuyor.

Irmak Baba'da ise hayatları hapisanede geçen iki mahkûmun hayatı anlatılacak gibi bir hisle başlıyoruz okumaya ama aslında bu mahkûmlardan uzun boylu olanının 1927'de yaşanan sel olayı sırasında başına gelenleri okumaya doğru yol alıyoruz. Bu uzun boylu mahkûm günlerce süren sel sırasında bir hamile kadını kurtarıyor ve beraber günlerce kayıkta kalıyorlar ve başlarına türlü işler geliyor.

Her iki romanda da kadınlar dert getiriyor. Her iki romanda da hamilelik sorun yaratıyor. Her iki romanda da erkekler altta kalıyor, kaybediyor, zarar görüyorlar. Her iki romanda da su doğanın gücünü ve yıkıcılığını temsil ediyor; Irmak Baba'da sel, Çılgın Palmiyeler'de ise kanı boğan şehvet duygusu karakterlerinin hayatını baştan sona etkiliyor, onları yoruyor, ve hatta yıkıyor. Her iki romanda da suç var, suç işleyen insanlar var; karakterlerimiz işledikleri suçun sonucuyla karşılaşıyor.

Çılgın Palmiyeler, diyalogların da öne çıkabildiği bir metin; şaşırtıcı, gerçekten cüretli bir eser; Irmak Baba ise diyalogların daha geride kaldığı, özellikle sel bölümlerinde şaşırtıcı derecede etkileyici, güzel betimlemelerin daha ağır bastığı, genel anlamda ise Çılgın Palmiyeler'den daha iyi yazılmış, kotarılmış bir metin. Bu iki roman ayrı ayrı da basılmış zamanında ki yazara aykırı olarak böyle bir şeyi neden yapmışlar anlamıyorum; çünkü Faulkner'ın iki romanı birbirine sara sara yazması ve anlatısını böyle sürdürmesi bir farklılık deneme arzusundan kaynaklanmış diye düşünemeyiz, iki metin de bunu hissettiriyor. İki romanın iç içe geçmişliğinde, birbirini takip etmesindeki niyetin, niyetlerin iyi okurlar tarafından keşfedilmesi ve bunun Faulkner okurluğu bilgisine dahil edilmesi gerekiyor, ancak o okur ben değilim. Okuduğum yabancı eleştirilerde çok güzel noktaların olduğunu söylemem gerekiyor, ancak bu noktaların ve eleştirilerin Faulkner külliyatı, ABD güneyine dair kültürü okumalarıyla bütün bir halde, o bilgiyi taşıyarak elde edilmiş olduğunu düşünüyorum. Bende bu bilgi yok. O yüzden okuduğum diğer eserlerinde de bu türden bağları hissedebilsem bile bunun sağlam bir bilgi olduğunu söyleyemem, ancak okuduklarımın, yani eleştirilerin bir tekrarı olduğunu söyleyebilirim burada.

Faulkner okumayan bir okura Çılgın Palmiyeler'i önerir miyim? Hayır. Faulkner'ı tanımaya başlamak için de ilk kitap bu olmamalı. Daha ortalarda, bir kaç kitap okuduktan sonra denenmesi gereken güzel bir roman Çılgın Palmiyeler: insan olmayı, suç işlemeyi, sevmeyi, yaşamayı ve yaşayamamayı hiç bitmeden akan ve selle birbirine karışmış, cüssesi hem ürkütücü hem saygı hissi uyandıran Mississippi nehrinin yanı başında nehrin suları sel sularıyla hem hal, her bir yan çöp, yıkıntı ve ceset dolu usul usul akarken anlamaya çalışmak ve güzel çevirisiyle yine o güzel Faulkner üslûbunun tadını almak için okumak gerekiyor Çılgın Palmiyeler'i.

