# Deyimler ve Öyküleri 2 - Selim Gündüzalp Kitap özeti, konusu ve incelemesi

> Deyimler ve Öyküleri 2 kimin eseri? Deyimler ve Öyküleri 2 kitabının yazarı kimdir? Deyimler ve Öyküleri 2 konusu ve anafikri nedir? Deyimler ve Öyküleri 2 kitabı ne anlatıyor? Deyimler ve Öyküleri 2 PDF indirme linki var mı?  Deyimler ve Öyküleri 2 kitabının yazarı Selim Gündüzalp kimdir? İşte Deyimler ve Öyküleri 2 kitabı özeti, sözleri, yorumları ve incelemesi...

- Kaynak: Mardin Life
- URL: https://www.mardinlife.com/kitap/deyimler-ve-oykuleri-2-selim-gunduzalp-kitap-ozeti-konusu-ve-incelemesi
- Dil: tr-TR
- Yayın tarihi: 2022-05-30T07:00:18+03:00
- Güncelleme: 2022-05-30T07:00:18+03:00
- Yazar: Mardin Life
- Kategori: Kitap
- Görsel: https://cdn.mardinlife.com/2022/05/30/selim-gunduzalp-kimdir-selim-gunduzalp-kitaplari-ve-sozleri-234082.jpg

Kitap Künyesi
 Yazar: Selim Gündüzalp 
 Yayın Evi: Zafer Yayınları 
 İSBN: 9799756836650 
 Sayfa Sayısı: 141 
--reklam--
Deyimler ve Öyküleri 2 Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti
Dimyat, Mısır'da Süveyş Kanalı ağzında bir limandır. Eskiden Mısır'ın meşhur pirinçleri, ince hasırdan örtülmüş torbalar içinde buradan Anadolu'ya getirmiş.

Dimyat'a pirinç almak için giden bir Türk tüccarının bindiği gemi, Akdeniz'de korsanlar tarafından soyulmuş ve adamcağzın bütün altınlarını almışlar.

Binbir zorluk içinde İstanbul'a dönen pirinç tüccarı on yıl iflas etmiş. İstanbul'dan kalkmış, memleketi olan Karaman'a gitmiş. O sene tarlasından kalkan buğdaları da bulgur tüccarlarına sattığından, kendi ev halkı kışın bulgursuz kalmışlar.
--reklam--
Deyimler ve Öyküleri 2 Alıntıları - Sözleri
Ahfeş' in keçisi gibi
ARAP ALiMLERİNDEN Ahfeş, talebeliğinde derslerine ne kadar çalışırsa çalışsın başarılı olamazmış.
O'nun bu halini gören hocası:
"Senin bu halin ezberlediğin dersleri anlatmayışın￾dandır. Çalıştığın bölümleri kime rastlarsan anlat, an￾cak o zaman aklında kalır ve başarılı olursun" demiş.
Ahfeş, hocasının tavsiyesine uyarak önüne kim çı­
karsa çıksın, tutup ders anlatmaya başlamış. Ancak bir
süre sonra etrafındaki herkesi bıktırmış.
Ahfeş, bakmış olacak gibi değil. Pazardan bir keçi
satın alarak ezberlediği dersleri ona anlatmaya başla￾mış. Her dersin sonunda keçiye "Anladın mı?" diye so￾ran Ahfeş, hayvanın boynuna bağladığı bir ipi çekerek
güya "evet anladım!" demesini sağlarmış. Keçi bu işe
öyle alışmış ki, bir süre sonra ipe, urgana gerek kalma￾dan Ahfeş'in her sözünden sonra başını sallar olmuş .
•••
Bu deyim, her söyleyene,her söylenene, her hareke￾te düşünmeden gelişi güzel evet diyenler için, kullanı­
lır.
17

Akıl tahtası noksan
(Tahtaları oynatmak)

I
STANBUL'UN enbüyük mezarlıklarından biri olan
Karacaahmet, Usküdar semtinde bulunur. Eskiden
bu semtin marangozları, normal işlerin yanında tabut
yapımıyla da uğraşırlarmış
Böyle bir marangoz dükkanında kalfa olarak çalışan
pek evhamlı ve ödlek bir genç varmış. Onun bu zaafı­
nı bilen komşu dükkanlardaki arkadaşları da, kendisi￾ne etmedik eşek şakası bırakmazlarmış
Günlerden bir gün, ustasının bir hafta için dükkanı
tümüyle kendisine bıraktığı bir sırada, muzipliklerini
iyice abartmışlar. Zavallıya, aklını oynatacak derecede
ağır bir şaka yapmışlar.
Zavallı kalfa bir ikindi üzeri dükkanda tek başına
çalışırken, duvara Jayalı tahtalardan birkaçı kımılda￾maya başlamış. Bir ikisi devriimiş ve arkalarından be￾yaz çarşaflara bürünmüş, elinde, tepesine bir kuru ka￾fa takılı sopayla birisi çıkmış.
"Usta, şu benim tabutu hala çakmadın mı? Ortada
kaldım, bekletme beni" diye bağırmış.
Zavallı kalfa "Tahtalar oynadı! Tahtalar oynadı tah￾talar oynadı!" diyerek dükkandan fırlamış, çıkmış. Bir
daha da aklını başına toplayamamış .
•••
Bu deyim, aklından zoru olanlara, ya da böyle dav￾ranışlarda bulunanlara söylenir.
19

