# Din Üstüne - David Hume Kitap özeti, konusu ve incelemesi

> Din Üstüne kimin eseri? Din Üstüne kitabının yazarı kimdir? Din Üstüne konusu ve anafikri nedir? Din Üstüne kitabı ne anlatıyor? Din Üstüne PDF indirme linki var mı?  Din Üstüne kitabının yazarı David Hume kimdir? İşte Din Üstüne kitabı özeti, sözleri, yorumları ve incelemesi...

- Kaynak: Mardin Life
- URL: https://www.mardinlife.com/kitap/din-ustune-david-hume-kitap-ozeti-konusu-ve-incelemesi
- Dil: tr-TR
- Yayın tarihi: 2022-04-21T00:00:09+03:00
- Güncelleme: 2022-04-21T00:00:09+03:00
- Yazar: Mardin Life
- Kategori: Kitap
- Görsel: https://cdn.mardinlife.com/2022/04/21/david-hume-kimdir-david-hume-kitaplari-ve-sozleri-204649.jpg

Kitap Künyesi
 Yazar: David Hume 
 Çevirmen: Mete Tunçay 
 Orijinal Adı: On Religion: The Natural History of Religion / Dialogues Concerning Natural Religion 
 Yayın Evi: İmge Kitabevi 
 İSBN: 9789755331133 
 Sayfa Sayısı: 266 
--reklam--
Din Üstüne Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti
Üstün Varlığın bilgisine erişebilmek ve doğanın görünür işlerinden, öylesine yüksek bir bilgi olarak, onun ulu Yaratıcısını çıkarsama yeteneğiyle donatılmış olmak, insan aklı için ne soylu bir ayrıcalıktır! Fakat bir de madalyonun tersini çevirin. Çoğu ulusları ve çoğu çağları araştırın. Uygulamada dünyaya egemen olan dinsel ilkeleri inceleyin. Bunların, hasta insanların rüyalarından başka bir şey olduklarına pek inanamazsınız; ya da belki, bunları, kendini "akıllı" sıfatıyla onurlandıran bir varlığın ciddi, kesin dogmatik bildirimleri olmak yerine, daha çok, insan kılığına girmiş maymunların saçma sapan oyunları sayarsınız.