Cesareti olanlara, şimdiden iyi okumalar. (CemCBG) 
"Ne var olmadan önce ne de yok olduktan sonra yalnız değilsindir, çünkü her iki durumda da hiçbir zaman tek başına kalmazsın ." - Çılgın Palmiyeler.
sanırım bu kitapta tek sevdiğim kısım buydu (nagehan) 
Birbirinden bağımsız iki hikayeden oluşuyor. Yazar bu duruma şöyle açıklık getirmiş çılgın palmiyelerin geliştirilmesi gerektiğini düşünüp bırakmış ırmak baba adlı diğer öyküsüne geçmiş, daha sonra onu bırakıp çılgın palmiyeler dönmüş. Sürekli böyle devam ederek her iki hikayeyide tamamlamış. Çılgın palmiyelerde aşkın saf halini yaşamak isteyen Harry'i okurken, ırmak babada adını bile bilmediğimiz dünyadan bir haber cahilliğini ve sonunda kadindan nefret eder hale gelen mahkumu okuyoruz. Çılgın palmiyeler çok daha güzeldi. Okurken genel olarak sıkıldım. Bana hitap eden bir kitap olmadı. (Elif ECVET) 
--reklam--
Çılgın Palmiyeler PDF indirme linki var mı?
--reklam--
William Faulkner - Çılgın Palmiyeler kitabı için internette en çok yapılan aramalardan birisi de Çılgın Palmiyeler PDF linkidir. İnternette ücretli olarak satılan çoğu kitabın PDFleri bulunmaktadır. Ancak bu PDF'leri yasal olmayan yollarla indirmek ve kullanmak hem yasalara hem de ahlaka aykırıdır. Yayın evlerinin sitesinden PDF satılıyorsa indirebilirsiniz.
Kitabın Yazarı William Faulkner Kimdir?
Amerikan Modernist yazarların babası sayılan Faulkner, rakip gördüğü Ernest Hemingway'den farklı olarak, uzun ve karmaşık anlatımları benimsemiştir. Uyguladığı teknikler arasında bilinç akışı tekniği ve çoğul anlatı (multiple narration) teknikleri bulunur. 1930'larda Avrupa'daki deneysel geleneği izleyen ilk Amerikan yazarıdır.

25 Eylül 1897'de Mississippi'de doğan Faulkner, buradaki Güney geleneğinden oldukça etkilendiği bir çocukluk geçirdi. Daha sonra hayatının büyük bir bölümünü geçirdiği Oxford'daki Lafayette kasabasına taşındılar. Eserlerinde bahsettiği "Jefferson" Oxford'u, "Yoknapatawpha kasabası" ise Lafayette'i temsil eder. Büyük-büyük babası William Clark Falkner Konfederasyon ordusunda görev yapmış, tren yolu yaptırmış ve adını Tippah kasabası yakınındaki Falkner şehrine verdirmiş Mississippi'nin önemli karakterlerinden biridir. Aile soyadları Falkner olmasına rağmen, büyük ihtimalle görevli memurun hatası sonucu Faulkner olmuştur. Liseyi terkettikten sonra bir işte tutunamayıp "wastrel" (defolu mal) olarak anılmaya başlanmıştır. 1918'de, iki ailenin Faulkner'ın ev geçindiremeyeceğine karar verip ayırdıkları nişanlısı Estella Oldham'ın zengin ve yaşlıca olan Cornell Franklin'le evlenip Çin'e yerleşmesiyle büyük bir üzüntü yaşamış ve Yale öğrencisi olan Oxford'dan arkadaşı Phil Stone'un yanına, New Haven'a gitmiştir. Burada katiplik yapmış, Phil Stone'un onun için hazırladığı okuma programıyla klasikleri ve çağdaş yazarları okumuş, bu sayede Melville, Cervantes, Dostoyevski ve Conrad'ın eserlerine büyük hayranlığı oluşmuştur.

Daha sonra Toronto'da yardımcı pilotluk yapıp Oxford'a geri dönen yazar bu sefer Mississippi Üniversitesi'ne girmiş, burada "Marionettes" adlı bir grup kurup aynı adı taşıyan bir oyun yazmaya çalışmış fakat başaramamış ve 1921'de okulu bırakıp New York'a gitmiştir. Burada bir kitapçıda çalışmış ve Sheerwood Anderson'ın ileride eşi olacak olan Elizabeth Prall'la tanışıp arkadaşlık kurmuştur. Aynı yılın Aralık ayında Oxford'a geri dönmüş ve bu sefer de üniversitede postane müdürü olarak çalışmaya başlamıştır. 1924'de The Marble Faun(Mermer Tanrıça) adlı şiir kitabını basmıştır.

