# Deniz Deniz - Iris Murdoch Kitap özeti, konusu ve incelemesi

> Deniz Deniz kimin eseri? Deniz Deniz kitabının yazarı kimdir? Deniz Deniz konusu ve anafikri nedir? Deniz Deniz kitabı ne anlatıyor? Deniz Deniz PDF indirme linki var mı?  Deniz Deniz kitabının yazarı Iris Murdoch kimdir? İşte Deniz Deniz kitabı özeti, sözleri, yorumları ve incelemesi...

- Kaynak: Mardin Life
- URL: https://www.mardinlife.com/kitap/deniz-deniz-iris-murdoch-kitap-ozeti-konusu-ve-incelemesi
- Dil: tr-TR
- Yayın tarihi: 2022-07-08T03:00:04+03:00
- Güncelleme: 2022-07-08T03:00:04+03:00
- Yazar: Mardin Life
- Kategori: Kitap
- Görsel: https://cdn.mardinlife.com/2022/07/08/iris-murdoch-kimdir-iris-murdoch-kitaplari-ve-sozleri-264335.jpg

Kitap Künyesi
 Yazar: Iris Murdoch 
 Çevirmen: Nuray Önoğlu 
 Yayın Evi: Ayrıntı Yayınları 
 İSBN: 9786053141181 
 Sayfa Sayısı: 512 
--reklam--
Deniz Deniz Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti
Deniz Deniz’in ana karakteri Charles Arrowby, günün birinde deniz kıyısında bir evde inzivaya çekilmeye karar vermiş, yaşlanmakta olan ünlü bir tiyatrocudur. Prospero Sendromu denen bir dertten mustariptir: Bir aktör olarak ilgi uyandıran bir karakterdir; yalnızca seyirci açısından değil, meslektaşları açısından da. Artık, diye düşünür Arrowby, güçlerine teslim olmanın; inzivada kâmilce, doğayla uyum içinde yaşamanın, yüzerek ve yürüyerek, basit ama eksantrik yemekler hazırlayarak, hayat ve geçmiş üzerine düşünerek bir günlük/anı/roman yazmanın (yazdıklarının ne olacağına bir türlü karar veremez) sırasıdır. Kalkıştığı işi değerlendirirken utangaçça edebi ve teatraldir:

Fakat hayatımın asıl olayları geçmişte kaldı ve “sükûnet içinde hatırlamak” dışında yapacak bir şey yok artık. Egoizmle geçmiş bir hayattan pişmanlık duymak mı? Tam olarak öyle değil ama onun gibi bir şey. Elbette tiyatronun hanımları ve beylerine asla böyle söylemedim; gülmekten ölürlerdi.