Lafa gelince, insanların söylediklerini dinleyin: kendi dinsel inançları kadar kesin bir şey yoktur. Yaşamlarını inceleyin; bunlara en küçük bir inanç beslediklerini düşünemezsiniz bile.
--reklam--
Din Üstüne Alıntıları - Sözleri
Bir kimsenin yaşamının akışını rastlantılar yönettiği oran­da, boş inançlara bağlılığının arttığını her zaman görürüz...
Evrendeki her şey, besbelli tek parçadır. Her şey her şeye uyarlanmıştır. Bütününe bir tasarım egemendir. Bu tekbiçim­lilik kafamızı tek bir yaratıcı fikrine götürmektedir;
“Yaşamla ölüm, sağlıkla hastalık, bollukla yokluk arasında sürekli olarak boşlukta asılı dururuz: Bunların insanlara dağıtılmaları gizli ve bilinmeyen nedenlerle olur, işleyişleri çoğu kez beklenmediktir ve hiçbir zaman açıklanamaz. Dolayısıyla, bu bilinmeyen nedenler umudumuzun ve korkumuzun hiç değişmeyen konusu olur; olayları merakla beklemek, tutkuları sürekli bir uyarılmışlık durumunda tutarken, bir yandan da imgelem öylesine bağımlı bulunduğumuz o güçlere ilişkin fikirler oluşturmakla uğraşır."
İnsan doğal olarak, önyargıların baskısı yüzünden yanlış, saçma bir sisteme inat ve sebatla bağlanabilir.
“Bir ara Moskof hizmetinde bulunan ünlü bir general yaralarını iyileştirmek için Paris'e gelirken, savaşta tutsak aldığı genç bir Türk'ü de yanında getirmiş. (Bir bütün olarak kendilerine güvenmek bakımından İstanbul'daki ulemadan aşağı kalmayan) Sorbonne'daki din bilginleri zavallı Türk'ün eğitim görmemişliği yüzünden lanetlenmesinin yazık olacağını düşünerek, Hıristiyanlığı kabul etmesi için Mustafa'ya çok ısrar etmişler; teşvik olsun diye de, ona bu dünyada bol bol iyi şarap, öbür dünyada cennet vaat etmişler. Bu akıl çelicilikler dayanılmayacak kadar güçlü çıkmış; onun için, din bilginlerince iyice eğitildikten ve ilmihali belledikten sonra, nihayet vaftiz olmaya ve kudas sakramentlerini almaya razı olmuş. Ama papaz her şeyi sağlama bağlamak amacıyla, eğitime devam etmiş ve ertesi gün, her zamanki sorusunu sorarak işe başlamış: "Kaç tane Tanrı var?" Benedikt, çünkü yeni adı böyleymiş, "Hiç yok" diye yanıtlamış. Papaz haykırmış, "Nasıl! Hiç yok mu?" "Besbelli" demiş, dürüst dönme, "Bana hep bir tek Tanrı var dediniz: Dün ben onu yedim."” ツ
Lafa gelince, insanların söylediklerini dinleyin: Kendi dinsel inançları kadar kesin bir şey yoktur. Yaşamlarını inceleyin: Bunlara en küçük bir inanç beslediklerini düşünmezsiniz bile.
Piş­manlık, utanç, keder, hiddet, hayal kırıklığı, endişe, korku, melal(hüzün), umutsuzluk: kim , bu işkencecilerin hain saldırılarına uğ­ramadan yaşamını geçirmiş? Bunlardan daha iyi duyguları kaç kişi birazcık olsun hissetmiş? Herkesin öylesine nefret ettiği durmadan çalışmak ve yoksulluk çekmek, büyük çoğunluğun kesin yazgısıdır; rahatlık ve zenginlik içinde yaşayan ayrıcalıklı o birkaç kişi de hiçbir zaman tam doyuma ya da gerçek mutlu­luğa erişemezler. Yaşamın bütün iyilikleri biraraya gelseler çok mutlu bir insan meydana getiremezler...
Bizim düşüncelerimiz dalgalanır, kesinlikten yoksundur, gelip geçer, ardarda sıralanır ve bileşiktir. Bu özelliklerini kaldırırsak mut­lak olarak özünü yok eder...
Bir tek insanın bir tiran tarafından yasasız olarak öl­dürülmesi, salgın, kıtlık ya da (insanlar arasında) ayrım gö­zetmeyen herhangi bir felaket sonucu bin kişinin ölümünden daha kötüdür.
“Eğer bir filozof, bir Üstün Varlık olduğunu varsaymayı gerekli gördüğü için tanrıcılığı desteklemek durumunda kalırsa, ister istemez saçmalık ve ikiyüzlülüğe düşecektir.”
--reklam--
Din Üstüne İncelemesi - Şahsi Yorumlar
Hume'un bu kitabını bitirdiğimde aklımda canlanan ilk soru şu olmuştu. Ne oldu da Avrupa'da 17.yüzyıldan sonra felsefe Hristiyanlık ile birlikte harmanlanmaya başladı? Bu beni çok rahatsız eden bir durum. Kitabın satır aralarında gördüğüm kadarı ile bu Hume'da rahatsız eden bir durum olarak görünüyor. Çünkü doğduğu bağnaz İskoç toprakları ve Britanya toprakları aydınlanma çağından henüz nasibini almamıştı. Din üzerine düşünceleri çok sert toplumsal eleştiriye hatta dış baskının tehditlerine maruz kalmıştır. Dolayısıyla bu eseri ve söyleşileri maalesef öldükten sonra yayımlanabilmiştir.

