# Dinsel İnançlar ve Düşünceler Tarihi (Cilt II) - Mircea Eliade Kitap özeti, konusu ve incelemesi

> Dinsel İnançlar ve Düşünceler Tarihi (Cilt II) kimin eseri? Dinsel İnançlar ve Düşünceler Tarihi (Cilt II) kitabının yazarı kimdir? Dinsel İnançlar ve Düşünceler Tarihi (Cilt II) konusu ve anafikri nedir? Dinsel İnançlar ve Düşünceler Tarihi (Cilt II) kitabı ne anlatıyor? Dinsel İnançlar ve Düşünceler Tarihi (Cilt II) PDF indirme linki var mı?  Dinsel İnançlar ve Düşünceler Tarihi (Cilt II) kitabının yazarı Mircea Eliade kimdir? İşte Dinsel İnançlar ve Düşünceler Tarihi (Cilt II) kitabı özeti, sözleri, yorumları ve incelemesi...

- Kaynak: Mardin Life
- URL: https://www.mardinlife.com/kitap/dinsel-inanclar-ve-dusunceler-tarihi-cilt-ii-mircea-eliade-kitap-ozeti-konusu-ve-incelemesi
- Dil: tr-TR
- Yayın tarihi: 2022-05-06T11:00:05+03:00
- Güncelleme: 2022-05-06T11:00:05+03:00
- Yazar: Mardin Life
- Kategori: Kitap
- Görsel: https://cdn.mardinlife.com/2022/05/06/mircea-eliade-kimdir-mircea-eliade-kitaplari-ve-sozleri-215797.jpg

Kitap Künyesi
 Yazar: Mircea Eliade 
 Çevirmen: Ali Berktay 
 Orijinal Adı: Histoire Des Croyances Et Des Idees Religieuses II 
 Yayın Evi: Kabalcı Yayınevi 
 İSBN: 9789758240845 
 Sayfa Sayısı: 480 
--reklam--
Dinsel İnançlar ve Düşünceler Tarihi (Cilt II) Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti
Mircea Eliade, anıtsal eserlerinin -Dinler Tarihine Giriş, Dinsel İnançlar ve Düşünceler Tarihi- bu cildinde de dinsel düşünceler tarihinin haritasını çıkarmaya devam ediyor. Eski Çin, Brahmancılık, Hinduizm, Budha ve çağdaşları, Roma, Kelt ve Cermen dinleri, Yahudilik, Helenistik dönemin dinsel düşünceleri, mesihçilik ve binyılcı hareketler, dünyanın sonu üzerine spekülasyonlar, İran'daki dinsel sentezler ve Hıristiyanlığın doğuşu, tüm bunlar "harita"nın bu ciltteki parçalarını oluşturuyor. Diğer ciltlerde olduğu gibi bölüm sonlarındaki zengin kaynakçalar, profesyonel araştırmacılara yol gösterici nitelikte.
Bir kez daha anlıyoruz ki, Eliade'yi aynı konuda çalışan diğer araştırmacılardan ayıran en büyük özelliği dinler tarihini anlatırken mitleri, teolojiyi, tarih ve felsefeyi büyük bir ustalıkla sentezlemesi ve böylece insanın düşünce tarihini de anlatmayı başarmasıdır. Onun eserlerinin en çarpıcı noktası, söylemsel ya da simgesel olarak tüm teolojilerde, mitolojilerde ve liturijilerde bulunan temel yapıları ortaya koyması; dinin, kendini oluşturan öğelerden farklı bir sistem, eklemli bir düşünce, bir dünya görüşü olduğunu söylemesidir. Eliade külliyatının, dinler tarihinin görüngüler labirentinde kaybolmuş okuyucunun zihin karışıklığını gidereceği, ona net bir harita sunacağı kesin.
