# Dersaadet'te Ramazan Akşamları - Dursun Gürlek Kitap özeti, konusu ve incelemesi

> Dersaadet'te Ramazan Akşamları kimin eseri? Dersaadet'te Ramazan Akşamları kitabının yazarı kimdir? Dersaadet'te Ramazan Akşamları konusu ve anafikri nedir? Dersaadet'te Ramazan Akşamları kitabı ne anlatıyor? Dersaadet'te Ramazan Akşamları PDF indirme linki var mı?  Dersaadet'te Ramazan Akşamları kitabının yazarı Dursun Gürlek kimdir? İşte Dersaadet'te Ramazan Akşamları kitabı özeti, sözleri, yorumları ve incelemesi...

- Kaynak: Mardin Life
- URL: https://www.mardinlife.com/kitap/dersaadette-ramazan-aksamlari-dursun-gurlek-kitap-ozeti-konusu-ve-incelemesi
- Dil: tr-TR
- Yayın tarihi: 2022-05-19T02:00:07+03:00
- Güncelleme: 2022-05-19T02:00:07+03:00
- Yazar: Mardin Life
- Kategori: Kitap
- Görsel: https://cdn.mardinlife.com/2022/05/19/dursun-gurlek-kimdir-dursun-gurlek-kitaplari-ve-sozleri-225821.jpg

Kitap Künyesi
 Yazar: Dursun Gürlek 
 Yayın Evi: Timaş Yayınları 
 İSBN: 9786050828474 
 Sayfa Sayısı: 392 
--reklam--
Dersaadet'te Ramazan Akşamları Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti
Kültür dünyamızın önemli simalarından Dursun Gürlek’in süzgecinden geçen ve yine kültür dünyamızın canlı tablolarından olan yazarların, şâirlerin, edebiyatçıların ramazanlarla ilgili hâtıraları… Kendisinin Dersaâdet’te Ramazan Akşamları adını verdiği bu kitapta, Refi’i Cevad Ulunay, Münir Süleyman Çapanoğlu, A. Râgıp Akyavaş, Ercüment Ekrem Talu, Safiye Ünüvar, Ayşe Osmanoğlu, Mehmet Kaplan ve Süheyl Ünver gibi İstanbul yazarlarının yanı sıra daha birçok kalem erbabının yazısı bulunuyor.

“Ramazan piyasası ilk akşamın terâvihinden sonra başlardı. Galata Köprüsü’nden boşalan arabalar, muhteşem faytonlar, kupalar, landonlar, konak ve saray arabaları katar hâlinde Beyazıt’a çıkarlar, Mürekkepçiler önünden kıvrılarak Vezneciler’e girerler, Unkapanı Köprüsü’nden geçenler Zeyrek’ten Vefâ’ya tırmanırlar, Şehzâde Câmii’nin yanından Direklerarası’na dökülürlerdi.”

“Her yaştan, her sınıftan genç ihtiyar, kadın erkek birbiri üstüne yığılmış, yanaşık nizamda binbir ayak bir ayak hâline gelmiş, nefesleri birbirlerinin ensesini sıcak sıcak okşamakta. Elhâsıl velkelâm sökülmez, geçilmez bir izdiham. “