Ateş pahası
V
AKTİYLE, KANUNI SULTAN SÜLEYMAN adamlarıyla avianınağa çıkmış. istanbul'dan oldukça
uzaklara gitmişler. Çok şiddetli bir yağınura tutulmuş­
lar. Islanmışlar, üstelik havada çok soğukmuş. Bir kö­mürcü kulübesine sığınmışlar, her ne kadar kendilerini
tanıtmak istememişlerse de kömürcü işi anlamış. Bun￾lara hemen bol ateş yakmış, ısıtmış, sıcak bir şeyler ik￾ram etmiş. Gidecekleri sırada Sultan Süleyman,ye ateş yaktığından dolayı kaç para borçları olduğu￾nu sormuş, o da: "Yüz altın ver, yeter" demiş. Sultan
bu miktarı çok bulduysa da, "ne yapalım borç borçtur"
demiş ve parayı ödemiş .
•••
Bu deyim, bir şeyin değerinin çok üstünde pahalıya
satıldığı anlamında kullanılır
28

Balta koymak

U
ÇUNCU SELIM ve Ikinci Mahmud zamanlarında
Yeniçeriler öylesine azıtmışlardı ki, yollarda kadın￾lara sarkıntılık ederler, hamamlardan kadın kaçırırlar,
her tarafı haraca keserler, istediklerini zorla yaptırırlar￾mış. istanbul !imanına gelen ticaret gemilerinin komis￾yonculuğunu, zorbalıkları ile kendi ellerinde tutarlar￾mış. Geminin yükü ne olursa olsun, satış işine ancak
Yeniçeri zorbaları karışır, elde edilen kardan dilediği
kadarını kendilerine ayırırlarmış.
Zorba, gemi limana gelir gelmez, kendi nişanı olan
"balta"sını geminin bumuna asarmış. Bu geminin ha￾racının ancak baltayı asana ait olduğu anlamına gelir￾miş.
Bunu gören yeniçeriler, "Bu gemiye balta konmuş"
der ve dokunmazlarmış .
•••
Bu deyim, birisinin yapacağı işe engel olmak, zorluk
çıkarmak manasında kullanılır.
30

Ben yanarım yavruma,
yavrum da yanar yavrusuna
A
DAMIN BiRi soğuk bir kış günü, evin damındaki
karları temizliyormuş. Bu adamın annesi de oğlum
üşür, hasta olur diye kaygılanıyormuş. Kadın oğlunu
çağırmak için, evin dışına gelerek aşağıdan oğluna ses￾leniyor: "Yeter artık aşağı in" diyormuş. Oğlum yorul￾du, terledi, hasta olur diye üzülen kadın, oğlunu aşağı­
ya indirmek için ne söyledi ise kar etmemiş. Kadın hz kundakta olan oğlunun oğlunu, yani torununu ku￾cakladığı gibi, getirip karların üstüne bırakmış. Bunu
gören adam, hemen aşağı inmiş. Kadın da: "Ben yana￾rım yavruma, yavrum da yanar yavrusuna" demiş .
•••
Bu deyim, herkesin kendine ait bir derdi olduğunu
anlatır.
34

