# Cinnet - Vladimir Nabokov Kitap özeti, konusu ve incelemesi

> Cinnet kimin eseri? Cinnet kitabının yazarı kimdir? Cinnet konusu ve anafikri nedir? Cinnet kitabı ne anlatıyor? Cinnet PDF indirme linki var mı?  Cinnet kitabının yazarı Vladimir Nabokov kimdir? İşte Cinnet kitabı özeti, sözleri, yorumları ve incelemesi...

- Kaynak: Mardin Life
- URL: https://www.mardinlife.com/kitap/cinnet-vladimir-nabokov-kitap-ozeti-konusu-ve-incelemesi
- Dil: tr-TR
- Yayın tarihi: 2022-05-15T15:00:12+03:00
- Güncelleme: 2022-05-15T15:00:12+03:00
- Yazar: Mardin Life
- Kategori: Kitap
- Görsel: https://cdn.mardinlife.com/2022/05/15/vladimir-nabokov-kimdir-vladimir-nabokov-kitaplari-ve-sozleri-222983.jpg

Kitap Künyesi
 Yazar: Vladimir Nabokov 
 Çevirmen: Nazım Dikbaş 
 Orijinal Adı: Despair 
 Yayın Evi: İletişim Yayınevi 
 İSBN: 9789750501432 
 Sayfa Sayısı: 215 
--reklam--
Cinnet Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti
Yazma gücümden ve fikirleri en yüksek zerafet ve canlılıkla ifade etmekteki harikulade yeteneğimden kesinkes emin olmasam hikâyeme, aşağı yukarı, böyle başlamayı kararlaştırmıştım. Dahası, okuyucunun dikkatini şu gerçeğe çekmeliydim; eğer bu güçten, bu yetenekten, vesaire, yoksun olsa idim, sadece kısa süre önce olup biten kimi olaylar anlatmamış olmazdım, anlatacak bir şey de olmamış olurdu, çünkü, mülayim okuyucu, zaten hiçbir şey olmamış olurdu...
(Cinnet, Sayfa 7)

"Cinnet, cinayet ve delilik hakkındadır; sarsan, kahkahalar attıran inanılmaz cüretkâr bir roman."
-Martin Amis-

"Nabokov'un köksüzlüğü, Hermann Karloviç'inki gibi, mutlaktır. O, karşı çıkmak için bile olsa, herhangi bir toplumla ilgilenmez, çünkü herhangi bir topluma ait değildir."
-Jean-Paul Sartre-
--reklam--
Cinnet Alıntıları - Sözleri
Para, sevgili para. Sevgili bozuk para. Sevgili kağıt para.
Hayat iki günde değişiveriyor - alt üst oluyor... tam bir deprem...
Düşüncelerim ne hakkındaydı acaba? Hiç ve hiçler hakkında; her şey pek muğlaktı...
Bir yazarın en tatlı rüyası, okuyucuyu seyirciye dönüştürmektir; bu bir kez olsun gerçekleşmiş midir?
Bir insanın iradesi gerçekten bir ötekini kuklaya çevirecek kadar güçlü mü?
Gelip geçenler gün gelir hazine olur, demiş şair.
Bazen kendi kendime sorardım, neyini sevdim diye.
İntihar kendine düşkünlüğün en fena biçimi.
Politika mesela, beni cezbetmiyor. Genelinde… dünya, bilirsin rezil bir yer.
İnsanın istismar edemeyeceği hiçbir şey yoktur Felix. Yoo, daha da ötesi; insanın epey uzun süre, yüksek verimle sömüremeyeceği hiçbir şey yoktur.
“…Saadet yok yeryüzünde… Ama huzur ve hürriyet var… Çok zamandır kader şöyle bir gülsün istedim yüzüme… Ben, bitap köle, çok zamandır-“
Ellerini piyanonun üzerine koyuvermek müzik yapmak anlamına gelmiyor, benim istediğim ise müzik.
Hırsızlık bir şeye yapılabilecek en büyük iltifattır.
1914’ün sonundan 1919’un ortasına kadar tam bin on sekiz kitap okudum…
Aşka inanmam. Ama arkadaşlık o başka işte. Arkadaşlık ve müzik.
--reklam--
Cinnet İncelemesi - Şahsi Yorumlar
Cinnet ve delilik sınırında gezen biri neler düşünür, hiç merak ettiniz mi?: Nabokov’un ilk dönem eserlerinden olan ve okuruna farklı, şaşırtıcı bir okuma zevki sunan “Cinnet” bence daha fazla tanınmayı hak ediyor.