Bu hâtıralar yığını olanca çeşnisiyle, bol malzemesiyle, renkli levhalarıyla bir nevi “ramazan edebiyatı” diyebileceğimiz bir edebiyat türünü ortaya çıkarıyor. “Ramazan medeniyeti”, “Ramazan edebiyatı”yla daha canlı, daha heyecanlı bir hâle geliyor.
--reklam--
Dersaadet'te Ramazan Akşamları Alıntıları - Sözleri
(...) "Söylemek kolay, dinletebilmek güçtür."
(...) Hey gidi günler hey!.. Zamanın ettiğini kimseler etmedi.
Bektaşi parayı eline almış, şöyle yanık yanık bakmış bakmış: "Beni günaha sokuyorsun, Allah desem değilsin amma, O'ndan sonra da muhakkak sen geliyorsun!" demiş.
Ramazan büyük küçük, aydın câhil her tabakanın hayat tarzında sadece senede bir ay değişiklik husûle getirir. Orucun bir zorluğu yoktur. İş, bu değişikliğe alışmaktadır.
(...) "Yürü ya kulum deyince insan papuçlarını giymeye vakit bulamaz."
Hasret kalacağız âh, iftar ile sahur'a
Râzıyız gelsen dahi hep Eyyâm-ı Bahur'a!
Gayet iyi hatırlıyorum merhûme anneme beni de sahura kaldırması için âdeta yalvarıyordum. Bu niyaz ve yalvarma faslı daha ramazanın ilk gününden itibaren başlıyordu. Bir yandan da annem kaldırmasa bile, ben davulcunun davulunu, gümbür gümbür çaldığı davulun sesini duyar, kalkarım diye kendi kendimi teselli ediyordum. Ne mutlu bana ki hem annemin şefkatli sesiyle hem de davulun gümbürtüsüyle uyanıyordum. Sofraya oturmanın heyecanı uyku sersemliğine galip geliyordu. Gerçi soframız fazla zengin değildi. Bütün menü bişi, işkefe (yufka), pekmez, çökelek gibi basit yiyeceklerden ibaretti. Fakat birçoğu önceden hazırlanan bu basit gıda maddelerinin sahur vaktine ve tabiî ki ramazan ayına mahsus öyle güzel bir tadı vardı ki sizin bu tadı, mübarek aya münhasır bu lezzeti sâir vakitlerde tatmanız mümkün değildi.
"... îtikat edilen bir Allah'ın emrine itaat edilecekse bunu içimizde hissettiğimiz, kalbimizde titrediğini duyduğumuz bir îmânin sevkiyle, sırf Allah'ın emri olduğu için, bir yüksek varlığa hürmet ve incizâbımızın tecellîsi şeklinde, başka bir menfaat ve mülâhazaya düşmeden yapacağız.
Zayıflayayım ve güzelleşeyim diye, aç durayım ve vücûdumdaki toksinleri çıkarayım, romatizmam hafiflesin diye tutulan oruçla Allah'a ibâdet mefhumu
arasında ne münâsebet var?
 Din ve ibâdet hayâtın en mânevî, maddiyattan en uzak bir safhasıdır, aralarında hiçbir müşterek nokta yoktur.
Halbuki biz muhâkemelerin en cılızı ve zavallısı ile bu iki işi güyâ birleştirdiğimize zâhip oluyoruz.Yaptığımız şey din fikrine hakāretten ibarettir. Böyle
anlaşılan dînin Afrika çöllerindeki vahşilerin putperestliğinden farkı yoktur."
"Herkes kendi haddini, kaç kulaç suda boğulacağını bilirdi."
Her Müslüman evlâdı gibi, ben de ramazanın, insanı sarıp sarmalayan o mânevî havasını daha küçük bir çocuk iken ciddi ciddi hissetmeye başladım. Bu ilâhî güzelliği, çocuk ruhunu bile galeyana getiren bu büyük coşkuyu -itiraf edeyim ki- aradan geçen bunca yıla rağmen bir türlü unutamadım.
Bundan elli altmış sene evvel zamanın padişahı Sultan İkinci Abdülhamid Han bir çok sebeplerle Ramazanlara fevkalade ehemmiyet verirdi. Evvelâ dindardı. Bu mübarek tesîd eder, ona hürmet ederdi. Muntazaman oruç tutar, Kur’an-ı Kerim okur, namaz kılar ve bunu böyle yapanlara ayrıca para verir, severdi. Mübarek ayın hulûlünden evvel kilercibaşıyı çağırır, ona emirler verir, sofralar ve yemekler ve her akşam iftara davet ettiği askerlere verilecek iftariyeler üzerinde zihin yorar, adeta menüleri kendisi hazırlardı.