--reklam--
Dinsel İnançlar ve Düşünceler Tarihi (Cilt II) Alıntıları - Sözleri
.. en eski Traklarda fırtına tanrısıyla Yeryüzü Ana arasındaki kutsal evlilik örnek mitinin bulunduğu da varsayılabilir; "Dionysos" bu birleşmenin ürünü olsa gerekti. Yunanlar, Dionysos'un Trak dilindeki isimlerini biliyordu: En yaygınları Sabos ve Sabazios'tu." Trak Dionysos'u tapımı, Euripides'in Bakkhalar'da değindiği ritüelleri hatırlatmaktadır. Törenler geceleri daglarda, meşalelerin ışığında yapılıyordu; vahşi bir müzik (tunç kazanılardan, zillerden ve flutlerden çıkan sesler) inananları sevinç çığlıkları atıp, dönüp duran bir halka biçiminde çılgınca dans etmeye teşvik ediyordu. "Bu düzensiz ve yıpratıcı danslara en çok kadınlar kendilerini bırakıyordu; giysileri tuhaftı; anlaşıldığı kadarıyla tilki postlarından yapılmış, uzun, bol ve kenarları dalgalı giysiler olan bessares giymişlerdi; tilki postlarının üstünde oglak postları, başlarında ise muhtemelen boynuzlar vardı. Ellerinde Sabazios'a adanmış yılanlar, hançerler veya thyrsos'lar tutuyorlardı. Doruk noktasına, "kutsal çılgın liga" ulaştıklarında kurban töreni için seçilmiş hayvanları yakalayıp paramparça ediyor, etlerini çiğ çiğ yiyorlardı. Rituel biçiminde çiğ et yeme (omophagia) tanny la özdeşleşme sürecini tamamlıyordu; rituele katılanların adı artık Sabos veya Saba zios'tu.
Trausiler bir çocuk doğduğunda dövünüyor, ama ölülerini sevinç içinde toprağa veriyordu.Birçok antik yazar Trakların savaştaki sıradışı cesaretini eskatolojik inançlarıyla açıklıyordu. Hatta Martianus Capella (VI, 656) onların "tam bir ölüm açlığı"na sahip olduğunu ileri sürüyordu (appetitus maksimus mortis); çünkü "ölmek onların gözünde güzel bir şeydi." Rumenlerin ve Güneydoğu Avrupa halklarının bazı folklorik yaratımlarında ölüme verilen bu dinsel değer fark edilmektedir.
Nitekim mysteria'lara benzeyen bazı ritüeller içeren ve kendi düzenlemelerine göre değiştirdiği gizli bir tapımı Roma'ya sokan kişi Campania'h bir falcı-rahibeydi. Konsülün derhal halka duyurduğu bir ihbarın ardından, yürütülen soruşturma, tapımın boyutlarını ve orji türü niteliğini ortaya çıkardı. Sayılanı 7.000'i aşan katılımcılar birçok igrenç fiille suçlanıyordu: Hiçbir gizlerini açıklamamak üzere yemin etmekle kalmıyor, oğlancılık yapıyor ve bahtlan açılsın diye cinayetler düzenliyorlardı. Ritaeller büyük bir gizlilik içinde gerçekleştiriliyordu. Titus Livius'a göre," sanki akıllarını yitirmiş ve bedenleri çırpınan adamlar kahince sözler ediyordu; "saçları dağılmış" kadınlar "Bakkha'lar gibi, ellerindeki meşaleleri sallayarak Tiber'e kadar koşuyor, meşaleleri suya daldırıyor ve onları yine alev alev yanar halde geri çıkarıyorlardı, "çünkü (meşale ler) kireçle karıştırılmış sönmemiş kükürt'ten yapılmıştı.
Artık yeryüzünün bir küre olduğu bilindiğine göre, ne Homeros’un yeraltındaki Hades’i ne de dünyanın en batı ucunda olduğu varsayılan Kutlular Adası, mitolojik bir yeryüzü coğrafyası içinde kendine yer bulabilirdi.
Esas olarak Budha'nın hem brahmanlarla śramana'ların (büyücüler) kozmolojik ve felsefi spekülasyonlarına, hem de klasik çağ öncesi Samkhya ve Yoga'nın farklı yöntem ve tekniklerine karşı çıktığı söylenebilir. Tartışmayı reddettiği kozmoloji ve antropogoni konusunda, Budha'ya göre dünyanın bir tanrı, bir yaratıcı güç veya kötü ruh tarafından yaratılmadığı açıktır. Budha'ya göre, dünya var olmaya devam eder, yani insanların iyi veya kötü davranışlarıyla sürekli yaratılır. Nitekim cehalet ve günahlar artinca, yalnızca insan hayatı kısalmaz, evren de bozulmaya yüz tutar. (Bu düşünce bütün Hindistan'da yaygındır, ama dünyanın giderek yozlaşması, dolayısıyla dönemsel olarak yeniden yaratılması gereğine ilişkin arkaik anlayışlardan türemiştir).