Kimi başarılı yazarların sansasyon yaratmış, popüler olmuş, hatta sinemaya uyarlanmış tek bir eserleri maalesef üzerlerine yapışır ve kontrolleri dışında bir algı yaratır ya; yazarı bir gölge gibi, artık isteseler de değiştiremeyecekleri bir kimlik gibi takip eder, diğer başarılı eserlerini gölgelerler. Nabokov’un da bu talihsiz gruptan olduğunu düşünürüm hep. Popüler olan ve sinemaya uyarlandıktan sonra çok daha fazla tanınan “Lolita”sı sayesinde -ya da “Lolita”sı yüzünden demeliyim- üzerine yapışan algı -ki pedofili, nevrotik ve sapık kahramanını yazar ile bütünleştiren cahil okuyucu kitlesi nedeniyle pek de pozitif bir algı olduğu söylenemez- Nabokov’un pek çok başarılı eserinin önüne geçmiş durumda bence. Halbuki Nabokov, benzer kaderi paylaştığını düşündüğüm Salman Rushdie gibi, çok daha derin, zengin, yaratıcı ve keyifli bir okuma serüveni sunuyor okurlarına.

“Cinnet” hem konusu, hem de basım öyküsü ile ilgi çekici bir roman. Rusya’da 1934’te tefrika edilmiş ve yazarın kendisi tarafından 1937’de İngilizceye çevirilerek tekrar yayınlanmış bu roman Nabokov’a sadece 40 Euro eşdeğeri Mark kazandırmış. Okuyucularca anlaşılmayan, eleştirmenlerce beğenilmeyen hikayedeki kahraman o kadar sinir bozucu bir karakter ki, Nabokov’un İngilizce tercümesini yaptırmak için başvurduğu çevirmen “Cinnet”i, konusunu tasvip etmediği için, çevirmeyi reddetmiş. Nabokov müstehzi karşılamış durumu: “Zannediyorum gerçek bir itiraf olabileceğinden şüphelendi.”

Romanın kahramanı Hermann’ın laneti bunlarla da sınırlı kalmamış; romanın neredeyse tüm kopyaları İkinci Dünya Savaşı bombardımanları sırasında Almanya’da kaybolmuş.

“Cinnet diğer kitaplarımın akrabasıdır ve onlar gibi ne bir toplumsal eleştiri içerir, ne de koşa koşa getirdiği ağzına sıkıştırılmış bir mesajı vardır. Ne insanın ruhsal organını uyandırır, ne de insanlığa doğru çıkış kapısını gösterir. Heyecanlı propogandayla yuhalanma arasındaki kısa yankı koridorunda öylesine kendinden geçerek alkışlanan ağır, kaba romanlardan çok daha az “fikir” içerir.” diye tanımlamış Nabokov romanını. Gerçekten de son derece basit kurgulanmış bir hayat sigortası dolandırıcılığı girişimini anlatan bu roman okuyucuya heyecanlı bir polisiye zevkten çok, kahramanının hastalıklı zihninde yapılan kısa bir gezintinin kekremsi tadını sunuyor.

