# Çok Yapraklı İlişkiler - Sevinç Çokum Kitap özeti, konusu ve incelemesi

> Çok Yapraklı İlişkiler kimin eseri? Çok Yapraklı İlişkiler kitabının yazarı kimdir? Çok Yapraklı İlişkiler konusu ve anafikri nedir? Çok Yapraklı İlişkiler kitabı ne anlatıyor? Çok Yapraklı İlişkiler PDF indirme linki var mı?  Çok Yapraklı İlişkiler kitabının yazarı Sevinç Çokum kimdir? İşte Çok Yapraklı İlişkiler kitabı özeti, sözleri, yorumları ve incelemesi...

- Kaynak: Mardin Life
- URL: https://www.mardinlife.com/kitap/cok-yaprakli-iliskiler-sevinc-cokum-kitap-ozeti-konusu-ve-incelemesi
- Dil: tr-TR
- Yayın tarihi: 2022-04-04T22:00:18+03:00
- Güncelleme: 2022-04-04T22:00:18+03:00
- Yazar: Mardin Life
- Kategori: Kitap
- Görsel: https://cdn.mardinlife.com/2022/04/04/sevinc-cokum-kimdir-sevinc-cokum-kitaplari-ve-sozleri-193506.jpg

Kitap Künyesi
 Yazar: Sevinç Çokum 
 Yayın Evi: Kapı Yayınları 
 İSBN: 9786054683895 
 Sayfa Sayısı: 346 
--reklam--
Çok Yapraklı İlişkiler Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti
"Bu ülkede nasıl gelirsin bir yerlere ha? Daha bilmiyorsun. Kimseye minnetin yok, öyle mi? Özgür kuş! Seni de koyacaklar bir kafesin içine! Yürü, diyecekler, yürüyeceksin. Dur, diyecekler, duracaksın. O irade seni de zayıf bir noktandan yakalayacak sonunda. Şeklini çizecek senin, benim çizdiğim grafikler gibi.
Al, diyecek, sana bir elbise, bir biçim, bir surat! İşte senin işlevin bu! İşte sen busun...

Sevinç Çokum, belirsiz bir zamanı ele aldığı romanını, gerçekler ve gerçeküstü olaylarla kurguladı. Romanda itirazlarını kaybetmiş kitlelerin belli bir hedefe yönlendirilmesinden doğacak sonuçlar işaret ediliyor. Yer yer ince bir alay ve isyan tonunda yürüyen kitapta yazar, edebiyatın ciddi yüzüne adeta muzip bir kalemle değişik çizgiler ekliyor. Hayatı insan grafikleriyle belirleyen bir çağın baskılı atmosferinde, yok edilemeyen asıl gerçeğe de vurgular yapıyor. İnsanın en doğal hakkı olan düşünce özgürlüğünün aşılamayacağına da...
--reklam--
Çok Yapraklı İlişkiler Alıntıları - Sözleri
Gök mü aydınlık, yoksa şehrin ışıklarının boyadığı her yan kuşlara sabah olduğu zannını mı veriyor? Ondan mı bu kuş sesleri?
Hayatın canlı dallarının kesilmesine direnmek, bildiklerini gençlere anlatmak onu canlı tutuyordu... Torunlarına kuru öğütlerini değil, henüz solmamış, kökü kurutulmamış tazelikleri keşfetmeyi öğretmek isterdi; bir bakıma kendi ruhunun asla solmamış çiçeklerini, yapraklarını teslim etmeyi...”
‘Bir zaman gelecek, şehirler büyüyecek fakat insanlar küçülecek,’ demişti. ‘İnsanlar şehirlerle beraber var olurlar,’ diyordu. ‘ Ne şehirler onları yutacak kadar büyük olmalı ne de insanlar şehirleri anlamayacak kadar duyarsız.’
“Çünkü insan yapısında simetri vardır, düşüncesinde de. Karşıtına ilgi duysa da, benzerini arar insanoğlu, fikrinin de cisminin de...Bir de ulaşamadıklarının.”
“Yaşadığımız dünyayı görünen ve görünmeyenleriyle ne kadar anlayabildik ki?”
“Siz bilimsel çalışmalarınızı sürdürürken bunlar olmaktaydı ve sonra sis diye bir hastalık icat ettiler; sözüm ona başka ülkelerde de bu hastalığın var olduğuna dair düzmece haberler çıkmaya başladı. Hayır, hayır, bin kere hayır!