Saray-ı Hümayun’da iftara gelecek misafirlerin hizmetine verilecek olan sofracıların elbiselerine kadar meşgul olur, alaturka setre mi, yoksa redingot mu giymelerini münakaşa ederdi. Ve hele bu adamların fevkalade temiz olmalarını isterdi. Bu padişah hem çok titiz, hem çok temizdi. O kadar ki iftariye olarak kendisinin göndereceği çil çil altınları tekrar yıkattırır, kurutturur, gözünün önünde kırmızı atlas keselere koydurtur, ağızlarını mühürlettirirdi. Banknotları da bezlerle sildirtir, sonra zarflara yerleştirirdi. Üzerine de zamklı mührünü (A.H) yapıştırırdı.
Bir fıkra anlatırlar: Ömründe iki rekat bayram namazından başka namaz kılmayan bir Arnavut bir gece şehre inmiş. Minârelerin, câmilerin kandillerle süslenip pırıl pırıl yanmakta olduğunu görünce merak edip sormuş. Terâvih namazı kılınıyor demişler. Oğluna, sen şuracıkta bekle, ben câmiye girip iki rekat kılayım demiş, heveslenmiş. Meğer o câmide de hatim ile terâvih kıldırılıyormuş. İmama uyumuş, rekatların adedi yedi, sekiz, on, on beşe çıkınca bakmış ki namazın biteceği yok, uzadıkça uzuyor, istirahat fasılasından bilistifâde kapıda bekleyen oğluna seslenmiş: “ Mori Bayram! Sen bekleme, merkebi al köye git. Annene söyle merak etmesin. İş burada inada bindi, ben sonuna kadar dayanacağım!...
Hulâsa; ibadetle yıkanan ruhların ve günahlarından affı ümidiyle şenlenen gönüllerin huzur ve sevinci ile Müslümanlar bu ayda coşar, coşardı.
Kitle hâlinde namaz, kitle hâlinde niyaz, kitle hâlinde heyecan, İstanbulluları kitle hâlinde sevince boğardı.
Ramazan, ne mübarek, ne müstesnâ bir aydır.
İftardan sonra evlerde, konaklarda teravih hazırlığı başlar. Herkeste bir neşe, herkeste bir sevinç. Şakır şakır abdestler alınır, irili ufaklı cam veya muşamba fenerler hazırlanır, güle oynaya câmilerin yolu tutulur. Bu esnada o muazzam câmiler kapılarına kadar tıklım tıklım dolmuştur.
--reklam--
Dersaadet'te Ramazan Akşamları İncelemesi - Şahsi Yorumlar
Maziye yolculuk (geçmiş değerlerimize) yapmayı sevenlere tavsiyem Dursun GÜRLEK’in bütün kitaplarını alıp okumalarıdır.
Evet, İstanbul ve Ramazan söz konusu ise bu ikisinin terkibi ayrı bir güzellik yaşatır.Bizim edebiyatımızın bir diğer ismi de Ramazan Medeniyetidir.Bu arada “Ömrü Ramazan olanın ahireti de Ramazan olur” derler.Allah herkese Ramazanlık ömür yaşamayı nasip etsin diyelim.
İnsanoğlu her geçen seneyi yani bir önceki seneyi arar.Bu arayış geçmişe olan hasrettir, sevgidir, mutluluktur vs.Hep hayıflanırız eskiden şöyle iyiydi böyle iyiydi diye.Şimdiki günler, geçmiş günleri günleri aratıyor...
İstanbul’da ,Ramazan nasıl geçiyormuş, nasıl yaşanıp idrak ediyormuş,merak ediyorsanız hem geçmişi okuyup hüzünlecek, sevinecek, hem de araya serpiştirilen fıkralarla tebessüm edeceksiniz...Keyifli okumalar dilerim... (Yiğit Poyraz) 
--reklam--
Dersaadet'te Ramazan Akşamları PDF indirme linki var mı?
--reklam--
Dursun Gürlek - Dersaadet'te Ramazan Akşamları kitabı için internette en çok yapılan aramalardan birisi de Dersaadet'te Ramazan Akşamları PDF linkidir. İnternette ücretli olarak satılan çoğu kitabın PDFleri bulunmaktadır. Ancak bu PDF'leri yasal olmayan yollarla indirmek ve kullanmak hem yasalara hem de ahlaka aykırıdır. Yayın evlerinin sitesinden PDF satılıyorsa indirebilirsiniz.
Kitabın Yazarı Dursun Gürlek Kimdir?
1952 yılında Tokat'ta doğdu. İlk ve orta tahsilini memleketinde tamamladı. İstanbul Atatürk Eğitim Enstitüsü, Türk Dili ve Edebiyatı bölümünü bitirdi. Yeni İstanbul, Tercüman, Hürriyet, Günaydın gazetelerinde çeşitli görevlerde bulundu. Bir süre muhtelif okullarda Türkçe ve Edebiyat öğretmenliği yaptı.Biyoğrafi araştırmaları ve çeşitli makaleleri Meşale, İnanç, Milli Kültür, Türk Edebiyatı, Kültür Dünyası gibi dergilerde yayınladı. Tarih ve Düşünce dergisinin yazı işleri müdürlüğünü yaptı. Bu dergide neşrettiği "Kırkambar" ve "Ayaklı Kütüphaneler" başlığı altındaki yazılarıyla dikkat çekti.