(...) Deniz Deniz, bizi başlıca ifritlerimizle yüzleştiren çok güzel, karmaşık ve ironik bir roman: Korku, kıskançlık, kibir, haset, yanlış kişiye duyulan aşkın acısı ve hayhuyu; ister savaş alanında olsun ister evimizin mahremiyeti içinde, şiddet kullanma içgüdüsü. Böyle bir eserde tek bir izleği çekip çıkarmaya olanak yoktur...
--reklam--
Deniz Deniz Alıntıları - Sözleri
sözlerim onun kalbine ulaşmak için havada kanat çırpınıyor sanki hâlâ.
Ah Tanrım, bana ne yalanlar söyledin! En başından beri bir yalanlar çorbasının içinde yaşadım.
Bütün yalanlar ahlaken tehlikelidir.
Senin hayallerinle yaşamaktan yoruldum.
Seni sarmalayan ve destekleyen şeyleri kırmaya neden hep böyle azimlisin?"
insana dair hiçbir şey ebedi değildir. .
midemde bir keder sancısı vardı ve artık geçmeyeceğini biliyordum.
Önemli olan sevmek "aşka düşmek değil".
adalet yoktur yahut adalet gaddardır.
Biz, yalnızlığın mahremiyet yokluğuyla birleştiği toplu konutlarda yaşardık.
Sana duyduğum aşkın hep üzgün bir yüzü vardı.
Hatırlamıyorum. Ben hayatımı onun sözleriyle geçirmiştim ve şimdi o söylediklerini hatırlamıyordu bile!
Çok ilginç, meğer insanları korkutmak, kafasını karıştırmak ve onlara zulmetmek, dehşete düşürüp delirtmek ve hayatlarını felakete çevirmek ne kolaymış. Diktatörlerin başarısına şaşmamak gerek.
Katıksız nefret, hükmedici bir delilik haline gelebilir.
Bizler sade bir dünyada yaşayan sade çocuklardık; anne babamızı sever, onlara itaat ederdik. İnsani yolculuğun acıları, berbat tercihler, kaçınılmaz suçlar gelecekteydi. Sevmekte özgürdük.
--reklam--
Deniz Deniz İncelemesi - Şahsi Yorumlar
Bir deniz’ hikayesi..: Bazı kitapları değer verdiğiniz kişi tavsiyesiyle okursunuz, bazı kitaplar nicelik olarak yükselmiştir ilginizi çeker okursunuz, bazı kitapları yazarın kalemine güvendiğiniz için seçersiniz ve daha muhtelif nedenler söylenilebilir, fakat ben bu kitabı tamamen tesadüfi gördüm, haritası yoktu elimde, olumlu bikaç tanıtım yorumlarını da okuyunca ve en gerçeği de yalan söyleyemem adı için tereddüt etmeden okumaya başladım.. Deniz Deniz, diyorsa bir kitap daha kapağında mutlaka vardır deniz’e çeken/ deniz’den gelen bi şeyler dedim, yanılmamışım, hem de hiç.. Denize özel hayranlığımdan da, normale fazla anlam yüklemiş olabilirim, kabul ediyorum.. Zira yazarın daha önce hiçbir kitabını da okumamıştım, tamamen gözü kapalı bi gidişti benimki. Hani insanların zararsız zaafları vardır, deniz de bende öyle, ayrıcalığı var hayatımda. “Bir deniz hikayesi” başlığını da kendime bu kitaba özel bi hikaye çıkardığım için yazmak istedim..

Kitabın konusuna gelince, yıllardır tiyatroculuk yapmış bir adamın şehirden uzak deniz kenarı bir eve yerleşmesi ve bir şeyler yazmalıyım diyerek hem geçmişi/ hem de o an’ını enine boyuna anlatması.. Bir insan serüveni yani.. Özellikle aşk hayatından bahsetmiş, ya da olayın kurgu değil de gerçek olduğunu düşünürsek konu dönüp dolaşıp aşk’a geliyor, diyebiliriz. Kahramanı izlediğinizde başka bir adam, dinlediğinizde başka bir adama rastlıyorsunuz. Şöyle ki, istenilen/ hissedilen düşünceler eyleme geçirilerek tatbik edilseydi dünya nasıl bir hale gelirdi acaba? Nefretin, sevginin, intikamın, merhametin düşündürdükleri.. Kitapta bunu hissediyorsunuz, türlü düşünceleri eyleme geçişte zapt etmeye ve kendine sürekli dur’ olması gerekeni düşün’ diyerek türlü planlar yapan/ kendini dizginleyen ve yönünü hep olumlu bir süreç dahilinde aşkı kazanmaya adayan bir adam.. İnsan aşkını bu kadar mı güzel sahiplenir tüm aşklara ve tüm zamanlara rağmen?.. Evet, sahiplenir.. Fakat bu sahipleniş, hastalık mı, takıntı mı ya da gerçekten sağlıklı bir gelecek öngörüsü mü? Kitabın son sayfalarında kahramanımız her düşündüğünü açıkça ve sade bir biçimde belirtmiş.. Şu alıntıda ifade ettiği gibi:
“Dönüp geriye bakın­ca, olanları yorumlayınca, kendi hayal ettiklerimi gördüğümü ve gerçekliği görmezden geldiğimi nasıl da anlıyorum..” S/510

Ve aşk romanı gibi işlense de, akraba/ arkadaş ve özel hayatına dair ilişkilerini de tek tek işleyen kahraman, kendine öyle bir ayna tutmuş ki, kendini bilmek’ eylemi tarifçe yerini bulmuş..