Kendileri gibi düşünmeyenlerin parlak zekâlarını söndürmeye çalışıyorlardı düpedüz. Çünkü karşı çıkan çoğu insanda itiraz eden aykırı bir gene rastlanıyordu. İtiraz geni, evet! Sözgelimi diğer hücreler maviyse aykırı gen her renge dönebiliyor. Maviden mora, mordan kırmızıya, yeşile ve sarıya... İşte o dayatılmış sistemlere uymayan gen...”
“Dünya büyük bir çöp variliydi ve yaşadıklarımız ise o varilin içine attığımız her şey.”
“Okumak, büyük işler yapmak ve çok paralar kazanmak, ağzı dualı kadınlar, koca nineler hep böyle dünyevi hesaplarla örerlerdi duaları. Kazanmak, bütün derdimiz buydu, önde olmak...”
Hayatımızın her yanına yasalarla, kurallarla, geleneklerle, bilgi aktarıcı teknolojilerle, telefonlarla, kameralarla, dinleme cihazlarıyla el konmadı mı? Sen öyle düşün ve öyle hayal et sevgili Şelale. En başta ben. Seni kontrol etmiyor muyum? Hem seni ve hem başkalarını?
Sahip olmak, sahip olduklarını elinde tutmak ve kaybetmemek. Hep bunun içindi savaşlar. Bunun için inanılmış değerler bile ayaklar altında değil miydi? İnsanın kendini aldatması kadar zavallı nesi var?
--reklam--
Çok Yapraklı İlişkiler İncelemesi - Şahsi Yorumlar
Tek tip insan yetiştirmeyi amaçlayan bir kurum, doğayı koruma gönüllüsü bir hareket ve bu iki grubun çatışması. Daha önce duymadığım hastalıklar(sis, playa), abukizm adlı bir felsefe, bolca çiçekler, ağaçlar; şiirler, müzikler, filmler, arada cinayetler, arada aşklar, arada kalan hayatlar. Hızla bitirilmiş, bitirilmek istendiği duygusu veren son. Güzeldi ama... Tavsiye ederim. (Mehmet Emin Şirin) 
Gerçekçiliğin Tarihi adlı yapıtında Boris Suçkov
“ Sanat, boş zamanları dolduracak bir oyalanma, başıboş bir haz kaynağı ya da sırf estetik açlığın doyurulması aracı olamaz.”
diyor.Türk edebiyatının güçlü kalemlerinden Sevinç Çokum da, toplumsal meselere kafa yoruyor hatta toplum sorunlarını son dönem eserlerinde” abukizm” adını verdiği felsefeyle anlatmaya çalışıyor. Yazar, Çok Yapraklı İlişkiler adlı kitabında edebiyatçı kimliğinin yanı sıra sosyoloji ve psikoloji bilgisini de ortaya koyuyor.Eserde, mektuplardan hareketle varoluşçuluk felsefesi de açıklanıyor.
 Kitabın izleğinde; baskılara, yasaklara boyun eğen, özgürlüğünü kaybeden insan var.
Matkap lakaplı kişi başkanlığında oluşturulan Yeni İnsan Araştırma Merkezinde “itiraz etmeyen, tek tip insan” yapmak için uğraş veriliyor.İnsan grafikeri Yamaç, gelecek kaygısıyla başkanın yanında çalışıyor, o da çarkın bir parçası oluyor.Ama vicdanı hiç susmuyor.Merkezin karşısında “Doğaya Dönüş Hareketi” adında gençlerin birleşerek oluşturduğu; sinema, tiyatro, müzik, edebiyat vasıtası ile seslerini duyurmaya çalıştıkları bir oluşuma kulak veriyor.Yamaç, bir yandan da esrarengiz ölümlerin peşine düşüyor.
Çok Yapraklı İlişkiler, özgürlüklerin yok olması yönüyle distopik eser özelliği gösteriyor.
Kimliğini, özgürlüğünü kaybeden insanı okurken yıllar önce okuduğum Aytmatov eserini hatırladım.Gün Olur Asra Bedel adlı yapıtta, kesilen devenin derisiyle sıkıştırılan beyinleri; güneşe bırakılan, geçmişini, hafızasını kaybeden,mankurtlaşan esirleri...
Ayrıca roman kahramanlarından Yamaç, Hulki, Gülümser ve Şelale başkan tarafından gözetleniyor. Bu noktada, tek tip insan modelinin verildiği, korkunun hissettirildiği, makineleşmiş insanı anlatan George Orwell’i andım.
 Devlet tarafından kurulan ve bilginin geleceğe kalmasına engel teşkil eden Yeni Araştırma Merkezinde yapılan deneylerde, bir kalp taşıdığı
unutulan hayvanlar kullanılıyor. Harponini hapıyla bağımlı hâle gelen insanlar, kolayca kontrol altına alınmaya çalışılıyor.Çok katmanlı yapıtta büyülü gerçeklikten de yararlanılıyor. Postmodern özelliklerin olduğu kitapta olaylar, Yamaç ve Yamaç’ın halası Gülümser’in gözünden anlatılıyor.
 Sevinç Çokum kitabında dünyayı büyük bir çöp variline, yaşadıklarımızı da içindeki çöplere benzetiyor.Usta yazar, unutulan değerlerimizi, kaybettiklerimizi hatırlatıyor bize.Bir de değerini bilmemiz gereken özgürlüğümüzü...