Bir şeyin altından
Çapanoğlu çıkmak
Y
OZGAT ŞEHRiNİN kurucusu Çapanoğlu Ahmet Pa­
şa, 1764 yılında Sivas valisi iken, görevden alınır
ve kısa bir süre sonra da katledilir. Yerine, büyük oğlu
Mustafa Bey, ondan sonra da kardeşi Süleyman Bey
geçer.
Süleyman Bey, Yozgat'ı bayındır hale getirdiği gibi,
Amasya, Ankara, Elazığ, Kayseri, Maraş, Niğde ve Tar￾sus'u idaresi altına alır. Böylece, Orta Anadolu
yük bir kısmına hükmeden Süleyman Bey, Çapanoğul￾ları'nın şöhretini kısa zamanda her tarafa yayar. "Ça￾panoğlu" adı yalnız halk arasında değil, devlet adamla￾rı arasında da meşhur olur.
Söylentiye göre, devlet memurlarından biri, halktan
bazı kimselerin aleyhine verilecek kararı sonuca bağla￾mak için soruşturma yaparken, Çapanoğlularından bi￾rinin de adı olaya karışır. Çapanoğullarının halk üze￾rindeki nüfuzundan korkan bir diğer memur da, "Bu işi
fazla kurcalama," der. "Altından bir Çapanoğlu çıkar."
Memur da takibi yarıda bırakır .
•••
Bu deyim, uğraşılan bir şeyin göründüğü gibi olma￾dığını, görünenden daha zor, daha karmaşık, daha kö­
tü olduğunu anlatmak için kullanılır.
38

Dimyat' a pirince giderken
evdeki bulgurdan olmak
D
İMYAT, MISIR'DA Süveyş Kanalı ağzında bir li￾mandır. Eskiden Mısır'ın meşhur pirinçleri, ince
hasırdan örülmüş torbalar içinde buradan Anadolu'ya
gelirmiş.
Dimyat'a pirinç almak için giden bir Türk tüccarının
bindiği gemi, Akdeniz'de korsanlar tarafından soyui￾muş ve adamcağızın bütün altınlarını almışlar
 iflas etmiş. istanbul'dan kalkmış, memleketi olan
Karaman'a gitmiş. O sene tarlasından kalkan buğday￾ları da bulgur tüccarlarına sattığından, kendi ev halkı
kışın bulgursuz kalmışlar.
•••
Bu deyim, daha çok kazanayım derken, elde avuçta
ne varsa hepsini harcayıp, tüketenleri tarif için kullanı­
lır.
55

Karaman 'ın koyunu,
sonra çıkar oyunu

K
ARAMANOGLU Mehmet Bey'i mağlüp ederek oğlu
Mustafa'yı da esir alan Çelebi Sultan Mehmet,
Mustafa'ya sorar:
"Söyle bakalım bir daha Osmanlı'lara silah çekecek
misin, onlara karşı düşmanlık edecek misin?"
Karamanoğlu elini kalbinin üzerine koyarak:
"Padişahım, bu can bu tende kaldığı müddetçe
daha böyle bir şey vaki olamaz, size yemin ederim,"
der.
Padişah da onu affeder. Huzurdan çıktıktan sonra
önceden koynuna soktuğu güvercini çıkarıp salıvere￾rek:
"İşte bu can bu tenden çıktı ve yemin de gitti. Bizim
Osmanoğullarına düşmanlığımız sonuna kadar devam
edecektir," demiş ...
•••
Bu deyim, bir işin altından zamanla neler çıkacağı
başından belli olmaz manasında kullanılır.

Yaş tahtaya basmak

E
SKi DEViRLERDE de ahşap evlerin ve konakların
umumi temizliği yapılırken, tahtalar arap sabunu
ile ovulurmuş. Böyle anlarda ıslak tahtalar çok kaygan
olup, üzerinde ayağı kayıp düşenler çok olurmuş.
Sultan Harnit devrinde bir Gürcü Hasan Fehmi Paşa
varmış. Hukuk akademisinde, dünya hukuku dersi
okuturmuş. Daha sonraları Selanik ve Sofya'da Valilik
de yapmıştı. Bir gün konağında temizlik yapılıyormuş.
Tahta merdivenlerden inerken, ıslak basamaklarda
ayağı kayan Paşa, düşmüş. Birkaç gün topaHayarak
gezmiş. Hukuk talebeleri birbirleriyle fısıldaşarak: "Bi￾zim hoca, yaş tahtaya basmış" diye bu olayı alaya al￾mışlar.
125