Betimlemeler, konuşmalar, anılar, anlar hepsi ayrı güzeldi. Üstelik bu kitabın bendeki diğer alışılmışın dışı özelliği ise, bitmesin diye okumadığım güne sevinmem, sizi bekleyen masmavi satırlar var müthiş bir his, durağan ilerlemeyi bu yüzden tercih ettim, zamana tüm kelimeleri ayrı ayrı serdim, bölüm bölüm sahnelenen tiyatro oyunu gibi oldu benim için, zira olayların geçtiği mekan/lar sabit ve kişiler de aklınızda tutup daha sonra ne oldu ki deyip merak edebileceğiniz kadar hayatları anlatılmış sağlam karakterler..

Sanırım bu sefer kitap’ serüvenine beni seçti/ buldu, iyi ki de karşılaştık..

Roman okumak isteyenlere sürükleyici, ilgi uyandırıcı, duyguların kuvvetle işlenip hissedildiği, biraz biz biraz karşımızdaki denilebilecek, tereddütsüz önerilebilecek bir kitap. Fazlası da okuyucunun ayrıcalığında beklentisine, zevkine ve zamanına kalmış..

Keyifli okumalar/l/a.. (Bahar T.) 
Herkese merhaba,bu akşam sizlere Irıs Murdoch’un Deniz Deniz isimli eserinden bahsetmek istiyorum.Murdoch romanlarının tümü övgüyü hak ediyor.Ancak bunlardan bir iki tanesi var ki, yazarın göz dolduran edebi kariyerinin tepe noktası sayılabilirler. oldukça hacimli bu üç beş romandan biri de, emekli bir aktör, oyun yazarı ve tiyatro yöneticisi olan charles arrowby’nin anılarını yazma kararıyla bir sahil kasabasına çekilerek kendini Londra’daki hızlı hayatından soyutlamaya ve ‘daha iyi bir adam’ olmaya gayret edişini anlattığı Deniz Deniz.
Arınmak,sadeleşmek, dinginleşmek ve tiyatronun sahteliğini ardında bırakmak üzere bir sahil kasabasında münzevi bir hayata çekilen obsesif, egoist ve belki de biraz narsisist bir baş karakterin, o kasabaya geliş amacının tam tersi yönünde ilerleyen, muhteşem bir atmosferde geçen, birinci kişi bakış açısıyla yazılmış hikayesi.
Iris Murdoch: "Gerçek hayatta fantastik olan ile sıradan olan, sade olan ile simgesel olan genellikle çözülmez biçimde iç içe geçmiştir.Bence en iyi romanlar da, hayatı bunları birbirinden koparmaksızın araştırıp gözler önüne serenlerdir." diyerek roman anlayışını ortaya koymuştur. Yazım dili ustaca. Sıkıcı bir kitap olmasına rağmen edebi bir çıta söz konusu. Bitirdiğimde hissettiğim haz okurken sıkıldığım anlara değerdi.Edebi şölene dahil olmak isteyen herkese tavsiye ederim.Kitapla kalın. (Dark Reader) 
Charles Arrowby deniz kıyısındaki evinde inzivaya çekilmiş ünlü bir tiyatrocudur. Bir yandan yazmaya karar verdiği kitap üzerinde çalışırken diğer yandan yeni hayatına ve yerleştiği küçük kasabaya alışmaya çalışmaktadır. Bir gün ilk aşkı, çocukluğundan gençliğine kadar tutkuyla bağlı olduğu fakat Charles’ı terk eden Hartley ile karşılaşır. İlk aşkına duyduğu tutku geri dönen Charles tekrar onunla birlikte olmak için çabalamaya başlar. Bu arada Londra’dan arkadaşları, eski sevgilileri ve kuzeni onu ziyaret eder. Hartley ve kocasının evlat edindiği Titus, bir şekilde Charles’ın hayatına girer. Bütün bu karakterler hem kahramanı daha iyi tanımamızı hem de içinde bulunduğu ruh halini daha iyi anlamamızı sağlıyor. Arka arkaya gelişen olaylar ve alınan kararlar beklenmeyen üzücü sonuçlara yol açıyor. Charles’ın mücadelesi ve hayatındaki insanların onun yaşamını tam bir karmaşaya çevirmesi açısından tipik bir Iris Murdoch romanı.