Diğer yandan Budhaların (ve aynı dönemini I-V. Yüzyılların Hristiyan sanatında İsa’nın) başının çevresindeki ışıltılı hale Ahemeni dönemine ait bir ilk örnekten, özellikle de Ahura Mazda’nın ışıltılı halesinden türemiştir
Taocu cinsel tekniğin ana hedeflerinden biri alt Zincifre Tarlası'nda erkeğin tohumunu solukla karıştırmak ve orada, göbek deliğinin altında yeni ölümsüz bedenin "gizemli embriyonunu" oluşturmaktır. Yalnızca "soluk"la beslenen bu embriyon, mûrit dış görünüş olarak ölünce onun cesedinden ayrılan ve diğer Ölümsüzlere katılan bir "temiz beden de gelişir. Mürit, "beynini onarmak" için çok miktarda Yin almalıydı; birçok kez eş değiştirilmesinin nedeni buydu. Bu uygularna daha ileriki bir tarihte topluca yapılan "solukları birleştirme" törenine yol açtı; bu tören özellikle Budizm tarafından birçok kez eleştirilmiştir. Ama böyle bir "orji" tamamen rituel niteliğindeydi; aslında öntarihin tarım törenlerine dek dayanıyordu
"Mahkeme tahtı"ndaki "Yüceler Yücesi" imgesi IV. Ezra'da da yeniden ortaya çıkar: Günahkarlar "Cehennem firini"na atılacak, erdemliler ise "Hazlar Cenneti"nde ödüllendirilecektir (7:33-37"¹). Mahkemenin ardından kötülük ebediyen silinecek, yozlaşma yenilecek ve gerçek her yerde egemen olacakur (IV. Ezra 6:26-282). Ateşle verilen eskatolojik hüküm anlayışı büyük olasılıkla Iran kökenlidir.
Yunan tarihçi, Zalmoksis'e özgü ritüeli de naklediyor. Her dört yılda bir tannya "dileklerini iletmek le görevli bir haberci seçip gönderirler. Birkaç adam ellerinde üç küçük mızrak tutar, kura ile seçilen ise havaya atılır; yere düşerken mızrakların sivri uçları bedenine saplanır. Bu kurban töreni bir mesaj iletilmesine olanak veriyor, başka bir ifadeyle Getlerle tanrıları arasındaki doğrudan ilişkileri yeniden, başlangıçta, Zalmoksis de aralarındayken var oldukları şekliyle güncelleştiriyordu. Bir anlamda habercinin kurban edilmesi ve gönderilmesi, tapımın kuruluşunun (ritüel içinde gerçekleştirildiğine göre) simgesel tekrarıydı; Zalmoksis'in üç yıl gizlendikten sonra ortaya çıkışı beraberinde getirdiği bütün sonuçlanıyla, özellikle de ruhun ölümsüzlüğünün ve eriştiği üstün mutluluğun güvence altına alınmasıyla birlikte yeniden güncelleştiriliyordu.
Vaftiz, deniz canavanıyla yapılacak dövüş için engin suların dibine iniştir; bunun ilk örneği, Mesih'in Şeria Nehri'ne inişidir. Yüklenen bir diğer değer, tufanın karşıt tipi olarak vaftizdir. lustinos'a göre, Isa Mesih, yani Yeni Nuh, Sular'dan zaferle çıkmış ve yeni bir ırkın önderi olmuştur. Vaftizdeki çıplaklığın da hem ritüel, hem metafizik bir anlamı vardır: Adem'in cennetten kovulduktan sonra sırtına geçirdiği eski yozlaşma ve günah giysisinin terk edilmesi söz konusudur.