1925'de New Orleans'a gidip arkadaşı olan Elizabeth Prall sayesinde Sherwood Anderson'ın "çırağı" olmuş ve onun yönlendirmeleriyle Birinci Dünya Savaşı sonunda entellektüellerde ve toplumda görülen sıkıntı ve büyük üzüntüyü benimseyip, yine Anderson'ın yönlendirmesiyle 1926'da Soldier's Pay'i yazmıştır.

1929'a dek olan yazılarında şeytani özellikler taşıyan karanlık kötü kadın karakterler görülürken, 1928'de Estella'nın boşanıp dönmesi ve William Faulkner'ın onunla evlenmesiyle bu kadın modeli değişmiştir. 1929'da Sartoris'i yazmıştır. Bu eserinin önemli özelliği, Faulkner'ın ünlü Yoknapatawpha kasabası sembolünü ilk kullandığı kitabı olmasıdır. Aynı yıl ünlü eseri The Sound and the Fury'yi (Ses ve Öfke) yazmış ve büyük bir başarı kazanmıştır. 1930'da ise As I Lay Dying'de (Döşeğimde Ölürken) 40 mil ötedeki Jefferson'a gömülmek istediğini söyleyen Addie Bundren'in cenazesinin ailesi tarafında buraya götürülmesi anlatılır.

Paraya sıkıştığı bir dönemde, sırf satış yapması için 1931'de yayımlanan Sanctuary'yi (Kutsal Sığınak) yazar fakat beklediği kadar büyük satışı sağlayamaz. Daha sonra devam eden maddi sıkıntıları yüzünden ara ara Hollywood'da senaryo yazarlığı yapar. 1932'de ise Light in August'u (Ağustos Işığı) yazar. Bu eserde, Lena Grave, Joe Christmas ve Peder Hightower'ın geçmişe saptantılı hikayeleri birçok anlatıcı kullanılarak anlatılır. 1936'da Absalom! Absalom!'u yazar.

Faulkner eserlerinde genel olarak Güney kültürünün çöküşü ve bozuluşunu, ve aile sevgisi ve gururunun yok oluşunu ele alır.