Deniz Deniz aşk, kıskançlık, korku, şiddet gibi öğeleri barındıran ve roman karakterleri yanında okuyucuyu da insana özgü zayıflıklarla yüzleştiren bir roman. Iris Murdoch diğer eserlerinde doğa olaylarını nasıl hissettirdiyse bu romanda da denizi yaşattı bana. Gel- gitleri, dalgaları, akıntıyı yaşadım ve anlattığı denizde yüzdüm sanki. Murdoch sevenlerin çok beğeneceği bir roman. (Diğdem Abşin) 
--reklam--
Deniz Deniz PDF indirme linki var mı?
--reklam--
Iris Murdoch - Deniz Deniz kitabı için internette en çok yapılan aramalardan birisi de Deniz Deniz PDF linkidir. İnternette ücretli olarak satılan çoğu kitabın PDFleri bulunmaktadır. Ancak bu PDF'leri yasal olmayan yollarla indirmek ve kullanmak hem yasalara hem de ahlaka aykırıdır. Yayın evlerinin sitesinden PDF satılıyorsa indirebilirsiniz.
Kitabın Yazarı Iris Murdoch Kimdir?
Murdoch, 15 Temmuz 1919'da İrlandalı bir annenin ve İngiliz bir babanın çocuğu olarak dünyaya geldi. Evin tek çocuğu olan Muroch, dokuz yaşından itibaren yazmaya yöneldi. 1932'de Bristol'de genç kızların gittiği Badmington College'a başladı. Burada gecen altı yılın ardından, klasik edebiyat okumak üzere Oxford'daki Sommerville College'a kaydoldu. Üniversite yıllarında pek çok önemli şair ve entelektüelle tanıştı. Franz Steiner ile uzun süreli bir aşk yaşadı.

1938'de Iris Murdoch Komünist Parti'ye girdi. Klasik Edebiyat diplomasını aldı ve 1940'lardan sonra Londra'ya yerleşip Ekonomi Bakanlığına çalıştı. Komünistlerin siyasi tutumlarından hayal kırıklığına uğrayarak partiden ayrıldı. II. Dünya savaşının sonlarında Birleşmiş Milletler'de çalıştı. Belçika ve Avusturya mülteci kamplarında görev aldı. Bu görev için Avrupa'da yer aldığı sıralar Sartre ve Simone de Beauvoir ile tanıştı. Bu tanışma genel olarak felsefeye özel olarak da varoluşçuluğa yönelmesini etkiledi. Cambridge'de Wittgenstein'ın görev yaptığı Nevnham Üniversitesi'nde dersler alarak felsefe doktorasını aldı. 1948'de Oxford'da St.Anne College'da felsefe profesörü olarak göreve başladı ve 1963'e kadar burada çalıştı. Elias Cannetti'yle yakın ilişkisi oldu.