Arkeolojinin, kafatası tapımının yayılmasını ve sürekliliğini doğrulaması da en az bu denli önemlidir. Yorkshire'da bulunan, MO XVIII. yüzyıla ait stilize kafalarla süslenmiş kireçtaşından silindirlerden ortaçağa gelinceye kadar, Kelt kabilelerinin oturduğu bütün bölgelerde kafatasları ve "kesik baş temsilleri bulgulanmıştır. Kovukların içine yerleştirilmiş veya tapınakların duvarları içine sokulmuş kafatasları, taştan yontulmuş kafalar, kaynak sulan içine batırılmış sayısız ahşap tasvir gün işığına çıkarılmıştır. Ama kafataslarının dinsel önemi klasik yazarlar tarafından ortaya konmuştur ve kilisenin yasaklarına aldırmadan, "kesik baş"ın yüceltilmesi ortaçağ efsaneleriyle Ingiliz ve Irlanda folklorunda önemli bir rol oynar. Kesinlikle kökleri tarihöncesine uzanan ve birçok Asya kültüründe XIX. yüzyıla kadar yaşayan bir tapım söz konusudur. "Kesik baş"ın başlangıçtaki büyüsel-dinsel değeri, semen virile'in lersuyu ilk kaynağını ve "aklın" barınağını kafatası içine yerleştiren inançlar tarafından daha sonradan güçlendirilmiştir. Kellerde kafatası, tanrısal kökenli kutsal bir güçün biriktiği yerdi; bu güç, sahibini her türlü tehlikeye karşı koruyor ve ona sağlık, zenginlik, zafer saglıyordu.
Örneğin Romalılar ile Sabinler arasındaki savaş konusunda, Dumézil Iskandinav mitolojisinin ana olaylarından biriyle, özellikle de iki tanrısal halk, Aslar ve Vanlar arasındaki çatışmayla olan şaşırtıcı simetriye dikkat çeker. Birinciler Odin ve Thor'un çevresinde toplanmıştır. Şefleri olan Odin, büyücü-kral-tanrıdır; çekiçli tann Thor, göğün büyük hakimidir. Buna karşılık Vanlar, bereket ve zenginlik tanrılarıdır. Aslanın saldırısına uğrayan Vanlar direnir; ama Snorri Sturluson'un de digi gibi, "kah bir taraf, kâh diğer taraf zaferi kazanmaktadır. Bu pahalı yarı başarıların sürekli el değiştirmesinden bıkan Aslar ve Vanlar barış yapar: Başlıca Van tanrıları Asların yanına yerleşir ve temsil ettikleri bereket ve zenginlikle Odin çevresinde toplanmış tanrılar sınıfını tamamlarlar. Iki tannsal halkın kaynaşması böylece sonuçlanır ve Aslarla Vanlar arasında bir daha çatışma yaşanmaz.
Eski Upanişadlar dışındaki bütün dinsel ve felsefi metinler, Budha'nın tebliginden sonra yazılmıştı. Kimi zaman bu metinlerde tamamen Budizme özgü bazı düşüncelerin etkisi fark edilmektedir. Milattan sonraki ilk yüzyıllarda kaleme alınmış birçok eser, Budizmin eleştirisini de devam ettirir. Ancak zamandizininin önemini abartmamak gerek. Genelde her Hint felsefe incelemesi, yazıldığı tarihten önceye, çoğunlukla da çok daha eski dönemlere uzanan anlayışları içerir. Bir felsefi metinde yeni bir yorumla karşılaşıldığında, bu onun daha önceden tasarlanmadığı anlamına gelmez. Kimi zaman bazı metinlerin yazılış tarihi (yine de yaklaşık bir biçimde) saptanabilir -ki bu ancak milattan sonraki ilk yüzyıllarda başlayan bir olasılıktır ama felsefi düşüncelerin zamandizinini oluşturmak olanaksızdır. Kısacası Brahmancı gelenekle uyumlu dinsel ve felsefi yazıların Budha'dan birkaç yüzyıl sonra yazılmaları, onların Budist dönemde oluşturulmuş anlayışları yansıttığı anlamına gelmez.
