# Diktatör ile Palyaço - Zülfü Livaneli Kitap özeti, konusu ve incelemesi

> Diktatör ile Palyaço kimin eseri? Diktatör ile Palyaço kitabının yazarı kimdir? Diktatör ile Palyaço konusu ve anafikri nedir? Diktatör ile Palyaço kitabı ne anlatıyor? Diktatör ile Palyaço kitabının yazarı Zülfü Livaneli kimdir? İşte Diktatör ile Palyaço kitabı özeti, sözleri, yorumları ve incelemesi...

- Kaynak: Mardin Life
- URL: https://www.mardinlife.com/kitap/diktator-ile-palyaco-zulfu-livaneli-kitap-ozeti-konusu-ve-incelemesi
- Dil: tr-TR
- Yayın tarihi: 2022-02-09T00:43:55+03:00
- Güncelleme: 2022-02-09T00:43:55+03:00
- Yazar: NASRETTİN GÜNEŞ
- Kategori: Kitap
- Görsel: https://cdn.mardinlife.com/2022/02/09/zulfu-livaneli-kimdir-zulfu-livaneli-kitaplari-ve-sozleri-147851.jpg

Kitap Künyesi
 Yazar: Zülfü Livaneli 
 Yayın Evi: Telas Yayınları 
 İSBN: 9755450297 
 Sayfa Sayısı: 479 

Diktatör ile Palyaço Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti
Bütün bu diktatörler Türk olsalardı ve diktatörlüklerini Türkiye'de sürdürselerdi, başlarına bunların hiçbiri gelmeyecekti. bir sahil kasabasında yaptırdıkları güzel köşklerinde asude bir hayat süreceklerdi; bulvarlara, caddelere adları verilecekti; ülkelerinin özgür ve demokrat basını onlardan saygıyla söz edecek, demeçlerini yayınlayacak, bağlılık bildirecekti; törenlere katılacak, sevgili yurttaşlarının candan alkışlarıyla mest olacaklardı...
Zavallı diktatörcükler!
İhtilal dediğin Türkiye'de yapılır. Başka yerde yaparsan hesabını sorarlar adamdan!"