Kısaca kitabı özetlemek gerekirse ilk bölümünde Din, Tanrının varlığı, kendisinin bütün her şeye olan yaklaşımı olan kuşkuculuk ve Din'in toplumlar üzerindeki yıkıcı ahlaki etkileri gibi konular yer almaktadır. Bu bölümde Hristiyanlığa karşı yaptığı saldırıları çok yerinde bulduğumu söylemek istiyorum. Hatta daha ileri gitmek gerekirse Hume bu kitabında tamamen Hristiyanlığı bir sorun olarak ele almıştır. Nitekim haklı olan düşüncesinde Hristiyanlık gibi diğer bütün dinlerin ve onların sahip olduğu Tanrı inancının akla dayanmadığı ortadadır bu yüzden Hume'un bu durumunu yadırgayamayız. Diğer bölüm ise üç konuşmacının kendi aralarında ki söyleşileri üzerine kurulu. Kitabın en keyifli bölümü de burada başlıyor David Hume'un az çok fikirlerine hakim olan biri Philo karakterinin David Hume'un kendisi olduğunu hemen anlayabiliyor. Ve tanrı tanımaz bir konuşmacının söyleşilerini okumakta hayli keyifli olabiliyor. Uzun lafın kısası David Hume'un öncülüğünü yaptığı bu cesur fikirleri insanlık için büyük bir bilgi birikimidir. Ölmeden önceki son söyleşisinde aydınlanmış insanı geleceğin tek umudu olarak görmesi 18.yüzyıl filozoflarını incelediğimizde tam bir felakettir. (Erim Asya) 
Eserin adından anlaşılacağı üzere din, tanrı genel mana da Teoloji üzerine konu barındırmakta. David Hume’un karşılıklı konuşma ve soru cevap şeklinde olması insanın aslında o soruları hiç derinlemesine düşünmemesi genel olarak doğumdan şu zamana kadar hep öğretilen belli kalıp düşünceler içinde kaldığımızı bize muhteşem bir şekilde gösteriyor. Normal koşullarda bu sorular bize gereksiz hatta aklımızın ucundan bile geçmez ama bu kitap sayesinde aslında bir dine bir Yaratıcıya inanıyorsak kesinlikle en başta sorgulanması gereken sorular.Din, tanrı, kötülük problemi hakkında ilgisi olan kişilerin mutlaka okuması gereken bir eser. (Cebir) 
kitap "natural history of religion" ve "dialogues concerning religion" adlı iki metnin çevirilerinden oluşuyor.

-1. bölüm-
dinin doğal tarihi'nde hume, dinlerin politeizmden monoteizme doğru geliştiğini savunuyor. insanın sınırlı düşünüşünün bir sonucu olarak eski dönemlerde tanrıların antropomofik olarak tahayyül edildiğini söyleyen hume, monoteizmin, özelde ise teizmin, düşünüşün sınırlarının genişletilerek tanrı'nın tek ve yüksek erdemlerle donanmış bir varlık olarak tahayyül edilmesinin bir sonucu olduğunu düşünüyor.

hume, politeizmin insani hoşgörüyü içermesi nedeniyle monoteizmden daha üstün olduğunu düşünmekle birlikte tanrı'yı en alçak sıfatlarla birlikte düşünmenin teorik ve pratik sonuçlarını affetmiyor.

hume dinlere bütünüyle karşı çıkmıyor, fakat politeizmin sınırlı mütehayyilesi ile monoteizmin despotluk ve dogmatikliğini eleştiriyor.

bu metinden anlaşıldığı kadarıyla hume din ile felsefenin başa baş yürümesi gerektiğini, fakat kendi zamanında felsefenin dinin kölesi haline getirildiğini düşünüyor. bu açıdan onun genel bir din kavramına değil, fakat tarihsel dinlere ve onların yıkıcı evrimlerine karşı çıktığını söylemek makul görünüyor.