Korunabilmiş parçalardan bir hükme varılacak olursa Cermenlerin dini, Avrupa'nın en karmaşık ve en özgün dinlerinden biriydi. En dikkat çekici yönü, Akdeniz, Doğu veya Kuzey Asya kökenli çok sayıda yabancı dinsel düşünce ve tekniği özümseyerek Hint-Avrupa mirasını yenileme ve zenginleştirme yetisidir. Hindu sentezinde ve Roma dininin oluşumunda da benzer bir süreç fark edilmektedir. Ama Cermenlerdeki dinsel yaratıcılıgı, Hıristiyanlığa geçişleri de dumura uğratamamıştır. En güzel manzum destanlardan biri olan, VIII. yüzyılda Ingiltere'de söylenmiş Beowulf, Hıristiyan düşüncelerin etkisi sayesinde, kahramanlık mitolojisini kıtadaki benzer yaratımlardan daha tam ve daha derin bir biçimde sunmaktadır." En etkileyici ragnarok betimlemelerinden biri, Gosforth'ta (Cumberland) taş bir haç üzerine yontulmuştur; antin diger yüzünde Isa'nın Çarmıha Gerilişi tasvir edilmiştir." Aslında Cermenlerin bazı dinsel yaratımları erken ortaçağda Hıristiyanlıkla sembiyoz veya Hıristiyanliga muhalefet içinde gelişmiştir. Ortaçag krallığının dinsel saygınlığı sonuçta Cermenlerin eski anlayışından, kralın tanrısal atanın temsilcisi olduğu inancından türemiştir: Hükümdarın "gücü," evrensel düzenin hem temeli hem icesi olan dünyaüstü kutsal bir güce baglıdır. Kahramanlık mitolojisinin uzantısı ise, zenginleşmiş ve yeniden değer yüklenmiş bir halde, Şövalyelik kurumunda ve Saint-Georges, Sör Galahad veya Parsifal efsanelerinde karşımıza çıkar.
Diger yandan daha Vedalar çağında bulgulanan süreç, özellikle de bazı büyük tanrıların değer yitirip yerlerini diger figürlerin alması, ortaçağa kadar sürdü. Indra, destandaki popülerliğini hala korusa da, artık tanrıların şampiyonu ve gururlu önderi değildi: Dharma ondan daha güçlüydü ve daha geç tarihli metinler Indra'yı bir korkak gibi gösteriyordu. Buna karşılık Vişnu ve Şiva sıradışı bir konuma gelmiş ve dişi tanrıçalar olağanüstü kariyerlerine başlamıştı.
--reklam--
Dinsel İnançlar ve Düşünceler Tarihi (Cilt II) İncelemesi - Şahsi Yorumlar
Kitap, Eski Çin Tarihi ve dinsel etkiler yaratan Lao- Tzu, Taoculuk ve Konfüçyüs’ün öğretileri ile başlar. Brahmacılık, Hinduizm, Buda ve yoganın gelişimi ile devam etmektedir. Kitabın bu kısmına kadar Çin ve Hint Felsefesine dair güzel öğretiler yer alır.

Kitap daha sonra Roma Dini Başlangıcı ile devam ediyor.
Helenistik Dönem ile dinlerin birbiriyle etkileşimini gayet açık bir şekilde ifade eder, burayı dikkatle okumalısınız. Yahudilik, İran’nın sentez din gelişimi ve Hıristiyanlığın doğuşu ile sona ermektedir.

Kitabın ilk cilti mitolojik tanımlarla ilerlerken, ikinci cilti olan bu kitap daha tarihsel gelişimi ile ön plana çıkıyor. Keyifle okuyabilirsiniz. (Mel) 
--reklam--
Dinsel İnançlar ve Düşünceler Tarihi (Cilt II) PDF indirme linki var mı?
--reklam--
Mircea Eliade - Dinsel İnançlar ve Düşünceler Tarihi (Cilt II) kitabı için internette en çok yapılan aramalardan birisi de Dinsel İnançlar ve Düşünceler Tarihi (Cilt II) PDF linkidir. İnternette ücretli olarak satılan çoğu kitabın PDFleri bulunmaktadır. Ancak bu PDF'leri yasal olmayan yollarla indirmek ve kullanmak hem yasalara hem de ahlaka aykırıdır. Yayın evlerinin sitesinden PDF satılıyorsa indirebilirsiniz.