Diktatör ile Palyaço Alıntıları - Sözleri
Biz bu ülkede en çok aklımızı korumak için çaba sarfediyoruz artık.
Düşünmek, ancak başka düşünürleri bilmekle gerçekleşebilir. Başka düşünürleri bilmenin yolu ise kitaplardan geçer. Kitapla düşünme arasında doğrudan bir bağ vardır. Ne yazık ki, düşünce alanındaki tavrımız, kitap okumamamızdan kaynaklanıyor.
Deprem bölgesinde can çekişen insanların çadırını, ekmeğini dağıtamayan devlet nasıl bir devlettir?
Ve halk, kameralar karşısında neden "Allah devletimizden razı olsun" der?
Bizim gibi toplumlarda ünlü olmak iki şeye dayanıyor. Ya halka tam benzemek ya da hiç benzememek!
..bir yıl Ortadoğulu olduğumuza karar verip "Aman Petrol" diye göbek atıyor, ertesi yıl Avrupalı olduğumuzu hatırlayıp "Opera" söylüyor, daha sonra Anadolu kökenimizi hatırlayıp "Halay" çekiyoruz.
 Bir ülkenin bu kadar çok kimliği olmaz. Değişik kültür kökenlerinden gelse ve bunları korusa bile, kendini temsil edecek bir bileşime ulaşır.
Rumi de kim diye sormak, Dante kimdir diye sormaya benzer. Ama biz İslam kültürü konusunda öylesine cahiliz ki, böyle bir soru sorulabiliyor.
Sizi bilmem ama ben dünyada en çok cehaletten korkarım. Çünkü cehalet kendi bildiğinin dışında bir bilgi ve düzey olduğunu fark etmeyen bir kör karanlıktır.
"Doğa ölüyor!" diyorlar. Katılmıyorum. Doğa ölmez, dünyayı öldürmek imkânsızdır. Sonunda ölecek olan biziz. İnsan soyu harıl harıl kendi kendini ortadan kaldırmaya uğraşıyor. Ve doğa intikam almış olmayacak... Farkımızda bile değil çünkü!
Halkın "Kurtar bizi baba." diye sığındığı bir başbakan, depremde çöken hastane için "Canım, 29 yıl ayakta durmuş ya!" derse, kıyamet niye kopmaz? Deprem bölgesinde can çekişen insanların çadırını, ekmeğini dağıtamayan devlet, nasıl bir devlettir? Ve halk, televizyon kamerası karşısında, neden "Allah devletimizden razı olsun." der? Dünyanın her köşesinden gönderilen yardım malzemesini çalan halk, nasıl bir halktır? Erzincan'da gördükleri kabalık, becerisizlik, cehalet ve kötü niyet kargaşasından dehşete düşen İsviçreli ekip "Ne haliniz varsa görün!" diyerek çekip gitmekte haklı mıdır, değil midir? Dış ülkelerden gelen yardım ve ekip gönderme taleplerini 48 saat cevaplamayan Dışişleri Bakanlığı, ne derece başarılı bir bakanlıktır? Siz bu soruları soranlardan mısınız, yoksa bu sorulara kızanlardan mı?
İyi ama, aynı koşullar, Batı insanları için de geçerli. Onlar da, en az bizim kadar yorucu bir tempoda çalışıyorlar. Nasıl oluyor da o ülkelerde kitap satışları milyonlara ulaşabiliyor? Batı ülkelerini görmüş herkes bu sorunun cevabını kolayca verebilir. İnsanlar yolda okuyorlar. Metroda, otobüste, elinde kitap, gazete ya da dergi olmayan tek bir kişi bile görmüyorsunuz. Tren ve uçak yolculuklarına herkes bir ya da birkaç kitapla çıkıyor. Otobüs duraklarında beklerken dergilerine göz atıyorlar. Tatile gittikleri zaman, bavullarına mutlaka birkaç kitap koyuyorlar. Plajda güneşlenirken ya da yeşillikler arasında bir şezlongda dinlenirken kitap okuyorlar. Bizim insanımızsa Hitit döneminden beri büyük bir sabır ve tevekkülle bıraktığınız yerde oturuyor. Ağrı'dan otobüse binip İstanbul'a gidiyor ve günler geceler boyu öylece yola bakıyor. Hastane kapısında üç gün bekliyor ama aklına bir gazeteye bakmak gelmiyor. Toprağa çömelmiş bir Hitit heykeli gibi kıpırdamadan duruyor. Belki de bu yüzden İslam dini "Oku!" emriyle başlıyor, ama din kuralları bile insanımıza okutmayı başaramıyor.
Hepimiz biliriz bu sözü: Gururlanma padişahım, senden büyük Allah var! Osmanlı'nın en güzel geleneklerinden biridir. Yeni sultan olan birisinin, cülus töreninden hemen sonra kullarından duyduğu ve her sabah tekrarlanan bir uyarı... Padişaha ölümlü bir insan olduğunu hatırlatmanın en kestirme yolu.

Diktatör ile Palyaço İncelemesi - Şahsi Yorumlar
İhtilal dediğin türkiye'de yapılır. Başka yerde yaparsan hesabını sorarlar adamdan !
Yazar bu kitabında 90'lı yılarındaki türkiyenin sanat, spor ve siyaset poltikasını ele alıyor.Türkiyenin hep geçmişiyle övündüğünü şimdi ki zamanında ise batının gözüne girmek için paylaçoluk yaptıgını çağdaş medeniyetler seviyesine çıkmak için yollar denendiği ama ulaşılamadığını anlatıyor (Kuzey Akbulut) 
Kitap Livanel'in 91 ve 92 yılları arasında Sabah Gazetesindeki "Dünya Değişirken" başlıklı köşe yazilarinindan (fikralarindan) seçilerek oluşturulmuştur. Dönemin ulusal ve uluslar arası degerlendirmesini konu eden deneme tarzında bir kitaptır. Ülkemizin demokrasi mücadelesini ve darbe karşıtlığını, eleştirel ve objektif anlamda işleyen güzel bir kitaptır. (Nuri EROĞLU) 

Kitabın Yazarı Zülfü Livaneli Kimdir?
Zülfü Livaneli, (d. 20 Haziran 1946, Ilgın), Türk müzisyen, senarist, politikacı, yazar ve yönetmen.