Aşık atmak
A
ŞIK, koyunların bileklerinden çıkarılan bir kemik
olup, bununla çocuklar çeşitli oyunlar oynarlar.
Birinci çocuk, yere bir aşık atar. Bu aşığın duruşu
tespit edilir. Sonra sıra ile çocuklar aşıklarını atarlar.
Atılan aşığın duruşu, ilk atılan aşığın duruşuna benzer￾se, ilk atanın aşıklarını alır. Benzemezse kendi aşığını
verir. Bu oyundan ilhamla; "Herkesle aşık atılmaz.",
"Onunla aşık atılmaz.", "Benimle aşık mı atıyorsun?"
şeklinde deyimler kullanılmaktadır.
135
“Şu işkembeyi benim çiviye asıver de,akşam üzeri bir adam gönderirim gelip alır.Bizim hatun hamama gitmiş,evde yok da.”
ARAP ALiMLERİNDEN Ahfeş, talebeliğinde derslerine ne kadar çalışırsa çalışsın başarılı olamazmış.
O'nun bu halini gören hocası:
"Senin bu halin ezberlediğin dersleri anlatmayışın￾dandır. Çalıştığın bölümleri kime rastlarsan anlat, an￾cak o zaman aklında kalır ve başarılı olursun" demiş.
Ahfeş, hocasının tavsiyesine uyarak önüne kim çı­
karsa çıksın, tutup ders anlatmaya başlamış. Ancak bir
süre sonra etrafındaki herkesi bıktırmış.
Ahfeş, bakmış olacak gibi değil. Pazardan bir keçi
satın alarak ezberlediği dersleri ona anlatmaya başla￾mış. Her dersin sonunda keçiye "Anladın mı?" diye so￾ran Ahfeş, hayvanın boynuna bağladığı bir ipi çekerek
güya "evet anladım!" demesini sağlarmış. Keçi bu işe
öyle alışmış ki, bir süre sonra ipe, urgana gerek kalma￾dan Ahfeş'in her sözünden sonra başını sallar olmuş .
•••
Bu deyim, her söyleyene,her söylenene, her hareke￾te düşünmeden gelişi güzel evet diyenler için, kullanı­
lır.
ISTANBUL'UN en büyük mezarlıklarından biri olan
Karacaahmet, Usküdar semtinde bulunur. Eskiden
bu semtin marangozları, normal işlerin yanında tabut
yapımıyla da uğraşırlarmış
Böyle bir marangoz dükkanında kalfa olarak çalışan
pek evhamlı ve ödlek bir genç varmış. Onun bu zaafı­
nı bilen komşu dükkanlardaki arkadaşları da, kendisi￾ne etmedik eşek şakası bırakmazlarmış
Günlerden bir gün, ustasının bir hafta için dükkanı
tümüyle kendisine bıraktığı bir sırada, muzipliklerini
iyice abartmışlar. Zavallıya, aklını oynatacak derecede
ağır bir şaka yapmışlar.
Zavallı kalfa bir ikindi üzeri dükkanda tek başına
çalışırken, duvara Jayalı tahtalardan birkaçı kımılda￾maya başlamış. Bir ikisi devriimiş ve arkalarından be￾yaz çarşaflara bürünmüş, elinde, tepesine bir kuru ka￾fa takılı sopayla birisi çıkmış.
"Usta, şu benim tabutu hala çakmadın mı? Ortada
kaldım, bekletme beni" diye bağırmış.
Zavallı kalfa "Tahtalar oynadı! Tahtalar oynadı tah￾talar oynadı!" diyerek dükkandan fırlamış, çıkmış. Bir
daha da aklını başına toplayamamış .
•••
Bu deyim, aklından zoru olanlara, ya da böyle dav￾ranışlarda bulunanlara söylenir.
V
AKTİYLE, KANUNI SULTAN SÜLEYMAN adamlarıyla avianınağa çıkmış. istanbul'dan oldukça
uzaklara gitmişler. Çok şiddetli bir yağınura tutulmuş­
lar. Islanmışlar, üstelik havada çok soğukmuş. Bir kö­mürcü kulübesine sığınmışlar, her ne kadar kendilerini
tanıtmak istememişlerse de kömürcü işi anlamış. Bun￾lara hemen bol ateş yakmış, ısıtmış, sıcak bir şeyler ik￾ram etmiş. Gidecekleri sırada Sultan Süleyman,ye ateş yaktığından dolayı kaç para borçları olduğu￾nu sormuş, o da: "Yüz altın ver, yeter" demiş. Sultan
bu miktarı çok bulduysa da, "ne yapalım borç borçtur"
demiş ve parayı ödemiş .
•••
Bu deyim, bir şeyin değerinin çok üstünde pahalıya
satıldığı anlamında kullanılır
UÇUNCU SELIM ve Ikinci Mahmud zamanlarında
Yeniçeriler öylesine azıtmışlardı ki, yollarda kadın￾lara sarkıntılık ederler, hamamlardan kadın kaçırırlar,
her tarafı haraca keserler, istediklerini zorla yaptırırlar￾mış. istanbul !imanına gelen ticaret gemilerinin komis￾yonculuğunu, zorbalıkları ile kendi ellerinde tutarlar￾mış. Geminin yükü ne olursa olsun, satış işine ancak
Yeniçeri zorbaları karışır, elde edilen kardan dilediği
kadarını kendilerine ayırırlarmış.
Zorba, gemi limana gelir gelmez, kendi nişanı olan