Zamanının çoğunu güzel ve aptal karısı ve onun peşlerinden ayrılmayan serseri ressam kuzeni ile birlikte geçiren çikolata üreticisi Hermann, bir Prag seyahatinde tesadüfen karşılaştığı Felix’in kendisine ikizi kadar benzediğine inanır ve bunu hayat sigortası dolandırıcılığı amacıyla kullanmanın hayallerini kurar. Gerçi Felix birbirlerine hiç mi hiç benzememediklerini görmektedir, ancak para için her şeyi yapabilecek bir sokak serserisi olduğundan itirazını sürdürmeye gerek duymaz. Hermann’ın ikizi addettiği ve kendi yerine geçirdiği Felix’i öldürüp hayat sigortasından alacağı para ile karısı ile sıcak sahillerde yeni bir hayata başlama hayali, polisin de bu benzerliği sorgulaması ile kahramanımız için karabasana dönüşür.

Nabokov’un kahramanı Hermann nevrotik kişilik bozukluğu semptomları gösteren hastalıklı biridir. Nabokov romanı boyunca kahramanı Hermann’ın -dolayısıyla kendisinin de- Dostoyevski’den etkilendiğini, “O karanlık Dostoyevskisel saçmalıklar”a öykündüğünü sıklıkla vurgular; nitekim cinayet planları yapan Hermann kendini“Suç ve Ceza”nın Raskolnikov’u ile kıyaslarken Felix ile ilişkisine dair hissettikleri Dostoyevski’nin “İkiz”indeki derin psikolojik tahlillerden bolca esinlenmeler içerir. Kahramanımızın hastalıklı beyni, sürekli mutsuzluğu ve aksiliği ise bence “Yeraltından Notlar”ın vurucu ögesi olan sosyal kişilik bozukluğu ve depresif ruh halinin yansımasıdır.

“Varlık nedir?” arayışı, bireyin görünmeyen yanlarına ışık tutması ve sıklıkla kullandığı akis ve ayna metaforları ile romanın bana Mesnevi’yi de hatırlattığını söylemeliyim.

Tüm roman Hermann’ın iç monologları ile ilerlediğinden biz okuyucular aktarılanların gerçek mi, yoksa Hermann’ın bozuk algısı sonucu mu olduğunu anlamayız. “Lolita”da olduğu gibi Nabokov yine bizi hastalıklı bir zihnin kıvrımları arasında dolaştırmayı hedefler ve Hermann da, bence en az Humbert kadar itici bir karakterdir. Hatta yazar bu iki karakterini karşılaştırdığında, Hermann’ı cehenneme Humbert’ten daha kolay gönderir:

“Hermann ve Humbert ancak aynı sanatçının hayatının değişik dönemlerinde çizdiği iki ejderhanın birbirine benzediği manada benziyorlar birbirlerine. İkisi de nevrotik birer madrabaz, ancak Cennette Humbert‘in senede bir kez alacakaranlıkta dolaşmasına izin verilen yeşil bir yol var; oysa Cehennem Hermann’ı asla dışarı iznine bırakmayacak.”

Kafasının içinde trompetler çalan, cinnet ve delilik sınırlarında gezen Hermann nasıl Felix’e baktığında nasıl kendini görüyorsa, belki yazar da, Hermann’ı seyrederken bizlerin de kendi şeytanımızla karşılaşmamızı hedefler:

“Ve ben birini basbayağı oyuna getirdim. Peki kim o? Mülayim okuyucum, kendine aynada bir bak, madem bu kadar çok seviyorsun aynaları”

Ben romanı çok beğendim. Psikanalize özel ilgi duyan, Dostoyevski’ye hayran olan, insanın iç dünyasını anlamaktan keyif alan benim için keyifli bir okuma deneyimi oldu. Yine de romanın iç monolog şeklinde ilerleyen rutin akışının yorucu olduğunu da itiraf etmeliyim. (AkilliBidik) 
Cinnet: ***Başlarken şu sözü şiar edinelim:"Edebiyat Aşktır. "Şimdi devam edebiliriz.