İlk yılları

Tam adı Ömer Zülfü Livanelioğlu’olup, aslen Artvin’in Yusufeli ilçesinden olan Livanelioğlu ailesinin büyük dedeleri Ömer Efendi 93 Harbi’nde Artvin’in Ermeni ve Rus işgaline uğraması üzerine Erzurum’a gelerek Ahmet Muhtar Paşa’nın ordusuna katılmıştır.

Ömer Efendi Harput Redif Taburu’na mülazım rütbesiyle atanır. Daha sonra burada çıkan çatışmada şehit düşer. Ömer Efendi’nin tek oğlu olan Zülfü Efendi, Türkiye’nin muhtelif yerlerinde sorgu hakimi olarak görev yapar. Soyadı Kanunu çıktığında babasının geldiği Artvin/Yusufeli/Livane Sancağına izafeten Livanelioğlu soyadını alır. Zülfü Efendi’nin erkek çocuklarından üçü de hakim olmuştur. En büyükleri ve Zülfü Livaneli'nin babası olan Mustafa Sabri Livanelioğlu, Yargıtay Başkanlığı’na kadar yükselmiştir.

Kariyeri

Ankara Cumhuriyet Lisesi mezunudur. Daha sonraki tarihlerde ABD Fairfax Konservatuarı'nı bitirmiştir. Zülfü Livanelioğlu bağlama çalmayı teyzesi Nazmiye (Türeli) Yücel'in eşi olan eniştesi Turhan Yücel'den Ilgın'da yaşadığı yıllarda ve yaz tatillerinde öğrendiğinde, eniştesi Turhan bey'in kendisine hayatını değiştirecek bir sermayeyi hediye ettiğinden haberi yoktu.

Zülfü Livaneli, müziği ile birçok ulusal ve uluslararası ödül aldı ve eserleri Joan Baez, Maria Farantouri, Maria del Mar Bonet, Leman Sam gibi onlarca yerli ve yabancı sanatçı tarafından yorumlandı. Kültür, sanat ve politika alanında Türkiye’nin önemli isimlerinden birisi olan sanatçı, sanat yaşamı boyunca 300'e yakın besteye ve 30 film müziğine imzasını attı.

Türkiye'den ansızın ayrılarak İsveç'e sürgün yıllarında bulaşıkçıklık dahil muhtelif işlerde çalışan Livaneli'nin en büyük arzusu bir gün Türkan Şoray ile tanışabilmek ve o zaman Türkiye'de suçlanan kişilerin uğrak yeri haline gelen İsveç'te bulunan ünlü yazar, gazeteci veya şairlerle karşılaşabilmekti.

Bugüne kadar dört uzun metrajlı film yönetti: "Yer Demir Gök Bakır", "Sis", "Şahmaran" ve "Veda". Valencia Film Festivali'nde "Altın Palmiye" ve 1989'da Montpelier Film Festivali'nde "AltınAntigone" ödülüne layık görüldü. "Sis", "En iyi Avrupa Film Ödülü"ne aday gösterildi. Sanatçının filmleri Türkiye, ABD, Fransa, Almanya, İsviçre ve Japonya'da gösterime girdi ve BBC, WDR, İspanya, Kanada ve Japon televizyonları gibi birçok televizyon şirketine satıldı.

Ekim 1986'da Cengiz Aytmatov'un daveti üzerine Federico Major, Yaşar Kemal, Arthur Miller ve diğer ünlü sanatçı ve düşünürlerin katıldığı Kırgızistan ve daha sonra Wengen, Granada ve Mexico City'de toplanan Issyk-Kul Forumu'nda yer aldı.

Livaneli, Elia Kazan, Jack Lang, Vanessa Redgrave, Arthur Miller, Mikhail Gorbaçov, Mikis Theodorakis gibi ünlü kişilerle birlikte dünya kültürünün ilerlemesi ve dünya sanatlarının gelişmesine katkıda bulunmak üzere çalışmalarda bulundu.

1996 yılında Paris’te merkezi bulunan UNESCO (Birleşmiş Milletlerin Eğitim Kültür Bilim Kurulu) tarafından büyükelçilik verilen sanatçı Livaneli, 1978 yılında yaptığı "Nazım Türküsü" adlı albümde Nazım Hikmet'in şiirlerinden bestelediği şarkıları bir araya getirdi.