1954'te ilk romanını (Under the Net) yayınladı. 1956 yılında ise ölene kadar hiç ayrılmayacağı eleştirmen ve Oxford Üniversitesi İngilizce profesörü olan John Bayley ile evlendi. Çocukları olmadı. 70'li yıllardan itibaren felsefe yazıları yazmaya da yöneldi. 1996 yılından itibaren ortaya çıkmaya başlayan unutkanlıklarıyla birlikte hastalığı belirginleşti. 1997'de Bayley, karısının alzheimer hastası olduğunu açıkladı. Binlerce okuru ve hayran kitlesi olan yazar Murdoch kendi kitaplarının adını dahi hatırlayamıyordu. Kendi durumunun farkında olan ve bunu "çok kötü, sessiz ve karanlık bir yerde olmak" şeklinde tanımlayan Murdoch, 8 Şubat 1999'da Oxford'da alzheimer hastalığından dolayı öldü.

Romanları
Iris Murdoch ilk romanı Under the Net'ten (Türkçesi Ağ) itibaren edebiyat dünyasında dikkat çekti ve büyük bir hayran kitlesine sahip oldu. İçinde psikolojik temaların yer aldığı bir dedektif romanı olan bu ilk kitabında, aynı zamanda sonraki bütün romanlarında da görülecek olan varoluşçu felsefenin izleri belirgin olarak görülür. Romanın kahramanı Jack Donague bir tür Sartrecı kahraman olarak ortaya çıkmıştır. A Severed Head (Kesik Bir Baş) romanında ise Carl Gustav Jung'un psikanalitik teorisinin temeli olan arketipler teorisini kullandı ve çok etkili oldu. Bu kitap daha sonra tiyatro oyunu olarak sahnelendi. "Çan", "Kara Prens", "Deniz, Deniz" gibi kitaplarıyla Murdoch her zaman büyük bir ilgiyle karşılandı, birçok kez ödüllendirildi. 1978'de kendisine Booker Ödülü verildi. 60'lı yıllardan itibaren hemen her yıl bir kitap üreten Murdoch zamanının en üretken yazarları arasında sayıldı, ancak Murdoch'un romanlarında çok yazan ve çok okunan bir yazar olmanın ötesinde onu 20. yüzyıl edebiyatının en önemli isimlerinden biri haline getiren bir nitelik de her zaman kabul edildi. Murdoch, genel olarak romanlarında popüler polisiye ve gerilim roman teknikleriyle felsefi/kuramsal sorunları ortaya koyan bir yol izledi denilebilir. Onun roman kahramanları çoğunluk varoluşçu felsefecilerin ürettiği kahramanlara benzer, varoluşuyla ve yaşamıyla uyumsuz, sanatçı ya da sanatçı ruhlu, başarısız, hem kendileriyle hem de çevrelerindeki insanlarla sorunlu kişileri anlatır.

Bu kişiler karamsar, umutsuz, ikilemler içinde yol bulmakta tereddütlü, şaşkın, yanılgı içerisinde, yalnız ve tedirgin kişilerdir. Bu kişiler her zaman bir ağa yakalanmış, bir çemberin içine alınmış, kuşatılmış gibidirler. Bunların çoğu zaman modern bireyin bazı açmazlarını sergilediği söylenebilir. Hemen her kitabında Murdoch psikolojik gerilim ögesini ya da psikolojik diğer ögeleri kullanır. Bunun yanı sıra yaşam-sanat, cinsellik-aşk, aşk-özgürlük, din, evlilik, platonik-erotik aşk, yalnızlık, rastlantısallık, öteki insanlarla ilişkiler gibi meseleler sürekli olarak olayların akışı içerisinde değerlendirilir. Edebiyat Murdoch'a göre etik meselelerin ve insansal ilişkilerin karmaşasını değerlendirmek bakımından daha elverişli bir alandır. Murdoch'un romanlarında bu temalara bağlı olarak umutsuzluk ve ironi derinden işleyen temalar olarak sürekli kendisini hissettirir. Zaman zaman kara mizah örnekleri ortaya çıkar. Romanın kurgusal yapısı üzerinde ya da dil üzerinde oyunlara girişmez Murdoch, ancak kurgusal şaşırtmacalarla ve belirsizliği çok iyi kullanmasıyla sürekli okurun dikkatini uyanık tutar, olayların gelişimini merak ettirir, her seferinde okuru kendi kurguladığı sonuçların çok ötesinde sonuçlara götürür.