“Özgürlükler, akıl ve bilgiyle katlanır.” (Berna Karakaya) 
Çok Yapraklı İlişkiler, distopik ütopik ögeleri barındıran farklı bir yapıt. Olaylar Yamaç, Başkan (Doruk Sayman), Şelale, Gülümser Hala etrafında dönüyor esasen ama geniş kişi kadrosu ve birden çok konuya değinmesiyle geniş yelpaze sunmuş okura bu eser.
Şehirleşmenin insanı giderek boğduğu gerçeği, insanoğlunun hayvanlara, ağaçlara ve diğer insanlara kötülüğü, sevgisiz büyümenin doğurduğu sonuçlar, varoluş felsefesiyle ilgili romana yedirilmiş bilgiler, yalan haber yapan ve halkı uyutanlar; doğa katliamına, insanlık düşmanlarına karşı çıkanlar, vicdanının ateşini hissedip o ateşi söndürmeye çalışan iyi insanlar... Cinayete kurban giden ve intihar süsüyle yok olan hayatlar... Polisiye tadı veren suçlu kovalamalar... Eserde her şey var.
Yazarın önceki eserleriyle ortak kahraman ve olayların kullanılması; mektup ve şiir türlerinden faydalanılması metinlerarasılık olarak çıkıyor karşımıza. Arada Kalmış Tebessüm eserinde de yazarın mektup türüne yer verdiğini belirteyim.
İnsan İlişkileri ve kişilik tahlilleri üzerinde de duruyor Sevinç Çokum bu romanında. Sosyolojik ve psikolojik alt yapısının sağlam olduğunu görüyoruz yazarın. Öte yandan renklerin kullanımı, çeşitli bitkilerin tarif edilmesi, kıyafetlerdeki ayrıntılar gözlem ve betimlemedeki başarının göstergesidir.
Altını çizdiğim yerler çok oldu ama buraya en beğendiklerimi almak istiyorum. (Gülşen Güzey) 
--reklam--
Çok Yapraklı İlişkiler PDF indirme linki var mı?
--reklam--
Sevinç Çokum - Çok Yapraklı İlişkiler kitabı için internette en çok yapılan aramalardan birisi de Çok Yapraklı İlişkiler PDF linkidir. İnternette ücretli olarak satılan çoğu kitabın PDFleri bulunmaktadır. Ancak bu PDF'leri yasal olmayan yollarla indirmek ve kullanmak hem yasalara hem de ahlaka aykırıdır. Yayın evlerinin sitesinden PDF satılıyorsa indirebilirsiniz.
Kitabın Yazarı Sevinç Çokum Kimdir?
Sevinç Çokum  25 Ağustos 1943’te  İstanbul  Beşiktaş’ta dünyaya geldi. Üç kız evlada sahip olan ailenin en küçük çocuğudur. Beşiktaş Büyük Esma Sultan İlkokulunu, Beşiktaş Ortaokulu ve Lisesini bitirdi. İstanbul Üniversitesi, Edebiyat Fakültesi, Türk Dili ve Edebiyatı Bölümünden mezun oldu; ayrıca Umumi Sosyoloji dalında öğrenim gördü.  Acıbadem Özel Anadolu Lisesinde ve Etfal Hastanesine bağlı hemşire okulunda Türkçe ve Edebiyat dersleri verdi.