"balta"sını geminin bumuna asarmış. Bu geminin ha￾racının ancak baltayı asana ait olduğu anlamına gelir￾miş.
Bunu gören yeniçeriler, "Bu gemiye balta konmuş"
der ve dokunmazlarmış .
•••
Bu deyim, birisinin yapacağı işe engel olmak, zorluk
çıkarmak manasında kullanılır.
ADAMIN BiRi soğuk bir kış günü, evin damındaki
karları temizliyormuş. Bu adamın annesi de oğlum
üşür, hasta olur diye kaygılanıyormuş. Kadın oğlunu
çağırmak için, evin dışına gelerek aşağıdan oğluna ses￾leniyor: "Yeter artık aşağı in" diyormuş. Oğlum yorul￾du, terledi, hasta olur diye üzülen kadın, oğlunu aşağı­
ya indirmek için ne söyledi ise kar etmemiş. Kadın hz kundakta olan oğlunun oğlunu, yani torununu ku￾cakladığı gibi, getirip karların üstüne bırakmış. Bunu
gören adam, hemen aşağı inmiş. Kadın da: "Ben yana￾rım yavruma, yavrum da yanar yavrusuna" demiş .
•••
Bu deyim, herkesin kendine ait bir derdi olduğunu
anlatır.
YOZGAT ŞEHRiNİN kurucusu Çapanoğlu Ahmet Pa­şa, 1764 yılında Sivas valisi iken, görevden alınır
ve kısa bir süre sonra da katledilir. Yerine, büyük oğlu
Mustafa Bey, ondan sonra da kardeşi Süleyman Bey
geçer.
Süleyman Bey, Yozgat'ı bayındır hale getirdiği gibi,
Amasya, Ankara, Elazığ, Kayseri, Maraş, Niğde ve Tar￾sus'u idaresi altına alır. Böylece, Orta Anadolu
yük bir kısmına hükmeden Süleyman Bey, Çapanoğul￾ları'nın şöhretini kısa zamanda her tarafa yayar. "Ça￾panoğlu" adı yalnız halk arasında değil, devlet adamla￾rı arasında da meşhur olur.
Söylentiye göre, devlet memurlarından biri, halktan
bazı kimselerin aleyhine verilecek kararı sonuca bağla￾mak için soruşturma yaparken, Çapanoğlularından bi￾rinin de adı olaya karışır. Çapanoğullarının halk üze￾rindeki nüfuzundan korkan bir diğer memur da, "Bu işi
fazla kurcalama," der. "Altından bir Çapanoğlu çıkar."
Memur da takibi yarıda bırakır .
•••
Bu deyim, uğraşılan bir şeyin göründüğü gibi olma￾dığını, görünenden daha zor, daha karmaşık, daha kö­
tü olduğunu anlatmak için kullanılır.
Dimyat' a pirince giderken
evdeki bulgurdan olmak
DİMYAT, MISIR'DA Süveyş Kanalı ağzında bir li￾mandır. Eskiden Mısır'ın meşhur pirinçleri, ince
hasırdan örülmüş torbalar içinde buradan Anadolu'ya
gelirmiş.
Dimyat'a pirinç almak için giden bir Türk tüccarının
bindiği gemi, Akdeniz'de korsanlar tarafından soyui￾muş ve adamcağızın bütün altınlarını almışlar
 iflas etmiş. istanbul'dan kalkmış, memleketi olan
Karaman'a gitmiş. O sene tarlasından kalkan buğday￾ları da bulgur tüccarlarına sattığından, kendi ev halkı
kışın bulgursuz kalmışlar.
•••
Bu deyim, daha çok kazanayım derken, elde avuçta
ne varsa hepsini harcayıp, tüketenleri tarif için kullanı­
lır.
KARAMANOGLU Mehmet Bey'i mağlüp ederek oğlu
Mustafa'yı da esir alan Çelebi Sultan Mehmet,
Mustafa'ya sorar:
"Söyle bakalım bir daha Osmanlı'lara silah çekecek
misin, onlara karşı düşmanlık edecek misin?"
Karamanoğlu elini kalbinin üzerine koyarak:
"Padişahım, bu can bu tende kaldığı müddetçe
daha böyle bir şey vaki olamaz, size yemin ederim,"
der.
Padişah da onu affeder. Huzurdan çıktıktan sonra
önceden koynuna soktuğu güvercini çıkarıp salıvere￾rek:
"İşte bu can bu tenden çıktı ve yemin de gitti. Bizim
Osmanoğullarına düşmanlığımız sonuna kadar devam
edecektir," demiş ...
•••
Bu deyim, bir işin altından zamanla neler çıkacağı
başından belli olmaz manasında kullanılır.
ESKi DEViRLERDE de ahşap evlerin ve konakların
umumi temizliği yapılırken, tahtalar arap sabunu
ile ovulurmuş. Böyle anlarda ıslak tahtalar çok kaygan
olup, üzerinde ayağı kayıp düşenler çok olurmuş.
Sultan Harnit devrinde bir Gürcü Hasan Fehmi Paşa
varmış. Hukuk akademisinde, dünya hukuku dersi
okuturmuş. Daha sonraları Selanik ve Sofya'da Valilik
de yapmıştı. Bir gün konağında temizlik yapılıyormuş.
Tahta merdivenlerden inerken, ıslak basamaklarda
ayağı kayan Paşa, düşmüş. Birkaç gün topaHayarak
gezmiş. Hukuk talebeleri birbirleriyle fısıldaşarak: "Bi￾zim hoca, yaş tahtaya basmış" diye bu olayı alaya al￾mışlar.
Aşık atmak