"Arafatta bir çocuk", "Geçmişten Geleceğe Türküler", "Sis", "Orta Zekalılar Cenneti", "Diktatör ile Palyaço", "Sosyalizm öldü mü", "Engereğin Gözündeki Kamaşma" ve "Bir Kedi, Bir Adam, Bir Ölüm" ve "Mutluluk" ve Leyla'nın Evi, Sevdalim Hayat, Son Ada ve Sanat Uzun, Hayat Kisa, Serenad kitaplarının yazarı olan Livaneli, hâlen Vatan Gazetesi'nde köşe yazarlığına devam etmektedir. Sanatçı uluslararası kültür çevrelerinde tanınmakta ve saygı görmektedir.

Ömer Zülfü Livaneli Ülker Hanım'la evlidir ve bir kızı vardır. Kızı Aylin Livaneli eğitimi ve yaptığı pek çok işten sonra müzik ile ilgilenmiş. 5 albüme imza atmıştır. Müziğe ara veren Aylin Livaneli şuan yurt dışında ekonomi üzerine eğitim almaktadır. Yayınlanmış 3 kitabı bulunmaktadır. Livaneli vejetaryendir.

19 Mayıs 1997 tarihinde, Ankara Hipodrom meydanında verdiği konsere 500.000 kişinin katılmasıyla Türkiye'nin en büyük konserini gerçekleştirme ünvanını kazanmıştır.

Siyasi kariyeri

Livaneli 1994 yerel seçimlerinde, Sosyaldemokrat Halkçı Parti'den İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı'na aday oldu. Anavatan Partisi'nin adayı İlhan Kesici, Refah Partisi'nin adayı Recep Tayyip Erdoğan ve Doğru Yol Partisi'nin adayının Bedrettin Dalan olduğu çekişmeli seçim sürecinde oyların %20,30'unu alan Livaneli üçüncü geldi. Erdoğan ise %25,19'luk bir oranla Belediye Başkanı seçildi. Livaneli, 2002 genel seçimlerinde Cumhuriyet Halk Partisi'den İstanbul milletvekili seçildi. Partinin 13. Olağanüstü Kurultayı'nda yeter sayıda imza bulamadığı için genel başkan adayı olamadı ve parti yönetimini ağır şekilde suçlayarak istifa etti. Livaneli, istifasını açıklarken şunları söyledi:

"CHP yönetimi, Atatürk'ün laik, devrimci, halkçı, çağdaş ve reformcu çizgisini 21. yüzyıla taşıyamadığı için ülkemizi içinden çıkılması güç bir siyasi karmaşaya sürükledi. Bu büyük tarihsel ve siyasi kaymayı engelleyebilmek ve CHP'yi özündeki devrimci, reformcu ilkelere tekrar kavuşturabilmek için, parti içinde her düzeyde büyük çaba harcadım. Ama ne yazık ki bu çabalar da diğerleri gibi sonuçsuz kaldı. Partideki muhalif fikir ve kişileri yok etme alışkanlığı, bu kurultaydan sonra da bir kıyıma dönüşerek devam ediyor. CHP içinde kalarak mücadele etme yolları artık tükendi. Parti, örneği görülmemiş bir şekilde antidemokratik ve oligarşik bir yapıya dönüştürüldü."

Zülfü Livaneli Kitapları - Eserleri
Serenad
Son Ada
Bir Kedi, Bir Adam, Bir Ölüm
Leyla'nın Evi
Engereğin Gözü
Mutluluk

Edebiyat Mutluluktur
Arafat'ta Bir Çocuk
Harem
Sevdalım Hayat
Bütün Kuşların Uykusu
Kardeşimin Hikayesi
Son Ada'nın Çocukları

Veda
Konstantiniyye Oteli
Diktatör ile Palyaço
Sanat Uzun Hayat Kısa
Orta Zekâlılar Cenneti
Yaşar Kemal
Dünya Değişirken

Arkadaşıma Veda
Gorbaçov'la Devrim Üstüne Konuşmalar
Huzursuzluk
Atatürk’ün İzinde
Elia ile Yolculuk
Sosyalizm Öldü mü?
Gölgeler

Nefesim Nefesine
Rüzgarlar Hep Gençtir
Sis
Şapka
Gökyüzü Herkesindir
Bizi Sürükleyen Nehir
Balıkçı ve Oğlu