şaşırtıcı bir biçimde hume teleolojik argümanı esasında felsefi aklın doğal bir sonucu olarak görüyor ve bu argümanın en onulmaz eleştirmeni olduğu halde, -eğer burada onun ironik üslubu iş başında değilse- bütün bu düzenliliğin arkasında akıllı bir yaratıcının olduğunu açık bir şekilde kabul ediyor.

-2. bölüm-

hume, doğal din üstüne söyleşiler'de büyük ihtimalle kendisini temsil eden septik philo, teleolojik argümanın savunucusu olan cleanthes ve ortaçağ islam filozoflarının tanrı tasavvuruna sahip olan, tanrı'nın a priori bilinirliğini savunan demea arasında geçen diyaloglara yer veriyor.

bu diyaloglarda ironik üslubu tercih eden hume, her ne kadar philo'yu kendi temsilcisi addetse de demea ve cleanthes'e de kendine ait olduğunu bildiğimiz düşüncelerini söyleterek kafa karıştırıyor.

metnin girişini yazan ernest c. mossner, hume'un bilinçli olarak böyle kafa karıştırıcı bir üslup seçtiğini ifade ediyor. çünkü ona göre metnin esas gücü philo'nun rakiplerinin "ağzına saçmadan başka bir şey koymamak"tan kaçınmasından ileri geliyor.

hume'un meşhur ironik üslubunu, diyalogları aktaran pamphilus'un anlatım biçimine yansıttığını savunan mossner, aslında onun metnin başlarında üç konuşmacı hakkında söyedikleriyle okuyucuyu bilinçli olarak yanlış yönlendirdiğini ifade ediyor. çünkü diyaloglardan görüldüğü üzere cleanthes'in felsefi tutumu kesin değil, karışık; philo'nun kuşkuculuğu özensiz değil, disiplinli; demea'nın doğru yolcu tutumu katı değil, politik bir nitelik sergiliyor. mossner, pamphilus'un metnin sonunda cleanthes'i galip ilan etmesinin ise tamamen çağdaşlarının hume'un üzerindeki baskısının bir sonucu olduğunu düşünüyor.

bu metniyle kant'ı dogmatik uykusundan uyandıran hume, gerçek din-tarihsel din ayrımıyla da kant'ı epey etkilemiş görünüyor. hume, kitabın 1. bölümünü oluşturan dinin doğal tarihi'ndeki din görüşünü destekler biçimde bu metinde de tarihsel dinlere ateş püskürürken, felsefeyle başa baş yürüyen gerçek dine saygısını açıkça ifade ediyor.

kitabın çevirisine gelince, türkçe felsefi literatürde yerleşik olan kavramlar yerine pek kullanılmayan ifadelerin tercih edilmesi, mesela inayet yerine kayra kelimesinin kullanılması ve tam karşılığının ne olduğu üzerine hala düşündüğüm "andırışma" gibi tuhaf ifadelerin tercih edilmesi metnin anlaşılırlığını olumsuz etkiliyor. (Aletheia) 
--reklam--
Din Üstüne PDF indirme linki var mı?
--reklam--
David Hume - Din Üstüne kitabı için internette en çok yapılan aramalardan birisi de Din Üstüne PDF linkidir. İnternette ücretli olarak satılan çoğu kitabın PDFleri bulunmaktadır. Ancak bu PDF'leri yasal olmayan yollarla indirmek ve kullanmak hem yasalara hem de ahlaka aykırıdır. Yayın evlerinin sitesinden PDF satılıyorsa indirebilirsiniz.
Kitabın Yazarı David Hume Kimdir?
Genellikle İngiliz dilinde yazmış en önemli filozoflardan biri olarak kabul edilir. Aynı zamanda bir tarihçi ve deneme yazarı olarak da bilinir.