Orta öğrenimi sırasında bir süre İstanbul Radyosu çocuk korosunun haftalık programlarına katıldı.   Klasik Batı müziği dalında özel keman dersleri alarak Türk ve değişik ülkelerin temsilcilerinden  oluşan A. Kavafyan yönetimindeki  İstanbul Amatör Senfoni Orkestrasında ikinci kemanlarda çaldı, konserlere katıldı. Üniversitedeyken politikayla ilgilenmeğe başladı. Bir siyasi partinin ilçe gençlik kolu başkanı oldu, daha sonra İl Gençlik Teşkilâtına geçti, bir süre sonra politikada aktif rol almaktan  vazgeçti.  Öğrenimi sırasında evlenen  Sevinç Çokum, 1968 çalkantılı döneminde öğrenci hareketlerine fikirleriyle katıldı.

Edebiyata sevgisi  ortaokul sıralarında Türkçe Öğretmeni Necmi Seren’in, lisede ise Suzan Karamanlıoğlu’nun   yönlendirmeleriyle  yol aldı. Necmi Seren öğretmenliğin dışında Macarca’dan çeviriler yapmış, ünlü “Pal Sokağı Çocukları” romanını Türkçeye kazandırmıştı. Sevinç Çokum daha o tarihlerde günlük tuttu, şiirler yazdı. Lisede öğrenciyken büyüklerin katıldığı Kudret Gazetesindeki bir yarışmaya girerek ikinci oldu. Üniversitede hikâyeler yazmağa başlayan yazarın  Bir Eski Sokak Sesi adlı öyküsü Hisar Dergisinde (Şubat 1972) yer aldı. O sıralarda Yelken ve Eflatun Dergilerinde de birkaç hikâyesi görüldü, Ahmet Nadir Caner’in yönettiği Başkent Gazetesinde  şiirlerinden bazıları  neşredildi. İlk hikâyelerini  Eğik Ağaçlar adlı kitabında toplayan yazar,  Behçet Necatigil’in  tavsiyesiyle öyküde yoğunlaştı. Bu kitabın ardından Hisar Dergisinin yanısıra  Türk Edebiyatı Dergisinde de yazmağa başladı. 1975-76 yıllarında Kültür Bakanlığı bünyesinde düzenlenen komisyonlardan Halk ve Çocuk Yayınları Kurulundaki çalışmalara katıldı. 1977-79 yıllarında Türk Edebiyatı Dergisinin yazı işleri müdürlüğünde bulundu. Daha sonra,  (1981-85)  eşi Rıfat İzzet Çokum’la kurdukları Cönk Yayınlarını yönetti. Sevinç Çokum’un öykü, söyleşi ve diğer yazıları, Hisar, Türk Edebiyatı, Gösteri,  Varlık Dergilerinde ve Dünya- Kitap’ta yer aldı.

Öyküleri:
Eğik Ağaçlar (1972), Bölüşmek (1974), Makina (1976), Derin Yara (1984),Onlardan Kalan (1987 ) Bu kitaplar birleştirilerek, Bir Eski Sokak Sesi, Evlerinin Önü, Onlardan Kalan adlarıyla yeniden yayımlandı. Rozalya Ana  (1993- Türkiye Yazarlar Birliği Armağanı), Beyaz Bir Kıyı (Fas’ta geçen hikâyeleri 1998), Gece Kuşu Uzun Öter (2001 ), Al Çiçeğin Moru (2010).

Romanları:
Zor (1977), Bizim Diyar (1978), Hilal Görününce (1984- Milli Kültür Vakfı ve TYB Armağanları), Ağustos Başağı (1989), Çırpıntılar  (1991), Karanlığa Direnen Yıldız (1996), Deli Zamanlar (2000),  Gülyüzlüm (Tefrika roman olarak yazılışı 1988, kitaplaşması 2003 ), Gece Rüzgârları (2004), Tren Burdan Geçmiyor (2007),  Arada Kalmış Tebessüm (2010), Lacivert Taşı (2011- Eskader Roman Armağanı)

Gazete Yazıları: Güzele Bakan Karınca (1997), Vaktini Bekleyen Tohum (2000 )

Anlatı:  Hevenk- Kayıp İstanbul (1993-TYB Armağanı)

Radyo programları ve TV senaryoları da bulunan Çokum, Yeniden Doğmak adlı dizi senaryosuyla  Ankara Gazeteciler Cemiyeti, 1988 Basın Şeref Belgesine lâyık görülmüştür.