Yazarın, Osmanlı Tarihi, Şark Klasikleri ve biyografi sahasındaki çalışmaları halen devam etmektedir.
--reklam--
Dursun Gürlek Kitapları - Eserleri
Çınaraltı'nda Kitap Sohbetleri
Karınca Huzura Varınca
Ayaklı Kütüphaneler
Tebessüm ve Tefekkür
Maziye Bir Bakıver
Sohbet Tadında
Kültür Dünyamızdan Manzaralar
Muhabbet Ateşi
Dersaadet'te Ramazan Akşamları
Dersaadet'te Bayram Sabahları
Namık Kemal
İbnülemin Mahmud Kemal İnal
İbnülemin Mahmud Kemal İnal - 2
--reklam--
Dursun Gürlek Alıntıları - Sözleri
GEÇMİŞ ZAMAN OLUR Kİ HAYÂLİ CİHAN DEĞER (Maziye Bir Bakıver)
Allah bes baki heves (Muhabbet Ateşi)
Yılda iki defa değil de her gün bayram havası teneffüs etmek isteyen kimsenin, İslami bir hayat yaşaması gerekiyor. Unutmayalım ki Müslüman'ın üç büyük bayramı vardır: birincisi, ömrünü imanlı olarak bitirmesi, ikincisi cennete girmesi, üçüncüsü de orada Cemâlullah ile şereflenmesidir. (Dersaadet'te Bayram Sabahları)
O gül-endâm bir al şâle bürünsün yürüsün
Ucu gönlüm gibi ardınca sürünsün yürüsün

 Enderunlu Vâsıf (Sohbet Tadında)
Bir ilim adamı, konferans vermek üzere salona girmiş. Lâkin içerisi bomboş. Sâdece ön koltuklardan birinde bir hayvan bakıcısı, yâni bir seyis oturuyormuş. İlim adamı, konuşup konuşmamakta bir an için tereddüt etmiş. Derken seyise sormuş: "Senden başka kimse yok. Konuşayım mı, konuşmayayım mı?" Seyis şöyle cevap vermiş:

- Efendim, ben seyisim, dolayısıyla bu işlerden pek anlamam. Sâdece şu kadarını söyleyeyim ki, ahıra girdiğimde bütün atların kaçtığını, içeride sâdece bir atın kaldığını görmüş olsaydım, onu yine de beslerdim.

Mesajı alan ilim adamı, konferansa başlıyor ve iki saatten fazla konuşuyor. Görevini zevkle yapmanın gurûruyla ve tek kişilik dinleyicisinin de memnun olduğunu düşünerek soruyor:

- Konuşmamı nasıl buldunuz?

Seyis şu ilgi çekici cevabı veriyor:

- Hocam, başta da söylediğim gibi, ben bu işlerden anlayan biri değilim. Ama yine ahıra girip biri dışında bütün atların kaçtığını görseydim onu yine beslerdim ama elimdeki bütün yemi verip hayvanı çatlatmazdım. (Muhabbet Ateşi)
Bizim gibi yabanzâdelere,"Babanzâdeler" rehberlik etmelidir.. (Ayaklı Kütüphaneler)
Çölde âheste adımlarla yürüyen kimse,acele edeni geçti. (Muhabbet Ateşi)
Şeker kamışı mahsulünü kaldıran tropikal bir ada ülkesi olsak hasat festivali gibi bir Şeker Bayramı yapmaya hakkımız olurdu. (Dersaadet'te Bayram Sabahları)
Allah Resulü şöyle buyurdu:
Yüce Allah üç sesi sever. Bunlar:
1.Horoz sesi
2.Kur'an okuyan kimsenin sesi
3.Seherlerde tövbe ve istiğfar edenin sesi (Sohbet Tadında)
İftardan sonra evlerde, konaklarda teravih hazırlığı başlar. Herkeste bir neşe, herkeste bir sevinç. Şakır şakır abdestler alınır, irili ufaklı cam veya muşamba fenerler hazırlanır, güle oynaya câmilerin yolu tutulur. Bu esnada o muazzam câmiler kapılarına kadar tıklım tıklım dolmuştur. (Dersaadet'te Ramazan Akşamları)
Bozulmuş cemiyetlerde bozulmamış fertler suçlu vaziyetinde kalırlar (Karınca Huzura Varınca)
İbnülemin'in hocası Hüsnü hoca oğlu Necati'yi derslere almaz ve "üdebâ meclisinde cühelânın yeri yoktur" diyerek aşağıda oturtur. Cahil dediği Necati, yıllardan beri Almanya'da profesördür. (İbnülemin Mahmud Kemal İnal)
Bundan elli altmış sene evvel zamanın padişahı Sultan İkinci Abdülhamid Han bir çok sebeplerle Ramazanlara fevkalade ehemmiyet verirdi. Evvelâ dindardı. Bu mübarek tesîd eder, ona hürmet ederdi. Muntazaman oruç tutar, Kur’an-ı Kerim okur, namaz kılar ve bunu böyle yapanlara ayrıca para verir, severdi. Mübarek ayın hulûlünden evvel kilercibaşıyı çağırır, ona emirler verir, sofralar ve yemekler ve her akşam iftara davet ettiği askerlere verilecek iftariyeler üzerinde zihin yorar, adeta menüleri kendisi hazırlardı.