Kitabın Yazarı Mircea Eliade Kimdir?
Mircea Eliade, 13 Mart 1907'de Bükreş - Romanya'da doğdu. Çocukluğunda ve gençliğinde biyoloji, özellikle de botanik ve entomoloji ile ilgilenmiştir. Fakat yıllar geçtikçe ilgisi daha çok sosyal bilimlere kaymış, özellikle filoloji ve felsefe ile ilgilenmiştir. Bu yüzden felsefe eğitimi alır. 1928 yılında Bükreş Üniversitesi'nde felsefe dalında yüksek lisans yapar. Master tezinin konusu İtalyan Rönesans dönemi filozoflarıdır. Aynı yıl Sanskritçe ve Hint felsefesi okumak için Kalküta'ya gider. Eliade burada ders aldığı Surendranath Dasgupta'dan etkilenmiştir. Ayrıca altı ay Himalayalar'daki Rişikeş aşram'ında yaşadı. Eğitimini bitirip, dört yıl sonra, 1932'de Bükreş'e geri döndü. 1933 yılında daha sonra Fransızca "Yoga: Essai sur les origines de la mystique Indienne" adıyla yayımlanacak olan doktora tezini verdi. Adından da anlaşılacağı gibi doktora tezi Yoga'nın farklı açılardan analizi niteliğindeydi. 1933'den 1939'a kadar Bükreş Üniversitesi'nde felsefe ve din tarihi konuları başta olmak üzere birçok farklı konuda ders verdi.

Savaş yıllarında İngiltere'de bulundu ve savaş sonunda Romanya Sovyet kontrolüne geçince Romanya'ya dönüşü imkânsızlaştı. Gençliğinde birçok aşırı sağcı eğitim görevlisiyle yakın ilişkileri olmuştu. 1945'de Paris'e geçti, konuk profesör olarak École des Hautes Études`de çalıştı. 1951'de en ünlü eserlerinden biri olan "Şamanizm" yayımlandı. 1956 yılında ise aldığı tekliflerden ötürü Paris'ten Amerika'ya geçti ve Chicago Üniversitesi'nde ders verdi. Daha sonra 1958 yılında Chicago Üniversitesi'nde Dinler Tarihi kürsüsünün başına geçti. 1961'de History of Religions dergisini kurdu. 22 Nisan 1986'daki ölümüne kadar Chicago Üniversitesi'nde çalışmaya devam etti ve birçok önemli eser kaleme aldı.
Bugün eserleri birçok farklı dile tercüme edilen Mircea Eliade, dinler tarihi konusunda gelmiş geçmiş en önemli akademisyenlerden biri olmuştur.
--reklam--
Mircea Eliade Kitapları - Eserleri
Dinler Tarihine Giriş
Dinsel İnançlar ve Düşünceler Tarihi (Cilt I)
Mitlerin Özellikleri
Şamanizm
Ebedi Dönüş Mitosu
Kutsal ve Kutsal-Dışı
Dinsel İnançlar ve Düşünceler Tarihi (Cilt II)
İmgeler ve Simgeler
Okültizm, Büyücülük ve Kültürel Modalar
Dinsel İnançlar ve Düşünceler Tarihi (Cilt III)
Matmazel Christina
Babil Simyası ve Kozmolojisi
Mitler, Rüyalar ve Gizemler
Demirciler Ve Simyacılar
Arayış
Yoga
Dinin Anlamı ve Sosyal Fonksiyonu
Asya Simyası
Mistik Hint Erotizmi
Dinler Tarihi Sözlüğü
Dinler Tarihi
Zalmoksis'ten Cengiz Han'a
Bengal Geceleri
Doğuş ve Yeniden Doğuş
Yaşlı Adam ve Bürokratlar
Mefisto ile Erdişi
Avustralya Dinleri
Mistik Öyküler
--reklam--
Mircea Eliade Alıntıları - Sözleri
şu inanış vardır: İnsan ilk yaratıldığında Tanrı ona ruh bahşetmiştir, bedenini veren ise yeryüzüdür. Ölüm anında bu iki unsur da doğal olarak kendi kaynaklarına döner: beden yeryüzüne ve ruh da semavi yaratıcısına. (Okültizm, Büyücülük ve Kültürel Modalar)
İnsan mitleri "yaşarken", kutsal olmayan, kronolojik özellikteki zamanın dışına çıkar, nitelik açısından farklı bir zamana, hem en eski hem de sonsuza dek yakalanabilecek olan "kutsal" bir zamana açılır. (Mitlerin Özellikleri)