AŞIK, koyunların bileklerinden çıkarılan bir kemik
olup, bununla çocuklar çeşitli oyunlar oynarlar.
Birinci çocuk, yere bir aşık atar. Bu aşığın duruşu
tespit edilir. Sonra sıra ile çocuklar aşıklarını atarlar.
Atılan aşığın duruşu, ilk atılan aşığın duruşuna benzer￾se, ilk atanın aşıklarını alır. Benzemezse kendi aşığını
verir. Bu oyundan ilhamla; "Herkesle aşık atılmaz.",
"Onunla aşık atılmaz.", "Benimle aşık mı atıyorsun?"
şeklinde deyimler kullanılmaktadır.
--reklam--
Deyimler ve Öyküleri 2 İncelemesi - Şahsi Yorumlar
Bu kitap deyimleri nasıl Nerede kullanıldığını ve öykülerini anlatıyor. Bence çok güzel bir kitap deyimler Sözlüğü gibi hem bilmediğim deyimlerin anlamlarını hemde öykülerini öğreniyorum. (Betül Koçak) 
Bu kitap serisi çocukların okuyacağı türden gibi gözüksede ben iyi bir deyim kullanıcısı olduğumu düşünmemekten kaynaklı başladım bu seriye çok keyifli tavsiye ederim,elimde kalemle bilmediğim yeni deyimler not ediyorum,yeni öğrenip en sevdiğim deyim ise : "Ahfeşin keçisi gibi" (Melâl) 
Deyimlerin gerçek öyküleri: Deyimler ve atasözlerinin ortaya cıkış hikayelerini anlatan bir kitabı uzun zamandır okumak istiyordum. Denk gelince hiç kaçırmadım bir çırpıda okudum.
Eser 7 ciltten olusuyor, bana 2. cilt denk geldi onun ile başlamış oldum. Kitabı cok sevdim, dili akıcı, konuyu kusa ve öz cümlelerle anlatıyor. (red john) 
--reklam--
Deyimler ve Öyküleri 2 PDF indirme linki var mı?
--reklam--
Selim Gündüzalp - Deyimler ve Öyküleri 2 kitabı için internette en çok yapılan aramalardan birisi de Deyimler ve Öyküleri 2 PDF linkidir. İnternette ücretli olarak satılan çoğu kitabın PDFleri bulunmaktadır. Ancak bu PDF'leri yasal olmayan yollarla indirmek ve kullanmak hem yasalara hem de ahlaka aykırıdır. Yayın evlerinin sitesinden PDF satılıyorsa indirebilirsiniz.
Kitabın Yazarı Selim Gündüzalp Kimdir?
1951 yılında Adapazarı’nda dünyaya geldi. Sırasıyla Adapazarı Kurtuluş İlkokulu’nu, Adapazarı Merkez Ortaokulu’nu ve Adapazarı Lisesi’ni okudu. 1979 yılında, Marmara Üniversitesi Eğitim Enstitüsü Türkçe Bölümü’nden mezun oldu. 1968 yılında, ortaokul öğrencisiyken, günlük bir gazetenin tertip ettiği, bir şiir yarışmasıyla yazı hayatına başladı. Bir müddet basketbol ile ilgilendi. Zafer Dergisi’nin kurucuları arasında yer aldı. 1977 yılının ilk aylarında ilk sayısı çıkan Zafer Dergisi’nde çalıştı.