İnsan zihninde olup bitenleri Newton'un deneysel yöntemini uygulayarak, yeni bir insan bilimi kurmayı ve geliştirmeyi öneren Hume, tüm iyi niyetine ve yüksek amaçlarına rağmen, İngiliz empirizminin temel tezlerini koruduğu için son çözümlemede kuşkuculuğa düşmekten kurtulamamıştır. Bizim yalnızca, kendi zihnimizde doğrudan ve aracısız olarak tecrübe ettiğimiz ideleri, duyum ve izlenimleri bilebileceğimizi, bilgide kendi zihnimizin ötesine geçemediğimizi ve bundan dolayı herhangi bir şeyin insan zihninden bağımsız olarak var olduğunu söyleyemeyeceğimizi belirten Hume, insan zihnini bilgi bakımından analiz ettiği zaman, insan zihninin tüm içeriklerinin bize duyular ve deney tarafından sağlanan malzemeye indirgenebileceğini görmüştür, bu malzeme ise algılardan başka hiçbir şey değildir.

Kısacası, David Hume düşüncenin insanlıktaki en önemli şey olduğunu söyleyen bir insandır.

Gilles Deleuze'e göre, "Hume için söz konusu olan zihin psikolojisini, zihnin duygulanımlarının psikolojisiyle ikame etmektir. Zihin psikolojisi imkânsız, kurulamaz olandır, çünkü nesnesinde ne gerekli istikrarı ne de gerekli evrenselliği bulabilir; insanın gerçek bilimini yalnızca bir duygulanımlar psikolojisi kurabilir."
--reklam--
David Hume Kitapları - Eserleri
İnsanın Anlama Yetisi Üzerine Bir Soruşturma
Din Üstüne
İnsan Doğası Üzerine Bir İnceleme
İntihar
İntihar ve Ruhun Ölümsüzlüğü Üzerine
Ahlâk İlkeleri Üzerine
Denemeler
İntihar Üzerine ve Diğer Denemeler
Siyasi Denemeler
Yaşamım - İntihar Üzerine
The Essential Philosophical Works
--reklam--
David Hume Alıntıları - Sözleri
Sık sık olduğu gibi, birkaç nesne arasında bir benzerlik bulduğumuzda, bunların nicelik ve nitelik derecelerinde hangi farklılıkları gözlemlersek gözlemleyelim ve aralarında başka hangi farklar görünürse görünsün, bu nesnelerin tümüne birden aynı adı veririz.
Bu tür bir alışkanlık kazandıktan sonra o adın işitilmesi, o nesnelerden birinin tasarımını zihnimizde canlandırır ve imgelemimizin o nesneyi tüm özel koşul ve oranları ile kavramasına yol açar. (İnsan Doğası Üzerine Bir İnceleme)
Lafa gelince, insanların söylediklerini dinleyin: Kendi dinsel inançları kadar kesin bir şey yoktur. Yaşamlarını inceleyin: Bunlara en küçük bir inanç beslediklerini düşünmezsiniz bile. (Din Üstüne)
...insanın körlüğünün ve zayıflığının gözlemlenmesi her türlü felsefenin sonucudur ve bundan ne kadar kaçmaya ya da sakınmaya çalışırsak çalışalım her dönemeçte bizi bulacaktır. (İnsanın Anlama Yetisi Üzerine Bir Soruşturma)
Evrendeki her şey, besbelli tek parçadır. Her şey her şeye uyarlanmıştır. Bütününe bir tasarım egemendir. Bu tekbiçim­lilik kafamızı tek bir yaratıcı fikrine götürmektedir; (Din Üstüne)
"Cəzalar və mükafatlar hansı qayda ilə verilir? Fəzilətin və ya qüsurun ilahi qarşılığı nədir? İnsani duyğuların Tanrıda mövcud olduğunu təsəvvür etməliyikmi? Bu fərziyyə nə qədər cəsur olsa da, başqa duyğularla bağlı hər hansı bir düşüncəmiz mövcud deyildur." (İntihar ve Ruhun Ölümsüzlüğü Üzerine)