İnsan ancak ölümü doğru anlayarak kendisini ele geçirir ve dolayısıyla kendisini Varlığa açar. Gerçekten de insan ölümün kaçınılmazlığını idrak edip ölüme doğru özgürlüğün farkına vardığında, varoluş sahici hale gelir; yani tamamen insanca olur. (Okültizm, Büyücülük ve Kültürel Modalar)
Dinsel insan:
Her yerde bir "şifre" keşfeder. En alışılmış davranış bile tinsel bir mana taşıyabilir. Yol ve yürüyüş dinsel değerlere dönüştürülebilir, çünkü her yol "hayat yolu"nu, her yürüyüş de bir "haccı", yani Dünyanın merkezine yapılan bir yolculuğu simgeleyebilir. (Kutsal ve Kutsal-Dışı)
... tuhaf ve olağanüstü olan, genelde kaygı ve uzaklaştırma duygularını getirmektedir. Bazı tabu örnekleri ve tabu olan davranışlar, canlılar ya da nesneler bize tuhaf, uğursuz, gizemli vs kratofanilerin normal deneyimler sisteminden ayrıldığı mekanizmayı açıklar. (…)Böylelikle çirkinlik ne biçimsizlik, bu nitelikleri taşıyanları ötekilerden ayırıp kutsal kılar. (Dinler Tarihine Giriş)
Örneğin inşaat ayinlerini ele alalım; bu yolla kurbanın ''yaşamı'' ya da ''ruhu'' binaya aktarılmış olur, bina da aynı nedenle sunulan kurbanın yeni bedenidir. (Demirciler Ve Simyacılar)
Antik kozmolojilerin (Mezopotamya, Hindistan, Çin) "dünya"sı çok büyük, kapalı bir yuvarlak olarak tahayyül ediliyordu. Tapmak bu dünyanın imge'siydi, somut modeli hava kabarcığı ya da su damlası, "kozmik yumurta"ydı. (Mistik Hint Erotizmi)
Türk-Moğolların yıldırım gibi istilaları -
IV. yüzyılda Hunlardan Timur'a kadar (1360-1404)- Avrasya'nın ilkel avcılarının
mitsel modelinden esinleniyordu: bozkırda avını kovalayan yırtıcı etobur. Hareket-
lerinin apansızlığı ve hızı, toplulukları kitlesel olarak katletmeleri, yerleşik kültü-
rün dışsal işaretlerini (kentler ve köyler) yok etmeleri; Hun, Avar, Türk, Moğol at-
lılarını bozkırda geyikleri avlayan veya göçebe çobanların sürülerine saldıran kurt
sürülerine benzetir. Askeri önderlerin, bu davranış tarzının stratejik önemini ve si-
yasal sonuçlarını çok iyi bildiğine kuşku yoktur. Ama örnek avcının -yırtıcı eto-
bur- mistik saygınlığı da hatırı sayılır bir rol oynuyordu. Birçok Altay boyu, atala-
rının doğaüstü bir kurt olduğunu iddia ediyordu (Dinsel İnançlar ve Düşünceler Tarihi (Cilt III))
"John Cotton şöyle yazıyordu: Ne kadar kültürlü ve zekiysen, Şeytanın emrine girmeye o kadar yakınsındır." şey mi dostum :)) (Arayış)
"Schmidt ilkel insanın Tanrı fikrini mantıksal bir neden arayışı kapsamında keşfettiği sonucuna ulaşıyordu. Dinin çok karmaşık bir fenomen olduğu gerçeğini göz ardı ediyordu-" (Arayış)
Tarihi kişiler arketipleri olan tanrıları ve
mitsel kahramanları taklit etmeye çalışıyorlardı. (Mitler, Rüyalar ve Gizemler)
...dinsel deneyim yaşayanlar açısından tüm Doğa kozmik bir kutsallık olarak belirmeye müsaittir. (Kutsal ve Kutsal-Dışı)
Upanişadlar'daki bilge, Neti! neti! diye haykırır: "Hayır! Hayır! Sen bu değilsin, sen şu da değilsin!" (Yoga)
Ancak Mezopotamyalılarda gelenek bir bütündür: Marduk’un yalnızca toprağı değil aynı zamadan kendi kanını da kullanması gerekmiştir:
Kanımı pıhtılaştıracağım, kemik yapacağım ondan.