“Ölüm ve Ötesi” adlı ilk kitabı 1985’de Cihan Yayınları’nda neşroldu. 1986’da Zafer Yayınları’nda, aile serisinde “Ölüm Son Değildir” adlı kitabı çıktı. 1991 yılında “Ölüm Son Değildir” adlı kitabı, küçük cep kitabı olarak basıldı. Ölüm Son Değildir 1, 2 ve 3 adlı kitapları, sırasıyla 1999, 2001 ve 2002 yıllarında basıldı. 1991 yılında Zafer Yayınları’nın da kurucusu olan Selim Gündüzalp, 2002’den itibaren toplamı 15 adet olan öykü dizisi kitaplarını çıkarmaya başladı.

2003 yılında “Deyimler ve Öyküleri” dizisini oluşturmaya başladı. 2003 yılında Zafer Yayınları’nın bir alt kuruluşu olan Uğurböceği Yayınları’nın kuruculuğunda da bulundu. Uğurböceği Yayınları’nda birçok kitabın yayına hazırlanmasında katkıda bulunmuştur. Ayrıca bu yayınevinde başka bir müstear isimle, çocuklara yönelik çalışmalar da yapmıştır. “Allah ve Dua”, “Allah ve Ümit” ve “Allah ve Aşk” isimli tefekkür kitaplarının, “Serap” isimli bir romanın da yazarıdır. Ayrıca “Asr-ı Saadetten Öyküler” adıyla bilinen bir diğer öykü dizisine ve daha birçok telif ve derleme kitaba da imza atmıştır.
--reklam--
Selim Gündüzalp Kitapları - Eserleri
Başarı Öyküleri
Sevgi Öyküleri 1
Her Gün Özetidir Ömrün
Deyimler ve Öyküleri 1
Akıl Öyküleri
Neşeli Öyküler 1
Deyimler ve Öyküleri 2
Düşündüren Öyküler
Ümit Öyküleri
Aile Öyküleri
Sevgi Öyküleri 2
Serap
Deyimler ve Öyküleri 3
Deyimler ve Öyküleri 4
Neşeli Öyküler 2
Dostluk Öyküleri
Deyimler ve Öyküleri 5
Yaşanmış Öyküler
Tarih Öyküleri
Peygamberimizin Hayatından Seçilmiş Öyküler
Okul Öyküleri
Deyimler ve Öyküleri 6
Ölüm Son Değildir 1
Allah ve Aşk
Deyimler ve Öyküleri 7
Adalet Öyküleri
Kur'an Ayetlerinden Vahiy Öyküleri 1
Sultan Fatih
Şifa Öyküleri
Sahabelerin Hayatlarından Hidayet Öyküleri -1
Allah ve Ümit
Ölüm Son Değildir 2
Allah ve Sen
Mehmet Akif Ersoy
Allah ve Dua
Peygamberimizin Hayatından Seçilmiş Öyküler 3
Sahabelerin Hayatlarından Hidayet Öyküleri -2
Peygamberimizin Hayatından Seçilmiş Öyküler 2
Ölüm Son Değildir 3
Allah ve Hayat
Kur'an Ayetlerinden Vahiy Öyküleri - 3
Muzlu Çikolata ve Kargalar
Bir Gül Demeti
Seni Seviyorum Anne
Kur'an Ayetlerinden Vahiy Öyküleri - 2
Kudsi Hadisler
Peygamberimizin Hayatından Seçilmiş Öyküler 4
Sahabelerin Hayatlarından Hidayet Öyküleri -3
Sahabelerin Hayatlarından Hidayet Öyküleri 4
Sahabelerin Hayatlarından Hidayet Öyküleri-5
Kur'an Ayetlerinden Vahiy Öyküleri - 5
Kur'an Ayetlerinden Vahiy Öyküleri - 4
Çağları Aşan Sözler
Allah'a Dair Sözler
Fıkralı Atasözleri
Her Güne Bir Öykü
--reklam--
Selim Gündüzalp Alıntıları - Sözleri
Bu dalgalar, bizi bir ummana ulaştırır.
Biz gibi bir damlayı, yok eder, varlık denizine taşır.

Aşkın gücü de burada.

Bir günde bitiyorsa sevgiler, olmaz olsun.
Hesaba, kitaba, yarın kaygısına dayanan tüccar kalplerle işimiz yok.
Böylesi sevgiler, asla yer etmesin, girmesin hiç
dünyamıza.
Kalplerimiz, kapalı dursun onlara karşı.

Ucuz sevgilerin peşinden koşanlar, kendilerine âşıktırlar aslında (Allah ve Aşk)
“Azrail
Azrail
Azrail,
Sen âdilsin cellât değil.”