Bana dünya edebiyatının en usta üç ismini sorsalar, cevaplarım hep aynı olacak ve Nabokov bu üçlünün içinde her daim yer alacaktır. Diğerleri ise William Faulkner ve Paul Auster 'dir. Bu üç isim nezdimde tartışmaya kapalı yazarlardır.

Evet Nabokov, duyulduğu ve bilindiği gibi zor bir yazar. Ancak, onun etki alanına girip, eteklerinden yakalayınca, okuması da anlaması da kolaylaşıyor, okuru şaşırtıp, şöyle bir sarstığı ayırdına varılınca bir Nabokov müptelası olmanız kaçınılmaz hale geliyor.

Okuduğum diğer Nabokov kitaplarından farklı bir üslup ve içerikteydi Cinnet. Zaten yazar da bunu ilk satırlarda belirtiyor:

"Cinnet diğer kitaplarımın akrabasıdır ve onlar gibi ne bir toplumsal eleştiri içerir, ne de koşa koşa getirdiği ağzına sıkıştırılmış bir mesajı vardır. Ne insanın ruhsal organını uyarır ne de insanlığa doğru çıkış kapısını gösterir. Heyecanlı propagandayla yuhalanma arasındaki kısa yankı koridorunda öylesine kendinden geçerek alkışlanan ağır, kaba romanlardan daha az fikir içerir...”

Orijinal Rusça metni, - son derece hoş tınılı bir çığlık- anlamına gelen "Oçayaniye" ismini taşıyan, İngilizce'ye yazarın bizzat kendisi tarafından "Despair"(Uyumsuzluk) olarak çevrilen bu eseri Nabokov 1932 yılında Berlin'de kaleme alıyor. Paris'e yayımlanan Sovremenye Zapiski adlı göçmen dergisi, 1934 yılında bu metinleri tefrika ediyor ve yine göçmen bir yayınevi olan Petropolis ise eseri kitaplaştırarak 1926 yılında basıyor. Zira Nabokov, o dönemin yasaklı yazarlarının başında geliyor. Nabokov'un anadili ile yazdığı Rusça'dan direkt Türkçeye çevrilmiş bir kitabı henüz yok. Türkçe olarak yayımlanan tüm kitapları İngilizce çeviriler üzerinden yapılmış durumda. Çünkü yazarın dili, üslubu ve kullanmış olduğu kelimeler, Rus çevirmenlerimizin boyunu aşıcı nitelikte imiş. Bana kalırsa sırf Nabokov'un hakkıyla özümseyebilmek için bile olsa insan Rusça öğrenmeli :-)
Eserin orijinal isimleri ile Türkçesi arasındaki bu farklılığın ve alakasızlığın nedeni ise yıllardır tartışma konusu imiş. Çevirmenimiz Nazım Dikbaş'ın , Nabokov'un bu eser dahilinde yarattığı Hermann'ın yazdığı romandaki bir pasajdan yola çıkarak bu ismi seçtiğini gönül rahatlığı ile söyleyebilirim:

"Her şeyden kuşkulanmaya başladım, temel şeylerden kuşkulanmaya ve geriye kalan az biraz hayatımın tamamının bu kuşkuyu dağıtmak üzere beyhude bir mücadeleyle geçeceğini anladım, lanetlenmişlerin acı tebessümüyle gülümsedim ve acıyla çığlık atan küt bir kalemle hızla ve koca harflerle eserimin ilk sayfasına "CİNNET" yazdım; daha iyi bir başlık aramaya gerek yok."