İnsanı ayağa kaldıracağım, gerçekten bir insan olacak...
İnsanı yapacağım, yeryüzünde yaşayacak... (Babil Simyası ve Kozmolojisi)
"İnsan, kendi ördüğü anlam ağlarında asılı kalmış bir hayvandır." (Kutsal ve Kutsal-Dışı)
Freud "Tanrı'nın, insanların fiziksel Babasının yüceltilmesinden başka bir şey olmadığını savunur; bu nedenle, toteme kurban verilirken, öldürülen ve kurban edilen bizatihi Tanrı' nın kendisidir.Baba-Tanrı'nın katledilmesi insanlığın ilk günahıdır.Bu öldürme suçunun kefareti İsa' nın kanlı ölümüyle ödenir." (Arayış)
Hitit büyüsü, makrokozmos (Evren)-mikrokozmos (insan bedeni) benzeşimince belirlenmiştir. İnsanın başı Göğe tekabül eder, elleri toprağa, gözleri suya benzemektedir. (Babil Simyası ve Kozmolojisi)
Tuhaf, tek, yeni, eşsiz ya da korkunç olan her şey büyüsel-dinsel güçlerin toplanması için mükemmel bir zemindir ve koşullara göre kutsalın neden olduğu iki yönlü duygu nedeniyle ya tapınılan ya da kaçınılan bir nesneye dönüşür.
A.C. Kruyt şöyle yazmaktadır: “Bir köpek avda her zaman şanslıysa, bu bir measadır( kötüye işaret, uğursuzluk). Avda çok başarılı olmak Toradjaları endişelendirir. Hayvanın avını yakalamasını sağlayan büyüsel güç, efendisine ölümcül sonuçlar getirecektir. (Dinler Tarihine Giriş)
Dünyada yaşamak için, onu kurmak gerekir ve hiçbir dünya, kutsal-dışı uzamın göreliliğinin ve türdeşliğinin "kaos"u içinde doğamaz. (Kutsal ve Kutsal-Dışı)
Modern insanın bilincinin en soylu kısmı, çoğu zaman sanıldığından daha az manevidir. Hızlı bir çözümleme, bilincin bu soylu ve yüksek küresinde, bazı kitabi kalıntıların, çok miktarda ve çeşitli düzlemlerde önyargının; hayatın anlamı, en yüce gerçek vb. konularında tamamen basmakalıp birkaç düşüncenin canlılığını açığa çıkartacaktır. Uyanıkken görülen düşlerde, melankolilerde, imgelerin bilincin oyun saatleri esnasındaki serbest oyunlarında, her türden vakit geçirme ve eğlencede. Bu mitsel hazine burada laikleşmiş ve modernleşmiş bir şekilde devam etmektedir. Freud'un cinsel gerçeklere ilişkin oldukça ham imalarla gösterdiği üzere, bu tür imgelerin biçim değiştirdikleri olmuştur. İmgeler ayakta kalabilmek için, çok tanıdık hale gelmişlerdir. Ancak kullanımları hiç de azalmış değildir. Çünkü bu gerilemiş imgeler, modern insanın manevi yenilenmesinin mümkün olabilecek başlangıç noktasını gösterirler. (İmgeler ve Simgeler)

---
Kaynak: [Mardin Life](https://www.mardinlife.com/kitap/dinsel-inanclar-ve-dusunceler-tarihi-cilt-ii-mircea-eliade-kitap-ozeti-konusu-ve-incelemesi)