1949 yılında Nobel Edebiyat Ödülü'nü kazandıktan sonra, 1955'de Pulitzer Ödülü'nü alan Faulkner, 1962'de bir kalp krizi sonucu ölmüştür.
--reklam--
William Faulkner Kitapları - Eserleri
Ses ve Öfke
Döşeğimde Ölürken
Kutsal Sığınak
Ağustos Işığı
Dilek Ağacı
Abşalom, Abşalom!
Çılgın Palmiyeler
Yenilmeyenler
Ayı
Emily’ye Bir Gül
Duman
Kurtar Halkımı Musa
Köy
O Akşam Güneşi
Mektuplar
Aşk ve Ölüm
Sartoris
Kırmızı Yapraklar
Doktor Martino
Mayday
Intruder in the Dust
Kurtar Halkımı Musa
Ağustos Işığı
Seçilmiş Eserleri
The Mansion
Pylon
These 13
--reklam--
William Faulkner Alıntıları - Sözleri
Daha ileri bir yaşta olsaydı, çocuk buna dikkat eder, neden daha büyük bir ateş yakmadığını anlamaya çalışırdı- yalnızca savaştaki savurganlığı ve yıkımı görmekle kalmayıp kanında kendisinin olmayan nesneleri hoyratça harcama eğilimi de taşıyan bir adam, neden önüne çıkan her şeyi yakmıyordu ki? (Emily’ye Bir Gül)
Ben Tanrıyı hep bir adam gibi düşledim dedi kadın. (Kutsal Sığınak)
ve çoktandır öğrenmişki insan özgür olamaz ve olsa da buna dayanamaz. (Ayı)
Haksızlık yapılırken oturup bakamam. (Kutsal Sığınak)
Yaşlı insanlar için tüm geçmiş, matematiksel bir düzen içinde gitgide uzaklaşan bir yol değil,en çetin kışlardan bile pek etkilenmeyen ve şimdi artık kendilerinden son on yılın darboğazıyla ayrılmış bulunan koskoca bir çayırlıktır. (Emily’ye Bir Gül)
Onun gölgesi bende olsa ben de kendi gölgemden korkardım. (Kutsal Sığınak)
--reklam--
... hayat her zaman sen tüm olanakları yaşayıp tüketmeden önce biter. Ve bütün bunlar bir yerlerde var olmayı sürmeli, bütün bunlar yalnızca bir yana atılmak için icat edilmiş, yaratılmış olamaz. (Kurtar Halkımı Musa)
Ben, insanın son bulacağını kabul etmiyorum. Dayanacağını düşünerek, insanın ölümsüz olduğunu söylemek kolaydır. (Kırmızı Yapraklar)
Çünkü bir insan yüreğinin tarihindeki, birbiriyle çelişen giderek birbirini çürüten olayların sanat yoluyla bir düzene sokulup perçinleştirilmesi, böylelikle gerçeğe benzer, inanılır bir duruma getirilebilmesi ancak ve ancak yazında olur. (Duman)
“Bir şeyi yapmaktan korktuğun zaman yaşadığını bilirsin “ dedi. (Emily’ye Bir Gül)
"Çünkü bir insan her zaman şimdi çektiği sıkıntılardan çok ileride çekebileceği sıkıntılardan korkar. Bir değişikliği göze alamaz da, alışık olduğu sıkıntılarına dört elle sarılır. Evet. Çoğu adam yaşayan insanlardan nasıl kaçıp kurtulmak istediğini anlatır. Ama ölü insanlardır zarar veren. Sessizce bir yerlerde yatıp onu yakalamaya çalışmayan ölülerdir, kaçamadığı." (Ağustos Işığı)
Benim kızdığım bir şey varsa, o da namussuzca ikiyüzlülük. (Ses ve Öfke)
...toprak, insanlar ancak ona karşı doğru davranırlarsa, üstünde yaşamalarına, onu kullanmalarına, ondan yararlanma­Iarına izin verir, öyle davranmazlarsa, tıpkı pirelerinden kurtul­mak isteyen 1köpek gibi, silkelenip onları sırtından atarmış... (Yenilmeyenler)
--reklam--
Aynı anda birden fazla erkekle oynaşmaya kalkan kadın budalanın biridir. Erkekler derttir. Ne diye derdini ikiye katlasın ki insan? (Kutsal Sığınak)
"Günaydın.
"Biz Dilek Ağacı'nı arıyoruz," dedi kızıl saçlı oğlan.
"Çok uzaklarda," diye yanıtladı yaşlı adam. Ciddi ciddi başını salladı. "Onu bulabileceğinizi hiç sanmam." (Dilek Ağacı)
Sen beyazları anlamıyorsun. Çocuk gibidir bu adamlar, dikkatli davranman gerekir, çünkü bir adım sonra me yapacaklarını asla bilemezsin. (Emily’ye Bir Gül)
Çünkü şimdiye kadar hiçbir savaş kazanılmamıştır demişti.Dahası savaşılmamıştır bile. Savaş alanı insanların delilikleri ile umutsuzluklarını ortaya çıkarır ve zafer felsefecilerle budalaların hayalidir. (Ses ve Öfke)
... yaşamla edebiyat arasında derin bir uçurum bulunduğunu anladım - anladım ki, hayatı her yönüyle yaşayabilenler, yaşıyor; yaşayamayıp da bunun açısını içlerinde yeterince derinden duyanlar, yazar oluyorlar. (Yenilmeyenler)
Sevgili Bama Hala , kitabımı beyaz adamlar basacak artık. Harcourt &Brace A.Ş beni Liveright' dan satın aldı. Burası çok daha iyi. Kitap Şubatta çıkacak. Ayrıca şimdiye kadar okuduğum en kor­kunç kitap. (Mektuplar)
Çünkü insan daha önce çektiği acılardan hep bir parça korkar. (Çılgın Palmiyeler)

---
Kaynak: [Mardin Life](https://www.mardinlife.com/kitap/cilgin-palmiyeler-william-faulkner-kitap-ozeti-konusu-ve-incelemesi)