Çevrilmiş Eserleri:
Çarmıh,Bir Geminin Getirdikleri, Der Neu Mensch İn Der Türkei – Almanya(Seçkiye Katılan Öyküler)
BizimDiyar, Prof.Dr.  Azize Cefarzade’nin çevirisiyle- Azerbaycan-Baku.(Roman)
Tarifsiz Bir Sesin Hikâyesi, Moderne Turkse Verhalen- Hollanda (Seçkiye Katılan Öykü)
Denizin Dalgası Saçların, Racconti dell Anatolia-İtalya (Seçkiye Katılan Öykü)
Deli Zamanlar  Arapçaya çevrilerek Mısır’da yayımlandı (Roman)
Tarlabaşı’nda Sabah Oluyor, Istanbul In Women’s Short Storıes – England ( Seçkiye Katılmış Öykü)
Deli Zamanlar Arnavutluk, Bulgaristan ve Hindistan’da yayımlanmak üzere çevrilmektedir.

Eserleri üniversitelerde araştırma konusu olan Sevinç Çokum’un yurt dışında da bazı eserleri üzerinde çalışmalar gerçekleşti. Ayn Şems Üniversitesinden Ayşe Abdülvahid Çırpıntılar romanıyla ilgili, Batıda Türk Göçmenlerinin  Sorunları  adıyla  yüksek lisans yaptı.(2008-2010) Ayrıca yine Mısır’da Kahire Üniversitesinden Muhammed Eyd, yazarın  Beyaz Bir Kıyı  adlı eserini dil bakımından inceleyen bir çalışma ortaya koydu.(2010-2011)

İlk kitabıyla insan sevgisi ve hümanizma çizgisinde görünen Sevinç Çokum, zaman içerisinde öykü ve romanlarında değişimler yaşadı. Toplum ve birey arasındaki ilişkileri kurcalayan yazar, ilk romanlarında ulusun değerlerini kişilerine aktararak onları tarih perspektifi içinde ele aldı. Giderek insanın iç yapısındaki  derinliklere yönelen yazar,  sanatın sınırları olmayacağını savunarak evrenselliğe ulaştı. Deli Zamanlar romanıyla birlikte hikâyelerindeki ince gözlemleri, dil özenini ve ironik bakışı romanlarına taşıdı. Tren Burdan Geçmiyor ve Arada Kalmış Tebessüm, Lacivert Taşı  gibi  son romanlarında sosyal-psikolojinin verileriyle insanı anlamaya çalıştı. Abukiz adını verdiği bir felsefe ortaya atarak, çok renkli ve prizmatik bir yapı içinden dünyaya baktı. İçtenliği önemseyerek öğretilerin dışındaki doğruları aradı.

 
--reklam--
Sevinç Çokum Kitapları - Eserleri
Hilal Görününce
Ağustos Başağı
Lacivert Taşı
Bizim Diyar
Rozalya Ana
Gece Kuşu Uzun Öter
Tren Burdan Geçmiyor
Bir Eski Sokak Sesi
Al Çiçeğin Moru
Arada Kalmış Tebessüm
Deli Zamanlar
Gece Rüzgarları
Onlardan Kalan
Çırpıntılar
Evlerinin Önü
Yüzünü Sıyır Karanlığından
Kırmalı Etekler
Hevenk - Kayıp İstanbul
Güzele Bakan Karınca
Karanlığa Direnen Yıldız
Gülyüzlüm
Zor
Vaktini Bekleyen Tohum
Çok Yapraklı İlişkiler
Beyaz Bir Kıyı
Gözyaşı Çeşmesi
Bölüşmek
Tek Kalan Fincan
Makina
Eğik Ağaçlar
İskele Gazinosu
Beyaz Bir Kıyı
--reklam--
Sevinç Çokum Alıntıları - Sözleri
Varsın adları "göçmen " olsun. Çok sürmez , Avustralyalı olurdu onlar da. Ne kadar olunabiliyorsa tabii. (Çırpıntılar)
İnsanın, kimi zaman canını veresiye önemsediği birinin ya da bir nesnenin gün gelip kendisi için anlamını yitirdiğini anlaması doğal yaşanmışlıklardan değil miydi? (Tren Burdan Geçmiyor)
Hani bazen bir kuşa sevgiyle coşkuyla bağlanirsin, sonra kuşa bir hal olur. Hani yemez de yermiş gibi yapar, durmadan uyur; kanatları düşer. Hani solmakta olan bir çiçeğe dönüşür... gayrı parlatamaz tüylerini, matlaşır o tüyler, belki çoktan ölür derisi, yenilemez kendini geri dönülmezliklerde. Sonra bir bakarsın... (Gülyüzlüm)
Sevgi belki de milyonlarca anlardan birindeki birkaç saniyedir; fakat o birkaç saniye aslında ömürleri içine alabilir. (Arada Kalmış Tebessüm)
"Gül alır, gül satarlar..
Gülden terazi tutarlar
Gülü gül ile tatarlar
Çarşı pazar güldür gül.." (Ağustos Başağı)
Hayat pişmanlıklar zinciridir. Ama yıllar sonraki doğruların, sana bazı şeyler anlatır. (Yüzünü Sıyır Karanlığından)
Gece ışığı umuttu çünkü, umuydu. Umularla ürerdi hayat; hele umumun bir parçası isen... (Al Çiçeğin Moru)
Zamanın güzel bir noktasındaydık;zaman bizi karalamamıştı henüz ;ülkemiz karalamıştı. Ülkemiz bizi gözden çıkarmamıştı henüz. (Gece Rüzgarları)
“Siz bilimsel çalışmalarınızı sürdürürken bunlar olmaktaydı ve sonra sis diye bir hastalık icat ettiler; sözüm ona başka ülkelerde de bu hastalığın var olduğuna dair düzmece haberler çıkmaya başladı. Hayır, hayır, bin kere hayır!