Çikolata imalatı ile uğraşan ana karakterimiz Hermann Karloviç, Kuşbeyinli diye hitap ettiği karısı ve karısının kuzeni ile birlikte yaşayan, sıradan hayat süren bir kişidir. İş için günün birinde Prag'a giden Hermann, fizik olarak kendisine ikiz olabilecek derecede benzeyen Felix ile tanışır. Bu tanışıklık, tekdüze bir yaşamdan sıkılan ve yaşamında köklü bir değişiklik arzulayan Hermann için bulunmaz bir nimetti ve pek tabii ki o da bunu fırsata çevirecekti... İçeriğinde yoğun bir şekilde edebi atıflar barındıran kitap aslında biraz da polisiye bir içeriğe sahip ve bunu biz kitabın sonunda anlıyoruz. Nabokov'un bu cinayeti sonda vermesinin sebebi ise, o ana kadar yazdığı şeylere, olay örgüsünün akışına ve emeğine saygı beklentisiymiş.

Oldukça sıradan ve vasat bir konuyu, ustalık ile yoğurup sunmuş bizlere yazar. Her kitabını bitirdiğimde olduğu gibi, yine Nabokov'un bir kelime cambazı olduğunu düşünmeden edemedim.
Nabokov'un ince zekası, harikulade kelime oyunları ve aralara serpiştirdiği novellalar sayesinde, sıradan polisiyeler arasından sıyrılarak, literatürlerde kendine farklı ve sağlam bir yer edinmiş CİNNET. Emsallerinin aksine, katilin cinayet anında ve sonrasında yaşadıklarından ziyade, cinayete sebebiyet veren olaylar irdeleniyor.
Bu cinayet ekseninde din, Tanrı, felsefe, Marksizm, kadercilik, komünizm ve dönemin SSCB'i hakkında da bizlere bilgiler aktarılıyor.

Yer yer modern yer yer de Postmodern ögelerden yararlanan yazar, eserin bütününe hakim olan bilinç akışı tekniğini de yerli yerinde ve kararında kullanmış. Eserin 1978 yapımı, ödüllü bir de sinema uyarlaması mevcut.

**1914'ün sonundan 1919'un ortasına kadar tam 1018 kitap okudum... hesabını tutuyordum.

**Bazen kendi kendime sorardım, neyini sevdim diye. Belki süzgün gözlerinin sıcak ela gözbebeklerini, belki ne olursa olsun yaptırmaktan geri durmadığı kumral saçlarındaki kendiliğinden yana giden dalgayı ya da dolgun omuzlarının o kendine özgü hareketini. Ama zannederim işin doğrusu, beni sevdiği için seviyordum onu.

**Sanat, sanat için çünkü etrafta kimse yoktu.

**Dinliyordu, bu kesin. Beni dinlemesini dinledim. Benim onun beni dinlemesini dinlememi dinledi. Bir şey koptu. Hiç de düşündüğümü zannettiğim şeyi düşünmediğimi fark ettim; bilincimin tökezleyişini yakalamaya çalıştım, ama yolumu şaşırıverdim.

**İşte, sorun tam burada zaten:bir mesleki hile, edebiyat düşkünü yazarlık meraklılarının giye giye paçavrasını çıkardıkları sefil bir urba bu, bana yakışmıyor, çünkü ben artık kendimi tamamıyla gerçeğe adadım. (Seda Bera) 
Deliliğin sınırlarında gezen bir roman: Kimi eleştirmenlere göre, “Cinnet” Nabokov’un diğer eserlerine oranla en yavan kalan eseri.. Eleştirmenler “Ada ya da Arzu” kitabıyla kıyaslamış olmalı ( ki kitap dünya klasikleri arasında okunması en zor kitaplardan biri).. Ben hiç kıyaslamaya girmeden Cinnet’i tavsiye listeme alıyorum çünkü kitabın ilk yarısını ikinci kez okuyor olmama rağmen bir an bile sıkmadı, su gibi akıp gitti.. Nabokov sizi deliliğin sınırlarında gezdirirken;bol mizah ve tadında ince mesajlar da baş başa bırakıyor.. Ben çok sevdim okuyacak olan on kişiden en az sekizinin de beğeneceğine eminim..Nabokov’la güzel bir tanışma kitabı olur diye düşünüyorum.. (Zeynep) 
--reklam--
Cinnet PDF indirme linki var mı?
--reklam--
Vladimir Nabokov - Cinnet kitabı için internette en çok yapılan aramalardan birisi de Cinnet PDF linkidir. İnternette ücretli olarak satılan çoğu kitabın PDFleri bulunmaktadır. Ancak bu PDF'leri yasal olmayan yollarla indirmek ve kullanmak hem yasalara hem de ahlaka aykırıdır. Yayın evlerinin sitesinden PDF satılıyorsa indirebilirsiniz.
Kitabın Yazarı Vladimir Nabokov Kimdir?
Vladimir Vladimiroviç Nabokov (22 Nisan 1899 – 2 Temmuz 1977) Rus asıllı ABD'li yazar. İlk eserlerini Rusça yazdı, uluslararası ününü İngilizce yazdığı romanlarla kazandı. En tanınmış eseri Stanley Kubrick ve Adrian Lyne tarafından filme de çekilen Lolita adlı romanıdır.