Felsefi çalışmaları
Murdoch teorik ve felsefi metinlerde kaleme almıştır; meslekten bir felsefeci olarak bu alandaki çalışmalarında da önemli bir yazar olduğunu gösterir. İlk teorik yapıtı sayılan Sartre, Yazarlığı ve Felsefesi onun Sartre üzerine eleştirel bir değerlendirmesini sunar. Varoluşçuluk Murdoch için önemli olmuş bir felsefe yönelimidir. Edebiyatı, yaşamın ve ahlaki sorunların değerlendirilmesinde daha verimli bir alan olarak düşündüğü için kullanan Murdoch, bu alanda felsefi/etik/estetik sorunları irdeler. Bununla birlikte ayrıca felsefe metinleri kaleme almış ve bunlarla bazı konulara açıklık getirmeye çalışmıştır. Varoluşçu felsefenin yanı sıra dil, gerçeklik, yanılsama vb konularda ilgi alanı içinde yer alır ve onun edebi metinlerinde doğrudan ya da dolaylı olarak işlenir.

Ateş ve Güneş adlı çalışması, Platon'un sanat üzerine düşüncelerinin değerlendirilmesi olduğu gibi, Murdoch'un kendi sanat anlayışını da sunduğu bir çalışma olarak değerlendirilebilir. Platon'un, Murdoch'a göre, sanatçıları sevmemesinin nedeni, sanatçıların akıllarını tehlikeli bir şekilde kullanmaları ve yaratıcılıklarını akıldışı şekilde ortaya koymalarıydı. Biz zaten gölgeler dünyasında yaşıyorduk ve bu gölgelerin yeniden gölgelere dönüştürülmesi, Tanrı'ya meydan okumak olacaktır. Şairler, yazarlar, ressamlar vs.nin varlığı, Tanrı'nın varlığına tehdit oluşturur. Bu nedenle Platon sanatçıları felsefe ülkesinden dışlamıştır. Murdoch etik sorunsalın yanı sıra estetik sorunsala ilişkinde değerlendirmelerini geliştirir; Platon değerlendirmesinde sanat ile gerçek arasındaki ilişki bağlamında değerlendirmeler üretir. Kant, Kierkegaard, Wittgenstein gibi filozoflardan hareketle sanatın yerini belirlemeye çalışır ve Platoncu teze karşı çıkar.
--reklam--
Iris Murdoch Kitapları - Eserleri
Ağ
Kesik Bir Baş
İtalyan Kızı
Deniz Deniz
Kara Prens
Rüya Sakinleri
Melekler Zamanı
İyinin Egemenliği
Ateş ve Güneş
Çan
Sartre'ın Yazarlığı ve Felsefesi
Tek Boynuzlu At
Kumdan Kale
İkilem
Varoluşçular ve Mistikler
The Italian Girl
A Fairly Honourable Defeat
--reklam--
Iris Murdoch Alıntıları - Sözleri
Edebiyat eğlendirir,daha bir sürü şey yapar ama felsefe tek bir şey yapar. (Varoluşçular ve Mistikler)
Yaşarken hiç sesi çıkmayan kuğu,
Ölüm yaklaşınca çözdü boğazının düğümünü,
Otlarla kaplı kıyıya yaslayıp göğsünü,
Ilk ve son şarkısını söyledi ve sustu... (Çan)
Bir parça gerçek dünyaya çarptım. Acıtabiliyor. (Rüya Sakinleri)
"..men are, women have.." (Varoluşçular ve Mistikler)
Hatırlamıyorum. Ben hayatımı onun sözleriyle geçirmiştim ve şimdi o söylediklerini hatırlamıyordu bile! (Deniz Deniz)
Karar verdiği anda şu ölümlü dünyadan çarçabuk ve acısızca ayrılmasına yetecek kadar uyku hapı stoklayıp köşesine koymuştu çok önceden. Küçük şişedeki kıymetli özgürlük tabletlerini sallarken, bu dünyada, koşullu olarak, günbegün kalmayı kendi seçtiği için kaldığını düşünmek içini can veren bir heyecanla ürpertirdi. (Melekler Zamanı)