Değişiklik öyle bir şeydir ki, hoşa giden herhangi bir şey eğer yeniyse kabul edilme şansı iki kat fazladır; yok eğer hoşa gitmezse, tam da bu nedenle iki kat rahatsız edicidir. (Siyasi Denemeler)
Tüm duygular doğrudur ;çünkü duygunun kendisinden öte hiçbir referansı yoktur ve nerede olursa olsun bir insan onun farkında olduğunda hep gerçektir. Ama kavrayışın tüm tespitleri doğru değildir;çünkü kendilerinden öte bir şeye referansları vardır, yani o standartda her zaman uyumlu olmayan maddi bir gerçeğe... (İntihar)
"eğer burada durup daha ileri gitmeyeceksek, niçin bu noktaya kadar geldik?" (İnsan Doğası Üzerine Bir İnceleme)
Bir tek insanın bir tiran tarafından yasasız olarak öl­dürülmesi, salgın, kıtlık ya da (insanlar arasında) ayrım gö­zetmeyen herhangi bir felaket sonucu bin kişinin ölümünden daha kötüdür. (Din Üstüne)
Hazzı ortaya çıkaran şey erdemli düşünce veya tutkunun kendisidir; yoksa bunlar hazzın bir sonucu olarak ortaya çıkmıyor. Ben arkadaşıma iyilik yapmaktan zevk alırım çünkü onu seviyorum; ama arkadaşımı sevmemin sebebi aldığım bu haz değildir. (Denemeler)
"İnsanın ən böyük düşməni insandır." (İntihar ve Ruhun Ölümsüzlüğü Üzerine)
Doğa her zaman haklarına sahip çıkacak ve sonunda her türlü soyut muhakemeye üstün gelecektir. (İnsanın Anlama Yetisi Üzerine Bir Soruşturma)
bir insanın nesnenin peşinde koşusunda saptadığımız haz, nesnenin önemi veya değerinde değildir, onu kovalattıran tutkudadır. Nesneler, kendilerinde bir değer ve öneme kesinlikle sahip değildir. Değerleri yalnızca tutkudan kaynaklanır... (İntihar)
Bir kimsenin yaşamının akışını rastlantılar yönettiği oran­da, boş inançlara bağlılığının arttığını her zaman görürüz... (Din Üstüne)
Bir insan ruh inceliğinden yoksunsa, melekler kadar ilim irfan sahibi olsa bile güzelliğin farkına varamayacaktır! (Denemeler)
Deney ve tecrübelerden gelen pasif algılar, zihin gücü ile sistemli hale gelir. (Ahlâk İlkeleri Üzerine)
"Zevk ve acı," birbirinden çok farklı iki duygu olsa da sebepleri açısından o kadar da farkı değildir... (İntihar)
Bunun yanında herhangi bir karakterde böyle büyük bir övünç kaynağı, doğru değer eksikliğinin ve zihinsel yüksek eksikliğin kesin bir belirtisidir. (Ahlâk İlkeleri Üzerine)
Evren için bir insanın hayatı, bir istiridyeninkinden daha büyük bir öneme sahip değildir. Bu büyük önem var olsaydı eğer, doğanın düzeni bunu sağduyumuza yerleştirir, yaşamdan kurtulmak hakkında bir karara varma yetimizi yok ederdi. İnsan hayatının yok edilişi bu kadar Tanrının yetkisine ayrılmış ise, bu insanın kendi hayatı üzerindeki tasarrufuna bir tecavuzdür. Hayatın korunması için yapılan eylem de yok edilişi için yapılan eylemle aynı derecede suç olur... (İntihar)
“Biz hayatla ilgili akıl yürütmekle uğraşırken hayat akıp gidiyor; ölüm ise belki herkesin başına farklı bir şekilde gelse bile ahmak olana da filozofa da aynı muameleyi gösteriyor.” (Denemeler)

---
Kaynak: [Mardin Life](https://www.mardinlife.com/kitap/din-ustune-david-hume-kitap-ozeti-konusu-ve-incelemesi)