1899'da St. Petersburg'da aristokrat bir ailenin çocuğu olarak doğdu. Özel eğitim gördü ve küçük yaşta İngilizce öğrendi. Bolşevikler iktidara geldiğinde aile Rusya'dan ayrılarak önce Londra, sonra Berlin'e gitti. Öğrenimini Cambridge Üniversitesi, Trinity College'de tamamladı. 1923 ile 1940 arasında anadilinde romanlar, hikâyeler, oyunlar, şiirler yazdı ve kuşağının seçkin Rus göçmen yazarlarından biri olarak ün kazandı. 1940 yılında karısı ve oğluyla ABD'ye göç etti ve 1941'den 1948'e kadar Wellesley College'de dersler verdi. 1955'te yayımlanan Lolita'nın dünya çapındaki başarısından sonra, 1959'da Cornell Üniversitesi Rus edebiyatı profesörlüğünden emekli olarak İsviçre'ye yerleşti. İngilizce ilk romanı olan The Real Life of Sebastian Knight'ı 1941'de yayımladı ve bu dili şaşırtıcı bir yaratıcılıkla kullanarak eserlerini İngilizce yazmaya devam etti.

Nabokov, 1977'de İsviçre'nin Montreux kentinde öldü. Yazarlığının yanı sıra, ünlü bir kelebek toplayıcısı ve satranç problemleri yaratıcısıdır.
--reklam--
Vladimir Nabokov Kitapları - Eserleri
Lolita
Göz
Karanlıkta Kahkaha
Maşenka
Solgun Ateş
Cinnet
Lujin Savunması
Sebastian Knight'ın Gerçek Yaşamı
Saydam Şeyler
İnfaza Çağrı
Pnin
Edebiyat Dersleri
Ada ya da Arzu
Rus Edebiyatı Dersleri
Konuş, Hafıza
Bir Günbatımının Ayrıntıları
Nikolay Gogol
Rua, Dam, Vale
İhtişam
Yetenek
Don Quijote Dersleri
Çarpık Dünya
Laura'nın Aslı
--reklam--
Vladimir Nabokov Alıntıları - Sözleri
“Az insan tanıyor ve kimseyi de sevmiyordum.” (Göz)
Yanlışlıklar, beceriksizlikler, arayışlar, düş kırıklıkları... besbelli bizimkine hizmet eden aşk meleği solak, kararsız, hayal gücünden yoksun biriydi. (Karanlıkta Kahkaha)
'Koca adamlar ağlamaz,' dedi.
'Arna ben daha büyümedim ki,' diye cevapladı adam (Sebastian Knight'ın Gerçek Yaşamı)
"Yarınlarımızı dünlerimizden gelen verilerle planlamak geleceğin en önemli özelliği olan var olmadığı gerçeğini göz ardı etmektir." (Çarpık Dünya)
Bir yazarın işinin ülkesinin ahlakını düzeltmek, sokak kürsüsünün muazzam yüksekliğinden ulvi ideallere parmak basmak, ikinci sınıf kitapları çalakalem yazarak ilk yardım uygulamak olduğunu asla kabul edemem. (Edebiyat Dersleri)
Sosyalizm ve Batı liberalizmi, Dostoyevski'nin gözünde Batı'nın kirliliğinin ve Slavik, Yunan-Katolik bir dünyanın yıkımına yönelik şeytani günahların tecessümüydü. (Rus Edebiyatı Dersleri)
İnsanlar, kapkara bir yükle, sancıyan kocaman bir kamburla yaşamayı öğrenmişlerdir: Bu yük, “gerçeklik”in yalnızca bir “düş” olabileceği varsayımıdır. (Saydam Şeyler)
"Hep düşünmüşümdür," dedi "İnsan acaba kimi daha iyi tanır: Beş saat aynı odada birlikte kaldığı birisini mi, yoksa bir ay boyunca her gün on dakika gördüğü birisini mi?" (Rua, Dam, Vale)
"Benim alçakgönüllü imzam,bu seçkin topluluğun imzalarıyla samimiyet kurmamalı.Ben hiçbir şey değilim. " (Çarpık Dünya)
Gözyaşları güzelliğini arttırmıştı. (Karanlıkta Kahkaha)
Doktor Lujin'e Dostoyevski'den herhangi bir şey verilmesini yasakladı, zira Dostoyevski, doktorun deyimiyle, çağdaş insanın ruhunda baskılı bir etki yaratıyordu, sanki korkunç bir aynaymış gibi. (Lujin Savunması)
"..Bazı kimseler
-ben de onlardan biriyim-
mutlu sonlardan nefret ederler. Kazık yemiş gibi oluruz biz.