Saray-ı Hümayun’da iftara gelecek misafirlerin hizmetine verilecek olan sofracıların elbiselerine kadar meşgul olur, alaturka setre mi, yoksa redingot mu giymelerini münakaşa ederdi. Ve hele bu adamların fevkalade temiz olmalarını isterdi. Bu padişah hem çok titiz, hem çok temizdi. O kadar ki iftariye olarak kendisinin göndereceği çil çil altınları tekrar yıkattırır, kurutturur, gözünün önünde kırmızı atlas keselere koydurtur, ağızlarını mühürlettirirdi. Banknotları da bezlerle sildirtir, sonra zarflara yerleştirirdi. Üzerine de zamklı mührünü (A.H) yapıştırırdı. (Dersaadet'te Ramazan Akşamları)
Bir gün doğar elbette şems-i hakikat
Hiç böyle müebbed mi kalır zulmet-i alem? (Karınca Huzura Varınca)
"Selam verdim,rüşvet değildir deyu almadılar!" (Muhabbet Ateşi)
İnsan hayatı gerçekten çok kısadır. Ezel ve ebede göre zaman ne kadar kısadır. Zamâna göre kâinatın ömrü ne kadar kısadır. Kâinatın ömrüne göre dünyânın ömrü ne kadar kısadır. Dünyânın ömrüne göre mahlûkatın ömrü ne kadar kısadır. İnsanın ömrü ise bir günden, bir saatten bir dakîkadan ibârettir. Hattâ bir "ân-ı vâhid" dir. Öyleyse dem bu demdir. An, bu andır. Şurası bir gerçektir ki, insan bu kısa ömürde, ebedî hayâtı, bütün özellikleriyle, olanca güzellikleriyle kazanabilir. Unutmayalım ki, inanan insan kazanan insandır. Yok, yoksa vardır. Mâdemki Allah var, her şey vardır. (Sohbet Tadında)
Selahattin Eyyubi ölüm döşeğindeyken evinin önündeki direğe kefeni asılır. Kefeni asan bayraktar bağırır:
"Sultan Selahaddin'in dünyadan ahirete götüreceği şey işte bu kefenden ibarettir.." (Maziye Bir Bakıver)
Diyojen, gündüz vakti elinde bir fenerle dolaşıyordu. "Ne arıyorsun?" dediler. "Adam arıyorum." cevabını verdi. (Tebessüm ve Tefekkür)
İmam-ı Gazali Hazretlerine, "İlimde bu mertebeye nasıl yükseldiniz?" diye sordukları zaman o büyük alim şu cevabı verdi, "Bilmediğim şeyleri sorup öğrenmekten utanmadım!" (Tebessüm ve Tefekkür)
Ömür kısa, vakit dar. Yapılacak iş çok, gevezelik yapacak vakit yok. Bizim dumana değil köze, lafa değil söze ihtiyacımız var. (Maziye Bir Bakıver)

---
Kaynak: [Mardin Life](https://www.mardinlife.com/kitap/dersaadette-ramazan-aksamlari-dursun-gurlek-kitap-ozeti-konusu-ve-incelemesi)