(Platon:)
Yozlaşmış bir "iyi"nin ardından koşulduğunda bile Eros bir şekilde iyiye yönelme arzusudur.
***
Cinselliği bir çeşit evrensel, tinsel enerji, yıkıcı da olabilen, iyi amaçlarla da kullanılabilen belirsiz bir güç olarak tasavvur ederken Freud hiç kuşku yok ki Platon'un düşüncesindeki önemli bir çizgiyi izlemektedir. Freud da ruhu üç bölüme ayırır ve ruh sağlığını bu bölümlerin uyumu olarak resmeder. (Ateş ve Güneş)
Sanatçı, gerçeği yansıtabileceği özel bir dili öğrenen kişidir. (Kara Prens)
Biz, yalnızlığın mahremiyet yokluğuyla birleştiği toplu konutlarda yaşardık. (Deniz Deniz)
"İnsan, kendi resmini yapan ve sonra da bu resme benzer hale gelen bir yaratıktır." (Varoluşçular ve Mistikler)
"İnsan bir başka insanı ne zaman sahiden "öğrenebilmiş"tir? Belki de öğrenmenin imkansızlığını kavradığı, öğrenmek arzusunu dışladığı ve en sonunda öğrenmeye ihtiyaç bile duymaz olduğu zaman! O zaman da insanın ulaştığı şey bilgi değil, bir tür ortaklaşa varoluştur ki bu da aşkın kisvelerinden biridir." (Ağ)
Platon sanatı ve sanatçıyı en düşük ve en usdışı farkındalık çeşidini, eikasia adı verilen, belirsiz imgelere boğulmuş bir yanılsama halini sergilemeye mahkum eder. Mağara miti açısından bakarsak, bu, yüzleri mağaranın arka duvarına dönük olan ve yalnızca ateşin düşürdüğü gölgeleri gören tutsakların durumudur. Platon aslında sanatçının bir eikasia halinde olduğunu söylemez, ama açıkça ima eder ve hatta tüm sanat eleştirisi, gölgeyle sınırlı bilinç anlayışını geliştirip aydınlatır. (Ateş ve Güneş)
büyükler böyle ağlayabiliyorsa dünyada güvenlik yok demektir (Melekler Zamanı)
Katıksız nefret, hükmedici bir delilik haline gelebilir. (Deniz Deniz)
İnsanlar ve para olmasa, dünya ne mutlu bir yer olurdu. (Ağ)
İnsan, kendi resmini yapan ve sonra da bu resme benzer hale gelen bir yaratıktır. (Varoluşçular ve Mistikler)
acıların değil, gerçeğin ardında koşuyor insan; oysa gerçek akıllara sığmaz bir acı. (İtalyan Kızı)
Bu kentte kimi şeyler öğrenmiş olduğum kesin; örnekse, mutluluğumun üzgün bir yüz taşımış olduğunu öğrendim. (Ağ)
"Felsefenin esasen üzerine eğildiği şey, birinin sahip olduğu var oluş yapısını ve gerçek denilen o şeyi keşfedip ortaya koymaktır." (İyinin Egemenliği)
İnsan bir başka insanı ne zaman sahiden "öğrenebilmiş"tir? Belki de öğrenmenin imkansızlığını kavradığı, öğrenmek arzusunu dışladığı ve en sonunda öğrenmeye ihtiyaç bile duymaz olduğu zaman! O zaman da insanın ulaştığı şey bilgi değil, bir tür ortaklaşa varoluştur ki bu da aşkın sayısız kisvelerinden biridir. (Ağ)

---
Kaynak: [Mardin Life](https://www.mardinlife.com/kitap/deniz-deniz-iris-murdoch-kitap-ozeti-konusu-ve-incelemesi)