Sefâ Kaplan (Ölüm Son Değildir 3)
İman varsa, her şey var. (Allah ve Sen)
''Çoğu insan, kör bir hiddet yüzünden, yanından kolayca geçebileceği engellere çarpıp kalıyor.'' (Ümit Öyküleri)
"En cüz'i hadisat dahi vukua gelmeden evvel hem mukayyeddir, hem yazılmıştır. Demek tesadüf yok, hadisat başıboş gelmiyor, intizamsız değillerdir." (Ölüm Son Değildir 1)
Belki de seni bugünlere getiren, geç kaldığına yandığın o günlerindir. (Serap)
İnsan misafirdir, her yerde misafirdir. Evinde de, dünyada da, hayatta da... (Her Gün Özetidir Ömrün)
ARAPÇA'DA ekmeğin adı, 'nan'dır. Osmanlıca'da
"nan-ı aziz" diye geçer.
Üç beş medrese talebesi, Ramazan'da köylere teravih kıldırmaya gidiyorlarmış. Köyün birinde muhtardan nan-ı aziz istemişler.
Muhtar:
"O dediğiniz naneden bizim köyde bulunmaz" demiş .
Kamımız aç. bize nan gerek" diyen talebelere;
"Açsanız ekmek getireyim, biz öyle nan e yemeyiz"
deyince, mollalar gülüşmüşler ve nan ın anlamını açık
lamışlar .
•••
Bu deyim, hiç olmadık yerde yanlış bir söz söylemek
ya da yanlış bir iş yapmak manasında kullanılır. (Deyimler ve Öyküleri 1)
''Genç kalmanın,mutlu olmanın ve başarıya ulaşmanın üç sırrı vardır.Her gün gülmek,yaşama katacak mizah bulmak ve bir de rüyalarınız.İnsanın bir rüyası muhakkak olmalı.Rüyalarınızı kaybettiniz mi, ölürsünüz.'' (Başarı Öyküleri)
Anladım ki; insanlar kendilerini düşünerek yaşıyor görünse de, hakikatte onları yaşatan tek şey sevgidir. Kim severse, Allah'a yaklaşır, Allah da ona yaklaşır. Çünkü O, sevgiyi yaratandır!

— Tolstoy (Ölüm Son Değildir 2)
"O, ismi kitaplarda yazılı olan peygamberdir!" (Sahabelerin Hayatlarından Hidayet Öyküleri 4)
Ya bu deveyi gütmeli
Ya bu diyardan gitmeli (Deyimler ve Öyküleri 1)
Hayat nasıl bir şey ki, çekirdekte yok ama ondan çıkan ağaçta var; yumurtada yok ama ondan çıkan civcivde var; bedenimizin inşasında kullanılan yapıtaşlarında eseri yok; ama biz canlıyız!.. (Allah ve Hayat)
İnsan kalbi kadar çabuk değişen ne var ki. (Ölüm Son Değildir 2)
"Zihnim bu şehirden, bu devirden çok uzakta." (Serap)
Kişi eşyasını taşıyabiliyorsa, kendi taşımalıdır. (Bir Gül Demeti)
“Kalbi imanla dolu olduğu halde inkara zorlananlar müstesna, kim iman ettiksen sonra tekrar kafir olur ve gönül rızasıyla küfrü kabul ederse, öylelerinin üzerine Allah’tan bir gazap vardır. Onların hakkı pek büyük bir azaptır.” ( Nahl Suresi 106. Ayet ) (Kur'an Ayetlerinden Vahiy Öyküleri 1)
İşte dünyanın vaziyeti, programı böyledir:
"Giden gelmez, gelen gider." (Ölüm Son Değildir 1)
Çünkü asıl zehir sizin kafalarınızın içindeydi.. (Sevgi Öyküleri 1)
SERAP NEDİR BİLMEYEN bir delikanlı, kervana katılmış. Sıcak mı sıcak Konya Ovası'nda giderlerken,
çöldeki gibi serap görünmeye başlamış. Delikanlı , ırmaklar, göller, ağaçlar görür olmuş. Oğlancık, bu gördüklerini sahici sanarak, suda ıslanmasın diye paçalarını sıvamaya başlamış .
Onu gören ihtiyardan biri:
"Oğlum, o gördükleri n seraptır, insanı böyle aldatır.
Dereye varmadan, paçaları sıvama demiş."
•••
Bu deyim, "Acele etme, hele bir bekle. İş tam olarak
ortaya çıksın, ondan sonra harekete geç" manasında
kullanılır. (Deyimler ve Öyküleri 3)

---
Kaynak: [Mardin Life](https://www.mardinlife.com/kitap/deyimler-ve-oykuleri-2-selim-gunduzalp-kitap-ozeti-konusu-ve-incelemesi)