Aslolan,

zarara uğramaktır. Felaket geliyorum derse gelmelidir.." (Pnin)
Fakat Gogol'ü okuduktan sonra insanın gözleri Gogolleşebilir ve en umulmadık yerlerde, onun dünyasından parçalar görebilir. (Nikolay Gogol)
(...) tepedeki gökyüzü onun yıldızının parlamasını dört gözle beklemiyor muydu? (Karanlıkta Kahkaha)
Ve birden çok çok uzaklarda, insanların tamamen farklı bir yaşam sürdükleri düşüncesi bir kuş gibi uçuyor beynimden. Onlar benim gibi, bir kereste ormanında, küçük bir çiftlikte tıkılıp kalmıyorlar. (Maşenka)
Bazı kimseler -ben de onlardan biriyim- mutlu sonlardan nefret ederler. Kazık yemiş gibi oluruz biz. Aslolan, zarara uğramaktır. Felaket geliyorum derse gelmelidir. (Pnin)
Var oluşumdan hiçbir şey anlamazdım, kendi kendimin bilincinde olmaktan vazgeçememe düşüncesi beni deli ederdi ve güvenle ve dikkatle küçük işleriyle meşgul olan o sade insanları kıskanırdım. (Göz)
Tarihçilerin kesin ve doğru olmaları, taraf tutmamaları gerekir. Ne çıkarın, ne korkunun, ne hıncın, ne sevginin, tarihçiyi gerçekten saptırmaması gerekir. Gerçeğin kaynağı, tarihtir; zamana denk olan, olayları saklayıp koruyan, geçmişe tanıklık, şimdiki zamana örnek teşkil eden, geleceğin habercisi tarih. (Don Quijote Dersleri)
...edebi şaheserleri inceleyecekti. Bu onun, artık özgürce tadına varabileceği bir merakıydı. (Solgun Ateş)
"... belirli bir görüntünün hatırası, belirli bir ânın özleminden ibarettir; ve evler, yollar, caddeler de, heyhat, seneler gibi uçup giderler." (Edebiyat Dersleri)

---
Kaynak: [Mardin Life](https://www.mardinlife.com/kitap/cinnet-vladimir-nabokov-kitap-ozeti-konusu-ve-incelemesi)