Mutluluk

Zülfü Livaneli Alıntıları - Sözleri
Halkın "Kurtar bizi baba." diye sığındığı bir başbakan, depremde çöken hastane için "Canım, 29 yıl ayakta durmuş ya!" derse, kıyamet niye kopmaz? Deprem bölgesinde can çekişen insanların çadırını, ekmeğini dağıtamayan devlet, nasıl bir devlettir? Ve halk, televizyon kamerası karşısında, neden "Allah devletimizden razı olsun." der? Dünyanın her köşesinden gönderilen yardım malzemesini çalan halk, nasıl bir halktır? Erzincan'da gördükleri kabalık, becerisizlik, cehalet ve kötü niyet kargaşasından dehşete düşen İsviçreli ekip "Ne haliniz varsa görün!" diyerek çekip gitmekte haklı mıdır, değil midir? Dış ülkelerden gelen yardım ve ekip gönderme taleplerini 48 saat cevaplamayan Dışişleri Bakanlığı, ne derece başarılı bir bakanlıktır? Siz bu soruları soranlardan mısınız, yoksa bu sorulara kızanlardan mı? (Diktatör ile Palyaço)
Her şeyi bırakıp uzaklara gitmek isteğim büyüyordu içimde... (Serenad)
Nesine yar nesine
Ölürüm ben sesine
Bir daha vursa idi
Nefesim nefesine" (Nefesim Nefesine)
İyiler her zaman kötüleri yenecek kadar güçlüdür.
 Yeter ki, güçlerinin farkına varıp birleşsinler. (Son Ada'nın Çocukları)
bu yaşam, en ufak bir çabaya bile değmezdi (Bir Kedi, Bir Adam, Bir Ölüm)
"Aşk diye ballandıra ballandıra göklere çıkardıkları şeyin anlamıyor bir türlü." (Leyla'nın Evi)

" Bir yer var iyiliğin ve kötülüğün ötesinde.
Seninle orada buluşacağız."
 Mevlana (Huzursuzluk)
Hep umutlu hep iyimsersin. Bunlar güzel özellikler ama bazen gerçekleri görmeni engelliyor (Son Ada'nın Çocukları)
Her şeyini yitiren bir insanın son sığınağı onurdur. (Bizi Sürükleyen Nehir)
Düşmanlık dolu bir dünyaydı bu. Niye bu kadar anlayışsızdı insanlar, birbirine karşı? Niye sırtlan gibi dişlerini gösteriyorlardı? (Arafat'ta Bir Çocuk)
üzüntü çürütür insanı diye uyarıyor, ama kızmak iyi gelir, ferahlarsın diyordu: “Sakın ola hiçbir şey için üzülme ama bol bol kız, öfkelen, dövüş, savaş, küfret ama üzülme. İnsanı üzüntü çürütür.” (Elia ile Yolculuk)
Köydeyken, çocuğun çok karnı agrirdi. Ağrıyı çeksin diye sabahları yalınayak toprakta yürütürlerdi. (Bütün Kuşların Uykusu)
Keşke; kan revan, hapis, zulüm, ölüm orucu yerine, binbir çiçekli kültür bahçesinin mis kokuları arasında yaşayabilseydik. Yaşar Kemal'in türkülerini paylaşabilseydik. (Yaşar Kemal)

"Tıpkı baban gibisin. Hep umutlu hep iyimsersin. Bunlar çok güzel özellikler ama bazen gerçekleri görmeni engelliyor." (Son Ada'nın Çocukları)
Alçalmaya başladık, diyor pilot
ah diyorum, çoktan be kaptan
çoktan alçalmaya başladık biz. (Gökyüzü Herkesindir)
Zayıflığını gösterecek kadar güçlü ol. (Bizi Sürükleyen Nehir)
Doğrudur; kitap okumak karın doyurmuyor. Ancak karnı tok, beyni boş adamlardan çektiğimiz kadar hiç kimseden çekmedik. (Serenad)
...yüreğim sızlayarak seni özlediğimi bilmeni isterim. (Son Ada)
Aşk, insanın içindeki karanlığa da çok yakın, aydınlığa da. (Sanat Uzun Hayat Kısa)
"Ağzımı açtım sonra kapadım; o kadar korkmuştum ki bir şey söyleyemedim. Bildiğim tüm sözcükleri unutmuştum." (Şapka)

---
Kaynak: [Mardin Life](https://www.mardinlife.com/kitap/diktator-ile-palyaco-zulfu-livaneli-kitap-ozeti-konusu-ve-incelemesi)