Kendileri gibi düşünmeyenlerin parlak zekâlarını söndürmeye çalışıyorlardı düpedüz. Çünkü karşı çıkan çoğu insanda itiraz eden aykırı bir gene rastlanıyordu. İtiraz geni, evet! Sözgelimi diğer hücreler maviyse aykırı gen her renge dönebiliyor. Maviden mora, mordan kırmızıya, yeşile ve sarıya... İşte o dayatılmış sistemlere uymayan gen...” (Çok Yapraklı İlişkiler)
Savaş bizim irademizden doğsa da kaderimiz gibidir. (Gözyaşı Çeşmesi)
Seni gezemediğim, keşfedemediğim, bozulmamış çok yakın bir kent gibi hatırlamalıyım. (Arada Kalmış Tebessüm)
Belki de ölmüşsündür, nerden bileyim, bilmeyi de istemiyorum. Ben benim işte aylardır bunu söylemeye çalışıyorum. Kimse bana hangi renkleri seveceğimi, hangi tatlardan hoşlanacağımı anlatmasındı. Beni bir makine addedip her parçamı değiştirebileceğini sanmasındı. Duvarın arkasında annen var demek! Aramızda hep bir duvar vardı zaten ve bizi hangi sersem esinti yanlışlıkla bir araya getirdi, bilemiyorum. Neyse, geldi geçti. (Kırmalı Etekler)
Eskiden daha bakımlıydı bahçemiz. Bahçıvan da yaşlandı. Bakamıyor. Ah o kamelyaları, ortancaları, zambakları görseydiniz. Ben o zamanlar daha meraklıydım böyle şeylere şimdi çiçekleri seyretmek bile yoruyor beni. (Zor)
Kırılsın varsın hayalleri. Pek çabuk kırılan hayal de zaten barınmamalı insanda. (Bizim Diyar)
İnsanların uçsuz bucaksız gaddarlığını anlayamadan öleceğim. Tutkuların sonsuzluğunu da... (Kırmalı Etekler)
.. '' O çiçekleri neden yaşatmaya çalışıyorum sanki? Çiçekler de ölür elbette. Yaşayan sadece tohumlarıdır. Yaşayan ve devam eden... " (Çırpıntılar)
Sevdiğim, yağmurla ayrıldık biz ve yine yağmurla kavuştuk. (Yüzünü Sıyır Karanlığından)
Kırılsın varsın hayalleri. Pek çabuk kırılan hayal de zaten barınmamalı insanda. (Bizim Diyar)
Ah ne olur bir gün şu trenlerden değişmiş olarak insem. Evimin kapısından, bir başka ben olup girsem... (Onlardan Kalan)
Gurur... Aşkın hem dostu hem düşmanı. Dostu, çünkü onunla yaşar ve ayakta durur o bağ. Düşmanı, çünkü yaprak uçurtmaz ortalıkta, yaprak kıpırdatmaz ki öteki ruh anlasın, sezsin, sevildiğini bilsin. (Tren Burdan Geçmiyor)

---
Kaynak: [Mardin Life](https://www.mardinlife.com/kitap/cok-yaprakli-iliskiler-sevinc-cokum-kitap-ozeti-konusu-ve-incelemesi)